gece kuşağı'ın Kapak Resmi
gece kuşağı, bir alıntı ekledi.
 19 saat önce · Kitabı okuyor

YUNUS'UN BİLGİ VE BİLİM GÖRÜŞÜ
Yunus Emre'nin hayatı hakkında yapılan bilimsel araştırmalar ile başlayan kitabın başlarından bir bölüm;

"Bir manzumesinde şeriat, tarikat, marifet, ve hakikat gibi dört bilgi derecesinden söz eden Yunus, hakikatın kolayca elde edilemeyeceğinden emindir; şüphesiz ki, O bir bilgi teorisi ile uğraşmamıştır. Felsefede bu teori bilginin kaynak ve değeri gibi iki ana konuyu kapsar. Akılcılarla görgücüler arasında türlü tartışmalara sebep olan bu konu mistikler ve dolayısıyla şairimiz için dış alemin olay ve varlıklarında daha derine inemez. Gerçek bilim ise, bâtın bilimidir ve hakikat bu bilmde saklıdır."

"En yüce hakikat olan Tanrı'yı kavramak için bütün laik bilimlerden, hatta şeriat bilimlerinden vazgeçmek lazımdır. Yunus, bunların Tanrı ile kulun arasını açacağına, birliği ikiliğe çevireceklerine inanır. Zira, o bilimler dış alemdeki çoklukla uğraşırlar. Çokluktaki birliği görmek için ise, evvela bireysel ve teorik aklı terketmelidir. Zira, insan aklı yalancı bir fakültedir. Mutlakı kavramaya engel olur. Ve tümel (külli) aklın bildiğini ve bildirdiğini elde edemez."

Nereye vardın ey akıl, bir ağızdan cümle dil
Cüz'iyyat-ı müselsil haber verir akl-ı kül

Bilime gelince:

İlim hod göz hicabıdır; dünya ahret hasabıdır
Kitap hod ışk kitabıdır, bu okunan varak nedir

Yunus, dervişi hakikata ulaştıran bu aşk kitabının kağıtlarda değil, gönüllerde yazılı olduğunu bildirir;

Alimler kitap düzer, karayı aka yazar
Gönüllerde yazılı bu kitabın sûresi

Esasen bilimden ve okumaktan maksat bir taraftan ibret almak, bir taraftan da kendini bilmektir. Nitekim Yunus:

İlim okumaktan gerek, kişi kendin bilmektir
Pes kendini bilmezsen bir hayvandan betersin

demektir. Şarimize göre ilimlerin mutlak hakikati kavrayamamasının sebebi yalnız çoklukla uğraşmaları değildir. Bilginlerin mistik aşktan mahrum olmaları, aşk kitabından habersiz bulunmalarıdır:

Ey çok kitaplar okuyan, çünkim tutarsın bana dak
Oku isen sırrı ıyan, gel aşktan oku bir varak

Yüce hakikatin açıklanmasında O'na göre yorumlamalara ve diğer düşünce oyunlarına (tevillere) ihtiyaç olmadığından kutsal kitaplar ve onlara uygulanan metotların hiçbir değeri yoktur:

Dört kitabı şerh eden hakikatte âsidir
Zira tefsir okuyup mânisin bilmediler

Yunus'un kendisi de dört kutsal kitabı okumuştur. Ama onların aradıkları yüce hakikati medresede değil, harâbatta (meyhane-tekke) ve varlıkta bulmuştur.

Tevrat ile İncil'i, Furkan ile Zebur'u
Bunlardaki beyanı, cümle vücutta bulduk

Şu halde mutlak birliği algılamak için din ve dünya bilimlerine değil, başka ve daha derin ve geniş bir bilgiye yani aşk bilgisine ihtiyaç vardır: "İlm-i hikmet okuyanların da aşktan mahrum" olduklarını "Işkın ise bir uzunca hece" olduğunu söyleyen Yunus:

Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur
Bir dem gelir şâdi kılur, bir dem gelir giryan olur

beytiyle başlayan manzumesinde âşıkın geçirdiği ve yaşadığı türlü ruh hallerini tasvir eder ve ondan daha üstün bir yücelik ve hazzın bulunmadığına inanır:

Nice yüksek yürür isem aşk başımdan aşagelir

zira bu aşk yalnız yüce değili aynı zamanda büyük ve geniş bir hayat kaynağıdır ve kendisi onsuz yaşayamaz:

Senin ışkın deniz, ben bir balıcak
Balık sudan çıksa hemen ölüdür

Esasen ona göre, âşık olmaanlar "bir kuru ağaca benzerler." Böylece ağaçlar ise, kesilip yakılmadan başka bir işe yaramazlar. Demek, mutlak hakikat olan mutlak birlik akılla pratik veya teorik bilimlerle nesnel olarak elde edilebilen bir ürün değil, aşkın kudreti kazanılabilen ve yaşanılan bir dinler haldir. Bunun içindir ki mistiklere hâl ehli denilir. Zira, aşkın kendisi bir bilimdir. Hem de okuması güç bir bilim.

Bildi ise ilmi tamam, gel ışktan oku bir sabak

Şairimiz,

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır

beytiyle başlayan manzumesinde okumaktan maksadın yalnız kendini bilmek değil, Hakk'ı bilmek olduğunu anlatırken başka bir manzumesinde:

Kendi miktarın bilen, bildi kendi halini

der. Ancak bu bilgiye ulaşan insanın gözünde din, mezhep, millet farklarıyla iyi ve kötünün kaybolacağına inanır. Zira, bütün bunlar Tanrı'dandır ve Tanrı'dır. Yunus'a göre bilimlerin gerçek ödevi insanın ahlâki aksiyonlarını düzenlemeye hizmet etmektir. Bunu anlatan şu ihtarları ayrı bir değer taşır:

Okuma bu ilmin yüzün, ilmiyle amel eyle güzin

ve bilimin insanı böbürlenmeye değil, alçak gönüllülüğe hizmet etmesi gerekir:

İlmin var diye mağrur olmagıl

zira, Tanrı kefen soyanı bile bağışlamaktadır.

Okudum yedi mushafı, taat gösterir ol şofi
Çünkü amel eylemedin gerekse var yüz yıl oku.

Yunus Emre, Cahit Öztelli (Sayfa 50)Yunus Emre, Cahit Öztelli (Sayfa 50)

"Ee oğlum paranın hüküm sürdüğü yerde, güzel söze ve güzelliğe yer kalmaz."
Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov.

ATATÜRK'ÜN MECLİS AÇILIŞ KONUŞMALARI

ATATÜRK; "Türkiye tek adam devleti değil bir halk devletidir. Tek adam rejimleri yıkılmaya mahkumdur."
" Tarih 1920... Anadolu işgal altında...# Atatürk'ün yaptığı ilk iş Meclisi kurmak.
"O karışıklık ve belirsizlik içinde İstanbul'da düşman askerleri tarafından kapatılan Meclis-i Mebusan'ı Ankara'da toplamaya çağırıyor. Ve Kurtuluş Savaşı'nı bu meclisin liderliğinde gerçekleştiriyor. Halbuki o karmaşa döneminde direnişçi subaylar arasında en üst rütbeli en tanınmışı Atatürk'tü. Sadece bu bile Kurtuluş Savaşı'na önderlik etmesi için yeterli olabilirdi. Ancak Atatürk bir avuç subayın önderlik edeceği bir direniş değil topyekün Türk milletinin ayağa kalkacağı bir Kurtuluş Savaşı peşindeydi. Doğrusu da buydu..."
MECLİS NASIL KURULDU VE EN YETKİLİ KİŞİNİN YETKİLERİ NELERDİ? Bugün işgal altında kurulan ve tüm kurucularının Kurtuluş Savaşı'nda Türk ordusunda savaştığı Gazi Meclisin tüm yetkileri ve gücünü 20 yıldır kandırılmış tek kişinin eline almak istediği zamanlarda bu sorunun cevabını bilmek çok önemli.
.
Atatürk'ün Meclis Açılış Konuşmaları Özgür Erdem tarafından yayına hazırlanan tarihi önemde bir kitap. Atamızın bu kitapta yer alan sözleri Nutuk'dan sonra okunması gerekenlerden önemli ve gerekli bir çalışma.

MİT VE ANLAM - CLAUDE LEVİ-STRAUSS

Claude Levi-Strauss Avrupa merkezci medeniyet tanımlamasının yanlış olduğunu düşünüyor. O'na göre tarih tek bir doğrultuda ilerlememiştir ve farklı sosyal dokuların farklı uygarlık yapıları vardır.

"...İlkel denilen insanların hafızaları, düşünme tarzları, mantık kategorileri ve kültürel tasnifleri ilkel değildi; sadece kendini insanlığın ve evrensel uygarlığın kaçınılmaz yazgısı olarak takdim eden Batı'dan farklıydı..."

Okumaya devam...