Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol

Avrupa'da Türk Düşmanlığının Kökeni

Türk Korkusu

Özlem Kumrular

Türk Korkusu Sözleri ve Alıntıları

Türk Korkusu sözleri ve alıntılarını, Türk Korkusu kitap alıntılarını, Türk Korkusu en etkileyici cümleleri ve paragragları 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Türkleri kendi topraklarında gören Venedikli elçi Morosini şu sözleriyle Avrupa'nın barbarlık algısına ayna tutar: "(Türkler) bütün törelerinde Hıristiyanların yaptığının tersini yaparlar, sanki yasalarını yapanlar, bunu önceden düşünmüş... Bütün yaptıklarında, bizim yaptığımızın tersini yaparlar. Pek az Türk makine işlerinden anlar, toprağı işlemez, vücutlarını çalıştırmazlar, hiçbir erdeme ısınmazlar; ne küçük top, ne büyük top oynar, at terbiye etmez, atış yapmazlar; tek eğlenceleri ok atmak." Morosini farkında olmadan barbarlık tanımına yeni bir perspektif kazandırmış, daha doğrusu mevcut olan bakış açısına raporunda yer vererek onu Doge'nin bilgisine sunmuştur. Türklerin sosyal yaşamına tanık olan diğer Avrupalılar da yazdıklarıyla bunu destekleyeceklerdir. Türk Avrupalı gibi giyinmeyen, onun gibi eğlenmeyen, onun gibi yemeyen, içmeyen, onun gibi oturmayan bir insandır. Sosyal, dini ve askeri hayat üçgeninin gerekleri Türkleri Avrupa'nın gözünde garip, çoğu zaman da barbar bir figüre dönüştürür.
Sayfa 173Kitabı okudu
... Türkler üç sebeple savaşta çok iyidirler. Birincisi, komutanlarına çok itaat etmeleri, ki bu bizde çok az rastlanan birşeydir. İkincisi, savaşırken kendilerini korkusuzca ölüme atarlar, bununda sebebi herkesin nasıl ve ne zaman öleceğinin önceden belirlenmiş olduğuna inanmalarıdır. Üçüncü sebep ise, ekmek ve şarap ihtiyacında olmadan hizmet ederler ve çoğu kez et yemeden sadece pirinç ve suyla yetinirler. Ve hiçbir şeyleri olmadığı zaman da kendi yaptıkları tuzlu bir et tozuyla ayakta kalırlar. Bunu heybelerinde taşırlar ve yemek istedikleri zaman sıcak suyla karıştırırlar. Yine aynı şekilde, pek çok defa ihtiyaç halinde atlarını kanatır ve bu kanla hayatta kalırlar. At etini pek seve seve yerler. Dolayısıyla bütün bunlar bizim savaş adamlarınızın durumundan çok uzaktır.
Sayfa 213Kitabı okudu
Reklam
(İbrahim Paşa'nın elçiye cevabı.) Hayvanların en korkuncu olan arslan zorla değil hileyle muhafızının verdiği yiyecekle, itiyad kuvvetiyle ele geçirilir; muhafız onu korkutmak için bir değnek seçmelidir, hiçbir yabancı ona yemek vermemelidir. Arslan hükümdar, muhafızlar onun müşavirleri ve vükelasıdır; asa, hakikat ve hakkaniyettir ki, hükümdarların kılavuzları yalnız bunlar olmalıdır Ben efendimi, büyük şehenşahı hakikat ve hakkaniyet asasıyla idare ediyorum. Hükümdar Şarl da bir arslandır, şu halde icab eder ki, elçileri de onu böylece teshir etsinler.
Sayfa 202Kitabı okudu
İslamiyeti, Kuranikerim'i ve Hz. Muhammed'i tanımayan, tanımak istemeyen Batı'nın, Müslümanların Hz. Muhammed algısından haberdar olmasını beklemek biraz umutsuz bir bekleyiş olacaktır. Bu aslında Hıristiyanların çok da merak ettikleri bir nokta değildir. Ne de olsa İslamiyetin yüzeysel, günlük hayata dair ayrıntılarıyla ilgilenmiş, İslam felsefesinden uzak kalmış, daha doğrusu kalmak istemişlerdir. Müslüman dünya için Hz. Muhammed'in ne simgelediği, onlar için bilinmeyen, hatta çoğu zaman yanlış yorumlar, yanlış bilgiler üreten bir husus tur. Çoğu Avrupalı, Müslümanların Hz. Muhammed'e bir tanrı gibi taptıklarına inanmaktaydı. Hz. Muhammed ve ümmeti arasındaki bu transandantal bağı kısıtlı bir şekilde olsa da çözmeye ve anlamaya çalışanlar, bu devirde Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında bulunan seyyahlardı.
Sayfa 116Kitabı okudu
Müslümanların Hıristiyanları şaşırtan ve "hayli garip" gelen pek çok âdeti vardı. Bassano bunlardan birine daha değiniyor: Bundan şaşkınlığa düştüm ve sordum, bana bir hoca cevap verdi; kitaplarını okurlarken Allah'ın adı sık sık geçiyor ve bu kelimeyi gören öğrenci, saygısını ifade etmek için, başını hafifçe eğip sallıyor. Bu saygıyı yalnız ada gösteriyorlar, Türklerin Allah'ın adı yazdığı için kâğıtla temizlenmeleri yasak olduğu için, Kadı yazılı ya da yazısız kâğıtla temizlenen Hıristiyan ya da Musevileri bulduğunda bunları hemen zindana atıp birçok escudos ödemeye mahkûm ediyor, bu işler için Türkler yanlarında su götürüp yıkanıyorlar, yanlarında su yoksa da bulduklarında temizleniyorlar."
Şarlken'in kardeşi, Avusturya Arşidükü I. Ferdi nand'ın elçisi Busbecq, İstanbul'da gördüklerini rapor ettiği yazılarının önsözünde şu yorumda bulunuyordu: İşte hanımefendi, size bunu (raporu) takdim ediyorum. Böylece bu küçük ve kısıtlı yazıda sizin ve bütün Hıristiyanlık âleminin ortak düşmanı Türk'ün kim olduğunu göreceksiniz. Ne kadar haşin, ne kadar güçlü, ne kadar akıllı, aleste, kibirli ve nihayetinde ne kadar başarılı bir asker, ne denli kültürlü ve iyi bir hatip olduğunu göreceksiniz. Bizim başımızın felekatlerden kurtulmamasını nasıl arzuladığını, nasıl bunu dört gözle bekleyip, bize nereden saldıracağını görmek için aleste durduğunu, gece gündüz bizim yok olmamızdan başka bir şey düşünmediğini göreceksiniz.
Reklam
"Tanrı yolunda gazâ iden... dâyım oruç tutan, namaz kılan, Kur'an okuyan kimse gibidir, gâziliğin öbür dünyada savabı çok büyükdür." Üç oyun helâldir: ok atmak, ata edeb öğretmek "ve dahi avretiyle oynamak". 13. Bab, gazilik edebinden söz eder. "Gazi olman için on nesne gerekdir... evine nafaka koya, padişah emri ola, yoldaşına baka, yolda Müslümanlara zarar vermeye, savaş meydanından kaçmaya, gaziligi din ve müminler için yapa, savaşta arslan, akıcılıkta kurt, sabında eşek gibi ola", gaza ve cihad, farz-i 'ayn ve farz-i kifaye olarak iki türlüdür, birincisi tüm yetişkin kadın ve erkeklerin yerine getirmeleri gereken dini vazifelerdir. Gazilik, yani kâfirlere karşı savaşa gitmek farz-i kifâyedir. Kadınlar ve çocuklar için mecburi değildir. "Gaziler, kafir memleketine girdiğinde ilkin Islama davet edeler, kabul etmezlerse, ancak o zaman savaş yapalar, kafiri esir etmeye gücü yetmezse öldüre, karılarını ihtiyarları öldürmeyeler, kadın Müslüman olup sonra mürted olsa öldürmeyeler, habs edeler" kafir savaşcılardan biri çok yarari ise öldürmek gerekmez. (Osmanlı'da bir kitap.)
1532 de Süleyman Alaman seferine giderken Belgrad'da imparatorluk tahtına oturdu. Almanya içlerine gönderdiği beylerbeyi Kasım paşa idaresinde akıncı ordusu memleketti kan ve ateş içinde bıraktı. O zaman Alman şehir ve kasabalarında kilise canları akincilarin gelişini haber vermek için çalıyordu buna Türken Furcht (Türk korkusu)deniyordu.
1536'da İngiliz Kardinal Reginald Pole, Şarlken'e ithaf ettiği Protestan karşıtı risalede imparatorun Türkleri bir Haçlı seferinde yenmesinin önemli olmadığını, çünkü geri döndüğünde "kendi evinde, kendi arasından çıkmış yeni Türkler" göreceğini bildiriyordu. Reginald "Türk" kelimesini zamana ve duruma göre her türlü siyasi, askeri, dini düşmanla eşanlamlı olarak kullanan ne ilk ne de son kişiydi. Venedik ve Fransa başta olmak üzere Hıristiyanlık içinde karşılaşılan her türlü "hain"e "Türk" denmesi, siyasi literatürde gelenek haline gelmişti.
Sayfa 127Kitabı okudu
Kelamın erbabı bu eserde bütün nefretini kahramanları aracılığıyla kusmuş, esaretin sefaletini de hayli dramatik bir şekilde nazmın tüm mısralarına nüfuz ettirmiştir. Mağripli ve Türk kahramanlar erdemden uzak, şiddete ve haksızlığa yakın insanlarken, Hıristiyan esirler gururlu, erdemli, ama buna rağmen baskın gücün karşısında ezilmek zorunda kalan insanlardır. Madden ezilseler de, manen ezilmezler. Eserde bir İspanyol'un "Moro" (Mağripli) olmadan önce ölmeyi tercih edeceğini söyler. Burada da "Mağripli" kelimesi "Müslüman" kelimesiyle eşdeğerli olmuştur.
Sayfa 383Kitabı okudu
Reklam
Hieronymo Sempere, mehter müziğinin saldırıyı bekleyenler üzerindeki etkisini şöyle anlatıyordu, Şarlken'in zaferlerini anlattığı nazım eserinde: Müzik, haykırışlar, çığlıklar, velvele Yolda çığlık çığlığa, nasıl da heyecanlılar Yeri, göğü ve elementleri yok eden Çıldırmış aslanlara benziyorlar.
Sayfa 224Kitabı okudu
Osmanlı devleti hiçbir zaman resmi olarak din değiştirme konusunda bir zorlama yapmamıştır, ama yerel sosyo-ekonomik koşullar başta olmak üzere çeşitli durumlar Hıristiyanlar arasında İslamiyeti, daha doğrusu bir Müslüman olarak Osmanlı tebaasında bulunmayı cazip kılmıştır. Daha iyi sosyal koşullar, sosyal sınıf atlama gibi etmenler bunun başını çeker. Özellikle Orta Avrupa ve Balkanlar'ın uzantıları olan bölgelerin ordunun sefer rotası üzerinde bulunması nedeniyle burada yaşayan halk savaş alanının ortasında kalmıştır. Savaş süresince yağmaya maruz kalmaktan kurtulmanın garantili yollarından biri de Müslüman olmaktır.
Sayfa 239Kitabı okudu
Bu metinlerde Türklerin bütün kiliseleri camiye çevirdiği, Hıristiyan halkın ibadet mekânlarını ortadan kaldırarak bu din mensuplarına yaşama hakkı tanımadığı klişesi bir antipropaganda unsuru olarak hizmet verecekti. Sultanı Hıristiyan tebaasına karşı hoşgörüyle davrandığını savunanlar hep azınlıkta kalacaktı. Oysa ki bunları kaleme alanlar o dönemde İspanya'da Araplardan kalan tek caminin Kurtuba Camii olduğunu, onun da katedrale çevrildiği gerçeğini göz ardı etmekteydiler.
Sayfa 172Kitabı okudu
Batılılar İslamiyeti olduğu gibi, peygamberini de tanımayı reddetmiştir. Ortaçağ'da Haçlı seferlerine katılan Hıristiyanların dönüşte getirdiği anılar, masallar, İslamiyete karşı gittikçe büyüyen bir nefretin tohumlarını attı. Hz. Muhammed'e dair garip efsaneler türemeye başladı. Vaaz veren papazlar yarım yamalak bilgileri antipropaganda amacıyla kullanmakta sakınca görmedi. Bunu takip eden yüzyıllarda da durum değişmedi. Ortaya atılan peygamber tanımı, o dönem insanı göz önüne alındığında gerçekten tedirginlik vericiydi. "O şeytani canavar ve kahrolası ruh Muhammed" deniyor ve devam ediliyordu: "Sadece bizim gerçek dinimizi değil, bizim ve tüm Hıristiyanlık âleminin yegâne kurtarıcısı İsa'nın adını ve hatırasını da söküp atmak için zorbalık edip zulüm yapan, üzerine yemin ettiğimiz en ölümcül düşmanlarımız Türkler, kâfirler ve zalimler".
Sayfa 111Kitabı okudu
116 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.