"Kuşlar, ne istediğini bilmeyen zavallı, akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha fazla bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkân yok. Ben, öyle sanıyorum ki, bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukları zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek geçirdikleri gecelerde sabaha kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar. Kuşları zorla kafeslerde alıkoymalı Müdire Hanım, zorla, zorla."
“Adam yargıçlık hastalığına tutulmuş, delisi olmuş bu işin. Tek düşüncesi adam yargılamak. Hep yargıçlar arasında, hem de en ön sırada oturmasa kahrından ölecek. Geceleri uyku girmiyor gözüne. Bir an dalsa hemen mahkemede buluyor kendini rüyada. Oy vermekle öylesine bozmuş ki adam, gece yatağından fırlayıp oy kupası arıyor karanlıkta. Gençler nasıl duvarlara sevdiklerinin adını yazarsa, bu da oy kupası resimleri çiziyor. Bir sabah horozu gün doğarken öttü diye mahkemeye verdi hayvanı. Horoz sanıklardan rüşvet almış da mahsus geç ötmüş; bizimkisi duruşmaya vaktinde yetişemesin diye.”
"Hapishane nedir ki? Orada yemek de yiyorlar, sigara da içiyorlar, çalgı da çalıyorlar!
Benim ölülerimi ise ot bürümüş, suskunlar,
toprak olmuşlar
sardunyalar misali..."
Bazı cadıların "20-30 kadar çok sayıda penisi topladıkları ve onları bir kuş yuvasında ya da bir kutuda sakladıkları ve bu kutuda bunların hayatta olan uzuvlar gibi kendilerini hareket ettirdikleri, yulaf ve mısır yedikleri" iddia edilmiştir. Kanıt olarak şunu anlatıyorlar:
Bir adam uzvunu kaybettiğinde tekrar sağlığına kavuşmak için büyücü bir kadına başvurduğunu anlatır. Büyücü kadın adama bir ağaca çıkmasını ve oradaki kuş yuvasına yığılmış organlardan beğendiği birini almasını söylemiş. Bu adam, organlardan en büyük olanını almak isteyince sihirbaz kadın, "Bunu almamalısın, çünkü o, kilisenin rahibine aitti" demiş.