Yılmaz DALKIRAN profil resmi
Banka Çalışanı, Excel Eğitmeni, Veri Analizi Öğrencisi
Ekonometri
İstanbul
Erkek
20 okur puanı
09 Tem 2020 tarihinde katıldı.
  • 198 syf.
    ·3 günde·7/10 puan
    Pencey Hazırlık adlı yatılı okulda aldığı beş dersin dördünden kalan Holden Caulfield, gençliğin de verdiği öfke ile okulunu terk eder, kendini New York'a atar. Burada bir süre takıldıktan sonra kendi hayatını yaşamak isteyen Holden hayatın umduğu gibi olmadığını fark edecektir. Kitap sanıldığının aksine okulu asan bir gencin hayatından bir kesiti değil, okuldan atıldıktan sonra hayata daha da agresif ve anarşist yaklaşmaya başlayan bir delikanlının başına gelenleri anlatmaktadır.

    Boyu bir seksen dokuz olmasına rağmen oldukça pısırık bir delikanlıdır bizim Holden. Sürekli etrafına sataşmakta, sevdiği sevmediği herkesle şakalaşmaktadır. Bu mizaç bir süre sonra çevresindekilerin canını sıkmakta, hatta kız arkadaşı tarafından da dışlanmasına sebep olmaktadır. Her ne kadar iç dünyasında cesur bir genç olsa da hayata olan bakışı onu çekingen ama agresif bir genç konumuna getirmiştir. Bunda genç yaşta kaybettiği küçük kardeşi Allie'nin de etkisi çoktur.

    Kitabın genel bir değerlendirmesini yapacak olursak çok da beğendiğim bir kitap olduğunu söyleyemem. İlk sayfalarda küfürlü ağızla yakınmalar okuyucu rahatsız etmiyor değil. Lanet okumalar ve yermeler bir süre sonra can sıkıcı olmaya başlıyor. Basit bir konunun anlatımı gereksiz yere uzatılabiliyor. Bu da okuyucunun kitaptan soğumasına sebep olmakta. Zaten yazarımız Salinger bu kitaptan sonra bir daha roman yazmaya teşebbüs etmemiş. Ayrıca yüz doksan sekiz sayfa olmasına rağmen satır arası boşlukların darlığından mıdır nedir bilemedim normalde dört - beş saatte bitmesi gereken kitabı yedi saatte anca okuyabildim.

    Anlatımda gereksiz uzatmaların olması yer yer okuyucuyu sıksa da Amerikan edebiyatına merak saran okuyucular için önerebileceğim bir kitap Çavdar Tarlasında Çocuklar. Ek olarak, kitabın çavdar tarlası ile hiçbir ilgisinin olmadığını da belirtirim. Çavdar tarlası bir şarkının içinde geçen sözlerden ibaret. Olay tamamen New York'ta geçiyor. Eğer ciddi anlamda boş vaktiniz varsa okumanızı tavsiye ediyorum. Başlarda sıkılırsanız uzatmaları oynayıp kitabı bitirmeye çalışmayı önermem. Sarmadıysa başka bir kitaba geçmeniz yerinde olur.

    Kitap ile ilgili yazınsal sözcüklere ve deyimlere ulaşmak, mini bir karakter sözlüğü edinmek isteyen sevgili okuyucular aşağıdaki bağlantıyı kullanabilir.

    http://zinzinzibidi.com/..._tarlasinda_cocuklar
  • 520 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10 puan
    1920'lerde Asya'ya yayılmaya başlayan sosyalist ideolojinin Orta Asya halkları üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen Karakalpak Kızı, bugün sayıları altı yüz bin kadar olan, Özbekistan'ın Karakalpakistan adlı özerk bir cumhuriyetinde yaşayan Karakalpaklar adlı Türk halkının yaşamını, geleneklerini ve göreneklerini anlatmakta.

    Kitap, Cumagül adlı genç bir kız ve annesinin, babalarının zoruyla evden atılmalarını, annesinin boşanmaya zorlanması ile bozkırda yaşadığı zorlukları konu ediniyor. Cumagül'ün çocukluğundan başlayıp hayatta kalabilmek için verdiği amansız mücadele, başına gelen melun olaylar, genç yaştaki evliliği ve evlilik hayatı boyunca çektiği sıkıntılar teferruata girilmeden başarılı bir şekilde işlenmekte.

    Kitapta özellikle kadın - erkek ilişkileri üzerinde yoğun bir şekilde duruluyor. Kadınların erkeklerden gördüğü tinsel şiddetin fiziksel şiddete dönüşmesi yazarı haklı olarak rahatsız etmiş olmalı ki kadınlara verilen rollerin, kadınların toplumdaki statülerinin kitap boyunca sorgulandığına tanık olmaktayız. Bolşevik fikirlerin yayılması ile kadınların toplum içinde erkekler gibi eşit haklara sahip olduğu düşüncesi, kadınların bu ideolojiye daha çok ilgi duymasına ve sosyalizmin Karakalpaklar arasında hızla yayılmasına sebep olmakta. Kitabın ikinci cildinde Bolşevikler ve muhafazakarlar arasında geçen amansız mücadele detaylıca anlatılmakta. Bu mücadele sırasında İslamiyet geleneklerinin toplum üzerindeki etkisi daha net görülüyor ki İslam dininin Bolşeviklere karşı etkin bir savaş aracı olarak kullanılması kitap boyunca biz okuyuculara betimlenmekte.

    Beş yüz yirmi sayfa gibi uzun bir anlatıma sahip olsa da dilinin sadeliği, derin ve uzun tasvirlerin tercih edilmemesi, sürükleyici ve akıcı bir anlatıma sahip olması kitabın okunurluğunu artırmakta. Ayrıca kitap boyunca birçok edebî eserde olmayan yeni sözcükler ve deyimler öğreniyoruz. Bu tür deyim ve sözcük yoğunluğunun fazla olması, Karakalpaklara özgü bazı terimlerin günümüz Türkçesinde olmaması, kimi yerlerde dipnotların düşülmesini zorunlu kılmış. Bu sayede kitap boyunca neredeyse hiç sözlük kullanmadan rahat ve akıcı bir şekilde kitabı bitirebiliyoruz.

    Kitap çoğunlukla Orta Asya Türk gelenek ve göreneklerini seven okuyuculara hitap etse de roman tarzında yazılması onu edebiyatın seçkin yapıtlarından biri konumuna getirmektedir. Özellikle yirmi yaş üzeri gençlerin okumasını tavsiye ettiğim güzel bir roman Karakalpak Kızı.

    Kitap ile ilgili yazınsal sözcüklere ve deyimlere ulaşmak, mini bir karakter sözlüğü edinmek isteyen sevgili okuyucular aşağıdaki bağlantıyı kullanabilir.

    http://zinzinzibidi.com/...itap/karakalpak_kizi

    Kayhan Yükseler'in eşsiz çevirisi ile şimdiden keyifli okumalar!
  • 264 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10 puan
    1996 yılında çok küçükken okuduğum, iyi bir vicdan sahibi olmamı sağlayan ve merhamet duygusunun ne anlama geldiğini kavramam da yardımcı olan bir kitap Çocuk Kalbi. Mümkün olduğunca çocuklarınıza okutun ve nasıl iyi kalpli bireyler olunacağını anlatın onlara.
  • 1025 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10 puan
    Oldukça uzun bir roman Karamazov Kardeşler. Romandaki karakterlerin çokluğu kafanızın karışmasına ve kimin kim olduğunu unutmanıza sebep olabilir. Bu sebeple sizin için mini bir karakter sözlüğü hazırladım. Aşağıdaki bağlantıdan erişebilirsiniz.

    http://zinzinzibidi.com/.../karamazov_kardesler
  • 1808 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10 puan
    Çok uzun bir kitap Savaş ve Barış. Okurken karakterleri hatırlamakta ya da öğrenmekte zorluk çekebilirsiniz. Bu sebeple sizin için küçük bir karakter sözlüğü hazırladım.

    Kitabı okurken aşağıdaki bağlantıdan mini karakter sözlüğünü kullanabilirsiniz.

    http://zinzinzibidi.com/blog/kitap/savas_ve_baris
  • 343 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10 puan
    Kimse Yüzyıllık Yalnızlık’ın Y’sini bilmezken ben size bu kitap ile nasıl tanıştığımı anlatayım izninizle.

    Sene 2003. Adana’dayım. Yaş 17. İnternet yok. Akıllı telefonlar yok. Sadece televizyon ve birkaç kanal var. Yazın okullar tatil olunca yapacak çok az şey kalıyor Adana’da. Hemen herkes sıcaktan bunalmamak için yaylaya ya da denize gidiyor. Ben de asker çocuğu olduğum için lojmanlarda kalıyorum. Günümün büyük bir bölümünü evdeki kitapları okumakla ya da Büyük Larousse ansiklopedilerini incelemekle geçiriyorum. Bilenler bilir. O zamanlar gazetelerin verdiği Meydan Larousse ve Büyük Larousse ansiklopedileri popülerdi. Genelde salonda süs olarak kullanılırlardı ama ben açıp merak ettiğim her konuyu okurdum.

    Yine sıcak bir yaz gününde ansiklopediyi karıştırırken “Kolombiya” makalesini okumaya karar verdim. “Bakayım Shakira’nın memleketi hakkında neler yazmışlar?” dedim ve başladım okumaya. Makalenin bir yerinde Gabriel García Márquez adlı yazarın Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabından ve bu kitap ile 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldüğü yazıyordu. Özellikle Nobel Ödülü alması ve kitabın adı ilgimi çekti. Evden çıktım. Çarşıya bu kitabı satın almaya gittim. Fakat nereye gitsem tek bir baskısını bile bulamadım. Bilinen veya yeteri kadar satılan bir kitap değildi anlaşılan. Eve dönerken D&R’a uğradım. “Sizde Yüzyıllık Yalnızlık kitabı var mı?” diye sordum görevli hanımefendiye. O da “Hayır. Ama isterseniz telefonunuzu bırakın. Getirteyim. Gelince de ben sizi ararım.” dedi. Ben de “Olur.” dedim ve başladım beklemeye. Bir hafta içinde genç hanımefendi aradı. Ve evet. Kitabı sonunda alabilmiştim.

    Cumartesi okumaya başladım. O zamanlar okul tatil olduğu için öğlene kadar uyurduk. Pazar sabahına kadar okudum. Resmen yapışmıştım kitaba. Karakter isimleri konusunda büyük zorluk çekmedim değil. Fakat kitabın başında kolaylık olsun diye soyağacı kullanmışlardı. Oldukça yardımcı oldu. Gün ağarırken kitabı bitirdim. Babamın sabah yatakta beni kitap okurken görünce “N’apıyorsun bu saatte? Yat uyu!” diye azarlamışlığı bile vardır.

    Lisede kitabı iki arkadaşıma hediye ettim. İkisi de çok beğendi. Birkaç sene sonra da dedemlerde okudum. Toplamda iki kez okumuşumdur. Seçkin Selvi’nin muazzam çevirisi sayesinde okurken inanılmaz keyif aldım. Edebiyat ile ilk tanışmam bu kitap değil elbet ama edebiyattan gerçek anlamda keyif aldığım ilk kitap Yüzyıllık Yalnızlık olmuştur.

    Güzel kitaptır Yüzyıllık Yalnızlık.
  • 261 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10 puan
    Kitap sanıldığının aksine İkinci Dünya Savaşından kaçan çocukları değil Üçüncü Dünya Savaşında atom bombalarından korunmak için aileleri tarafından uçakla güvenli bir yere gönderilen çocukları anlatmaktadır. Bu sebeple kitap kurgusal bir niteliktedir ve kurgu türü içinde değerlendirilir.

    Yaşları beş ile on üç arasında değişen İngiliz çoçuklarını taşıyan bir yolcu uçağının düşman tarafından vurulmasıyla ya da teknik bir arıza sonucu ıssız bir adaya düşmesini konu edinir. Tüm çocuklar hayattadır. Pilot ve diğer mürettebat ölmüştür.

    Çocuklar başta ne yapacaklarını bilemez ve ıssız bir ada mahsur kaldıklarını yaptıkları bir keşif sonucu öğrenirler. Tüm çocukları bir arada tutan ise şeytan minaresi biçimindeki bir deniz kabuğudur. Ralph bu deniz kabuğunu üflemeli bir enstrüman olan borazan gibi kullanır ve tüm çocukları bir araya toplar. Aralarında yaşça en büyük çocuk olması ve güçlü bir yöneticilik özelliği ile çocukların lideri olur. Adada hayatta kalmak ve yardım çağırmak için sürekli toplantı yapar. Organize olmanın ve birlikte yaşamanın önemini bildiği ve karşılaştıkları türlü zorluklarla baş edebilmek için toplantı yapmayı tercih eder. Başına buyruk hareket etmeyi sevmez ve daima herkesin görüşünü dinler; onlara deniz kabuğu ile söz hakkı verir. Bu yönüyle Ralph demokrasinin gücüne inanan iyi bir sivil lideri simgeler. Jack ise Ralph'ten bir yaş küçük, avlanmaya meraklı, demokrasiye inanmayan başına buyruk bir kişiliktir. Başlarda Ralph ve Jack iyi birer arkadaş olmasına rağmen Jack'in iktidarı ele geçirme arzusu ve güçlü av isteği yüzünden araları bozulur.

    Jack de bir liderdir. Fakat Ralph gibi iyi bir lider değildir. Koro üyesi çocuklara verdiği askeri emirler onu merhametsiz bir önder kılmaktadır. Ralph ile aralarının bozuk olmasına rağmen başta ona karşı sakıngan bir tavır içindedir. Hatta ikilinin arasında geçen kavgada bile Jack, Ralph'e zarar verme derdinde değil onu kendi buyruğu altına alma savaşındadır. Bu yönüyle Jack saf bir kötülüğü simgelememektedir. Hırslı bir iktidar sevdalısını betimlemektedir.

    İlerleyen süreçlerde Jack ilkel dürtülerine hâkim olmaz ve avlanma isteğini bastıramaması yüzünden Ralph'in grubundan ayrılır. Kendine ait bir şiddet krallığı kurar. Çocukların büyük çoğunlu da onunla domuz avlamaya gitmiştir. Domuzcuk, Sam ve Eric'le birlikte dört kişilik bir grubu yönetmeye çalışan Ralph'in ise tek derdi adadaki ateşi sürekli yanar durumda kılmak ve yardım için gelecek gemiler için oluşturacakları işaretin sürekli çalışır olmasını sağlamaktır.

    Gün geçtikçe daha da zıvanan çıkan Jack ve grubu, adadaki tek korku unsuru olan Canavar'ı öldüremeyeceğini anlar ve ona adaklar sunmak için avladıkları bir domuzun başını kazığın üzerine oturturlar. Sineklerin bu kesik domuz başına dadanmasıyla kitap ismini de almış olur. Sineklerin Tanrısı adadaki kötülüğün ve şiddetin simgesidir. Antik dönem Filistinlilerin taptığı Ba'al Zəvûv (Beelzebub) adlı tanrıdan başkası değildir. Kimi zaman alegorik bir şekilde Simonla konuşur.

    Simon karanlıktan korkmayan hakikati aramak için gece bile adada gezebilen tek çocuktur. Diğer çocukların korkulu rüyası olan Canavar'ın ölmüş bir pilotun ağaçta paraşütü ile birlikte asılı kalmış olduğunu keşfeder. Bunu diğer çocuklara anlatmak için gittiğinde ise Jack ve grubunun av dansı arasında kalır. Fırtına ve karanlık yüzünden Simon'u Canavar sanan çocuklar onu vahşice öldürür. Simon ölmeden önce bile çocuklara hakikatı söylemenin derdindedir. Bu yönüyle Simon adadaki sezgisel yetenekleri olan ve hakikati arayan bir filozofu simgeler.

    Domuzcuk adadaki en akıllı kişi olmasına rağmen diğer çocuklardan yoksul bir aileden gelmesiyle ayrılır. Bu sınıf ayrımı onu tek arkadaşı olan Ralph ile yakınlaştıracaktır. Çünkü Ralph demokrasiye bağlı, sınıf ayrımına inanmayan ve tüm insanların birlikte huzur içinde yaşamasını savunan iyi kalpli bir liderdir. Domuzcuk ise aklı temel alan biri olduğu için rasyonel tavırlar sergileyen Ralph ile beraber olmayı tercih eder.

    Kitap Ralph ve Jack arasındaki acımasız bir iktidar mücadelesini konu edinir. Yaşca küçük olmalarına rağmen çocukların yalnız olduklarında birer iyilik meleği olarak kalmayacaklarını kendi ilkel dürtüleri ile neler yapabileceklerini anlatır. Kitabın sonlarına doğru bu ilkel dürtüler daha vahim sonuçlara yol açacaktır.

    Kitap Eleştirisi

    Sineklerin Tanrısını iki kez okumuş biri olarak bu kitabın bir çocuk kitabı olmadığını baştan belirtmekte fayda var. Çocukları pedagojik bir deneye tabi tutan bir bilim insanının anlattığı bir roman gözüyle bakabilirsiniz. Yayınladığı yıl yazın dünyasına büyük bir ses getirmiş ve 1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne lâyık görülmüştür.

    Kitabın akıcılığı oldukça iyi düzeyde. Başladıktan sonra elinizden düşürmek istemeyebilirsiniz. Dört - beş saatte ise tüm kitabı okuyabilirsiniz. Açık, sade ve yalın bir anlatım tercih edilmiş. Minâ Urgan'ın temiz çevirisi ile okuyucuya sürükleyicilik hissi oldukça başarılı bir şekilde verilmiş.

    Kitabın son bölümündeki analiz ile kitabın neden bir çocuk romanı olmadığı, aslında neyi anlatmak istediği ve kitabın nasıl Nobel Edebiyat Ödülüne lâyık görüldüğü latife bir şekilde anlatılmış. Bu sebeple kitabın çevirmeni olan Minâ Urgan'ın son sözünü okumanızda fayda var.

    Hiçbir zaman sizi sıkmayacak, betimlemelere az yer verilen, yalın ve sürükleyici bir kitap Sineklerin Tanrısı. Yaşamında belirli bir olgunluğa erişmiş herkesin okuması ve kitaplığında bulundurması gereken nadir başyapıtlardan biri.
  • 488 syf.
    ·12 günde·Beğendi·9/10 puan
    Zeno’nun psikoloğu Doktor S., Zeno’ya yaşamını kaleme almasını ve yaşam öyküsünü tamamladıktan sonra kendisine vermesini ister. Zeno da dokturunun dediğini yapar. Fakat Doktor S., psikanaliz seanslarını aksatan ve seanslara gelmemeye başlayan Zeno’dan intikam almak için Zeno’nun yaşam öyküsünü yayınlar.

    Kuvvetle muhtemel Doktor S., yazarın kendi soyadı olan Svevo’nun baş harfinin kısaltmasıdır. Diğer bir ifade ile Doktor S., Svevo’dan başkası değildir. Doktor S., kitap için kısa bir önsöz hazırlar. Bundan sonraki bölümler Zeno’nun kendi yaşam öyküsüdür. Giriş bölümünde Zeno kısaca kendinden bahseder. Üçüncü bölümde aşırı derecede olan sigara bağımlılığın geçmişini anlatır. Yazar gerçek yaşamında da chain smoker olarak tabir edilen art arda sigara içme alışkanlığına sahiptir. Dördüncü bölümde babasının ölümü üzerine yaşadığı acıyı anlatır. Beşinci bölümde nasıl evlendiğini, altıncı bölümde metresini, yedinci bölümde ticaret yaşamını, sekizinci ve son bölümde ise Doktor S. ile olan psikanaliz seansları ile Trieste’nin işgalini kaleme alır.

    Zeno’nun kişiliğini analiz ettiğimizde kendisinin realist, sıradan, kendi hâlinde bir kişi olduğu anlaşılabilir. Gerçekçi olması, dine önem vermemesinden ve ateist olmasından kaynaklanmaktadır. Kitabın kimi yerlerinde karısı ile olan atışmaları buna örnek olarak gösterilebilir.

    Ölümü fazlasıyla düşünmekte ve ondan korkmaktadır. Ölüm korkusu Zeno'nun ağzından "Ölümün gizine her gün kafa yorarım, ama benden istediği bilgileri sunacak düzeye gelmemiştim henüz.", "Ben hep ölümü düşünürdüm, bu yüzden de bir tek şeyden ötürü acı çekerdim: öleceğimi bilmekten ötürü.", "İhtiyarlamaktan korkmanın tek nedeni beni ölüme yaklaştırmasıydı." sözleri ile vurgulanır.

    Kadınlara oldukça düşkündür. Hatta kadınlara olan düşkünlüğünü “Bir tanesi bile yetmiyordu bana, birçoğu bile yetmiyordu. Hepsini istiyordum!” şeklinde dile getirir. Kadınlar konusunda yaş gözetmez ve yaşamındaki birçok sorunu cinsel tutkuları yüzünden çektiği acılar oluşturmaktadır. Birden çok kadına düşkün olmasına, hatta karısını birçok kez aldatmasına rağmen en çok arzuladığı; fakat bir türlü elde edemediği kadını uzun betimlemelerle anlatır.

    Sigara bağımlılığı öylesine yüksektir ki, kendisine zarar verdiğini bildiği için birçok kez sigarayı bırakmayı dener. Bu denemelerini şu şekilde özetler: “Galiba sigara son olunca tadı da bir hoş oluyor. Öteki sigaraların da kendilerine göre bir tatları vardır ama, öylesine lezzetli değiller. Son sigaranın tadı insanın kendisini yendiği duygusundan, yakın bir gelecekte güçlü ve sağlıklı olacağı umudundan kaynaklanır. Öteki sigaraların da kendilerine göre bir önemleri vardır, çünkü onları yakarken özgürlüğümüzü ilan ederiz; güçlü, sağlıklı gelecek yine ufuktadır, birazcık ileriye itilmiştir o kadar.” Sigaranın hayatında büyük bir yeri olan Svevo, geçirdiği trafik kazası sonrası ağır yaralı olmasına rağmen ölmeden önce dokturundan son bir sigara istemiş; fakat bu talebi reddedilmiştir. Bu yüzden Zeno’nun Bilinci denilince akla gelen ilk izlenimler Svevo’nun sigara bağımlılığı ve sigaraya olan düşkünlüğüdür.

    Kitabın sonlarına doğru, Zeno’nun ticaret yaşamı anlatılır. Svevo’nun gençliğinde Almanya’da ticaret okulu okumasının, babasının da bir tüccar olmasının kitabın yazılmasına büyük katkısı olmuştur. Çift taraflı kayıt esasına dayanan muhasebenin ilk olarak Orta Çağ’da İtalyanlar tarafından kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Yedinci bölümünde yazarın kaleminden İtalyanların muhasebeye verdiği önem dikkate değerdir.

    Svevo ve Zeno’nun Bilinci, dünya genelinde çok bilinmemesine rağmen hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahiptir. Okuduğum dördüncü baskının sadece bin adet basıldığı göz önünde bulundurulursa ülkemizde de pek bilinen bir yazar değildir İtalo Svevo.

    Kitabı belirli bir olgunluk seviyesine gelmiş kişiler için öneriyorum. Kişisel analize yönelik yargısal anlatımdan ve gerçekçi betimlemelerden hoşlanıyorsanız kitabın size göre olduğunu belirtmeliyim.

    Anlatılan birçok konu sanki günümüzde yaşanıyormuş hissi veriyor. XX. yy'ın başında yaşanan olayları okuduğunuzu pek hissetmiyorsunuz. Bu da kitabın çağının ötesinde bir eser olduğunu kanıtlar nitelikte.

    Roman karakterlerinin birbirleri ile olan ilişkileri saygı üzerine kurulu; saygıdan dolayı konuşmalarda Signora Malfenti, Signor Cosini gibi soyisimler ve önadlar kullanılıyor. Kitapta tek bir küfürün bile olmaması dönemin ilişkilerinde saygının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

    Kimi yerlerde anlatımın ve kişiye yönelik betimlemelerin uzunluğundan dolayı sıksa da Neyyire Gül IŞIK’ın başarılı çevirisi sayesinde yazınsal bir keyif ile okunmasına olanak veriyor Zeno'nun Bilinci.
Banka Çalışanı, Excel Eğitmeni, Veri Analizi Öğrencisi
Ekonometri
İstanbul
Erkek
20 okur puanı
09 Tem 2020 tarihinde katıldı.
2021
2/20
10%
2 kitap
718 sayfa
2 inceleme
13 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Tatar Çölü

Okuduğu kitaplar 42 kitap

  • Çavdar Tarlasında Çocuklar
  • Da Vinci Şifresi
  • Çocuk Kalbi
  • Gün Uzar Yüzyıl Olur
  • Karakalpak Kızı
  • Fedailerin Kalesi Alamut
  • Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
  • Karamazov Kardeşler
  • İlahi Komedya
  • Korku Üzerine

Okuyacağı kitaplar 27 kitap

  • Kurtlarla Koşan Kadınlar
  • Don Quijote
  • Kolera Günlerinde Aşk
  • Tutiname
  • Malte Laurids Brigge'nin Notları
  • Şeytanın İksirleri
  • Şer Saati
  • Madrabaz Kvaçi
  • Zeliş
  • Çulluk

Kütüphanesindekiler 41 kitap

  • Karakalpak Kızı
  • Da Vinci Şifresi
  • Çocuk Kalbi
  • Gün Uzar Yüzyıl Olur
  • Karamazov Kardeşler
  • Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
  • Fedailerin Kalesi Alamut
  • İlahi Komedya
  • Korku Üzerine
  • Tutunamayanlar

Beğendiği kitaplar 28 kitap

  • Karakalpak Kızı
  • Da Vinci Şifresi
  • Çocuk Kalbi
  • Karamazov Kardeşler
  • Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
  • Fedailerin Kalesi Alamut
  • İlahi Komedya
  • Korku Üzerine
  • Tutunamayanlar
  • Suç ve Ceza