• Bir resim bin kelimeye bedeldir.
  • Masumiyet nedir
    Masumiyet düşüncenin olmadığı bir farkındalık halidir. Masum insan savaşı bırakmış olan kişidir; daha yüksekte olmakla artık ilgilenmeyen kişidir, performansla, özel bir şey olduğunu kanıtlamakla ilgilenmeyen kişidir; bir gül gibi olan ya da bir nilüfer üzerindeki damlacık gibi olan; okyanusla bir olup eriyen kaybolan bir dalga gibi; 'ben' fikrine sahip olmayan kişidir. Gerçekten masum bir kimse hayatla birlikte yol alır, o basitçe hayatla birlikte akar. Onun belirginbir hedefi yoktur. Bir hedefin varsa masum olamazsın. Kurnaz, maniple edici, çıkarcı olmak zorundasın; plan yapmak zorundasın ve belli haritaları izlemek zorundasın. Hayat sürekli bir sürprizdir; önceden ona hazırlıklı olamazsın. Hayatın provaya ihtiyacı yoktur. Spontane olmak zorundasın: Masumiyet budur. Ve masumiyet bir zihinsizlik, bir egosuzluk olmak demektir: Tüm hedefler, kazanımlar, hırslarlailgili fikirleri bırakmak ve sadece anın içinde gerçekleştikçe yaşamaktır. An be an yaşamaya başlayacaksın. Çünkü geçmişi toplayan zihindir, ona güvenemezsin. Gözlerin net olacaktır, geçmişin tozuyla kaplanmamıştır. Ölü geçmişten özgürleşeceksin.Ve ölü geçmişten özgür olan kimse yaşamak için özgürdür; kendine özgü bir şekilde, dürüstçe,tutkuyla, yoğun bir şekilde yaşamaya. Kişi yaşamla ve onun kutlamasıyla yanıp tutuşur. Ancak zihin sürekli olarak çarpıtır, sürekli olarak araya girer, sürekli olarak sana "Şunu yap, şunu yap der." O bir okul müdürü gibidir. Ve geçmiş artık sana hükmetmediği zaman gelecekbasitçe kaybolur çünkü gelecek geçmişin bir yansımasından başka bir şey değildir. Şimdi ve burada yaşamak masumiyettir. Sürekli olarak neyi yapması, neyi yapmaması gerektiğini düşünmek zorunda olan bir insan, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında sürekli olarak endişe duyan bir insan masum bir şekilde yaşayamaz. Masum insanın hiçbir prensibi, ideolojisi yoktur; masum insan mutlak bir şekilde prensipsizdir. Masum insanın hiçbir karakteri yoktur, o mutlak bir şekilde karaktersizdir. Karaktersiz olmak, prensipsiz olmak ve anda yaşamak... tıpkı aynanın önündeki ne olursa olsun yansıtması gibi bilincin yansıtır ve sen yansımayla birlikte hareket edersin. Olgun bir kişinin nitelikleri nelerdir?: Daha çok bir çocuk gibidir; basit ve masumdur. Bu yüzden olgun bir kişinin nitelikleri çok gariptir dedim.

    Osho
  • Yusuf Kaplan

    Hayatta en hakîkî mürşit, "ezberlerdir"; ruhumuzu yok eden ç/ağdaş hurafeler!

    Hakikati hem eğip bükmeden hem de insanları ürkütmeden söylemek o kadar zor ki!
    Nerede?
    Nerede olduğunu bile bilemeyen, hangi derelerde debelendiğini idrak edemeyen; çöle, yangın yerine dönen ama hiç bir şey olmamış, olmuyormuş gibi umursamadan yaşanılan yerlerde, fiilen yok hükmünde olan, kimliğini, yörüngesini ve ruhunu yitiren yok-ülkelerde, elbette!
    Ne kadar uzun, kıvrımlı, inişli çıkışlı, Deleuze’cü bir cümle oldu bu böyle!
    Daha doğrusu, ne kadar tedirgin edici, rahatsız edici, insanın kafasını iki elinin arasına alarak kara kara düşünmeye sürükleyici bir “tüm’ce” (!)...
    İyi de, vaziyet böyle.
    MEDENİYET BUHRANI NEDİR,BİLİR MİSİN, SEN?
    Bakın, bu toplum medeniyet buhranı yaşıyor iki asırdır...
    Medeniyet buhranı nedir, bilir misin, sen?
    Kişinin tepesindeki gökkubbenin kafasına çökmesidir... Kendine olan güvenini yitirmesi... Aşağılık kompleksine sürüklenmesi... Kendini inkâr’a yeltenmesi... Celladına âşık tasmalı bir çekirgeye dönüşmesi...
    Dayanamadı bu çileye bu ülkenin yürek çocuğu ve çöllere vurdu... Susuzluğunu giderecek bir vaha arayışına koyuldu...
    Yüzyıllarca kendisini yok eden Haçlıların çocukları, tarihin akışını değiştirecek bir konuma ulaşmışlardı: Çağı onlar şekillendiriyordu. Dünyaya onlar çeki düzen veriyordu... Bilimi, düşünceyi, sanatı ve dolayısıyla hayatı yalnızca onlar üretiyor, yalnızca onların tarlaları ürün veriyor, yalnızca onların ağaçları meyveye duruyordu...
    Yalnızca onlar insan katlediyordu kitleler hâlinde kimsenin gözünün yaşına bakmadan hem de, aynı zamanda.
    Burası, ayaklarımızı toprak demeden bastığımız bu yer, bu topraklar çoraklaşmıştı...
    Çoraklaşmıştı; çünkü coğrafya işgal altındaydı. Fizikī coğrafya değil yalnızca. Kültürel ve zihnî coğrafya işgal altındaydı asıl...
    Coğrafyanın çocukları yabancılaşmış ve ruhsuzlaşmıştı!
    Zihin, bana ait değildi.
    Perspektif bana ait değildi.
    Kavramlar bana, benim dünyama ait değildi.
    Bir yanlışlık vardı.
    Bir yerlerde büyük bir yanlışlık yapıldığı o kadar aşikârdı ki...
    ŞEZLONGUNUZA DÜŞERDİ, ÖLÜM...
    KİMSENİN UMURUNDA DEĞİLDİ, GÜLÜM!
    Bu ülkenin çocukları kendine olan güvenlerini yitirince, hem rotalarını, hem de yörüngelerini de yitirdiklerini hissediyor gibiydiler; ama sadece hissediyor gibiydiler...
    Çünkü hiçbir şeyin tadı yoktu, ruhu yoktu; hiçbir şey heyecan ve coşku vermiyordu.
    Kuru ve yavandı hayat: Hayat yoktu aslında yaşanacak... Yaşanmaya değer olacak... Hayata anlam katacak bir dünyası, ufku, umudu, koordinatları, anlam haritaları yoktu, yok olmuştu burasının: Bizim hapishanemizdi burası. Tımarhanemizdi artık!
    Şizofrendik hepimiz: Çift kişilikli kişiliksiz, kimliksiz, acıklı kişiler!
    Arabesk’le eurobesk arasında debelenip duran, sonra da bir haltmış gibi birbirine hönküren korunaksız kalelerinden...
    O yüzden birbirimizle boğuşup duruyorduk; duruyoruz da hâlâ!
    Ülkede cinayetler almış başını gidiyor: İnsanlar, birbirini, en sevdiklerini üstelik de, testereyle doğruyor, parçalara bölüyor, bir poşete koyup çöpe atıyor/du artık!
    Şiddetin şiddeti bundan yüksek, bundan daha ürpertici olabilir miydi?
    Şezlongunuza düşerdi ölüm...
    Kimsenin umurunda değildi, gülüm!
    İnsanın bedeninin parçalanıp sonra da torbaya doldurulup çöpe atılması, bu toplumun hapishaneye, tımarhaneye dönüştüğünün göstergesi değil de neydi ki?
    İnsanı aziz kılan, eşref-i mahlûkât bilen, İslâm medeniyetinin insan yeşerten muazzez gökkubbesi çökmüş, yerine, hiç bir şey ikame edilememişti.
    Bunu, yeni düzeni kuran adamların yetiştiricisi, Kadro hareketinin beyni, Şevket Süreyya Aydemir, aynen böyle söylemişti: “Her şeyi yıktık ama yerine hiçbir şey yapamadık.”
    Daha ne desindi ki!
    Büyük bir vakum oluşmuştu: Her şeyi yıkıcı bir anlamsızlık, hayatı çöle çevirici bir boşluk, ürpertici bir anlam karmaşası.
    Deizmin en münbit tarlasıydı burası.
    Bir adım sonrası ateizm olacaktı.
    Kaçınılmazdı bu.
    HAYATTA EN HAKÎKÎ MÜRŞİT, “EZBERLERDİR” PAŞAM!
    Hayatta en hakikî mürşit, “ezberlerdir”, paşam!
    Zihnimizi iğdiş eden, beynimizi felçleştiren, ruhumuzu çalan, bizi celladımıza âşık yapan, bu topraklara yabancılaştıran, mankurtlaştıran ayartıcı ezberler; bizi sadece ağlarına hapseden, ağlarına bağlayarak zihnen boğan, kendimize düşman yapan, bizi bizden uzaklaştıran ve ruhsuzlaştıran pozitivist ç/ağdaş hurafeler!
    Türkiye’nin en temel sorunu, eğitim sorunu.
    Eğitim sorununu çözmenin başlangıç yolu: Sömürgeci, mankurtlaştırıcı, çocuklarımızı hem ailelerine hem ülkelerine yabancılaştırıcı, şizofren, çift kişilikli, şiddete teşne, çağdaş hurafelerle beslenen tuhaf yaratıklara dönüştüren bu şiddet yüklü eğitim sistemini yıkmak!
    Çocuklarımızın ruhlarını çalıyorlar bayım, ruhlarını!
    Çocuklarımızın ufuklarını karartıyorlar, umutlarını söndürüyorlar ve cellatlarına âşık ediyorlar, yaşarken öldürüyorlar çocuklarımızı!
    Burası neresi?
    Sömürge ülkesi mi?
    -İyi de, biz sömürülmedik ki!
    Sen öyle zannet! Bedenimizi kurtardık ama ruhumuzu yok ettiler bizim, ruhumuzu!
  • Yaratici dusunme, bir seyleri her zaman yapildigi sekliyle yapmanin onemli olmadiginin farkedilmesidir.
    RUDOLF FLESCH
  • Esneklik , yaratıcılığın en temel öğesidir.
  • Bos dallar cizin
    Beynimizin bos alanları doldurma eğiliminde olduğunu unutmayın. Bos dallar cizdiginizde beyninizi yaratıcılığa sevk etmis olursunuz.
  • Bir resim bin kelimeye bedel.