Güzellik için geçerli olan, ifade için de geçerlidir. Nitekim bir tabloyu
bize sevdirten veya bizi ondan uzaklaştıran şey, çoğu vakit, bir figürün ifadesidir. Bazılarının, kolayca anlaşılabilen, bu yüzden de onlarda derin heyecan uyandırabilen bir ifade hoşuna gider. XVII. yüzyılın bir İtalyan ressamı olan Guido Reni, "Çarmıhtaki îsa"nın başını yaptığında,
kuşkusuz seyircinin, İsa'nın yüzünde, Çarmıha Geriliş'in tüm acısını ve
zaferini algılamasını istiyordu. Sonraki yüzyıllarda, birçok kimse, Kurtarıcı'nın bu imgesinde güç ve avuntu bulmuştur. Bu imgede ifade edilen
duygu öylesine güçlü ve açıktır ki, yapıtın kopyalarına yol kenarlarındaki
küçük kiliselerde ve "Sanat" hakkında hiçbir şey bilmeyen ücra köy evlerinde bile rastlanabilir. Duyguların böylesine yoğun bir biçimde anlatımının bizi etkilemesine bakarak, içsel anlamına daha az kolaylıkla girilebilen
yapıtları ihmal etmemeliyiz. İsa'nın çarmıhtaki resmini yapan
Ortaçağlı İtalyan ressamı da "İsa'nın çektikleri" konusunu kuşkusuz aynen Reni'nin içtenliğiyle duyuyordu. Ne var ki, onun duygularını anlayabilmek için, önce onun çizim yöntemlerini kavramak zorundayız.