Hatta İbni Sina, vasiyetinde, Allah'a şöyle şöyle yapacağına, şer'i kaidelere saygı duyacağına, dini ibadetlerde kusur işlemeyeceğine, içkiyi eğlence için değil de tedavi ve şifa amacıyla içeceğine dair ahitlerde bulunmuştur. İşte onun, imanın safvetinin zirvesi ve ibadetlere bağlılığı ile ilgili ahvali içki içmeyi tedavi amacına bağlayarak istisna tutması şeklindedir.
Beşinci kişi ise şöyle dedi:
Ben felsefe ilmi okudum ve nübüvvetin hakikatini idrak ettim. Nübüvvetin hakikati, hikmete ve maslahata dayanır. Nübüvvetin ibadetlerden kastı, avam tabakasını dizginlemek, onları birbirini öldürmekten, birbirleriyle çekişmekten ve şehvetlerinin peşinden koşmaktan alıkoymaktır. Ben cahil avam tabakasından biri değilim ki dinin mükellefiyet dairesine gireyim. Ben hikmet sahibiyim ve hikmete uyarım, hakikati hikmetle görür, taklitten onunla müstağni olurum.
Bunun üzerine bir kişi şöyle dedi:
Dinin emirlerini muhafaza etmek şart olsaydı o zaman âlimlerin buna bizden daha çok dikkat etmeleri gerekirdi. Oysa faziletli diye meşhur olan falan kişi namaz kılmıyor, falan kimse şarap içiyor, ötekisi vakıf ve yetim malı yiyor, diğeri sultanın kesesinden yiyor, berikisi haramlardan sakınmıyor, bir başkası da yargıda ve şahitlikte rüşvet alıyor ve buna benzer daha nice kişiler var. Faziletleri ile nam salmış bu kişiler emsallerine göre günahlara atılmakta daha cüretkârlar!