Hasılı, işimiz dünyaya gelip Müslüman olmakla, dünyalığa konup Müslümanlık satmakla bitmez. İşimiz dünyayı her fırsatta terk edişle mânâ kazanan Müslüman tavra rabt olmakla başlar.
Neydik, neyiz, ne olacağız? Birileri bize bunları içinden çıkılmaz suallermiş gibi sunmak ister. Hayır, bu suallerin içinden çıkılmaz meseleleri işaret etme gücü yok. O halde tersi mi doğru? İstersek bu suallerin mutlak, kesin, şaşmaz doğru cevaplarına ulaşabilir miyiz? Ümitlenmeyin buna hiç; asla ulaşamayız. Üstelik bunlar gibi sualler yüzünden zihin sıhhatimizin tehlikeye düşme ihtimali de yüksektir. Kendimize ne idüğümüzü sual etmenin âlemi yok, çünkü göz kendini göremez. Göz bize dostu, düşmanı görebilelim, bilhassa ağyarı görelim diye, bizim için tehlike arz eden şeyleri tefrik edebilelim, haramı helâlden ayırabilelim, ihtiyatsızlığımızdan doğacak belâları savalım, aleyhimize kurulan tuzakları atlatalım diye verilmiştir. Bizim olan, bizde olan, bizle olan şeyler, bize kötülük vermeyecek, bize zararı dokunmayacak şeyler bir bakıma her bakımdan "biz" sayılır. Göz kendini göremediği, nefsimizin bizi zora sokmağa meyli olduğu için her mü’min, bir başka mü’mini kendine ayna seçer.