Kumandan Plevne'de Unutulmuş Bir Ordu

7,9/10  (14 Oy) · 
43 okunma  · 
11 beğeni  · 
719 gösterim
Ruslar ve onlara yardıma gelen Romen ordularınca istilaya uğramış bir Plevne, düşmana karşı amansız bir mücadele veren bir avuç asker ve Plevne yamaçlarında ümitle ufku gözleyip İstanbul'dan uzanacak yardım elini bekleyen bir Kumandan...

Ödüllü romancı Okay Tiryakioğlu, yeni romanı ile okurlarıyla yeniden buluşuyor.

Kumandan

Gazi Osman Paşa'nın Plevne Kuşatmasını konu alan romanda paşa, göğsündeki madalyalarla, mağrur edasıyla ünlü bir komutan olmanın yanı sıra, çelişkileri, ümitleri, yalnızlığı ve hayalleriyle, kısacası "kanlı canlı" bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Tarihi gerçekliği modern anlatı tekniklerinin yardımıyla kurgulaştıran Tiryakioğlu, 19.yy'ın sonlarında Tuna nehri yakınlarında vuku bulan Plevne Savunması'nı sürükleyici bir üslupla kaleme almış"

Elinizden bırakamayacağınız, tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz destansı bir direnişin romanı...

Plevne, Tuna nehri kıyısında küçük, şirin bir kent. Bulgarı ve Osmanlısı kardeşçe geçinmiş asırlarca. Plevne küçükse bile Rusya'nın hayali büyüktür. Dünyaya, Bulgarların Osmanlılarca katledildiği yalanını yayarak işgal etmek niyetindedir. Osmanlı hasta bir adamsa ve Plevne küçük bir kentse, bunu başarmak çocuğun elinden oyuncağını almaktan farksız diye düşünür Rus Çarı II. Alexandr. Daha sonra sırada İstanbul'a uzanıp Padişah'ı ele geçirmek vardır. İşte Rusların, bu hayallerini gerçekleştirmek maksadıyla başlar 93 Harbi ya da Küçük Kıyamet.

Fakat işler Çar ve Generali Gourko'nun sandığı gibi yolunda gitmez. Zira hesaba katmadıkları kadar güçlü, inançlı ve zeki bir başkumandan vardır karşılarında: Gazi Osman Paşa. Paşa "Plevne'yi kaptırmam" diyor ancak komutasında bir emriyle ölmeye hazır birkaç bin askerden başka hiçbir kuvveti yoksa ne yapabilir? Kumandan'ın gözleri ufukta şimdi, öteleri, Padişah'ı bekler durur. Daha çok küçükken babası Mehmet Efendi'nin kulağına usulca fısıldadıklarını önemsemiyor, bunlara inanmıyor sanki.

"Hayatta alışman gerekecek şeylerin başında gelir bu. Ayaklarının üzerinde durmana yardım edecek tek düşünce yalnız olduğundur. Ancak böyle olduğunu düşünerek sonuna kadar savaşabilirsin. Sana kimse yardım etmeyecek Osman, dostlarına da öyle; kimse kimseye yardım etmeyecek... İnsan yalnız yaşar ve yalnız ölür oğlum. Bunu bil, buna göre yaşa...."

Kumandan Gazi Osman Paşa, ümidini hiç kaybetmez. Sultan Abdülhamid'in yardımına koşacağını, ona takviye birlikler göndereceğini bekler durur askerleri birer birer eksilirken. Tahir Paşa, beklentisinin bir hayal olduğunu söylemesine rağmen, önünde Romenlerin, Ruslara yardım elini uzattığı yüz seken bin kişilik devasa bir Rus-Romen ordusu çarpışmaya hazır bulunca bile... Ve Plevne'de batan her güneşi, yardımsız geçen son akşam olacağına inanarak bekler.

Gazi Osman Paşa, eski ile yeni ordu arasındaki farkları görür, ıstırabı katlanır bu yüzden. Beynindeki gizli koridor, sık sık bu gerçeği hatırlatır ona. Destanlarda, menakıpnâmelerde anlatılan, düşmanın üzerine korkusuzca atılan mübarek yüzlü gazi ve şehitler nerededir şimdi?

"Etrafları korkaklar ve vatan hainleriyle çevrilidir. Elleri kolları bağlı bu seçkin vatan evlatlarına bu muamele reva mıdır?.. Nerededir komutanlarının bir tek emriyle gözünü dahi kırpmadan ölüme atılan tarihin o unutulmaz kahramanları? Ölüme, özlenen taze bir sevgilinin kollarına atılırcasına arzu ve heyecanla koşacak o yiğitlere ne olmuştur?.. Şehitlik heyecanıyla yerlerinde duramayan, o unutulmaz menkıbelerin kahramanları artık tükenmiş midir; yoksa... yoksa böyle insanlar hiç yaşamamış mıdır?.. Anlatılanların hepsi ölümün soğuk yüzü karşısında titreyen ürkek yürekleri avutmaya yönelik birer masaldan mı ibarettir?"

Yine de Plevne'den çıkmamaya kararlıdır Kumandan. "Yanacaksak hep beraber yanacağız!" diyecek kadar gözü kara.. Savunma tarihinde benzeri görülmemiş bir huruc harekâtı başlatırken de, erlerle tasta patates çorbasını paylaşırken de, insan üstü bir mukavemet gösterip sonunda pes eden firarilerin donmuş cesetlerine dağ yollarında rastlandığında onlar için de cenaze töreni düzenletirken de, harp meydanında en önde çarpışırken de aynı Osman Nuri'dir o

Osmanlı ordusunun yoklukla, çaresizlikle imtihanıdır anlatılan. Hasta erlerin ve esirlerin üzerindeki battaniyeleri almak ve onları Bulgar kıyımına terk etmek mecburiyetinde kalmanın acısıdır öykülenen. Ve yürüyemeyecek haldeki hasta, çocuk ve yaşlıları, kapılarına haç işareti ve "Bu evde yaralılar vardır," yazılı kâğıtlar asmaktan ve bunun işe yaramasını ummaktan başka bir yol bulmamanın çaresizliğidir.

Roman, Gazi Osman Paşa'nın Rus Çarı II.Alexandr ve Generali Gourko ile Beyaz General olarak anılan Skobelev'de hayranlık uyandıran cesaret dolu direnişini anlatmaz yalnızca. Yirmi yedi yaşında, entelektüel bir kimliğe sahip şık bir salon generali olan Binbaşı Ali Rıza'nın da öyküsüne sürüklenir okur. Ali Rıza, Plevne saflarında savaşmaya mecbur bırakılınca, yanlış mesleği seçtiğini anlar. Zira eli bir türlü silahına gidememektedir. Öyle ki komutanları, kendisinden bir Bulgar tecavüzcüyü öldürmesini istediklerinde annesiyle yaşadığı küçük evde, Dumas romanlarından birini okurken bulur kendini. Yaşadığı büyük acıyı ve yapamamanın, başaramamanın verdiği sıkıntıyı kimselere anlatamamaktan yakınır.

'Ama her şey bitti işte,' diye düşünmüştü, 'şu ölüm emrini verdiğim andan itibaren, bir insanın kanı, benim de üzerime sıçramış olacak.' Sonunda, "Komuta bende!.." diye bağırdığını duymuştu Osman Paşa'nın. Tabur Komutanı İsmail Bey'in, palaskasından geri çektiğini hissetmişti kendisini. Sonra tüfekler aynı anda patlamış, o zayıf beden, titreyen dizlerinin üzerine yığılıp tamamen hareketsiz kalmıştı. Hatalarının bedelini canıyla ödeyen bir insan vardı karşısında. Yaşadığı uzun yıllar boyunca yanlışlarının dönüşsüz acısıyla kıvranmış mıydı acaba bu beden?

Kendisiye savaşma, gerçek kimliğini bulma ümidiyle çırpınırken babası yerine koyduğu ve "kırkambar" olarak nitelediği Hakkı Çavuş yardım elini uzatır ona. Onun şefkat dolu telkinleri, Ali Rıza'nın, utanç yüklü savaşımında epey yol yürümesine vesile olur. Yaşadığı bu dönüşüm okuru da şaşırtır.

Ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu'nun iç monologlar, ruhsal çözümlemeler ve iç hikâyelerle zenginleştirdiği bu kitabı okurken gerçeğin okullarda öğrenip ezberlediğimiz ruhsuz cümle dizelerinden ne kadar farklı olduğunun farkına varacaksınız...
(Tanıtım Yazısından)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2012
  • Sayfa Sayısı:
    320
  • ISBN:
    9789752637702
  • Yayınevi:
    Timaş Yayınları
  • Kitabın Türü:

Tarihi roman severlerin (özellikle Türk/Osmanlı tarihi) ortak buluşma noktalarından biri Okay Tiryakioğlu kitaplarıdır. Küçücük bir yerde dünya savaş tarihinin pek çok ilki yaşanmıştır. İki büyük Dünya Savaşı'nın kaderini etkileyen "siper kazımı" ve siper savaşları ilk kez Osman Paşa tarafından Plevne'de uygulanmıştır. Kitabı güzel kılan özelliklerden biri, tüm bunların anlatılmasının yanında, Osman Paşa'nın önemli kararlar alırken iç dünyasında yaşadığı muhakeme sürecidir. Kitapta Paşa'nın iç dünyası etkileyici bir şekilde yansıtılmıştır. Plevne savunması kazanılamamasına rağmen, bazı mağlubiyetlerin aslında galibiyet olduğunu yansıtabilen sürükleyici bir yapıttır.

Mehmet Yılmaz 
06 Tem 2015, Puan vermedi

Kumandan, Okay Tiryakioğlu'nun Plevne müdafii Gazi Osman Paşa'yı merkezde tutan romanı. 93 Harbinin en kritik cephelerinden birisini Plevne müdafaası oluşturuyordu. Roman tarihi süreç, harbin patlaması, gaflet ile kahramanlıklar arasındaki gidiş gelişleri gayet iyi bir şekilde anlatıyor. Rusların üçte biri kadar olan Türk kuvvetlerinin Plevne'yi savunması ve bizzar Çar'ın da katıldığı ilk üç Rus hücumunu püskürtmeleri, açlık ve yokluk içindeki direnişleri ve nihayetinde kalkışılan hüruç harekatı roman diliyle çok iyi verilmiş. Gazi Osman Paşa'nın karakteri ve iç dünyası onun başarısını ortaya koyarken romana eklenen hayali kahramanlar Yarbay Ali Rıza ve Hakkı baba tipleri de eratın ahvalini ortaya koyuyor.

Halim Gençer 
14 Nis 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Tarihin gördüğü en iyi komutanlardan ve Plevneyi dünyada siper kazma tekniğini bularak savunan Gazi Osman Paşanın kahraman lığı yanına keskin zekasını anlatıyor

Kitaptan 2 Alıntı

"Avrupalılar, gece ile gündüzü neredeyse bir yaşarlar, gece gezmeye alışık oldukları için gözleri ve ruhları karanlığa uyum sağlar... Bizde ise güneş battıktan sonra gezme adeti pek yoktur, bundan dolayı, gecenin, insanımızın ruhu üzerinde uyandırdığı ürküntü büyüktür."

Kumandan, Okay TiryakioğluKumandan, Okay Tiryakioğlu

"İyi bak, dumanlar içindeki harp alanının üzerinde gezinen şu leş kargalarını görmüyor musun? İşte, tüm savaşların tek galibi onlar..."

Kumandan, Okay TiryakioğluKumandan, Okay Tiryakioğlu