Berger, okumak için ailesinden ve yurdundan ayrıldığında kendini derin bir yalnızlığın içinde buldu. Bu yalnızlığı paylaşmak için kapısını çaldığı kişi, son sınıf öğrencisi Schramek oldu. Aralarında bir dostluk gelişse de Berger, Schramek’in onu hâlâ bir çocuk gibi gördüğünü hissediyordu. Kendini kanıtlama çabaları, öfkesi ve aidiyet arayışı onu giderek daha karmaşık duyguların içine sürükledi.
Schramek’in kız arkadaşı Karla ile tanışması ise Berger’in dünyasını daha da karıştırdı. Arzu, utanç ve yalnızlık arasında sıkışan genç adam, insanlardan uzaklaştıkça kendi içine kapanmaya başladı. Tam her şeyden vazgeçip eve dönmeyi düşünürken, ev sahibinin hasta kızıyla ilgilenmek için gönüllü oldu. İlk kez kendini gerçekten gerekli hissediyordu.
Fakat yaşam ona acımasız bir bedel ödetti. Küçük kıza bakarken hastalığa yakalanan Berger, hayata yeniden tutunmaya başlamışken onu elinden kayıp giderken izlemek zorunda kaldı.