Kanat Güner

Kanat Güner

8.3/10
119 Kişi
·
377
Okunma
·
59
Beğeni
·
7.760
Gösterim
Adı:
Kanat Güner
Unvan:
Yazar
Doğum:
Muş, Türkiye, 1970
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1998
Henüz 28 yaşındaydı. Zeki ve başarılı bir genç kızdı, ama yalnız ve korunmasızdı. Çocukluk düşlerini gerçekleştirmek üzereydi, tıp fakültesinde okuyordu; ama yıllardır eroin bağımlısıydı. Beş yıl çabaladı, kurtulamadı. ‘‘Yanımda kal, beni bırakma. Elimi tut. Öyle tut ki bütün korkularım bitsin’’ diye sesleneceği kimsesi yoktu. Gençlere örnek olmak için eroinin, yani kendi hayatının kitabını yazdı. Eroinden kurtulmak için verdiği amansız mücadeleyi ve kaçınılmaz sonu anlattı kitabında. ‘‘Bir tuvalet köşesinde öleceğim’’ demişti. Gerçekten de öyle öldü...

Türkiye, Kanat Güner'i ve yeniden uyuşturucu batağını konuşuyor. Özellikle gençlerin yaşamına sinsice giren eroinin son kurbanı Kanat Güner, uyuşturucu ticaretini, bu ticaretten kazanılan kara paraları ve korunmasız kurbanları, toplumsal eksiklerimiz ve yanlışlarımızı, yeniden masaya yatırdı...

Talihsiz kızın ölümü, uyuşturucuya yeni başlayanlara, başlamayı düşünenlere ibret olsun diye yazdığı ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitabını önceki gün Taksim İş Bankası Sanat Galerisi'nde imzalamasından bir kaç saat sonra geldi. Saat 21.00'de Beyoğlu Sineması'nın tuvaletine giden genç kız, burada dizine şırıngayla ‘‘Altın Vuruş’’ yaptı. Yüksek dozda eroin damarlarında yayıldı ve Kanat Güner, bir daha kendine gelemedi. Cesedini kapıdaki erkek arkadaşı buldu.

Muş'ta doğan ve ve 8 yıldır kayıtlı olduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni eroin yüzünden bitiremeyen Kanat Güner, ibret olsun diye yazdığı kitabında uyuşturucu illetinin hayatını nasıl mahvettiğini açıkça anlatmıştı. Tam 11 baskı yapan kitabının ilk sayfasında Kanat Güner, ‘‘Yaşam şeklim sayesinde veda etmem gereken pek kimse yok’’ diyordu. Sözünü tuttu Kanat, kimseye veda etmeden, senaryosunu önceden yazdığı gibi, bir tuvalet köşesinde, kimseye veda etmeden gitti. Cesedi, Taksim İlkyardım Hastanesi'nden Adli Tıp Kurumu Morgu'na götürülürken de yapayalnızdı.

BIRAKTIM, BIRAKACAĞIM

Kanat Güner, Hürriyet Gazetesi'nde geçen ay yayınlanan röportajında, paçavraya dönen kollarında iğne vuracak yer kalmadığını şu alaycı sözlerle dile getirmişti: ‘‘Kaza geçirsem, kolumda serum takacak yer bulamayacaklar.’’

Eroin konusunda kimilerine ‘‘Bıraktım’’ diyordu, kimilerine ise ‘‘Bırakacağım’’ diye konuşuyordu. Öldüğünde cebinde 5 kullanımlık eroin, iki kullanımlık esrar, 1 kullanılmamış enjektör ve eroin eritmekte kullanılan 2 kaşık bulundu.

BABASI: ALKOLLE BAŞLADI

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfta kaydını donduran kızının eroine başladığını üç yıl önce öğrendiğini söyleyen baba Cevat Antepli, şu açıklamada bulundu:

‘‘Önce alkole başlamış. Ardından hap ve eroin. AMATEM'de 10 gün tedavi gördü. Sonra tedaviye cevap vermiyor diye kovdular. Annesi ve ben, ona gereken tüm ilgiyi gösterdim, ama eroini bırakamadı. Kitabı yazmasını biz önerdik. Yazdıklarını kaleme alsın, böylelikle bırakır diye düşündük. Bize karşı çok saygılı ve dürüst bir evlattı. Kandırdığı tek konu eroindi...’’

İSTANBUL'DA YALNIZLIK

Kanat Güner'in 28 yıllık kısa yaşam öyküsü, toplumsal ve bireysel açıdan içinde büyük dersler taşıyor. Figen Yanık'ın 3 Mart 1998'de Hürriyet'in Kelebek ekinde yayımlanan röportajında, ailesini Anadolu'da bırakıp okumak için İstanbul'a geldiğini belirtiyor Kanat Güner...

İstanbul'da taşranın baskısı yoktu, özgürdü. Ama uçurum gibi bir yalnızlık da çevresini kuşatıyordu.

İlk sevgilisi, ikincisi, aldatmalar, aldanmalar, Köprüaltı arkadaşlıkları, gece yaşamı, kulüpler, evsizlik, parasızlık, yoksulluk, ilk kurtaj deneyimi, tümör korkusu, evlilik ve fakülteyi terk ediş... Kanat Güner'in hayat hikayesinin satır başları...

Duygusal bir insandı ve bütün bunlara daha fazla dayanamadı. İntihar etmek istedi. İntihar aracı olarak da eroini seçti. Ama eroin onu öldürmedi. Tam tersine sinsice hayatına girdi:

‘‘Öyle bir an geldi ki kendimi dört bir yandan çevrili hissettim. Artık daha fazla dayanamıyordum. O zaman intihar etmeyi düşündüm. Bunu eroin kullanarak yapabilirdim. Bir iki kullanımdan sonra ölüm vuruşu yapabilirim diye düşündüm... Ama eroin öldürmediği gibi, yaşatmadı da... Zaten bir süre sonra eroin fikrine saplanıyorsunuz. Bir süre sonra onun oluyorsun. Ona aşık oluyorsun. Hâlâ seviyorum onu, ona hâlâ aşığım...’’

Yaşamaktan bıkmıştı

Kanat Güner'i, 15 yıllık arkadaşı Ali Kemal Yılmaz'dan dinledik:

‘‘Onu ilk tanıdığım zamanlar temiz, dürüst, cıvıl cıvıl bir kızdı. Metin'le tıp fakültesinin 2'nci sınıfında evlendiler. Başlangıçta her şey iyiydi. Ancak eşi askere gidince başka bir erkekten hoşlandı. Böylece evlilikleri de bitti. Hukuki olarak boşandıklarını zannetmiyorum. Kanat, uyuşturucuya önce hapla başladı. Son 3-4 yılda ise eroin kullanmaya başladı. Onu çok

uyarıyordum, ama bir faydası olmadı. Özgürlükçü ve anarşistti. Hayatı çok katı ve zor buluyordu. Sık sık ‘İstanbul

bize göre değil' diyordu. Felsefeyi çok seviyordu. Ancak bu sevgisi onu olumsuz etkiledi. Hatta o kadar dengesizleşti ki, ona bir psikolog bile buldum. Tedavi oluyordu. Zaten kitabını yazdığı günlerde uyuşturucuyu kısa süreli de olsa bırakmıştı. Küçük yerde büyümüştü. İstanbul'un büyüklüğü altında ezildi. Birdenbire bulduğu özgürlük, onu çok uç noktalara götürdü. Aslında bunda ailesinin de payı var. Öğretmen bir anneyle mühendis bir babanın kızıydı. Ancak ailesinin üzerinde sürekli bir baskısı vardı. Özellikle annesinin otoriterliğinden yakınıyordu.’’

Bana aşkı sorma

Kanat Güner'in tam 11 baskı yapan kitabı piyasaya çıktıktan sonra, arkadaşımız Zeynep Güven'in dikkatini çekti. Zeynep Güven'nin 10 Mayıs 1997'de yayımlanan röportajında Kanat Güner şunları söylüyordu:

Kurtulmak için çok iradeli olmak lazım. Bir de İstanbul'dan uzak olmak lazım. Çevre çok önemli. Bu çevrede kaldığın sürece kurtulman zorlaşır. İrade, şansın yardım edecek, oyalanacak bir şeyler bulacaksın. Birkaç tane kurtulan insan tanıyorum.

Anarşist ruhluyum. İlla ki farklı olanı da bileceğim. Yani bana gösterilen doğru yolu değil, yan yolları da bilmek, hatta hep o yollarda devam etmek... Çünkü etrafına bakıyorsun, herkes doğru olan yolda yürüyor, ama hiçbir b.k oldukları yok...

Eroin bağımlıları grup halinde yaşıyor. Grup muhabbeti sıkmıyor. Çünkü aynı şeyin peşinde koşturuyorsun. Aynı şeyi düşünüyorsun. Bütün derdin, aklın fikrin eroin. Hep birlikte aranıyorsun, bulduğun zaman hep birlikte takılıyorsun. Ama ben o insanlardan değilim. Mesela hırsızlık yapamıyorum. Benimle başlayanların yapmadığı şey kalmadı. Ben hep bir şekilde para buldum. Para yönünden şansım yaver gitti...

Eroin pembe bir dünya yaratmıyor, çirkinliklerle arana bir perde çekiyor... Onların üstündesin. Onların kaygıları senin kaygıların değil. Onların kaygılarına gülüp geçiyorsun. Güldüklerine gülüp geçiyorsun. Çirkinlikler daha belirgin oluyor, ama sana değmiyorlar...

Sevgi olsaydı daha kolay olurdu. Ama benim aşka inancım kalmadı. Sorma...

Hadi bitsin artık bu muhabbet diyorsun. Ama gidecek yerin yok. Çoğunun ailesi kabul etmiyor. Çoğunun krizi, hastalığı atlatacak bir yeri bile yok. Kriz her geçen gün daha kötü olacak, bunu biliyorsun...

Bir şeyler yapmam gerekiyordu. O kadar boştum ki... Bir de hep dürtüklendim. Etrafımdaki insanlar, yaz bastıralım filan dediler hep. Acayip kolay çıktı kitap... Gurur veriyor bu kitap bana. Hoşuma gidiyor, bir şey yapmış hissediyorum kendimi. Uzun zamandır bunu hissetmiyordum. Ceset gibi bir tiptim...

Eroin kullananların sayısı korkunç arttı. Artık ölenlerin haberleri çıkmıyor gazetelerde. Böyle de devam edecek... O kadar çok insan ekmek yiyor ki bundan. Susurluk'a filan gidiyor olaylar...

Eroin Güncesi

Kanat Güner'in trajik sonla noktalanan hayat hikayesinin izini yazdığı ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitapta sürdük:

AİLEM Benim yüzümden mahvoldular, çöktüler. Benden beklenmeyen her şeyi yaptım, Onları çok utandırdım. Çünkü onlar beni, çevredekiler aman ne iyi çocuk yetiştirmişsiniz desinler diye büyüttüler. Hele annem...

FAKÜLTE 17 yaşındaydım, İstanbul'da yapayalnızdım. Burnumu her deliğe sokmaya başladım. İlk delik, bütün fakültelerin marjinallerinin sığındığı sosyal etkinlik kulüpleri, yani tiyatro kulübü oldu. İnsanlar öyle yerlerde ya çiftleşiyorlar ya da mastürbasyon yapıyorlardı. İlk sevgilimi orada buldum. Uzun zaman da ona katlandım.

NEFRET Soner'in ölümüyle eroinden nefret etmiştik, ama bazı aşkların nefretle başladığını söylerler değil mi? Okulda öğrendiklerim sonucunda ‘H’den hem korkuyor, hem de merak ediyordum.

ALKOL Alkol benim için büyük bir handikaptı. Nerede duracağımı bilmiyor, zil zurna sarhoş olunca da tam arıza oluyordum.

ESRAR Fındık'ın peşine takıldım. Buraraya gelmesi tehlikeli olan iki kişiydik ve bir araya gelmiştik. Ahıra girmeyen bir koçtu/Ot buldukça uçtum/Anayasa'da en büyük suçtum.

HAP Arada sırada para kazanacağımız tutuyordu. Birkaç kitap toparlayıp AKM'nin karşısındaki köşede tezgâh açıyorduk. İlk satışı ya hapa yatırıyorduk ya alkole. Sonra da pek satış yapamıyorduk. Çünkü, kitapların üzerine sızıp kalıyorduk.

EROİN Madde daha vücuduma girmeden bağımlısı olmuştum sanki. Hep ne zaman karşıma çıkacak diye bekliyordum. İlk fırsatta deneyecektim. Büyük bir ihtimalle çok sevecek ve dönülmez yola girecektim. Teorik olarak eroin hakkında her şeyi biliyordum.

İLK TANIŞMA Cihangir'deki evde sabaha karşı karşıma çıkınca hiç tereddüt etmeden dayadım burnumu. Bu burun her yere sokulmalıydı ya. Bütün günümü tuvalette kusarak geçirdim, ama kendimi çok iyi hissediyordum.

PİS KOKU Torbacının evinde çok pis bir koku vardı. Bir zulamız yoktu ve kaçınılmaz sorun gerçekleşiyordu. Burnumuz akıyor, kemiklerimiz ağrıyor, bedenimizden pis pis kokan ter damlaları fışkırıyordu, ama üşüyorduk. İşte o koku bu kokuydu.

ÖZGÜRLÜK Yitirecek hiçbir şeyim kalmamıştı. İrademi ona teslim etmiştim. Özgürlüğünden hiç kimseye ödün vermemiş olan ben, onsuz olamıyordum artık. Kesinlikle özgürlüğümü kaybetmiştim.
Çok çabuk aşık oluyorduk ama çok çabuk vazgeçemiyorduk. Aşk için her şeyi yapan cinstendik biz, dürüstlüğümüz insanları korkutuyordu.
''...Hayal kurmak çamaşır suyu içmek kadar zor. Yazacak bir şeyim de kalmadığına göre... Evet, artık bitti, perde...''
Savundukları şeye karşı değildim;ben de düzenden şikayetçiydim.
Deniz'in resmine bakıp "Aşk olsun çocuk,aşk olsun" derken benimde gözlerim doluyor,marş söylerken benimde yüreğim kabarıyordu.
Ama daha kendi kişilikleriyle sorunları olan,kompleksleri ile başa çıkamayan bu insanların emek,halk,devrim derken süphanekeyi okuyan yedi yaşındaki veletten pek farkları kalmıyor,birbirlerinden öz eleştiri falan istedikleri o ciddi tartışmalarda "benim babam-senin baban" kavgası yapan çocukları andırıyorlardı.
Dişe dokunur bir şeyler yapamıyor,daha önemlisi yıkamıyorlardı.En çirkin durum ise onlarında paraya tapması,onların da birbirlerini sömürmesiydi.
Ben kimsenin hiçbir şeyine karışmaz kimseyle uğraşmazken, nedense herkes benimle uğraşıyordu.
Aşık oluyoruz, başkalarının manda yüreklerine sığdıramadıklarını biz saniyeler içinde o çılgınca atan kalplerimize sığdırıyoruz.
"Ben galiba hayatım boyunca iki arada gidip geleceğim. Kornişteki perde gibi, raydan çıkana dek."
Kanat Güner
tabutmag; Edebiyat kisvesinde asiri sanat; Aralik, Ocak, Subat; 03
Sürekli sevginin yüceliğinden bahsedip dururum. Şu bedava olan "sevgi". Bedava demesem anlamıyor insanlar. Çünküsünü hepimiz biliyoruz. Kaçımız karşılıksız, beklentisiz, çıkarsız ve kalben bir insana sevgi gösteriyoruz. Bırakın insanı bize zararı olmayan hatta belki fayda gösteren hayvan dediğimiz canlılara zarar veriyoruz sözde insanlığımızla. Demagoji yapmak için yazmıyorum sadece düşünmenizi sağlayacak bir kıvılcım olsun istiyorum.


Bedava yahu bir selam vermek , bugün çok şık olmuşsun demek, gösterdiği (ufak bile olsa) başarısında tebrik etmek, bir çocuğun başını okşamak, birinin elini tutmak, sarılmak bedava üstelik mutlu edip mutlu da olabiliyorsun. Ama zordur bir baba için kızının başını okşamak ya da bir anne için çocuğuyla ilgilenmek çünkü kolayı var baba hesaba para yatırır. Anne önüne yemeğini koyar. Bitti gitti. Bu çocuğun hisleri yok zaten duygusuz. Kaçımız sorumluluklarımızın farkındayız ki ... Burda sadece anne babaları sorumlu tutmak istemiyorum ama ilk etkileşim anne baba ile oluyor genellikle.


Eroinman bir kızın yaşadıklarını kendi kaleminden okuyoruz bu kitapta. Madde bağımlılığı -madde her ne olursa olsun- çok zor. Bunu Kanat Güner hissedebileceğiniz şekilde anlatıyor eğer bir nebze empati kurmayı biliyorsanız onunla beraber krize de giriyorsunuz, madde için para da arıyorsunuz, sevgilisine de kızıyorsunuz, düşünüyorsunuz da.



Eminim bu kitabı abarttığımı düşünen bir eroinmandan ne ders çıkarılır kızın kendine hayrı yok bize mi olacak diyen insanlar olacaktır. Ama insanlar anne karnında madde bağımlısı olarak doğmuyor ve bir insanın madde bağımlısı olmasında bulunduğu çevre ve toplum da etkili olabiliyor ve ben de dahil toplumun birer üyesiyiz ve belki de bir davranışımızdan dolayı istemeden de olsa birilerini kötü etkiledik maddeye başlamalarına bir  sebep de biz  olduk. Kim bilir ...

Kanat Güner bir yazar değildi madde bağımlılığı yüzünden okulunu bile bitiremeyen (Tıp Öğrencisi) biriydi. Onun gibi zeki ama enerjisini doğru yönde kullanamayan aile desteğinden uzak bir çok insan var biliyorum Kanat Güner bunlardan sadece biri ama biz bu kitapta sadece Kanat Güner'in yaşamını okumuyoruz onun gibi binlercesini görüyoruz. Kendisinin de deyimiyle bizim yaklaşmaya bile korktuğumuz çoğu şeyi yaşayarak deneyimlemiş ve yazmış.


Kitap beni baya sarstı açıkçası. Sisteme, anneye, babaya, evliliğe güzel eleştiriler iliştirmiş Kanat Güner.


Krizden kafasını duvarlara vurduğunda, damar yolu aramaktan kolları morardığında, sevgisizlikle cezalandırıldığında ve cinsel obje olarak görüldüğünde empati kurdum bir süreliğine kendimi Kanat Güner'in yerine koydum bir insan nasıl dayanabiliyor falan diye düşündüm. Dayanılacak gibi değil ama insanı öldürmeyen her darbe biraz daha güçlendiriyor. Klişe ama öyle...


Kitabı çok beğendim çok edebi, süslü cümleler yok ama doğallığında doğrudan bir anlatım var. Keşke çok içmeseymiş de yazsaymış dedim.


Keyifli okumalar ...







 
Bana göre hayat birçok merdivenden oluşan bir yapıdır. Kimileri çıkar bu merdivenleri, kimileri paldır küldür aşağı yuvarlanır. Biz insanlar bu merdivenleri çıkanlara hayranlıkla bakarız her defasında. Peki hiç düşünüyor muyuz merdivenlerden aşağı yuvarlanan insanları? Merdivenlerden tırmananlar aşağı yuvarlanan bahtsız insanlara yardım ediyor mu? İşte Kanat Güner bu merdivenlerden yuvarlanan ve de normal olarak (!) kimsenin umursamadığı bir insan bana göre.

Kanat Güner eroin bağımlısı genç bir kadın. Kanat Güner bir tıp öğrencisi. Kanat Güner sevgisizlikle büyümüş biri. Yine Kanat Güner tüm olumsuzluklara rağmen hayatın gerçeklerini kavrayabilmiş bir insan. Otobiyografik - günlük türünde olan bu eserde genç yaşlarda eroin bağımlısı olmuş Güner'in yaşadıklarına tanık oluyoruz. Çağımızda artık daha çok rastlanan sevgisizlik zehri ile büyütülmüş bir insan Güner.

İnsan olarak sevgiye muhtacız desem çok klasik bir cümle kurmuş olur muyum? Öyle ki, insan sevgi bulamazsa yaşadığı yerden, sarılacak başka şeyler arıyor hayatta. Bu sarılacak şeyler kimi zaman bir ev, lüks bir araba, belki de en basitinden bir günlük oluyor. Keşke Güner'in sarıldığı tek şey günlüğü olsaydı. Keşke...

28 yaşındaydı aramızdan ayrıldığında. Bir tuvalet köşesinde kendisine son şırıngasını vururken. Gerçekten de öyle diyordu; "Bir tuvalet köşesinde öleceğim." diye. Bir zehir düşünün ki, insana "Bir tuvalet köşesinde öleceğim" dedirtsin. Eroinden bahsetmiyorum, hayır. Sevgisizlik zehrinden bahsediyorum. Bu zehri insana (özellikle çocuklara) bir kere bulaştırdınız mi, o kişinin bundan kurtulması için büyük çabalar gerekiyor.

Güner'in eroinin hayatını nasıl değiştirdiğini, sevgisizlik zehrinin nelere yol açtığını anlattığı kitapta öyle acı yerler var ki, itiraf ediyorum ki bazı yerleri zorluk çekerek okudum. Çoğu zaman hayatta kalmanın ona ağır gelmesi, dolayısıyla kimi meslekleri, hobileri deneyerek bunu unutmaya çalışması, fakat bunu başarmaması. Ayrıca birçok defa doktora gittiği halde o maddeyi bırakamaması, hayatında ona sevgisizlik zehrini tattıran son kişilerin ebeveynleri olmaması kitaptaki ağır noktalardan sadece bir kısmı.

"Eroin bağımlısı bir insan" olarak betimleme yapsak kendi aklımızda, ne düşünürüz? Uzak durulması gereken insanlar? Ya da serserilik kılıklı, beş para etmez kişiler? Kanat bir tıp fakültesi öğrencisi idi. Eroine başladıktan sonra okuluna bir daha devam edemedi. Sevgisizlikle büyüdüğü için yalnız kalmamak adına kötü kişilerle birlikte oldu kötü alışkanlıklar kazandı. Belki de yalnızlığını çevresindeki insanlar gideremedi ama dünyadan yalnız ve umutsuz bir şekilde ayrıldı, bir tuvalet köşesinde.

Biz insanlar biraz da böyle insanları yadırgamayı severiz, itiraf edelim. Peki hiç onlara yardım eli uzattık mı? Toplumdan düşmüş (yeraltına belki de) kişilerin yüzüne bir kere olsun baktık mı diye sorarım kendime. Kanat'ı kimse görmedi, ne doktorlar ne de etrafındakiler. Herkesin gözü önünde 'yalnız' bir şekilde düştü hayattan. Hayatın kimi ağır gerçeklerini de hiç zorlanmadan fark edebilmişti Kanat. Çok zeki bir insandı bana göre. Hayattaki görünmez engelleri zorluk çekmeden görebilen, eleştirebilen cesur bir kadındı Kanat. Fakat ne yazık ki o zehir bitirdi onu; sevgisizlik...

Belki de fazlaca duygusal bir inceleme oldu bu. Öyleyse eğer, sizlerden bu aşırı kişisel incelememden dolayı özür diliyorum. Bu incelememin böyle olmasının nedeni Kanat'ı çok sevmem oldu diyebilirim. Satırları okurken sanki yakın bir arkadaşım adım adım ölüme gidiyormuş gibi hüzün duydum. Dışlanmış kişiler toplumda her zaman dikkatimi çekmiştir fakat Kanat'ın yeri bende çok ayrı oldu. Bence sizler de onunla tanışmalısınız. İki tür zehrin de ne denli kötü olduğunu (eroin ve sevgisizlik) Kanat'ın ağzından, onun kendi tecrübelerinden dinlemelisiniz.
Okumayanın çok şeyler kaybedeceğini düşündüğüm,hayatımda kesinlikle önemli bir yere sahip olacağına inandığım kitap.10 liraya satın alabildiğim,hatta yaşadığım şehirde bulabildiğim için bile mutluyum.Sonradan öğrendim ki fiyatları aşırı derece uçuk ve bulması elmas bulmak gibi.
gerçekten mükemmel bir kitap ismine bakıpta ön yargılı davrananlardandım okuduktan sonra kitaba ördüğüm duvarları teker teker yıkmayı başardım tavsiye ederim
Felaketler ve acılar içinde bir hayat sürdükten sonra üzücü bir biçimde aramızdan ayrılan milyonlarca gençten sadece biri olan Kanat Güner ve onun kısa yaşamının ardından bize bırakmayı başardığı Eroin Güncesi hakkında söylenebilecek çok şey var. Öncelikle aşırı merak ettiğim bu kitabı bulmakta çok zorlandım ve hatırı sayılır bir bedel ödeyerek pdf formatında okumaktan kurtuldum. İyi ki alabilmişim eseri, okurken elimden bırakmak gelmedi hiç daha doğrusu Kanat Güner'in yaşadığı trajediler bırakmama engel oldu. İstanbul'da bir tıp fakültesi öğrencisinin bu tip bir hayat süreceği hiç kimsenin aklına gelmezdi herhalde. Böylesine popüler olmasının en önemli sebebi yaşananların tamamen gerçek olması. Kendisi gerçek bir yazar değil o nedenle oturmamış cümleler mevcut. Dil ve anlatım olarak çok şey beklemeyin zaten okumaya iten eroin denen illetin insanları ne hale soktuğunu canlı olarak hayal edebilmek. Kanat Güner eroinden öncesi ve sonrasını anlatarak bize nasıl batağa düştüğünü açık açık göstermek istemiş. İlginç olan bu kadar hayatı boşvermiş birinin daktilo başına oturup böyle kitap yazarak insanları uyarmak istemesi. Eserde bir sistem eleştirisi söz konusu değil ancak toplumun dejenerasyonu hakkında önemli anlar mevcut. Yazardan eroinin etkilerini daha net anlatmasını bekliyordum fakat sonuçları okuduktan sonra bunun pek bir önemi kalmıyor. Özgürlük üzerinden giderek bunun pek mümkün olmadığı üzerinde durmuş yazarımız. Eroini bir erkeğe benzetmesi ilginç bulduğum noktalardan biri oldu. Çok daha fazla anlatarak okumayı düşünenlerin heyecanını kaçırmak istemem. Anne babalar mutlaka okusun ona göre şu kitaptan ders alıp çocuk yetiştirsin muhabbetlerine de girmek istemiyorum. Kanat Güner'in ölümü de yaşamı gibi çok acı olmuştur, hatta yıllar önce kendisinin Reha Muhtar'a çıktığını hatırlıyorum. Söyleyecek hem çok şey var, hem de hiçbir şey yok.
"Çok sağlam sistem eleştirisi" dedikleri kitap bildiğin bir keşin anıları çıktı. Alkol, uyuşturucu sex. Bu mu sistem eleştirisi? Yurt görevlisine çıkışması dışında dişe dokunur bir eleştiri yoktu. Yada ayık kafayla kalamadıkları için yeterince eleştiri yapılamamış. Romantik bir bakış açısıyla incelemeye kalkmanın sonucu olarak "müthiş bir başkaldırı" demek pekala mümkündü.
Kitabın adıyla doğru orantıda yazarın eroin günlerini konu edinmiş. Başta beni çok rahatsız eden bir kitap oldu, insanların bu hallerine üzüldüm. Birilerinin bu yanlışları işleyip(kitapta da yanlış yaptığının farkında yazar) hayatlarını çekilmez hale getirmeleri çok acı bir gerçek.
Yazardan gerçekten çok etkilendim tıp fakültesi öğrencisi, 1987 de okulu kazanıyor yanlış bilmiyorsam, sonrasında çeşetli olayların gelişmesini kitabında anlatmış. !998'de altın vuruş yaparak bir sinemanın tuvaletinde yaşamına son veriyor. O dönemde Reha Muhtarın bir proğramına çıkmış hatta Mor ve Ötesi grubu ona ithafende bir şarkı yazmış.
Yaptıklarının , kendine ve çevresine verdiği zararın farkında fakat bir türlü bırakamıyor başlarda kendisine bunun için güvense de sonrasında başaramıyor hayatına da aynı şey son veriyor.
Kitabın basımı yok büyük htimal kitabı bulmanız olanaksız gibi bulursanız zamanınızı ayırıp okumanızı tavsiye ederim.
Öncelikle , çok uzun zaman arayıp sonrasında bulduğum bir kitaptır kendileri .. 98-100 sayfalık eski bir kitaba tam 25 tl vererek mutluluktan uçmuşumdur :p kitaba gelecek olursak .. hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesidir kendileri .. yazarın olayın baş kahramanı olması kitaptaki duygu ve hisleri daha da okuyucuya vermiş bana göre .. Kanat ablanın yaşadıkları çektikleri .. o dönemdeki insanların bakış açıları gerçekten hayret verici .. yaklaşık olarak 3 saatte soluksuz bitirdiğim bir kitaptır kendileri .. her ne kadar çevremden kötü eleştirilerde almış olsam .. nıck nıck nıck okunur mu o kitap eroin falan ne kadar ayıp gibi boş söylemler .. ver hasıl okuyun verdiğiniz paraya ve zamanınıza kesinlikle değecektir .. en kötü tarafı kitabım çalındı .. çok üzülmüştüm o zaman .ç yazımı okuyup elinde olan varsa alabilir satın .. okumaklı kalın ..
fırlama bir yazar .
kitap bağımlılık sürecini ele aliyor. ağlayarak değil bilinçli bir dille. bütün sisteme eleştiri getiriyor. tiye alarak . bu insanların bağımlı olmadığını suçlu olmadıklarını hasta olduklarını dile getiriyor. toplum ve devlet algısona çok fazla taş atıyor. işin içinde aşk da var felsefe de var . o kitaba ulaşacak herkesin o illetin ne bok olduğunu iletmek istiyor. bir bağımlıya çare olacak bir kitap bir kitap değildir.( bağımlıları kitaplar tutmaz zaten ) bu kitap bağımlı olmayanlar için yazılmış. bağımlılara bakış açımızın ne kadar yanlış olduğunu anlatıyor. okuyup bilinçlenmek gerek
Ressam Ali'den Kanat'a: Ne yaparsan yap,senden sadece kitabı bitirmeni istiyorum. En azından şu lanet topluma bir hatunun hiç kimsenin orospuluğunu yapmadan, canının istediği her şeyi yapabileceğini görmesi lazım. Göster onlara!

Kendilerine sadece serseri gözüyle bakılmasını istemeyen bir kadın Kanat Güner.
Yaşamı boyunca kendi yaşadığı toplumda kadın olmayı istemeyen, ona "kadın" gibi davrananlara karşı düştüğü yanılgıyı çekinmeden yüzlerine haykıran cesur bir kadın.

Uyuşturucuya başlama hikayesini bir kaos olarak nitelendiriyor kitapta. Bir çok insanın düştüğü bir kaos. O uyuşturucuyu içine çekip, damarından alırken, başka insanların televizyonla, dinle, politikayla, futbolla uyuşma ihtiyacını karşıladığını düşünmüş. İletişim çağında iletişimsizlikten şikayet etmiş. Duymamışlar. Özgür olmak istiyorum demiş. Dövmüşler.

17 yaşındayken tıp fakültesini kazanıp sorgulamaya başlıyor. Yaşamı boyunca da bu sorgulamalar peşini bırakmıyor Kanat Güner'in. "Ya Allah yoksa? Devlet olmasa? Ya beni yönetenlereen daha zekiysem? Karşı olmaya hakkım varsa? Ya seks? Bu soruların hiçbirine tam olarak yanıt bulamadan 11 yıl sonra bir tuvalet köşesinde sonlandırıyor hayatını.

Uyuşturucu bağımlılığın yaşama etkilerini anlatmak için, yaşadıklarını kimsenin yaşamamasını istediği için yazmış, son kuvvetiyle tamamlamış kitabını. Bir çok şeye farklı gözde baktırabilecek bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kanat Güner
Unvan:
Yazar
Doğum:
Muş, Türkiye, 1970
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1998
Henüz 28 yaşındaydı. Zeki ve başarılı bir genç kızdı, ama yalnız ve korunmasızdı. Çocukluk düşlerini gerçekleştirmek üzereydi, tıp fakültesinde okuyordu; ama yıllardır eroin bağımlısıydı. Beş yıl çabaladı, kurtulamadı. ‘‘Yanımda kal, beni bırakma. Elimi tut. Öyle tut ki bütün korkularım bitsin’’ diye sesleneceği kimsesi yoktu. Gençlere örnek olmak için eroinin, yani kendi hayatının kitabını yazdı. Eroinden kurtulmak için verdiği amansız mücadeleyi ve kaçınılmaz sonu anlattı kitabında. ‘‘Bir tuvalet köşesinde öleceğim’’ demişti. Gerçekten de öyle öldü...

Türkiye, Kanat Güner'i ve yeniden uyuşturucu batağını konuşuyor. Özellikle gençlerin yaşamına sinsice giren eroinin son kurbanı Kanat Güner, uyuşturucu ticaretini, bu ticaretten kazanılan kara paraları ve korunmasız kurbanları, toplumsal eksiklerimiz ve yanlışlarımızı, yeniden masaya yatırdı...

Talihsiz kızın ölümü, uyuşturucuya yeni başlayanlara, başlamayı düşünenlere ibret olsun diye yazdığı ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitabını önceki gün Taksim İş Bankası Sanat Galerisi'nde imzalamasından bir kaç saat sonra geldi. Saat 21.00'de Beyoğlu Sineması'nın tuvaletine giden genç kız, burada dizine şırıngayla ‘‘Altın Vuruş’’ yaptı. Yüksek dozda eroin damarlarında yayıldı ve Kanat Güner, bir daha kendine gelemedi. Cesedini kapıdaki erkek arkadaşı buldu.

Muş'ta doğan ve ve 8 yıldır kayıtlı olduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni eroin yüzünden bitiremeyen Kanat Güner, ibret olsun diye yazdığı kitabında uyuşturucu illetinin hayatını nasıl mahvettiğini açıkça anlatmıştı. Tam 11 baskı yapan kitabının ilk sayfasında Kanat Güner, ‘‘Yaşam şeklim sayesinde veda etmem gereken pek kimse yok’’ diyordu. Sözünü tuttu Kanat, kimseye veda etmeden, senaryosunu önceden yazdığı gibi, bir tuvalet köşesinde, kimseye veda etmeden gitti. Cesedi, Taksim İlkyardım Hastanesi'nden Adli Tıp Kurumu Morgu'na götürülürken de yapayalnızdı.

BIRAKTIM, BIRAKACAĞIM

Kanat Güner, Hürriyet Gazetesi'nde geçen ay yayınlanan röportajında, paçavraya dönen kollarında iğne vuracak yer kalmadığını şu alaycı sözlerle dile getirmişti: ‘‘Kaza geçirsem, kolumda serum takacak yer bulamayacaklar.’’

Eroin konusunda kimilerine ‘‘Bıraktım’’ diyordu, kimilerine ise ‘‘Bırakacağım’’ diye konuşuyordu. Öldüğünde cebinde 5 kullanımlık eroin, iki kullanımlık esrar, 1 kullanılmamış enjektör ve eroin eritmekte kullanılan 2 kaşık bulundu.

BABASI: ALKOLLE BAŞLADI

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfta kaydını donduran kızının eroine başladığını üç yıl önce öğrendiğini söyleyen baba Cevat Antepli, şu açıklamada bulundu:

‘‘Önce alkole başlamış. Ardından hap ve eroin. AMATEM'de 10 gün tedavi gördü. Sonra tedaviye cevap vermiyor diye kovdular. Annesi ve ben, ona gereken tüm ilgiyi gösterdim, ama eroini bırakamadı. Kitabı yazmasını biz önerdik. Yazdıklarını kaleme alsın, böylelikle bırakır diye düşündük. Bize karşı çok saygılı ve dürüst bir evlattı. Kandırdığı tek konu eroindi...’’

İSTANBUL'DA YALNIZLIK

Kanat Güner'in 28 yıllık kısa yaşam öyküsü, toplumsal ve bireysel açıdan içinde büyük dersler taşıyor. Figen Yanık'ın 3 Mart 1998'de Hürriyet'in Kelebek ekinde yayımlanan röportajında, ailesini Anadolu'da bırakıp okumak için İstanbul'a geldiğini belirtiyor Kanat Güner...

İstanbul'da taşranın baskısı yoktu, özgürdü. Ama uçurum gibi bir yalnızlık da çevresini kuşatıyordu.

İlk sevgilisi, ikincisi, aldatmalar, aldanmalar, Köprüaltı arkadaşlıkları, gece yaşamı, kulüpler, evsizlik, parasızlık, yoksulluk, ilk kurtaj deneyimi, tümör korkusu, evlilik ve fakülteyi terk ediş... Kanat Güner'in hayat hikayesinin satır başları...

Duygusal bir insandı ve bütün bunlara daha fazla dayanamadı. İntihar etmek istedi. İntihar aracı olarak da eroini seçti. Ama eroin onu öldürmedi. Tam tersine sinsice hayatına girdi:

‘‘Öyle bir an geldi ki kendimi dört bir yandan çevrili hissettim. Artık daha fazla dayanamıyordum. O zaman intihar etmeyi düşündüm. Bunu eroin kullanarak yapabilirdim. Bir iki kullanımdan sonra ölüm vuruşu yapabilirim diye düşündüm... Ama eroin öldürmediği gibi, yaşatmadı da... Zaten bir süre sonra eroin fikrine saplanıyorsunuz. Bir süre sonra onun oluyorsun. Ona aşık oluyorsun. Hâlâ seviyorum onu, ona hâlâ aşığım...’’

Yaşamaktan bıkmıştı

Kanat Güner'i, 15 yıllık arkadaşı Ali Kemal Yılmaz'dan dinledik:

‘‘Onu ilk tanıdığım zamanlar temiz, dürüst, cıvıl cıvıl bir kızdı. Metin'le tıp fakültesinin 2'nci sınıfında evlendiler. Başlangıçta her şey iyiydi. Ancak eşi askere gidince başka bir erkekten hoşlandı. Böylece evlilikleri de bitti. Hukuki olarak boşandıklarını zannetmiyorum. Kanat, uyuşturucuya önce hapla başladı. Son 3-4 yılda ise eroin kullanmaya başladı. Onu çok

uyarıyordum, ama bir faydası olmadı. Özgürlükçü ve anarşistti. Hayatı çok katı ve zor buluyordu. Sık sık ‘İstanbul

bize göre değil' diyordu. Felsefeyi çok seviyordu. Ancak bu sevgisi onu olumsuz etkiledi. Hatta o kadar dengesizleşti ki, ona bir psikolog bile buldum. Tedavi oluyordu. Zaten kitabını yazdığı günlerde uyuşturucuyu kısa süreli de olsa bırakmıştı. Küçük yerde büyümüştü. İstanbul'un büyüklüğü altında ezildi. Birdenbire bulduğu özgürlük, onu çok uç noktalara götürdü. Aslında bunda ailesinin de payı var. Öğretmen bir anneyle mühendis bir babanın kızıydı. Ancak ailesinin üzerinde sürekli bir baskısı vardı. Özellikle annesinin otoriterliğinden yakınıyordu.’’

Bana aşkı sorma

Kanat Güner'in tam 11 baskı yapan kitabı piyasaya çıktıktan sonra, arkadaşımız Zeynep Güven'in dikkatini çekti. Zeynep Güven'nin 10 Mayıs 1997'de yayımlanan röportajında Kanat Güner şunları söylüyordu:

Kurtulmak için çok iradeli olmak lazım. Bir de İstanbul'dan uzak olmak lazım. Çevre çok önemli. Bu çevrede kaldığın sürece kurtulman zorlaşır. İrade, şansın yardım edecek, oyalanacak bir şeyler bulacaksın. Birkaç tane kurtulan insan tanıyorum.

Anarşist ruhluyum. İlla ki farklı olanı da bileceğim. Yani bana gösterilen doğru yolu değil, yan yolları da bilmek, hatta hep o yollarda devam etmek... Çünkü etrafına bakıyorsun, herkes doğru olan yolda yürüyor, ama hiçbir b.k oldukları yok...

Eroin bağımlıları grup halinde yaşıyor. Grup muhabbeti sıkmıyor. Çünkü aynı şeyin peşinde koşturuyorsun. Aynı şeyi düşünüyorsun. Bütün derdin, aklın fikrin eroin. Hep birlikte aranıyorsun, bulduğun zaman hep birlikte takılıyorsun. Ama ben o insanlardan değilim. Mesela hırsızlık yapamıyorum. Benimle başlayanların yapmadığı şey kalmadı. Ben hep bir şekilde para buldum. Para yönünden şansım yaver gitti...

Eroin pembe bir dünya yaratmıyor, çirkinliklerle arana bir perde çekiyor... Onların üstündesin. Onların kaygıları senin kaygıların değil. Onların kaygılarına gülüp geçiyorsun. Güldüklerine gülüp geçiyorsun. Çirkinlikler daha belirgin oluyor, ama sana değmiyorlar...

Sevgi olsaydı daha kolay olurdu. Ama benim aşka inancım kalmadı. Sorma...

Hadi bitsin artık bu muhabbet diyorsun. Ama gidecek yerin yok. Çoğunun ailesi kabul etmiyor. Çoğunun krizi, hastalığı atlatacak bir yeri bile yok. Kriz her geçen gün daha kötü olacak, bunu biliyorsun...

Bir şeyler yapmam gerekiyordu. O kadar boştum ki... Bir de hep dürtüklendim. Etrafımdaki insanlar, yaz bastıralım filan dediler hep. Acayip kolay çıktı kitap... Gurur veriyor bu kitap bana. Hoşuma gidiyor, bir şey yapmış hissediyorum kendimi. Uzun zamandır bunu hissetmiyordum. Ceset gibi bir tiptim...

Eroin kullananların sayısı korkunç arttı. Artık ölenlerin haberleri çıkmıyor gazetelerde. Böyle de devam edecek... O kadar çok insan ekmek yiyor ki bundan. Susurluk'a filan gidiyor olaylar...

Eroin Güncesi

Kanat Güner'in trajik sonla noktalanan hayat hikayesinin izini yazdığı ‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitapta sürdük:

AİLEM Benim yüzümden mahvoldular, çöktüler. Benden beklenmeyen her şeyi yaptım, Onları çok utandırdım. Çünkü onlar beni, çevredekiler aman ne iyi çocuk yetiştirmişsiniz desinler diye büyüttüler. Hele annem...

FAKÜLTE 17 yaşındaydım, İstanbul'da yapayalnızdım. Burnumu her deliğe sokmaya başladım. İlk delik, bütün fakültelerin marjinallerinin sığındığı sosyal etkinlik kulüpleri, yani tiyatro kulübü oldu. İnsanlar öyle yerlerde ya çiftleşiyorlar ya da mastürbasyon yapıyorlardı. İlk sevgilimi orada buldum. Uzun zaman da ona katlandım.

NEFRET Soner'in ölümüyle eroinden nefret etmiştik, ama bazı aşkların nefretle başladığını söylerler değil mi? Okulda öğrendiklerim sonucunda ‘H’den hem korkuyor, hem de merak ediyordum.

ALKOL Alkol benim için büyük bir handikaptı. Nerede duracağımı bilmiyor, zil zurna sarhoş olunca da tam arıza oluyordum.

ESRAR Fındık'ın peşine takıldım. Buraraya gelmesi tehlikeli olan iki kişiydik ve bir araya gelmiştik. Ahıra girmeyen bir koçtu/Ot buldukça uçtum/Anayasa'da en büyük suçtum.

HAP Arada sırada para kazanacağımız tutuyordu. Birkaç kitap toparlayıp AKM'nin karşısındaki köşede tezgâh açıyorduk. İlk satışı ya hapa yatırıyorduk ya alkole. Sonra da pek satış yapamıyorduk. Çünkü, kitapların üzerine sızıp kalıyorduk.

EROİN Madde daha vücuduma girmeden bağımlısı olmuştum sanki. Hep ne zaman karşıma çıkacak diye bekliyordum. İlk fırsatta deneyecektim. Büyük bir ihtimalle çok sevecek ve dönülmez yola girecektim. Teorik olarak eroin hakkında her şeyi biliyordum.

İLK TANIŞMA Cihangir'deki evde sabaha karşı karşıma çıkınca hiç tereddüt etmeden dayadım burnumu. Bu burun her yere sokulmalıydı ya. Bütün günümü tuvalette kusarak geçirdim, ama kendimi çok iyi hissediyordum.

PİS KOKU Torbacının evinde çok pis bir koku vardı. Bir zulamız yoktu ve kaçınılmaz sorun gerçekleşiyordu. Burnumuz akıyor, kemiklerimiz ağrıyor, bedenimizden pis pis kokan ter damlaları fışkırıyordu, ama üşüyorduk. İşte o koku bu kokuydu.

ÖZGÜRLÜK Yitirecek hiçbir şeyim kalmamıştı. İrademi ona teslim etmiştim. Özgürlüğünden hiç kimseye ödün vermemiş olan ben, onsuz olamıyordum artık. Kesinlikle özgürlüğümü kaybetmiştim.

Yazar istatistikleri

  • 59 okur beğendi.
  • 377 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 201 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları