John Searle gibi birçok kişi dijital bilgisayarların sadece sözdizimi olduğunu, anlambilimi olmadığını savunmuştur. Bu nedenle bir bilgisayar, insanın aksine, "Sarı düşmanlık kötü niyetli algoritmayı tekmeledi," ile "Köpeğim uyuması gerek hasta yaşlı," cümlelerinin farklı olduklarını ayırt edemez.
Yaygın olarak kabul edilen modern felsefe dili Gottlob Frege (1848-1925) ile başlamıştır. Frege, 1892 tarihinde, "Über Sinn und Bedeutung"başlıklı makalesinde, felsefeye "duyu" ve "referans" arasındaki ayrımı miras bırakmıştır, bundan 100 yıl sonra dahi hâlâ tartışılmakta ve konuşulmaktadır.
Frege'nin örneğini kullanarak ayrımın temelleri yeteri kadar açık bir şekilde ortaya konabilir. Şu iki ismi ele alalım: "sabahyıldızı" ve "akşamyıldızı". Her ikisi de aynı gök cismidir (Venüs gezegeni). Bu durumda, iki farklı duyuda aynı referansı olan iki ismimiz bulunmaktadır. Referansları aynıdır çünkü aynı cisme atıfta bulunurlar. Duyuları farklıdır çünkü birinin anladığı şey diğerinden farklıdır: "Sabahyıldızı" dendiğinde sabah gökyüzünde belli bir yerde bulunan yansıtıcı bir varlığı anlayabiliriz, "akşamyıldızı" dendiğinde akşam gökyüzünde belli bir noktada ortaya çıkan bir yldızı anlayabiliriz.
Varoluşçular "Varoluş özden önce gelir." sloganıyla meşhurdurlar. Bu, şu demektir: Biz ne olmayı seçiyorsak oyuz; Tanrı, doğa ya da toplum bizim ne olduğumuzu belirlemez.
Descartes'ın, maddi dünyanın temellerini belirleme çabasını balmumu üzerine yansıttığı İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar (Meditations on First Philosophy) kitabında da bunu görmekteyiz. Bir Aristotelesçi gibi Descartes, balmumu erirken neyin değiştiğini, neyin değişmediğini incelemiştir. Şekil, koku, doku ve balmumunun sertliğinin rastlantısal özellikler olduğu kanısına varmıştır. Bunun yanında, özü genişletilmiş bir şeydir (res extensa). Descartes kendini ele alarak devam eder ve bedeninin kendisinin özü olmadığı, düşünen bir şeyin özü olduğu sonucuna varır (res cogitans).