"Kuralya'da yaşayan bu kural halkı, hiçbir yere koşmayan, her sabah aynı taraftan uyanan, hep aynı kelimeleri, hitapları kullanmak zorunda olan bir toplumdur. Orası yine gelenekleri itibariyle erkeklerini kravatlarını hiç çıkarmadığı, kadınların kendilerine biat edecek küflü nesiller doğurmakla yükümlü olduğu bir yerdir. Bu ülkenin hapishaneleri kaşiflerle, tiyatrocularla, her zaman aynı usülle yenilen panda yemeğine kahve atıp değişik tat yakalamaya çalışan mahkumlarla, mezardaki ölülerle konuşan ressamlarla, ressamların feyz aldığı şairlerle, rüyaları hayata geçirmeye çalışırken cadı muamelesi görüp acımasızca yakılmak istenen mucitlerle doludur. Böyle bir toprakta nefes alan vücutlar topluluğudur kısaca Kurallar. Gelenek olarak, uyuşukluklar, içten pazarlıkçılıklar, gizli kinler, Kurallar dahilindedir. Orada Kural olarak doğarsın, hemen anne, birden baba olursun ve ölürsün. Her şey çok düzenli ve kolaydır. Cesaret, çılgınlık, arı sevgisi, bir nesnenin bir imge olması, marjinallik gibi temalar oradaki okullarda işlenemez, korkarlar, disiplin cezasıyla uzaklaştırılırsın başka dünyalara. Kuralya'da yaşanmış bir günün en ilginç olayı, Paspalyalı turistlerin yere attığı sakızın, ayakkabıya yapışmasıdır."