Merhaba kitap dostlarım
Bugün sizlere uzun süre etkisinden çıkamadığım bir kitapla geldimKehribar Ateşi Bu kitap sadece bir hikâye anlatmıyor; sizi karanlığın,gücün ve kontrol savaşlarının tam ortasına bırakıyor.Gökalp Krallığı’nın o sert ve acımasız atmosferi daha ilk sayfalardan itibaren insanın içine işliyor.Okurken sürekli diken üstündesiniz çünkü bu dünyada güven diye bir şey yok.Her şey tehdit,her şey savaş gibi…
Alparslan Ateş Kasabalı…
Gerçekten alışılmış erkek karakterlerden biri değil.Sert,karanlık,kontrol etmeyi seven ve duygularını zayıflık olarak gören biri.Onu okurken bazen sinirlendim,bazen hayran kaldım ama bir an bile kayıtsız kalamadım. Tam “bu adamdan hiçbir şey olmaz” dediğiniz yerde hikâye sizi öyle bir ters köşe yapıyor ki ne hissedeceğinizi şaşırıyorsunuz.
Ve Armina…
İşte kitabın en güçlü taraflarından biri kesinlikle oydu.Güçlü kadın karakter okumayı seviyorsanız Armina’ya bayılabilirsiniz. Zekâsını silah gibi kullanan,kolay kolay boyun eğmeyen bir karakterdi.Özellikle Alparslan’la karşı karşıya geldikleri sahnelerdeki gerilim inanılmaz iyiydi.Aralarındaki bağ öyle tatlı romantik bir aşk değil daha çok tehlikeli, karmaşık ve insanı sürekli “şimdi ne olacak?” diye düşündüren bir çekim.Kitap boyunca en sevdiğim şeylerden biri de karakterlerin tamamen siyah ya da beyaz olmamasıydı.Herkesin kendi yaraları,kendi karanlığı ve kendi savaşı vardı.Bu yüzden okurken sürekli taraf değiştirdim diyebilirim. Birine kızarken birkaç sayfa sonra onu anlamaya başlıyorsunuz.
Kısacası;karanlık atmosferli,güçlü karakterli, bol gerilimli ve psikolojik olarak sizi içine çeken hikâyeleri seviyorsanız Kehribar Ateşi tam o hissi veriyor.Ben okurken resmen kitabın içine çekildim ve bazı sahnelerin etkisi uzun süre aklımdan çıkmadı.Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim