“Sevilmeyeceksem niye vardım? Sevmek engel olunabilir, ertelenebilir, yok sayılabilir bir duygu muydu? Bana benzemeyeni sevemez miydim? Başka bir dinin çocuklarını sevmek günah mıydı? Sevmek verdiği acı dışında neden sakıncalıydı? Neden sevilmek istiyordum? Hepimiz aynı değerleri ve aynı insanları mı sevmeliydik? Hepimiz birbirimizi aynı ağırlıkta mı sevmeliydik? Bu beni yüzde otuzluk seviyor, benden de o kadar çıkar dersek mi yoluna girecekti her şey?”
İmkânsızlık ne garip bir kelime. ‘Sevmeye imkânım yoktu,’ demeyiz hiç oysa. ‘İmkânlar el vermedi, okuyamadım, gidemedim,’ filan dediğinde biri, kulağa yakın geliyor ama ‘İmkânlar el vermedi, sevemedik birbirimizi,’ cümlesi ne akla yatıyor ne kalbe…
Sevmenin imkânlarını kim belirliyordu sahi? Ülkelerin sınırlarını belirleyenler mi? (…) Akıl ve mantık mı? Gelenek ve görenekler mi? Verdiğimiz sözler, ettiğimiz yeminler, attığımız imzalar mı? Yoksa sadece sevdiklerimizin ta kendisi mi?”
İclal Aydın , okuyucunun kalbine ulaşmayı çok iyi sağlıyor , kitabı okurken , kendimi çocukluğumda , kendi doğup büyüdüğüm mahallemde , oyun arkadaşlarımda buldum ve sonra şuan bunların esamesinin dahi okunmadığı 2025 lerde...80 liler 90 lılar bilir biz güzel masum ve iyi çocuklardık ...