• 112 syf.
    ·Puan vermedi
    #okudumbitti #tavsiyekitap #Gölgeler @zulfulivanelii @omerzulfulivaneli @zlivaneli
    112sayfa
    ...
    Konstantiniye Oteli romanındaki (henüz okumadığım) “Edebi ve Ebedi Gölgeler’’ bölümünün zenginleştirilmiş halinden oluşan “Gölgeler”, yazarların gölgeleri, müstear isimleri ve karanlıkta birbirleri ile konuşmaları bulunmakta. Önemli şairlerimizin müstear adları ile Sultanahmet Meydanın'daki tatlı atışmalarının arasına serpiştirilmiş şiirler ve görseller de ayrı bir tat katmış kitaba. Ayrıca gölge oldukları için de onları kimse duymuyor ve de görmüyor. Zülfü Livaneli'nin dili yine diğer romanlarında olduğu gibi sade ve akıcı fakat Gölgeler kitabı biraz farklı bir tarzda olmuş diyebilirim.
  • 392 syf.
    ·4 günde·9/10
    zaman zaman etkileyici, zaman zaman durağanlaşan doğunun katı kuralları ile harmanlanmış bir yaşam öyküsü..

    bazı yerlere gereksiz ayrıntıya girmesi okuyucuyu romanın yaşam havasından uzaklaştırsa da genel olarak etkileyici buldum..
  • Zulfu Livaneli gibi onemli birinin hayatini merak edenlere israrla onerimdir...
    sevdalim hayati okumadim ancak heyecanla okudugum bir kitap oldu bu kitap...
    kucuklugunde yasadiklarinda kendimden bir seyler bulmus olmakta yas aldigimi hatirlamis oldum :)
    Sevgiler
  • 212 syf.
    ·19 günde·Puan vermedi
    Yaklaşık 20 gündür benimle gezen her hafta ajandama haftanın kitabı olarak yazdığım Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm kitabını daha fazla görmemek adına bu gece son 30 sayfasını bir oturuş 5 kendi kendine konuşma molasıyla bitirdim. Elime alırken bunun Livaneli yeni bir kitap çıkarana kadar okuduğum son kitabı olacağına net bir şekilde karar verdim. Bu incelemeyi kitabı okumak için okuyan arkadaşım, bu cümlenin sebebini bir önceki Livaneli kitap incelememde açıkladım (#44472806).
    Bu uzunca ad hakkında sona saklamak istemediğim bir şey var; Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm kitabında son sayfaya kadar ikinci üçüncü bir ölüm aradım, bulamadım. İnsan tam ortada duruyordu elbette fakat kedi kısmından emin değilim..
    Kitaba gelecek olursak: Livaneli’nin kitapları benim için ‘yazar yaşadıklarını yazar’ sözünün ispatı olmuştur hep. Kitaplarında kendisi gibi müzisyen, senarist, yazar kimlikleri ile öne çıkan karakterler olur. Bu kitapta kötü kalpli, zulüm veren siyasetçiyi kendi siyaset kimliğine koymadığını düşünerekten kitapta Livaneli karakterinin değişik uyruklu mülteciler olduğunu düşündüm. Geldikleri ülke, gelme sebepleri ve geldikleri ülkenin koşulları her ne olursa olsun, kendilerini ait hissedemeyen iki ülke arasında kaybolmuş mülteciler, mültecilik hastalığının hastaları. Kısa kısa bu mültecilerin hayatlarını okuyoruz. Ana mülteci karakterimiz, sıkı yönetim dönemi yaşadığı bir olaydan dolayı İsviçre’ye giden Sami ile yazar bilinçli olarak kendi memleketini övmesini(!) okuyoruz çokça. Burada yazdıklarını Livaneli’nin Unesco Büyük Elçiliği döneminde edindiği tecrübeler, gözlemler olduğunu varsayıyorum. Aklıma sıkça acaba bunlar doğru mu sorusu geldi fakat daha çok yediği kaba pislemeyen köpekler geldi.
    Livaneli, kitapları birçok dile çevrilen, farklı ülkelerde ödül alan bir yazar; neden kendi sahip olduğu değiştiremeyeceği bir kimliği böyle yeriyor? Bu sorunun cevabı olarak aklıma Nobel ödülünü almasını yazdığı son kitapta ülkesine ve dinini kötülemesine bağlanan yazar Orhan Pamuk geldi. Acaba Livaneli de bu sayede mi bu kadar çok ödül aldı? Ya da gerçekten kitapların dili mi ona bu ödülleri kazandırdı?
    Yazdıklarımı toparlamak gerekirse; Livaneli’nin birgün bana bu soruyu düşündüreceğini başarılarını başka sebeplere bağlamama sebep olacağını hiç düşünmezdim. Benim için uzunca sürece Türk sevdiğin erkek yazarlar kategorisi üyesiydi, gerek dili olsun gerek anlattığı insanların hikayeleri olsun çokça etkilendiğim bir yazardı-hala öyle ama eskisi gibi değil, ki o kategoriden de ihraç edildi. Son 2 kitabında ki bunu yazdığım incelemelerden de anlayabilirsiniz ki ona karşı bakışım değişti. Bunun en belirgin sebebi tabii ki de kendi kabına pislemeyen köpekleri, ülkesini, insanlarını dinini açıkça ve düşmanca kötüleyen insanlardan kalın çizgilerle ayırmamdır.
    Livaneli, kitapları, incelemelerim hakkında konuşacak çok şeyim var; eğer bunu okuyan senin de varsa, lütfen bana mesaj at.
  • 160 syf.
    Daha çok müzisyen ve politik kişiliği ile öne çıkan sanatçının bu eseri bir aralar okuma listelerinin ilk sıralarındayken dikkatimi çekmişti. "Karlı kayın ormanında" şarkısını söyleyen bir sanatçının yazarlık kulvarında nasıl olduğunu da hep merak etmişimdir.
    Velhasıl elime aldığım anda pek de yoğunluğu olmayan ama yüzeysel de olsa güncel bir konuyu işlemesi beni mutlu etti.
    Eser, Ezidilerin ve inanışlarının önyargılar yüzünden, yanlış bilgiler yüzünden her dönemde uğradığı tahribatı merkeze almış. Yobazların ve din tacirlerinin zamanla başka dinlere ve inanışlara tahammülsüzlüğünü gözler önüne seren yazar, ayrıca mültecilerin yaşadıkları büyük sorunlara da değinmiş.
    Ezidiler tarih boyunca sözde müslümanlar tarafından canlarıyla mallarıyla namuslarıyla hemen hemen bütün değerleriyle tahribata kıyıma uğramış kadim bir halk. Ve uğradıkları onca kıyıma rağmen inançlarından asla taviz vermemeleri de ne kadar inançlarına bağlı olduklarının göstergesi.
    Yazar meleknaz ve hüseyinin hikayesi aracılığıyla bu zulmü anlatmayı başarmış. Aydın olanın da görevi de bu değil mi zaten. Güncel bir konuyu işlemesi yönünden kitabın okuma listelerinin başlarında bulunması kitabı okuduktan sonra gayet olağan geldi.
    Umarım eser, yanlışların, yanılgıların, önyargıların bir nebze de olsa yobaz ve münafıkların ördüğü duvarların yıkılmasına vesile olmuştur.
  • 212 syf.
    ·2 günde·10/10
    Hayal edin. Çok kötü bir olay yaşadınız. Seneler sonra kader sizi, size, o olayı yaşatan kişi ile hiç tahmin etmeyeceğiniz bir yerde karşılaştırdı. Ve güç şimdi elleriniz arasında. Onu öldüredebilirsiniz. Yaşamasına göz de yumabilirsiniz.

    Ne yapardınız? Ülkenizden uzaktaki topraklarda tek hemşehriniz olan bu kişiyi affeder miydiniz yoksa geçmişin sarmaşıkları içerisinde kendinizi kayıp mı ederdiniz?

    Kitap buna odaklı bir şekilde ilerliyor. Yazımı 25 yıl süren bu romanda Sami'nin bu ikilemini Livaneli'nin usta kaleminden okuyorsunuz. İnci gibi dizili kelimeler birbiri ardına akarken Sami ile belirsizlikler ağında debeleniyor, nasıl bir çıkış yolu bulacak acaba diye sorar halde buluyorsunuz kendinizi.

    Kitap olağan olmayan bir şekilde ilerliyor. Yazar ve kahraman arasında güçlü bir bağ var. Livaneli'nin hem kendi yazdıkları hem de 'el yazıları' başlığı altında her bölümün ardından Sami'nin asıl yaşadıklarını anlatması, hayal ürünü olaylar ile asıl yaşanan olaylar arasında sert bir çizgi çiziyor. Böylelikle aslında Ahmet Ümit'in Roman İçinde Roman kitabı gibi ayrı ama bir o kadar da aynı iki hikaye eş anlı olarak ilerliyor. Zekice kurgulanmış bu olay, Sami'nin yaşadıklarını Livaneli'nin yazdıklarından uzakta, olağanüstü bir gerçekçilikle ilerlemesine olanak sağlıyor.

    Okumayı önerdiğim kitapların başında geliyor.
  • 484 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    bu okuduğum 2. livaneli kitabı ve yazarımızın yazarlığı çok hoş anlatmak istediğini gayet net ve anlaşılır şekilde anlatıyor ancak biraz uç karakterler kullanıyor ben kardeşimin hikayesini daha çok beğendim kardeşimin hikayesi biraz polisiye ve süpriz içerikliydi belkide o yüzdendir hatırlarsanız kardeşimin hikayesindeki karakterimiz sevdiği için dinini değiştiren bir karakterdi ve aklıma aziz nesinin bir sözü geldi aziz nesin inançsız olduğu halde müslümanlığı bırakıp hıristiyanlığa geçenleri ahmak olarak nitelendirmiştir dinimiz ise bunları nasipsiz olarak anlatır bu yüzdende kardeşimin hikayesindeki karakter bir uç karakterdir ve kolayca empati kuramayız serenata gelecek olursak önce yahudileri necip fazılın diliylede incelemek gerekir islamda yahudiler sevilmez çünkü efendimiz ile savaşmışlar kendi peygamberlerini katletmiş zalim bir kavimdir ancak bu kavim içindende nadia gibi karakterler çıkabilir zaten dinimiz gereği ırk dil din ayrımı yapmadan nerede mazlum varsa el uzatmalıyız zaten yahudilere en çok el uzatan biz müslüman türkleriz hatırlayın seferad ve 2. beyazıdı peki karşılığı ne oldu filistin müslümanlarının dramı gelelim ermeni tehcirine evet ermeni katliamı yoktur ermeni tehciri ve alınan yanlış kararlar vardır buda ölümlere yol açmıştır ancak yapılan her savaş bir katliamdır ölenler ise 3 5 yaşındaki bebelerdir bu bakımdan beni kitapta en çok etkileyen daha çok mavi alay ve kırım türklerinin hikayesi oldu belkide mayanın abisi haklıdır kim bilir kitaptaki alıntılara baktığımız zaman devlet ve iktidarlara güzel göndermeler vardı muhsin yazıcıoğlu bu konuyu şöyle açıklar hapiste yattım işkence gördüm ancak devletime küsmedim yani hiç bir şekilde devlete küsülmez ancak ne yazıkki her çoban hata yapar ve bedelini sürüdeki koyunlar öder her iktidar ama haklı ama haksız öldürür bazen manen bazen madden hatta yazarımız peygamberlerin bile iktidar olsa öldüreceğini söyler davut ve calut savaşı bedir ve uhud savaşları buna bir örnektir zaten islamda yasak ve günah olan haksız yere bir cana kıymaktır peki öldüren haklı ise ne olacak yani kısasta ve cihatta hayat vardır neyse sözümü çok uzattım biz mazluma el uzatan bir milletiz ve islam kim haklı ise onun yanındadır ve bizde dil din ırk ayrımı yoktur peki son soru sizce rockfeller ve rotcshield gibi insanlar sizce kimi hak ediyor oscar schindler i mi yoksa adolf hitlerimi kısaca yahudi katliamını ermeni tehcirini hatırlarken arakanı uygur türklerini mavi alayı filistini unutmayın kitabı okuyun ve sizde kendinize bir wagner bulup aşık olun