• "Böyle küçük meseleler için kıymettar vaktimi sarf etmektense, o çok kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymettar şeylere sarf edeceğim" deyip çekilerek ittifakı zayıflaştırmayınız.
    Çünkü bu mânevî cihadda küçük mesele zannettiğiniz, çok büyük olabilir.
    Bir neferin, bir saatte, mühim ve hususî şerâit dahilindeki nöbeti bir sene ibadet hükmüne bazan geçmesi gibi, bu ehl-i hakkın mağlûbiyeti zamanında, mânevî mücahede mesâilinde, küçük bir meseleye sarf olunan senin kıymettar bir günün, o neferin o saati gibi bin derece kıymet alabilir, bir günün bin gün olabilir.
    Madem liveçhillâhtır, o işin küçüğüne, büyüğüne, kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz.
    İhlâs ve rıza-yı İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rıza-yı İlâhîdir ve mayası ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.
  • Tembellik etme OKU OKU OKU kardeşim.

    Abdulkâdir Geylâni Hazretleri bir gün halvetinde (özel zikir ve ibâdet yeri) iken havada etrafa yayılmış bir nûr görür, bu nûrdan, nûrani bir sûret yâni şekil aşağı doğru inerek "Ey kulum Abdulkâdir! Ben artık harâmları sana helâl kıldım, farzları da senden kaldırdım." der.

    Böyle bir olayla karşılaşan Abdulkâdir Geylani Hazretleri o nûrani sûrete hitaben "defol ey mel'un şeytan" diyerek karşılık verir.

    Bunun üzerine o nûrani suret darmadağın olarak kapkara bir hâle döner ve Geylâni Hazretlerine seslenerek " Ey Abdulkâdir! Tevhid ilminle, Allâh hakkındaki bilginle beni mağlup ettin, hâlbuki ben tarikat ehlinden (tevhid ilmini gerçek anlamda bilmeyen) yetmiş kişiyi bu yol ile ayartmış, hak yoldan azdırıp çıkarmıştım." der.

    Abdulkâdir Geylâni'den nakledilen bu kıssanın son kısmı şöyle anlatılır. Kendisine o sûretin şeytan olduğunu nasıl bildin diye sorulur. Abdulkâdir Geylâni cevâbında, onun şeytan olduğunu şu üç yoldan bildim der ve anlatır:

    Cisim olarak göründüğünden dolayı bildim, oysa yüce Allâh herhangi bir cisim değildir,
    cisim olarakta görünmez.

    Sesli olarak konuştuğundan dolayı bildim, hâlbuki yüce Allâh sesli olarak tekellüm etmez. (konuşmaz) O'nun konuşması ses ve harfle, dil ve dudakla değildir.

    Farzları senden kaldırdım" dediğinden dolayı bildim, çünkü yüce Allâh herhangi bir farzı bir kulundan kaldırsaydı, habibinden, en sevgili kulu olan Peygamberinden kaldırırdı.1✒☝️🌹
  • 604 syf.
    ·14 günde·10/10
    Kur'an kitapların kitabı, Yüce Allah’ın kelamı, dipsiz bir kuyu, içtikçe doyamadığınız bir pınar, dilimizin ve kalbimizin ta derinliklerinden gelen en yüce övgülere layık bir kaynak. Ne kadar anlatsak, ne kadar övsek de kelimelerin kifayetsiz kalacağını bile bile haddim olmayarak Kur'an hakkında bir iki kelam edebilme cesaretini bulabildim kendimde. Sürç-ü lisan edersem affola…

    Kur’an; Kur’an-ı Kerim, Mushaf, Furkan, Zikir, Hüdâ, Nûr, Hakim, Kadim isimlerine sahiptir. 114 sûre, 30 cüz ve 6666 ayetten oluşur ve kutsal kitapların sonuncusudur. Müslümanların kutsal kitabıdır.

    Bazı ayetler Mekke’de inmesi sebebiyle “Mekkî ayetler”, bazıları Medine’de inmiştir ki “Medenî ayetler” diye nitelendirilmiş ve yirmi iki yılda tamamlanmıştır. Mekke’de inen âyet ve sûreler daha çok İslâm ve ahlâkı ile ilgili konuları kapsar. Allah’ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve âhiret gününe iman gibi. Hz. Âdem (a.s)’den beri gelen tevhid inancı işlenir. Medine’de inen ayetlerin muhtevası ise daha çok hukuk kurallarıdır. Aile ve devletin tanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri, akitler, sulh ve savaş halleri vs.

    Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir. “Karae” fiilinden gelip, Allâh’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kur'an kelimesi 68 ayette geçer.


    Kuran okumanın uhrevi faydalarının yanı sıra dünyevi faydaları da vardır. Kur'an iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırır, insanlara öğüt verir, yol gösterir, sözlerin en güzelidir. Kur'an hak ile batılı öğretir, hidayet rehberidir, rahmettir, ruhlara şifadır. Kur'an okuyan ibadet etmiş olur, Allah’a yaklaşır, anlamasa bile sevap ve Allah’ın rızasını kazanır. İnsanın hayatını Allah’ın emir ve buyruklarına göre yaşamasına vesile olur. Şuura uyanıklık, vicdana canlılık verir. Derin ve manevi hazlar verir. İnsanın iç huzurunu arttırır. Yani kısaca Cengiz Numanoğlu’nun söylediği efsane sözü gibi "Sen özünden kaçarsan, ölüm gözünden kaçar; Sen Kur’ân’ı açarsan, Kur’ân da seni açar…"

    Kur'an’ı Arapçasından okumanın sevaplı olduğunu belirtmiştim ancak bu yeterli değildir. Cenab-ı Hakk bize anlayalım ve hayatımıza tatbik edelim diye göndermiştir. Anlamak için ise meal ve tefsirlere, bilen güvenilir kişilere başvurmamız zaruridir. Kur'an okumak sünnet, ilmiyle amel etmek her Müslümana farzdır.

    Şunu da belirteyim ki, eserin hattatı Suriye'de bir Türkmen köyünde doğan Osman Taha, günümüze kadar yazılmış olan Kur’an-ı Kerim’ler içerisinde hattı en fazla rağbet gören hattattır. Guraba yayınları tarafından basılan bu Kur'an'da harekeler farklı olduğu için okumak biraz zor olabilir. Hattı incelemeden almayınız. Çünkü Suudi basımı bir Kuran’dır. Kabe’ye gidenler mutlaka bu hattı görmüşlerdir. Kuran hattı resimdeki gibidir.
    https://i.hizliresim.com/0RmLyY.jpg

    Rabbim Kuran okumanızı ve okuyanlarınız çoğaltsın… Dua eder ve dualarınızı beklerim.

    Saygılarımla….
  • 🌷
    Başlığa dokunun... الحمد لله bugün her güne bir soru serinin sonuna geldim...

    Soru … 10 : Allah…. Allah…. hu…. hu…. Veya … Hayy … Hayy diyerek zikretmek dinde var mıdır?

    Cevap … 10 : Şüphesiz ki Allah'ı, O’na yakışır tarzda Kur’an’ın ve Sünnetin emrettiği şekilde zikretmek en güzel ibadetlerdendir…

    Allah c.c kitabında kullarına zatını en güzel isim ve sıfatlarıyla tanıtmıştır. O’nu, Kur’anın ve sünnetin tarif ettiği lafızlarla zikretmek gerekir. Çünkü zikir bir ibadet çeşididir ve tevkifidir, - yani Kur’an ve Sünnettin emrettiği lafızlarla olmalıdır -

    Dolayısiyla biz O’nu, bizden istediği ve emrettiği şekilde kendisini zikretmekle emrolunduk….. Heva ve arzumuzdan, aklımızdan veya çevremizden öğrendiğimiz, gördüğümüz lafızlarla O’nu zikretmek ve O’nun adını yüceltmek asla doğru değildir.

    Değerli kardeşim … ! sorunun cevabına gelince, Allah … Allah … hu … hu … veya … Hayy … Hayy … diyerek zikrin meşruluğuna dair, Kur’anın ve Sünnetin temiz sayfalarında bir delil bulunmamaktadır.

    Bu lafızlarla zikretmek konusunda Ayet ve Hadis de yoktur. Bununla beraber, Kur’an ve Sünnet çizgisinde yetişen ve bu iki kaynağa hakkıyla muttali olan sahabe ve onlara ittiba eden tabiin hayatında da böyle bir zikir çeşidi bulunmamaktadır…. Onlar ki dini en iyi şekilde bilenler, onu hakkıyla uygulayanlar ve yine ona en iyi şekilde davet edenlerdi.

    Değerli Müslümanlar … ! bununla beraber yine bilinmesi gereken hususlardan birisi de ; Allah … Allah … hu … hu … veya … Hayy … Hayy… diyerek zikretmek Arap dili açısından da anlam ifade etmez. Çünkü Arapçada müfid cümle - yani anlamlı cümle - ancak elhamdulillah, suphanallah, Allahu ekber gibi lafızlardır.

    Araplar Allah… Allah… hu… hu … Hayy … Hayy diyerek Allah’ı zikretmezler…Neden ? …

    Çünkü bu lafızlar bir anlam ifade etmezler. Bu kelimelerle yapılan zikir Allah’ı övmediği gibi, Kur’an ve Sünnette de böyle bir tarif yoktur.

    Bu nedenle, Müslümanların farkında olmadan veya anlamını kavramadan, hu , hu derken, veya hay hay derken daha sonra şeytanın süslemesi ve saptırmasıyla he he veya hav hav gibi komik ifadeler ağızlarından çıkmaya başlıyor…

    Bu ifadeler inanın abartılı ifadeler falan değildir… Bu gibi manzaralara bir Müslüman olarak – hatta bir zamanlar bir tasavvufçu olarak – şahit olduğum şeylerdir.

    Bu ise şeytan ve avanelerinin aldatması ve müslümanları eğlenceye alması demektir. Böylesi bir amel neticesinde, şeytanın inananları saptırarak dil hatalarına düşürdüğü açıktır. Dolayısıyla bu türden yalan yanlış uygulamaların akideye verdiği zararı da göz önünde bulundurursak, akıl ve basiret sahibi bir Müslümanın bu şekildeki bir ameli meşru görmesi düşünülemez.

    Hulasa kardeşlerim ; bu lafızlarla Allah’ı zikretmek bidattir ve asla caiz değildir… Bu şeytanın bir aldatmasıdır… Ve unutmayın ki şeytan, inananların apaçık düşmandır. Dolayısıyla düşmana karşı Kur’anın ve Sünnetin sağlam kalesine sığınmak lazımdır..

    Allah resulü s.a.v’in sünneti seyiyesinde bu konuda binlerce hadis varken, heva ve arzularımıza uygun olarak icadettiğimiz zikir çeşitleriyle Allah’ı zikretmek ne derece doğrudur…

    Halbuki Allah’u azze ve celle her konuda olduğu gibi bu konuda da resulü s.a.v’de güzel bir örnek olduğunu bizlere bildirmektedir…

    “ Andolsunki Allah ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için pek güzel bir örnek vardır. “

    | Ahzab : 21. Ayet

    Rabbim bizleri, kendisini hakkıyla zikreden kullarından eylesin.

    Amin …

    Vel hamdu lillahi rabbil alemin
    🍁🍃
    | Tacuddin El Bayburdi
  • -Evet Kur'an kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir.
    -Ve kâinatın kendi lisanlarıyla okudukları âyât-ı tekviniyenin tercümanıdır.
    -Ve şu kitab-ı âlemin tefsiri olduğu gibi; arz, semavat sahifelerinde müstetir esma-i hüsnanın definelerini keşşaftır.
    -Ve şu âlem-i şehadete âlem-i gaybdan bir lisandır.
    -Ve âlem-i İslâmın güneşi olduğu gibi, âlem-i âhiretin de haritasıdır.
    -Ve Cenab-ı Hakk'ın zâtına, sıfâtına, esmasına, şuunatına bir bürhan ve bir tercümandır.

    -Ve keza nev'-i beşerin şeriat kitabı, hikmet kitabı, dua kitabı, davet kitabı, ibadet kitabı, emir kitabı, zikir kitabı, fikir kitabı olmakla, zahiren bir kitab şeklinde ise de, ihtiva ettiği fünun ve ulûm cihetiyle binlerce kitab hükmündedir.
    Mesnevi-i NuriyeRNK - 221