• 1062 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Ne demektir bu? Birincisi, toplumun Anna'yı yargılamaya hakkı yoktu; ikincisi, Anna'nın da intikam dolu intiharıyla Vronski'yi cezalandırmaya hakkı yoktu.
    V. Nabokov

    Bu kitabı okurken aklıma sürekli Gustave Flaubert'in Madam Bovary eseri geldi konusu ayni. Anlatımda Lev Nikolayeviç Tolstoy ve Gustave Flaubert anlatım farkları olsa bile genel kapsamları birbirine çok benziyor bu sebepten. Iki eserde birbirine yakın yazilmasi ve o devrin kültürünü yansıtıyor. Iki efsane eseri karşılaştırarak uzun bir inceleme yazabilirdim. fakat şuanda yazacağım bölümler hakkında bilgilendirmede uzun olduğu için bu kadar giriyor ve hemen bölümler hakkında bilgiye geçiyorum.
    Bu bilgiler kitabın sonsöz kısmından yardım alınmıştır

    Tolstoy'un büyük romanı Anna Karenin'in yapısını doğru biçimde anlayabilmemize yarayacak anahtar hangisidir acaba? Romanın yapısını açan tek anahtar Anna Karenin'i zaman açısından değerlendirebilmektir. Tolstoy'un amacı ve başarısı belli başlı yedi insan yaşamını alıp bunları eşleştirmek olmuştur; Tolstoy'un sihirbazlığının bizde uyandırdığı hazzı akıl düzeyine çıkarmak istiyorsak bizim de bu eşleştirmeyi izlememiz gerekir.
    İlk yirmi bir parçanın ana konusu Oblonskilerin başına gelen felakettir. Bunlar iki yeni konunun da filizlenmesine yol açar; 1) Kiti-Levin-Vronski üçgeni, 2) Vronski-Anna izleğinin belirmesi. Dikkat ederseniz, erkek kardeşiyle karısının arasını bulan (bunu ateş gözlü tanrıça Athena'ya yaraşır bir zarafet ve bilgelikle yapar) Anna, aynı zamanda Vronski'yi ele geçirerek Kiti-Vronski olasılığını şeytanca ortadan kaldırır. Oblonski-Doli anlaşmazlığı ile Kiti'nin hıncı kadar doğallıkla çözüme kavuşturulamayacak olan Vronski-Anna izleğini hazırlayan olaylar, Oblonski'nin evlilik dışı serüvenleriyle Şçerbatskilerin kırgınlığıdır. Doli, kocasını çocuklarının hatırı ve aslında onu sevdiği için bağışlar; Kiti ise iki yıl sonra Levin'le evlenir ve bu, tam Tolstoy'un gönlüne göre, kusursuz bir evlilik olur. Ama kitabın karanlık güzeli Anna, önce aile yaşamının yerle bir olduğunu görecek sonra da ölecektir.
    "Birinci Bölüm" boyunca (34 parça) bu yedi kişinin yaşamı zamana karşı yarışta başa baştır; Oblonski, Doli, Kiti, Levin, Vronski, Anna ve Karenin. Evli çiftlere baktığımızda (Oblonskiler ve Kareninler) bunların birlikteliğinin başından zedelenmiş olduğunu görürüz. Gene başta, Oblonskilerin birlikteliği onarılırken Karenin'kilerinki çatlamaya başlar. Çift olmaları olası kişilere gelince, bunların aralarındaki bağlar da tamamıyla kopar; henüz tasarı halindeki Vronski-Kiti çiftiyle gene henüz taslak halindeki Levin-Kiti çifti... Sonuç Kiti'nin eşsiz kalması, Levin'in eşsiz kalması, Vronski'nin de (Anna ile çift olmaları henüz kesinlik kazanmamıştır) Karenin çiftini ayıracak bir tehlike olarak belirmesidir. O halde ilk bölümdeki şu önemli noktalara dikkat çekelim; yedi ilişki iskambil kâğıtları gibi yeniden karıştırılmıştır; başa çıkılması gereken yedi insan yaşamı vardır (kısa parçalar arada mekik görevi görür); bu yedi insan yaşamı zamana karşı yarışta başa baştırlar, zaman ise 1872 Şubat'ında başlayan zamandır.
    35 parçadan oluşan ikinci bölüm bütün kişiler için aynı yılın, 1872'nin Mart'ında açılır. Derken garip bir durumla karşı karşıya kalırız. Vronski-Anna-Karenin üçgeni hâlâ eşsiz Levin ve hâlâ eşsiz Kiti'den çok daha çabuk yaşanır. Romanın yapısı açısından çok ilginç bir noktadır bu; eşler, eşi olmayanlardan daha hızlı bir varoluş sürdürürler. Önce Kiti çizgisini izleyelim. Eşini bulamamış Kiti, Moskova'da solup gitmektedir. 15 Mart sıralarında ünlü bir doktor tarafından muayene edilir. Kiti, kendi başındaki dertlere karşın gene de Doli'nin kızıla yakalanmış altı çocuğunu (bebek henüz iki aylıktır) sağlığa kavuşturmayı başarır. Derken 1872 Nisan'nın ilk haftasında anne babası onu alıp Soden adlı bir Alman kaplıcasına götürürler. Bu olaylar ikinci bölümün ilk üç parçasında olup biter. Şçerbatskilerin peşine takılıp Soden'e gitmemiz ise XXX. parçayı bulur. Orada zaman ve Tolstoy, Kiti'yi tamamen iyileştireceklerdir. Bu iyileşme süresince beş parça ayrıldıktan sonra, Kiti, Rusya'ya dönerek Oblonskilerle Şçerbatskilerin taşradaki arazisine gider; arazi Levin'in arazisinden birkaç mil ötede, tarih 1872 yılının Temmuz sonudur ve Kiti açısından ikinci bölüm bitmiş bulunmaktadır.
    Gene ikinci bölümde, Levin'in Rus taşrasındaki yaşamı, Kiti'nin Almanya'daki günleriyle doğru olarak eşleştirilir. XII'den XVII'ye kadar olan altı parçalık bir öbekte Levin'in taşradaki arazisinde yaptığı işleri öğreniriz. Levin, Vronski ile Kareninlerin St. Petersbug'daki yaşamlarını konu edinen iki parça öbeği arasına sıkıştırılmıştır. Buradaki en önemli nokta, Vronski-Karenin takımının Kiti'den ya da Levin'den bir yıl kadar daha önde yaşamalarıdır. İkinci bölümün ilk parça öbeğinde (V'ten XI'e kadar) koca surat asar. Vronski üsteler, derken II. parçada, yani neredeyse bir yıllık üstelemenin sonucunda, Vronski teknik terimle, "Anna'nın âşığı" olur. Ekim 1872. Levin ile Kiti'nin yaşamında ise zaman hâlâ 1872 ilkbaharıdır. Onlar aylarca geridedirler. 18'den 29'a kadar olan on iki parçalık öbekte, Vronski-Karenin zaman-takımı (güzel bir Nobokov buluşu: zaman-takımı. Kaynak belirtmeden kullanmayınız!) yeni bir atağa kalkar. Burada ünlü at yarışı sahnesi, ardından Anna'nın kocasına itirafı yer alır. Ağustos 1873. (Romanın bitimine daha üç yıl var.) Derken gene mekik; 1872 ilkbaharına, Almanya'daki Kiti'nin yanına geri döneriz. Böylece ikinci bölümün sonunda garip bir durumla karşı karşıya kalırız; Kiti'nin yaşamıyla Levin'in yaşamı, Vronski-Kareninlerin yaşamının on dört ya da on beş ay gerisindedir. Tekrarlamak gerekirse, eşliler eşsizlerden daha hızlı hareket etmiştir.
    32 parçalık üçüncü bölümde biraz Levin'in yanında oyalanır, sonra onunla birlikte, tam Kiti'nin oraya gelmesinden önce Oblonskilerin arazisinde Doli'yi ziyaret ederiz. Sonunda XII. parçada yani 1872 yazında, Levin, Almanya'dan dönen Kiti'yi tren istasyonundan dönerken atlı arabada görür. Çok hoş bir karşılaşmadır bu. Bir sonraki parçalar öbeği bizi Petersburg'a, Vronski'nin ve hemen yarış sonrası (1873 yazı) Kareninlerin yanına götürür, sonra gene 1872 Eylül'üne, Levin'in arazisine döneriz. Levin, buradan 1872 Ekim'inde ayrılarak Almanya, Fransa ve İngiltere'yi kapsayan amacı belirsiz bir yolculuğa çıkar.
    Şimdi, şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Tolstoy zor durumdadır. Tolstoy'un âşıkları ile aldatılmış kocası hızlı yaşarlar. Bekâr Kiti ile Levin'i çok geride bırakmışlardır. Dördüncü bölümün ilk on altı parçasında zaman, Petersburg'da kış ortasıdır. Ne var ki Tolstoy bize hiçbir yerde Levin'in yurtdışında tam olarak ne kadar kaldığını söylemez. Anna-Vronski zamanı ise, sadece ikinci bölümün XI. bölümündeki Anna'nın Vronski'nin sevgilisi olmasıyla ilgili zaman-dizinsel bir not ile desteklenir. Vronski, Anna'ya "evet" dedirtinceye kadar bir yıl onun peşinden koşmuştur. Levin-Kiti zamanı da tam bu kadarlık bir gecikme gösterir işte. Ama okuyucu zaman çizelgesini her an gözünün önünde bulundurmadığı için –iyi okuyucular bile çok ender yapar bunu– Vronski-Anna parçalarının Kiti-Levin parçalarıyla tamamen eşzamanlı ilerlediğini ve her iki yaşam çevresindeki çeşitli olayların aşağı yukarı aynı zamanda olup bittiğini düşünüp hissetmek yanlışına düşeriz. Okuyucu, uzamda mekik dokuduğumuzun, Almanya'dan Rusya'ya, taşradan Petersburg'a ve Moskova'ya gidip geri döndüğümüzün farkındadır tabii. Ama zaman içinde de, mekik dokuduğumuzu bilmeyebilir. Vronski-Anna için ileriye doğru, Levin-Kiti için geriye doğru.

    Dördüncü bölümün ilk beş parçasında St. Petersburg'da, Vronski-Karenin izleğinin gelişmelerini izleriz. 1873 yılının kış ortasıdır. Anna'nın Vronski'den çocuğu olacaktır. VI. parçada Karenin politik bir görev dolayısıyla Moskova'ya gider. Bu sırada Levin de yurtdışına yaptığı bir yolculuktan dönmüş, Moskova'ya gelmiştir. IX'dan XIII'e kadar olan parçalarda, Oblonski evinde bir akşam yemeği verir (1874 yılının Ocak ayının ilk haftası), bu yemekte Kiti ile Levin yeniden karşılaşırlar. Bendeniz zaman-bekçisi, o ünlü tebeşirle yazma sahnesinin romanın başlangıcından tam iki yıl sonraya rastladığını söyleyeceğim size; ne var ki, hem okuyucu hem de Kiti için (iskambil oyunu oynanan masada Kiti'nin Levin ile konuşurken yaptığı kimi göndermeleri hatırlayın) yalnızca bir yıl geçmiş bulunmaktadır. Demek ki şöyle bir şaşılası gerçekle karşı karşıyayız: Anna'nın bir yandaki fizikî zamanıyla Levin'in öte yandaki ruhanî zamanı arasında, boşboğazca bir fark bulunmaktadır.
    Dördüncü bölüme, yani romanın tam ortasına geldiğimizde, yedi kişinin yaşamı gene başta 1872 Şubat'ında olduğu gibi başa baştır. Anna ile benim takvimime göre tarih 1874'ün Ocak ayı, okuyucuyla Kiti'nin takvimine göre ise 1873'ün Ocak ayıdır. Dördüncü kitabın ikinci yarısı (XVII-XXIII. parçalar arası) bize Anna'nın Petersburg'da çocuk doğururken neredeyse ölüşünü anlatır. Bunu Karenin'in Vronski ile geçici olarak barışması ve Vronski'nin intihar girişimi izler. Dördüncü bölüm 1874 Mart'ında sona erer. Anna kocasından kopar, sevgilisiyle İtalya'ya gider.
    Beşinci bölüm otuz üç parçadır. Yedi kişinin yaşamı uzun süre başa baş gitmez. İtalya'daki Vronski ile Anna gene öne geçerler. Bu oldukça sıkı bir yarıştır. Levin'in ilk altı parçadaki evliliği 1874 ilkbaharının başlarına rastlar. Levinler yeniden, önce taşrada sonra da Levin'in kardeşinin ölüm döşeğinin başucunda (XIV-XX. parçalar arası) ortaya çıktıklarında, tarih 1874 Mayıs'ının başlarıdır. Oysa Vronski ile Anna (bu iki parça öbeği arasına sıkıştırılmışlardır) iki ay önde olup Roma'da pek de içlerine sinmeyen bir temmuz geçirmektedirler.
    İki zaman-takımı arasındaki eşleştirme halkası, eşsiz kalan Karenin'dir artık. Belli başlı yedi roman kişisi olduğuna, romanın olay örgüsü onların çiftler halinde düzenlenmesine dayandırıldığına, yedi de tek sayı olduğuna göre, bir kişinin dışarıda (ve eşsiz) kalması zorunludur. Başlangıçta grup dışı olan, fazladan olan Levin'di; şimdi Karenin'dir. 1874 yılının ilkbaharına, Levinlerin yanına döner, sonra da Karenin'in çeşitli uğraşlarına eşlik ederiz. Bu da bizi giderek 1875 Mart'ına kadar getirir. Bu arada Vronski ile Anna, İtalya'da bir yıl kaldıktan sonra Petersburg'a geri dönmüşlerdir. Anna, onuncu yaş gününde küçük oğlunu görmeye gelir. Aşağı yukarı 1 Mart sıraları. Dokunaklı bir sahne. Hemen bunun ardından o ve Vronski, Vronski'nin taşradaki arazisinde oturmaya giderler. Elverişli bir rastlantı sonucu Vronski'nin arazisi, Oblonski ile Levin'in arazilerinin bulunduğu bölgededir.
    Bir de bakarız ki, bizim yedi kişi altıncı bölümde gene başa baş götürüyorlar yarışı. (Altıncı bölüm 1875 Haziran'ından Kasım'ına kadar otuz ik parça sürer.) 1875 yazının ilk yarısını Levinler ve onların akrabalarıyla geçiririz; derken temmuzda Doli Oblonski bizi arabasına alır, Vronskilerin arazisinde biraz tenis oynamaya götürür. Geriye kalan parçalarda, Oblonski, Vronski ve Levin 1875 Ekim'inin ikinci günü yerel seçimlerde bir araya gelirler, bir ay sonra da Vronski'yle Anna, Moskova'ya dönerler.
    Yedinci bölüm otuz bir parçadan oluşur. Romanın en önemli kısmı, trajik doruk noktası burasıdır. Şimdi hepimiz 1875 Kasım'ında Moskova'da, hepimiz başa başızdır; içimizden altısı, üç çift, güvensiz, çoktan araları açılmış Anna-Vronski, çoğalan Levinler ve Oblonskiler Moskova'dadır. Kiti'nin bebeği doğar ve 1876 Mayıs'ının başlarında Oblonski'nin yedeğinde St. Petersburg'daki Karenin'i ziyaret etmeye gideriz. Sonra geriye Moskova'ya. Bundan sonra, XXIII'ten yedinci kitabın son parçasına kadar süren, Anna'nın son günlerine ayrılmış bir öbek parça başlar. Bu ölümsüz sayfalara ayrıca değineceğim.
    Sekizinci yani son bölüm on dokuz parçadan oluşur, fazlalıkları olan bir bölümdür. Tolstoy bölüm boyunca çeşitli yerlerde kullandığı bir yöntemi, kişileri bir yerden ötekine taşıyarak olayı da bir gruptan ötekine aktarma yöntemini kullanır. Romanda trenler ve atlı arabalar önemli bir yer tutar; ilk parçada Anna'nın Petersburg'dan Moskova'ya sonra da geriye, Petersburg'a yaptığı iki tren yolculuğu vardır. Oblonski ile Doli romanın kimi noktalarında öykünün gezginci temsilcileri olarak okuyucuyu Tolstoy'un istediği yerlere alıp götürürler. Aslını isterseniz, Oblonski gidiş geliş yazara yaptığı hizmetler dolayısıyla bol maaşlı kolay bir işe kapılanır. Sekizinci ve son bölümün ilk beş parçasında Levin'in üvey kardeşi Sergey'in Vronski'yle aynı trende yolculuk ettiğini görürüz. Savaş haberlerine yapılan çeşitli göndermeler yüzünden tarihi kestirmek kolaydır. Doğu Avrupalı Slavlar, Sırplar ve Bulgarlar Osmanlılara karşı savaşmaktadırlar. Tarih Ağustos 1876'dır; bir yıl sonra Rusya, Osmanlılara resmen savaş açacaktır. Vronski'yi cepheye giden gönüllülerin başında görürüz. Aynı trende yolculuk eden Sergey, Levinleri ziyaret etmeye gitmektedir, böylece sadece Vronski değil Levin izleği de bir sonuca bağlanır. Son parçalar Levin'in taşradaki aile yaşamına ve Tolstoy'un yol göstericiliğinde el yordamıyla Tanrı'yı arayıp bulmasına ayrılmıştır.
    Tolstoy'un romanının yapısı konusunda bu söylediklerimden romandaki geçişlerin, Madam Bovary'nin[229] bölümleri arasındaki gruptan gruba geçişlerden çok daha az ayrıntılı, çok daha az esnek olduğu anlaşılacaktır. Flaubert'deki akıcı bir paragrafın yerini Tolstoy'da ansızın çıkagelen kısacık bir parça tutar. Ama Tolstoy'un Flaubert'den daha fazla sayıda kişinin yaşamıyla başa çıkmak zorunda olduğu bir gerçektir. Flaubert'te, at üzerinde bir gezinti, bir yürüyüş, bir dans, kasabadan kente at arabasıyla yapılan bir yolculuk, sayısız küçük olay, küçük gidiş gelişler, bölümler içinde sahneden sahneye geçişleri sağlar. Tolstoy'un romanında ise düdüklerini çalıp buharlar saçarak gelip giden trenler, roman kişilerini taşımaya ya da öldürmeye yarar. Bölümden bölüme geçişlerde, aradan şu kadar zaman geçti ya da şu, şu insanlar şurada şunu yapıyorlar gibi geleneksel yöntemler kullanılır. Flaubert'in şiirinde çok daha fazla müzik vardır; yazılmış yazılacak en şiirli romanlardan biridir onunki. Tolstoy'un büyük romanında ise kas gücü vardır.
    Kitabın yarış terimleriyle özetlemeye çalıştığım iskeleti budur işte; önce yedi kişinin yaşamları başa baştır, sonra Vronski ile Anna bastırır. Levin ile Kiti'yi geride bırakır, sonra yedisi birden başa baş gelir, derken harika bir kurmalı oyuncağın öne fırlamasına benzer bir hareketle Vronski ile Anna yeniden başı çekerler; ama uzun sürmez bu. Anna yarışı bitiremez. Öbür altısı arasında Tolstoy'un ilgisini ayakta tutmayı başarabilenler ise sadece Kiti ve Levin olur.
  • 479 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Yazarımızın okuduğum ilk kitabı maalesef ki. Çok geç karşılaştım hele ki bu kitabı ile.
    1992 basımı olan kitap ondan sonrasında ne hikmetse basılmamış. Çok zor bulunur cinsten aynı zamanda. Kitabı zamanında köşe yazarlığı sırasındaki denemelerinden oluşuyor. Ben yazarımızın bu kitabıyla zamanında köşe yazarı olduğunu öğrendim desem yalan olmaz. Birbirinden ilginç denemeleri mevcut yazarımızın. Kâh güldürüp kâh hüzünlendirdi. Çok duru açık ve yalın bir dili mevcut kitabın genelinde.
    Kitabın içinde en çok sevip beğendiğim alıntımı beğeninize sunarak incelememi noktalıyorum. İyi okumalar dilerim.
    ...
    Bugün insanlık Şarlo’nun önünde eğiliyor.
    Hitler’e gelince... Ona gülmüyor bile...
  • 168 syf.
    ·10/10
    "Hayatta neden zevk alırsan, ya kanun dışıdır, ya ahlak dışıdır ya da şişmanlatır.."

    Biz insanlar zevklerimizin hiç kimse tarafından kontrol edilmesini istemeyiz çünkü özgürlük denen ah o doğru dürüst hiçbir tanımı olmayan o kelimeye aykırı olabilirdi.. Belki sizlerin özgürlüğü sayılırdı o zevkler lakin karşıdakini kısıtlayabilirdi.. Özgürlük çoğuna göre zevke hizmettir kimine göre bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamadan, zihnen ve bedenen serbest olma durumudur..

    Alex'in on beş yaşında olması çok absürttü bence.. On beş yaşında usturayla yaşayan, tecavüze, uyuşturuculara ve şiddete aşırı düşkün olmak çok çok çok mühim bir şey..
    Alex'e göre o sadece böyle mutlu.. İnsanlar onu anlamıyor falan filan bok püsür (kitapta aşırı ilginç kelimeler bulabilirsiniz bu sadece biri)
    Evet kardeşlerim .. Kitapta şiddet manyağı, sadist, tecavüzcü sapık, uyuşturucu ve Beethoven bağımlısı on beş yaşında, dört kişilik kanka grubu olan bir genç adamdan bahsediliyor.. Daha doğrusu Alex kendisi anlatıyor hikayeyi.. Hikayeyi ilginç kılana geleyim çok geçmeden.. Kankalarının tuzağına düşen küçük Alex kendini kodeste bulur.. Burada da türlü türlü sıkıntılar peşini bırakmaz.. Yakışıklı bir genç adam olduğu için bazı mahkumlarca göz hapsinde olur falan filan bok püsür..
    Papazla arası iyi olan Alex aslında düşüncesel yönden hiç mi hiç değişmez.. Bir an önce çıkıp aynı eylemlere devam etmek için çabalar.. Bunun için dindar gibi davransa bile on dört yıl hüküm giymiştir ta ki Ludovico tekniğini duyana kadar.. Tekniğin ne olduğunu dahi bilmese de iki hafta sonra özgürlüğüne kavuşmak için bu tekniğin deneyi olmayı ister.. Papaza sorduğu zaman papaz ona: İyilik içten gelir 6655321. İyilik seçilen bir şeydir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar (...) “İyi bir insan olmak çok da hoş olmayabilir küçük 6655321. İyi bir insan olmak korkunç olabilir.
    Bunu sana söylerken, kulağa ne kadar çelişkili geldiğini biliyorum. Bu mesele yüzünden gecelerce
    gözüme uyku girmeyeceğini biliyorum. Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini
    mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün
    olabilir mi? Bunlar derin ve zor sorular, küçük 6655321 (...)" der..
    Bir adam öldürme olayına daha adı karışınca İçişleri Bakanı tekniği uygulamak için denek olarak Alex'i seçer.. Başlarlar tekniği uygulamaya..
    Başlarda sıkıntı olmasa da Alex baya baya zorlanır.. Aslında yine kötü biridir.. Hiç mi hiç değişmemiştir fakat ne zaman kötü bir eylemde bulunmaya başlasa hastalıklı hissetmeye başlar ve hastalığı durdurmak için hemen tam tersi davranmaya başlar.. İyiliği zorunlu olarak seçer kısaca.. İradesinden kötülük geçirmesi bir yana eyleme asla dökemiyor.. Burada papazın dediği Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? düşüncesi bizi düşünmeye sevk ediyor..
    Cezası bitince Alex tam bir kaosun içinde yer aldığını görür.. Cezasını fazlasıyla çekmiş olmasına rağmen birçok şey onu zorlar.. Eski kurbanlarından biri onu döver, pis kankalarından biri polis olmuştur ve o da döver.. Üstelik Alex elini dahi kaldıramaz.. Hemen hastalıklı hisseder tedavi yüzünden.. Daha önce tecavüz ettiği bir kadının evine sığınır.. Neyse ki adam onu tanıyamaz.. Gazetelerde gördüğü Alex'i hemen soru yağmuruna tutar.. Devlet karşıtı olan bir yazardır bu adam.. Alex'e yapılan tekniğin insanlık dışı olduğunu savunarak onu siyasi emellerinin içine çeker.. Alex'in birkaç potu yüzünden adam ondan fena şüphelenir.. Ölen karısının tecavüzcüsü olduğuna neredeyse emindir..
    Beethoven delisi olan Alex, tedavi sırasında izletilen videoların arka fonunda 9. senfoniyi duyduğu için artık ona karşı da hassasiyet kazanmıştır..Dinleyemez olmuştur.. Bunun farkına varan yazar, Alex'i bir odaya kapatır ve son ses 9. senfoni dinletir.. Kendisini kesmeyi düşününce bile hastalanan Alex, pencereden atlayarak intihar eder.. Hem siyasi hem de intikam hırsı birleştiğinden Alex'e bu konuda acımazlar.. Alex'in ölümü iki yönden de işine gelmiş sayılırdı tabi Alex ölseydi..
    Alex'e haftalarca başka tedaviler uygulanarak bu Ludovico'nun etkisini kaldırırlar.. Kısacası siyasi emeller uğruna Alex oratada bir denek olmuştur ve bunlar olduğunda yaşı on sekiz olmuştu.. İçişleri Bakanı seçimleri kaybetmemek için panzehir tedavisini yaptırdığı Alex'e iş ve bazı imkanlar sağlar..
    Alex eskisi gibi olsa da bir süre sonra çoğu şeyden sıkılır duruma gelir.. Esasen buna zihnen büyüme de diyebiliriz.. Bir kankasını bir kadınla görür.. Kadının kankasının eşi olduğunu öğrenince kendince birçok sorular sorar ve düşüncelerini değiştirir..
    Belki de mesele bu, diye düşünüp duruyordum. Belki de yaşadığım hayat için fazla yaşlanmıştım
    kardeşlerim. Artık on sekizindeydim, yeni bitirmiştim. On sekiz genç yaş değildi. Bizim Wolfgang
    Amadeus on sekizinde konçertolar, senfoniler, operalar, oratoryolar filan, bir sürü bok püsür
    yazmıştı, hayır, bok püsür değil, ilahi müzik. Sonra şu bizim Felix M. de Yaz Ortası Gecesi Rüyası
    Uvertürü’nü yazmıştı. Başkaları da vardı. Ayrıca şu bizim Benjy Britt’in elinden tuttuğu Fransız şair,
    en güzel şiirlerini on beşinde filan yazmıştı, ey kardeşlerim. Adı Arthur’du. Yani on sekiz, kesinlikle
    genç bir yaş değildi. İyi de ne yapacaktım peki? (...)
    Evet evet evet, işte buydu. Gençlik bitmeliydi, ah evet. Ama gençlik, hayvanmış gibi olmaktır zaten
    sadece. Hayır, sadece hayvanmış gibi olmak değil de hani şu sokaklarda satıldığını dikizlediğiniz
    minik oyuncaklardan biri olmak gibidir, teneke ve içi zemberekli ve üstünde kurma kolu olan ve gırr
    gırr gırr diye kurunca gitmeye başlayan, yürüyen filan minik heriflerden biri olmak gibidir, ey
    kardeşlerim. Ama dosdoğru gider ve bir şeylere çarpar bam bam ve yaptıklarını, elinde olmadan
    yapar. Genç olmak, bu minik makinelerden biri olmak gibidir. der ve artık olgunlaşır bizim küçük Alex.. Artık her şeyi çakozlayabiliyordur.. Yeni bir kız bulmayı, onun evlenmeyi ve bir çocuk sahibi olmayı diler..
    Açıkçası Otomatik Portakal bize daha çok bir insanın doğal olan evrelerinin her ne olursa olsun ne kadar değiştirilirse değiştirilirsin er yada geç aynı seyrinde olacağını gösteriyor.. Alex şiddet yanlılığından tedaviyle dahi olsa değişmedi sadece iyilik yapmak zorunda kaldı.. Sadece bir örnek gördü.. Kankasının evli olması onda birçok düşünceyi uyandırdı.. Belki de biz insanlar gençlere bir şeyleri öğretmek isterken çok daha farklı yollar kullanmalıyızdır.. Ceza bazen caydırıcı olsa da hiçbir zaman çözüm olmuyor.. Doğru yolun çözümü daha çok o iyiliği kavaratılması ve neden niçin yapılması gerektiğini akla uygun şekilde izah edilmesidir..
  • 445 syf.
    ·15 günde·5/10
    Bir gerilim romanı sever olarak bu kitabı beğenmedim en azından polisiye adı altında şaçma sapan aşk hikayeleri yazmamış chris abimiz (bu aralar çok sık rastladığım bi durumda) gel gelelim kitapta olayların ilginç ve okurken zevk aldınız kısımlar var ama aşırı derecede okuması zor ve bilmediniz bir sürü kelime olucağına eminim bana kalırsa en büyük hatayı şurda yapmışlar dostlarım kitabın ilk sayfalarında katilin kim ve amacının ne oldunu size söylüyorlar romanın geri kalanında ise polis ablamızın bu şuçluyu yakalamaya çalışmasını okuyoruz ve bu hiç ilgi çekici bir şekilde anlatılmıyor sonuç olarak kitabı beğenmedim okumanızı tavsiye etmiyorum dostlarım.
  • Her topluluk liste yapmış zamanında, Goodreads'ın bolca var mesela. Bu da onlardan biri - en zor 100 kitap (200'lük versiyonu da var) En azından BBC ve benzeri medya kuruluşlarına göre daha evrensel. Biz de bu liste işine girsek diyorum bir ara (#39501741 iletisinde girdik:) - 1000 kitap kullanıcılarının okurken zorlandığı 50 kitap mesela (100 çok olur belki, Türküz sonuçta - zorlanmayız o kadar:) Neyse başlayalıım goodreads'ın 100 zor kitabına - ilk ikisi oldukça tanıdık.

    1. Ulysses
    2. Finnegan Uyanması
    3. Ses ve Öfke
    4. Moby Dick / Beyaz Balina
    5. Thomas Pynchon - Gravity's Rainbow - https://www.goodreads.com/...15.Gravity_s_Rainbow (Bu klasik çevrilmemiş Türkçeye)
    6. Savaş ve Barış
    7. Yüzyıllık Yalnızlık
    8. Suç ve Ceza
    9. Karanlığın Yüreği
    10. Infinite Jest
    11. Anna Karenina
    12. Çıplak Şölen
    13. Karamazov Kardeşler
    14. Sefiller
    15. Lolita
    16. Atlas Silkindi / Atlas Shrugged
    17. Gülün Adı
    18. Kayıp Zamanın İzinde
    19. Foucault Sarkacı
    20. Abşalom, Abşalom!
    21. Madde 22
    22. Mrs. Dalloway
    23. Yapraklar Evi
    24. İki Şehrin Hikayesi
    25. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
    26. Kızıl Damga
    27. Büyük Umutlar
    28. Otomatik Portakal
    29. Don Quijote
    30. Yabancı
    31. Deniz Feneri
    32. Sevilen
    33. The Satanic Verses (Bunun çevrilmediğini hepimiz biliyoruz zaten)
    34. Budala
    35. Uğultulu Tepeler
    36. Cormac Mccarthy - Blood Meridian -https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Bu kitap da yok)
    37. Monte Cristo Kontu
    38. Niteliksiz Adam 1
    39. Kolera Günlerinde Aşk
    40. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
    41. 49 Numaralı Parçanın Nidası
    42. Dava
    43. Geceyarısı Çocukları
    44. Bulantı
    45. Yeraltından Notlar
    46. 2666
    47. Solgun Ateş
    48. Jane Eyre
    49. Middlemarch
    50. Tess
    51. Kasvetli Ev
    52. Samuel Delany - Dhalgren - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Çevrilmemiş başka bir bilimkurgu kitabı)
    53. Silmarillion
    54. Bozkırkurdu
    55. Görülmeyen Adam
    56. Benim Adım Kırmızı (Listedeki tek Türkçe kitap)
    57. Dalgalar
    58. Frankenstein
    59. V.
    60. Döşeğimde Ölürken
    61. Ada Ya da Arzu
    62. Hayatın Kaynağı
    63. Bulut Atlası
    64. Boncuk Oyunu
    65. Güneş De Doğar
    66. Küçük Kadınlar
    67. Sırça Fanus
    68. Büyülü Dağ (2 Cilt Takım)
    69. William Gaddis - The Recognitions - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Türkçe için önemli başka bir kayıp)
    70. Robert Shea, Robert Anton Wilson - The Illuminatus! Trilogy - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Açıkçası bu yeni çıkan illuminae serisi sanmıştım başta)
    71. Against the Day (Okumadım ama zor adam kesin, 5. kitabı)
    72. Gurur Dünyası
    73. Yengeç Dönencesi
    74. Altın Defter
    75. Uyanış
    76. Kırmızı ve Siyah
    77. Rüzgar Gibi Geçti
    78. Nostromo
    79. Jonathan Strange ve Bay Norrell
    80. Dracula
    81. Molloy
    82. Ejderha Dövmeli Kız
    83. Mason and Dixon (Evet, kesin zor:)
    84. Oliver Twist
    85. Trainspotting
    86. Amerikan Tanrıları
    87. Floss Nehrindeki Değirmen
    88. Doktor Jivago
    89. Aşık Kadınlar
    90. Yanardağın Altında
    91. William Gaddis - JR- https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (William Gaddis'in başka bir çevrilmemiş kitabı)
    92. Henry James - The Ambassadors - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Hayır, tablo olan değil - ilginç ama çevrilmemesi)
    93. Zemberekkuşu'nun Güncesi
    94. Lord Jim
    95. Yokyer
    96. Büyücü
    97. Cennet
    98. Alain Robbe-Grillet - La Jalousie - https://www.goodreads.com/...amp;from_search=true (Bu kitap da çevrlmemiş.)
    99. Celladın Şarkısı
    100. Cormac Mccarthy - Suttree - https://www.goodreads.com/...ree?from_search=true (İki kitabı çevrilmiş totalde, biri filmin)
  • Övgü-yergi...
    sende bulunmayan özelliklerle seni övenlerin, bir gün sende bulunmayan özelliklerle seni eleştireceğinden emin ol (Şafii)...
    Bu söz 1200 yıl önce söylenmiş...
    İnsanın doğası/fıtratı ilginç değilmi?
    Biraz kazıyınca gerçeği anlamak zor değil...
    Az Dokun karakterini gör...
    Aşırı Övene de aşırı sövene de dikkat etmeli...
  • 136 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Tarık Tufan ve kitaplarıyla bir imza gününde tanışmaya nail oldum. Kitabını okuduktan sonra iyi ki de tanımışım bir nebze de olsa iç dünyasına misafir olmuşum diyorum.
    Kekeme çocuklar korosu... Kitabın ismini ilk okuduğumda ne ilginç isim diye içimden geçirmedim değil. Meğerse kitabın ismini okuduktan sonra anlamlandırabildim. İnsanların Avaz Avaz bağırmak istedikleri halde içine kapanmaları , bağırsalar bile etrafta duyacak kimselerin olmayışı... Sesi çıkmayan bir neslin hikayesi aslında...
    Kitap bittikten sonra ne okuduğumu anlayamadım başta. Okuduğum satırların tarifini yapamadım. Gerçi insanların acısının tarifi nasıl yapılır bilemiyorum o da başka konu ya... Okuduklarım ne öyküden ibaret ne de romandan. Sürüklendiğin yerde kalıyorsun adeta. Meğerse tarifi zor yaşanmışlıklardan ibaretmiş anlatılanlar. Ben pek bilmem 90 lı yılları. Hiçbir şeyin farkında olmayan. Bir bebektim o zamanlar. Allah rahmet etsin dedem anlatırdı bazen çocukluk yıllarımda. Şimdi daha iyi anlıyorum dedemin anlattıklarını özellikle müslüman kardeşlerimizin neler çektiklerini...
    90 lı yılların yasaklarında boğuşan,şiddete uğramış insanların,küçük yaşta tecavüze uğramış, iş bulamayınca intihar eden, konfeksiyonda çalışan o saf temiz çocuk işçilerin korosudur anlatılanlar. Hayatınızın bir yerlerinde bu koronun seslerini duymanız dileğiyle...