• "Peygamber-i Zîşan'ın şekline, şeytan giremez. Her gören, kendisinin ameli ve Peygamber'e intisabı nisbetinde görür. Görülen Resul-i Ekrem'dir. Onu amelinize göre görürsünüz."
    Kurucu'nun Efendimiz aleyhissalatü vesselamı gördüğü rüyaları beni çok etkiledi. O'na intisabı nispetinde defalarca görmesi bizlere ibrettir.

    İbret dolu, hikmet dolu yaşantıları görüyoruz biz bu kitaplar silsilesinde. Her hatıra bir iz bırakıyor okuyucuda. Bilhassa Kur'an'ın hayatlarındaki yeri, Allah aşkları,
    Peygamber efendimiz aleyhissalatü vesselama sevdaları her hatırada görülüyor... Dünyaya öyle dalmışız ki böyle kitaplar kendimize gelmemizi sağlıyor aslında. "UYAN... ALLAH'I AN... PEYGAMBER'E BAĞLAN..." diyor bir nevi.

    Ali Ulvi Kurucu, hatıralarıyla Kur'an'ın daha doğrusu dinî neşriyatın (sadece İslamî!) yasaklandığı dönemlere ışık tutuyor. Dayanamayıp memleketi terk eyleyen, Mekke-Medine'ye hicret eden pek çok şahsın yaşadıklarına şahid oluyoruz. Pek çok alimi okuyoruz her satırda... Hasanül Benna, Seyyid Kutub, Bediüzzaman Said Nursi, Mehmed Zâhid Kotku, Tahir Büyükkörükçü, Mehmed Akif Ersoy, Abdurrahman Gürses, Sadeddin Kaynak, Nureddin Topçu bunlardan yalnızca birkaçı...
  • İlhami Sidar'ın "Başka Gökyüzü" kitabından sonra "Sadakat" kitabını alıp okumak istedim. Çünkü yazarın betimlemelerini çok başarılı buluyorum. Sizi kitaba sokarak yolculuğuna ortak eden bir yanı var. Sadakat, 90'lı yılların Diyarbakır'ında Miran Soylu'nun domuz bağı yöntemiyle öldürülmesi sonucunda yalnız kalan karısı Zişan, çocukları Jan ve Rojin'in babasızlığını, geleceğe bakışlarındaki kararsızlıklarını belki yanlış seçimlerini diğer yandan Zişan'ın koruyucu ve güçlü anneliğini, zaman zaman pes edişlerini ama çocuklarına olan sevgisinin her zaman galip gelmesini okuyorsunuz. Yer yer siyasi ama daha çok insanlar arasındaki sadakatin derinine inen bir kitap.
  • Mehmet Akif Ersoy

    İstiklal marşı yazarımız Mehmet Akif Ersoy… “Kahraman Ordumuza” başlığı ile kurtuluş savaşından çıkmış bir millete bu adla şiirini hediye etmişti. Şiirini safahat adlı kitabına koymamıştı. Bunun nedeni kendine sorulduğunda: “Bu benim değil, milletimin malıdır.” Diyordu. Bu marşı yazan şair, sadece yazmamakla kalmayıp bunu bir milletle beraber yaşamıştı. Ben şahsım adına onu erken tanıma şerefine nail olmuş bir insan olmanın gurunu yaşıyorum. Ben Akif’i İstiklal Marşı ile tanımadım. Mehmet Akif’ten bize geriye kalan sadece bir kitap vardır: “Safahat”… Ancak Mehmet Akif çoğu kişinin yapamadığı bir şey daha yapmıştır. Safahat dışında bize başka bir kitap daha armağan etmiştir: kendi hayatı… Çoğu kişi kitap yazabilir fakat çoğu kişinin hayatı bir kitap olamaz. Mehmet Akif’in sadece kişiliği başlı başına bir kitaptır. Kendisini en çok tanıyacağımız eseri ise Safahat adlı şiir kitabıdır. Ben lise yıllarımda okumaya başladım Safahatı. Daha sonra sürekli okumaya devam ettim. Hala okumaya devam ederim. Çoğu şiirini ezbere bilirim. Mehmet Akif’i okumaya başladıkça iki şey fark ettim. Bunlardan ilki onu okudukça kendi fikir dünyam oluşmaya başladı. Evet evet fikir dünyamın yapı taşları tamamen safahat kitabındaki şiirler ile döşendi. O zamanın güncel sorunlara dönük şiirler yazmış Mehmet Akif… Bunların hepsi günümüz de bile ders niteliğinde… İkinci olarak keşfettiğim şey Akif’in çok ileri görüşlü biri olduğudur. Çünkü onun yazdığı şiirler günümüz Türkiye’sindeki bütün sorunlara çözüm mahiyetindeki fikirlerdir. Ben onun şiirlerin hepsini okuduğum anda, şöyle bir şey düşünmüştüm: Eğer biz öğrencilere Mehmet Akif’i ve onun fikirlerini düzgün anlatabilirsek ve gençlerimiz bu fikirleri anlayabilirlerse ilerleyen dönemlerde ülkemizde şuan olan sorunlar büyük ihtimalle sorun olmaktan çıkacaktır. Fakat ne yazık ki biz Mehmet Akif’i tanıtmaktan ve anlamaktan çok uzağız. Ortada söyle bir durum var: Okullar olarak her sene hem ölüm yıldönümünde hem de 18 Mart’ta Mehmet Akif’i her sene düzenli olarak anarız. O tarihlerde andığımız Mehmet Akif’i ne yazık ki bir türlü anlamayız. Bu yolda çok çabuk adım atmamamız gerekiyor. Yeterince geç kaldığımızı düşünüyorum. Özelikle Mehmet Akif ile ilgili sadece İstiklal Marşı hakkında bilgi veriyoruz. Ne istiklal marşı anlatılıyor ne de ondan bağımsız olarak Mehmet Akif… Bu durum ciddi anlamda ülkemiz eğitim sistemi açısında koca bir eksiklik çünkü istiklal marşını ve onun yazarını ezbere bilen, her hafta iki kere okuyan, her yıl düzenli onun anan bir gençliğimiz var. Fakat istiklal marşı ve Mehmet Akif mücadeleden ruhundan tamamen uzak bir gençlik yetişiyoruz. Bu birleri yapmıyor. Ben yapıyorum sen yapıyorsun… En kısa zaman kurtuluş ve istiklal ruhu ile büyüyen bir neslin hayali dileğiyle.

    Kitaba dönecek olursak kitap bu konuda az da olsa bir eksikliği gidermiş. Hem kısa şekilde ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak Akif’in hayatı güzel bir şekilde işlenmiş. Hem de hayatından bazı bölümler hikâye edilerek okuyucuya sunulmuş. Aynı zaman da uzun süredir neden yok diye düşündüğüm bir işe giriş yapmış. Safahattaki bazı şiirler basit bir şekilde hikâye edilerek sunulmuş. Kitap aynı zamanda 94 sayfa ve fiyat olarak 3 lira… Tüm bunları birlikte düşünürsek kesinlikle 3.sınıf ve daha üst kademelerdeki öğrencilerimize (4.5.6) okutmamız gereken bir eser diye düşünüyorum. Mehmet Akif’le küçük yaşta tanışma açısından güzel olacaktır.

    Peki, kitap bu konudaki boşluğu doldurmuş mu? Kesinlikle hayır. Çünkü safahattan birkaç şiir sadece hikâye edilerek verilmiş. Kitabı ilk elime aldığımda aklıma baya bir şiir geldi. Heyecanla açıp okumaya başladım. Acaba hangileri hikâye edilmişti. Hikâye ediliş tarzı nasıldı? Çünkü bu şeklide bir fikir çok güzeldi. ( Netice safahattan orijinal haliyle şiirleri günümüzde yetişkin kişilerin bile anlaması zor.) Fakat kitabın bu bölümü beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü seçilen şiirler hem az hem de ders verici nitelikten çok uzaktı. İnşallah en kısa zamanda bu konuda yeni çalışmalar yapılır. Bu durumun böyle olması kitabın alınıp okunması engel değil… Benim şahsi fikrim alıp tüm öğrencilerimize okutmalıyız.

    Mehmet Akif’in günümüzdeki sorunlara ta o zamandan çözüm bulmuş birkaç şiirini buraya almak istediğim… Bu şiirleri sizlerle paylaşmak beni çok mutlu edecektir.


    İşte, ey unsur-i isyan, bu elim izmihlal,
    Seni tahrik eden üç beş alığın ma'rifeti!
    Ya neden beklemiyordun bu rezil akıbeti?
    Hani, milliyetin İslam idi... Kavmiyet ne!
    Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
    "Arnavutluk" ne demek? Var mı Şeriat'te yeri?
    Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri,
    Arabın Türke; Lazın Çerkese, yahud Kürde;
    Acemin Çinliye rüchanı mı varmış? Nerde!
    Müslümanlık'ta "anasır"mı olurmuş? Ne gezer!
    Fikr-i kavmiyyeti tel'in ediyor Peygamber.
    En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın;
    Adı batsın onu İslam' a sokan kaltabanını
    Şu senin akıbetin bin bu kadar yıl evvel,
    Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?
    Artık ey millet-i merhume, sabah oldu uyan!
    Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?
    N e Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!
    Dinle Peygamber-i Zişan'ın İlahi sözünü.
    Türk Arabsız yaşamaz. Kim ki "yaşar" der, delidir!
    Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
    Veriniz baş başa... Zira sonu hüsran-ı mübin:
    Ne Hilafet kalıyor ortada billahi, ne din!
    "Medeniyyet!" size çoktan beridir diş biliyor;
    Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor,
    Arnavutlar size ibret olacakken, hala,
    Ne bu şuride siyaset, ne bu fasid da'va?
    Görmüyor, gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz...
    Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!
    Bunu benden duydunuz, ben ki, evet, Arnavudum ...
    Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum!

    ******************************************

    Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak. ..
    Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
    Dünyada inanmam, hani, görsem de gözümle:
    İmanı olan kimse gebermez bu ölümle.
    Ey dipdiri meyyit! "İki el bir baş içindir."
    Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
    His yok hareket yok, acı yok. . Leş mi kesildin?
    Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
    Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki, süreksiz?
    Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?
    Atiyi karanlık görüvermekle apıştın?
    Esbabı elinden atarak ye'se yapıştın.
    Karşında ziya yoksa sağından, ya solundan,
    Tek bir ışık olsun bulu ver... Kalma yolundan.
    Âlemde ziya kalmasa, halk etmelisin, halk!
    Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
    Herkes gibi dünyada henüz hakk-ı hayatın,
    Varken, hani herkes gibi azminde sebatın?
    Ye's öyle bataktır ki: Düşersen boğulursun.
    Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
    Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
    Me'yfis olanın ruhunu, vicdanını bağlar,
    La'netleme bir ukde-i hatır ki: Çözülmez...
    En korkulu c ani gibi ye' sin yüzü gülmez!
    Madam ki alçaklığı bir, ye's ile çirkin;
    Madam ki ondan daha m el 'un, daha çirkin
    Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-i iman,
    Nevmid olarak rahmet-i mev'fid-i Huda'dan
    Hüsrana rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
    Kendin yanacaksan bile, eviadını yakma!
    Evler tünek olmuş, ötüyar bir sürü baykuş...
    Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"
    Lakin hani, milyonlan örten şu yığından,
    Tek kol da "Yapışsam... " demiyor bir tarafından!
    Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
    Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
    Feryadı bırak kendine gel, çünkü zaman dar...
    Uğraş ki: Telafi edecek bunca zarar var.
    Feryad ile kurtulması me'mfil ise haykır!
    Yok yok! Hele azınindeki zincirleri bir kır!
    "İş bitti... Sebatın sonu yoktur!" deme; yılına.
    Ey millet-i merhum e, sakın ye' se kapılma.

    ********************************************

    Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...
    Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
    Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
    Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;

    İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...
    Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!
    İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar,
    Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar.
    Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız:
    Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız?
    Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?
    Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına,
    Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
    Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar?
    Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
    Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi?
    Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan...
    Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan! ...
    "His" denen devletliden olsaydı halkın behresi:
    Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi!


    Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi.
    Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
    Lakin aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek,
    Sanki tavşanmış gelen yahut kılıksız köstebek!
    Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
    Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı! ...
    Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok:
    Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
    Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız;
    Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız!
    Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:
    Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
    Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz...
    Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira halimiz:
    Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!
    Davranın zira gülünç olduk bütün bir âleme,
    Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;
    Yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram! ...
    Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?
    Yoksa istikbalinizden korkulur, pek korkulur.