Safiye İNCE SARITAŞ

"Insanoğlunun en büyük sırrı beynidir. Beynin çalışma biçimi ve kapasitesi tümüyle bilinmemektedir. Genlerimizden gelen bilgiler, duygularımızla algıladıklarımız, deneyimlerle öğrendiğimiz milyonlarca bilginin ne kadarının farkındayız? Duyduğumuz, gördüğümüz, hissettiğimiz, tattığımız, dokunarak farkına vardığımız bilgilerden sıkça kullanmadıklarımız Nerede duruyor? Zihnimiz Bunların ne kadarını siliyor, ne kadarına depoluyor? Işte büyük bulmaca."
Sayfa 156·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
-"Tanrı dostu, büyük alim Bistamlı Beyazıt mi büyüktür, yoksa Hazreti Muhammed mi?" -" Bu nasıl sualdir? "diye gürledi. -"Kuşku yok ki, Allah'ın elçisi Muhammed Hazretleri yaratılmışların en büyüğüdür burada Beyazıt'ın lafı mı olur? " -"Öyle diyorsun da peygamber bu kadar büyüklüğüyle, "Ey Allah'ım biz seni tam anlamıyla bilemedik" derken Bistamlı Beyazıt, "Kendimi tenzih ederim, benim şansım ne kadar büyüktür ki, bilinmesi gerekenleri tıpkı gerektiği gibi bildim. Ben sultanların sultanıyım" diyor. - Bazı insanların gönül dağarcığı küçüktür, bir testi suyla doyar; bazıların ki ise sonsuzdur, okyanuslar bile onların susuzluğunu gideremez. Bayezid susuzluğunu bir yudum suyla giderdi ve övünerek suya kandığından dem vurdu. Hz. Mustafa'ya Gelince (selam onun üzerine olsun) o müthiş bir kanmazlık hastalığına tutulmuştu. Sular içinde susuzluktan kavruluyordu. O her gün daha çok görüyor, daha çok anlıyor, daha çok biliyordu ama gördükçe görecekleri artıyor, bildikçe bilmedikleri çoğalıyor, anladıkça anlamadıkları büyüyordu. Bu sebepten der ki, "biz seni layıkıyla bilemedik" diye buyurmuştur.
Sayfa 144·Kitabı okudu
Çünkü dünya bir imtihandır diye buyrulmuştu. Cahillik engelinden atlamayan, bilgi yükünü taşıyamaz.
"Oysa bütün mahlukat sabrın ipliği ile bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de, ayında zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırları ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü Sırlar sabır Denizinin dibinde saklıdır. " ... "Sözler hakikat değildir, ağzımızdan çıkan seslerdir. Yeryüzünün gelmiş geçmiş en yetenekli söz ustaları dahi yaşamın en basit anlarını bile bize gerektiği gibi anlatamaz. Renkleri gösteremez, kokuyu duyuramaz, dokunuşun verdiği hazı hissettiremez, sesleri işittiremez, yiyecekleri tattıramaz; diyelim ki bir mucize oldu bunların yaptı ama insanların ruhunda olup biteni aktaramaz. Belki akıl yürütür. Belki gürbüz düşüncesini aklın üç ayağından biri olan mantığın üzerine bindirip zihnin sonsuz ufuklarında keyfince gezdirir ama insan ruhunun anbean değişen halini asla gerektiği gibi anlatamaz."
"Iki alem vardır: ilki varlık alemi, ikincisi mana alemi. Varlık alemi gündüz gibidir, olanı biteni açıkça görürsün, kendini kolayca ele verir. Mana alemi ise gece gibidir, onu bulmak için mutlaka gönül ışığını yakman gerekir. "