Beni Beklerken

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
315 gösterim
Geçmişin labirentinde kayboluruz zavallı bir fare gibi. Çıkış yoktur, peynirde. Kendi kendimizi yeriz. Cesaretimiz varsa bilincin kuytusuna iner, altına yatarız acımazdan kalan yaranın, teslim olurcasına. Dümdüz olur bakışlarımız, ne hazzı duyarız, ne iğfal edilen yarınımıza "bekle" demeyi biliriz. Bekle desek ne olacak ki?

Yarın bizim değildir, biz yarına aitizdir.
Beklediklerimiz bize değil, biz bekleyişimize aitizdir. Özlem, geçmişe-geçene-geçirip gidene aittir, yarına değil. Özlem onanmaz duygusuyla önce içinden geceleri ağıt yakar, sonra ninnilerle uyandırır kendini; uykusuzluğundan...
Oyunlar oynarız, kendimizle.
Oynamak istemeyen, acısını sobeleyip gider.

Beni Beklerken, unutmak ile hatırlamayı reddediş üzerine ağır bir roman.

Onun adı Özlem. Aynaya baktığında özleminin "aynısını" gören Özlem...

Bu hikâyede kendini bekleyecek, hepimiz gibi...

Siz hiç kendinizi terk ettiniz mi?

Sibel Oral'ın ilk romanı "Beni Beklerken" IDéEFIXE'te!...

O beklerken, onun rüyaları, korkuları, uyanışları, kız çocukluğu peşinizden gelecek sayfa sayfa...

Kanınız donacak, elleriniz üşüyecek ve soracaksınız; "Ben Kimsin?"

Sibel Oral'ın ilk romanı olan "Beni Beklerken" günümüz Türkiye'sinde yaşayan iki yitik kızın deliliğin sınırında kendileriyle ve yaşadıkları toplumla hesaplaşmalarını, ödeşmelerini konu alıyor. Bu bir gençlik hikâyesi değil, geçmişin nasıl geçeceğini bilemeyenlerin, kendiyle tanışarak, acılarını yüzüne sürüp ayna karşısına geçenlerin "ağır" hikâyesi.

Düşme provalarıyla ayakta kalmayı öğrenen Özlem ve ayakta kalarak, kendini, kendi uçurumundan atan Duygu. Biri yaşadığı topluma ait olmayı inkâr ederken, diğeri ise geçmişine olan aidiyetini inkâr ediyor. Bir geçmiş, bir geçmemiş, bir unutmuş, iki unutmamış ama hep beklemişlerin hikâyesi.

İnsan hep başka yerlerde arıyordu kendini. Bazen bir filmde hayran olduğu o kadın kahramanda, bazen bir şarkıda, bazen hikâyelerin sayfalarında sıra sıra satırlara akarak arıyordu kendini... Ama kendi içine bakmayı hep unuttu...

Kendini unutarak, kendini bulmayı öğrendi Özlem... Kendi çıkmazlarından, kendi kaygılarından son sürat kaçıp başka kimlikler edinen diğerlerine inat sadece kendini bekledi...

Hikâye boyunca birbirine karışan rüyalar, halüsinasyonlar ve gerçekler okuyucunun kafasını karıştırsa da sayfalar boyunca sürüklenen sorular hikâyenin sonunda yanıtlarını buluyor. Psikolojik gerilim ya da hafıza, zihin oyunları üzerinde oluşan kurgu son bulduğunda son satırda yazan kelime belki de her şeyi anlatıyor. Ağır tanımlamalar ve hafıza oyunlarıyla hızla ilerleyen hikâye küçük şiirsel metinlerle tuhaf bir şekile bürünüyor.

" Kahramanların isimleri zamanla ortaya çıkan alt benlikleriyle değişti, oluştu. Romanın kurgusunu ben değil, onlar yapıyordu sanki. Ben bir filmi izliyor ve notlar alıyor gibiydim. Özlem karakteri beni oldukça zorladı, kendisiyle nasıl oynuyorsa, benim zihnimlede oynadı. Onun rüyalarından ve yaşadığı gerçekten ben bile şüphe etmeye başlamıştım. Öyle hızla ilerliyorduk ki sanki parmak uçlarım deliniyordu. Müthiş bir mücadele içindeydik, tuhaftı ama bu ikimiz içinde iyi oldu, herkes kara kutusunu açtı..."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2006
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789759064679
  • Yayınevi:
    Goa Basım Yayın
  • Kitabın Türü: