İmam Gazali

İmam Gazali

Yazar
9.3/10
5,5bin Kişi
·
19bin
Okunma
·
2.947
Beğeni
·
49,3bin
Gösterim
Adı:
İmam Gazali
Tam adı:
Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed bin Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî
Unvan:
Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi
Doğum:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 1058
Ölüm:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 18 Aralık 1111
Gazzâlî (Farsça: الغزّالی) (d. 1058, Tus - ö. 18 Aralık 1111, Tus), Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Fars asıllı olduğu sanılan Gazzâlî'nin lakapları Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddîn'dir. Genel olarak Gazzâlî ve İmam-ı Gazzâlî isimleriyle tanınmaktadır.

Hayatı ve yaşadığı dönem

Gazzâlî Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcân şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadî düşünce olarak Ebü'l Hasan Eş'arî’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisliğine tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. Tasavvuf'a yöneldi ve Ebû Alî Farmedî'nin tesiriyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki vazifesini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında hacca gitti.

Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi. Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı tekkede müritleriyle birlikte sufi yaşamı sürdü. Gazzâlî 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde öldü.

Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde İslam âleminde siyasî ve fikrî büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfuzu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devleti gerilemekte idi.

İlk Haçlı Seferi de Gazzâlî döneminde yapılmış, Gazzâlî 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazzâlî ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikrî bir çöküntü tamamlıyordu.

Gazzâlî'nin öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikrî akımları araştırmasına neden oldu. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısıma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördü. Bunlar; felsefeciler, kelâmcılar, sûfiler, bâtınîlerdi. Hepsinin görüşlerini inceleyerek; kelâm, felsefe ve Bâtınîlik yolunu kitaplarında ayrıntılarıyla tenkit etti ve sûfilerin yolu olan tasavvufa yönelerek hakikati bu yolda aradı.
"Aklı zayıf kimseler insanları gerçeğe göre değerlendirecekleri yerde gerçeği insanlara göre değerlendirip belirlerler.."
151 syf.
İslam aleminde yetişen en büyük âlimlerinden biri olan İmam Gazali’nin "Dalaletten Çıkış Yolu" kendi içinde barındırdığı şüphe ve fikir karmaşalarının bir çıkışı olarak kaleme aldığı özet niteliğindeki otobiyografik bir eser ;
Bu kitap çok kısa olmasına rağmen barındırdığı bilgiler bakımından oldukça derin ver üzerine düşünülmesi gereken bir eser. İmam Gazali öncelikle içindeki araştırma ve öğrenme tutkusunu şu şekilde açıklıyor: “Gençliğimin ilk yıllarından beri, hakikati kavramaya olan susamışlığım ve tutkum benim yaratılışımdan gelen huy ve alışkanlıktır. ÂLLÂH bu karakteri benim fıtratıma koymuştur. Bundan benim bir etkim ve tercihim söz konusu değildir. Bu sayede çocukluk dönemimde bendeki taklit bağını çözdüm ve örf ve geleneğe dayalı inançlardan kurtuldum”.
Bu karakteri onu sürekli düşünmeye ve araştırmaya sevk etmiştir. Bunun neticesi olarak bir şüphecilik çukuruna düşer. İlk başta duyu organlarına duyduğu güveni sorgulamaya başlar. Fark ederki gözler her  zaman gerçeği görmez yanılabilir. Kulaklar her şeyi işitmez sağırlaşabilir. Duyu organlarından ümidi kesince sadece akli bilgilere güvenebileceğini düşündü. Ancak bu bilgilerede kesin olarak güvenemezdi içinde bulunduğu hal belki de onu o şekilde düşünmeye zorlamıştı. Bu bilinmezlik hali İmam Gazali’yi hasta etmeye başlamıştı. Öyle ki bu hastalık onu gündelik işlerden dahi alıkoymaya sebebiyet veriyordu. Buna daha fazla dayanamayarak bulunduğu hocalık konumunu, ailesini geride bırakarak tek başına inzivaya çekilir. Yaklaşık 11 sene süren bu inziva halinde kendini ibadete ve düşünmeye adar. Geçen zaman ışığında öğrendiklerini diğer insanlara anlatma zorundalığı hisseder.
Çünkü artık ÂLLÂH’ın nuru ve yardımıyla bu hastalıktan kurtulmuştur ve bu hastalığa yakalanabilecek olanlara yardım etmelidir. Bu hastalıktan kurtulma araştırmalarına istinaden “gerçeği arayan” kimseleri dört gruba ayırmıştır. Bunlar; kelamcılar, batıniler, filozoflar ve mutasavvıflardır.

Benim dikkatimi özellikle çeken kısım filozoflar ve felsefe üzerine yazdıkları oldu. İmam gazali felsefenin tamamen yanlış olmadığını ve akla yatkın bilgilerin kabul edilmesinin öneminden bahseder. Örneğin; matematik, mantık ve doğa gibi bilimlerde karşı çıkılmayacak ve buna zaten gerek olmayan birçok bilgi mevcuttur. Bu kısımda bunlarada karşı çıkan din adamlarını eleştirir. Ancak filozofların bu doğru bilgilerinin ışığına kapılıp anlattıklarının hepsinin hakikati tasavvur ettiğini düşünmememiz ve olduğu gibi kabul etmememiz gerektiğini söylemektedir. Hatta bu doğrultuda herkesin felsefeyle ilgilenmemesi gerektiğini düşündüğünü söyler. Çünkü çoğu kişide ya yeterli derecede mukayese etme yeteneği yoktur ya da araştırmalarını derin tutmaktan geri kalabilmektedirler.

Kitabın ilerleyen sayfalarında insanlardaki iman zayıflıklığının nasıl giderilebileceğiyle ilgili yorumlarını aktaran İmam Gazali sıkıntının genel olarak felsefeye fazla dalınmış olmasına ve halk arasında alim diye ünlenmiş bazı kişilerin yanlış tutum ve davranışlarını örnek gösterir. Bundan ancak doğru okumalar ve iç muhakememizde dürüst olarak kurtulabiliriz. Örneğin dini olayları sadece mucize yönüyle ele almamamız gerekir. Bunlar dinin küçük bir parçasıdır. Dini bir bütünle akla, mantığa ve vicdana uyan taraflarıyla özümsememiz gerekmektedir.

Bahsettiği hemen her şey üzerine detaylı anlatıma sahip kitapları bulunan Gazali bu kitapta detaydan kaçınarak anlatılabilecek en sade ve anlaşılabilir dili tercih etmiş. Bu da okuyucuya hem okuma zevki hem de konular üzerine düşünme olanağı vermiştir.
ÂLLÂH ondan razı olsun.
Okuyacak herkese şimdiden keyifli okumalar.. :)
248 syf.
"Üslûbun kimliğindir." diyordu Cemil Meriç bir makalesinde...Kimliğin, kim olduğun, neye hizmet ettiğin, neyi aradığın ve neye talip olduğun...

Düşüncenin değil sadece, kalbin de, bir kitap gibi satır satır okunması, mühim mevzuların altının çizilmesi, tahlil edilmesi ve belki de en son konuşulması, bunu ne düzeyde gerçekleştirebiliyoruz. Evvelâ manevî durumumuzdan haberdar mıyız? Özde yazan hâkikâti, üzerine perdeler çekip, görmezden mi geliyoruz? İç dünyamıza gereken özeni ve hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?

Bütün sözcükler, sese sığmayan gerçeklerin arasına atılan boşluklar mı?

Fakât kalbimize menzilini bulmuş bir ok gibi saplanan Hadis-i Şerif'te Kainatın Efendisi (s.a.s) diyor ki;

"Allah'a ve âhiret gününe iman eden, ya hayır söylesin ya da sussun."

"İman eden!" Burada nasıl korkusuz olduğumuzu, nasıl pervasız ve cahil cüretiyle hareket ettiğimizi üzüntüyle tefekkür ediyoruz...Eseri okurken gün içerisinde ki konuşmalarımı daha tarafsız bir gözle değerlendirdim ve gördüm ki; erdemin kapısı ardına dek açık ve biz kendimize takılıp tökezlediğimizden bile habersiziz.. Boş konuşuyoruz, eserde bahsedilen mâlâyâni konuşmalar çağındayız, hissiz ve durmadan öldüren; zamanı, duyguyu ve derinliği...

İmam Gazali Hazretleri'nin, Dil Belası'nı uzun zamandır okumayı istiyordum. Şimdi ise her an okunması elzem kitaplar rafında baş köşede, ezberlenesi, her mecliste ferahlık ve bereket vesilesi olabilecek kadar nadide bir eser...En güzel yanı, yanlışların nasıl düzeltilebileği hususunda inanılmaz ufuklar sunan, manevi reçeteleri...

Peki dilin afetleri nelerdir?
Herşeyden evvel, zikirle ve ilimle sarfedilmesi gereken zamanı ziyân eden her söz, bizi helâk olmaya sürükleyen kırık dökük bir tekne, üstelik durmadan gıybetle, riya ile, yalan ile bu tekne yara alıp derinlere gömülmekte...

Yalan...Ruhumuzda büyüyen zehirli bir sarmaşık gibi, sürgün kanallarını tıkayan, toprağımızı yağmalayan...Bizler; "O ne demişse doğrudur." sözlerine mazhar olan Muhammedül Emin'in ümmetleri...Dürüstlüğün ve doğruluğun neresindeyiz?

Riya...Durmadan yücelttiğimiz yüksek hasletlerimizden koru bizi Rabbim!..

Gıybet...Hazmedilemeyenlerin boşaltıldığı zihin çöplüğü...

Küfür...Küfredene dâhi beddua etmeyin, lanetlemeyin, çünkü o geleceğin iman edenlerinden olur da siz küfre dalarsınız deniyor...Basiret lutfeyle Rabbim...

***

Önce Ayet-i Kerime ve Sahih Hadis'lerle ana başlıklar altında, insanı yormayan, yaftalamayan, sorgulamayan şefkat diliyle izah edilen mevzular, daha sonra tek tek nedenleri ve sonuçları anlatılarak genişletiliyor ve nihayet çözüm önerileri ile nasihatler veriliyor.

Özellikle 'Gıybet' ve 'Suizan' bölümleri, bilmemiz gereken çok mühim alt başlıklar içeriyor.

Abartı ve istihza, yapmacık sözler, sırrı ifşa etme, münakaşa gibi mevzulara da yer verilmesi, pek çok kusurumuzu görebilmemiz adına çok bereketli ve isabetli...

***

Eylül Türk'e...
Susmak belki de konuşmanın şehzadesidir, sanırım sözler gerektiği kadar itaatkâr değil ve susmak merhametli ve mağrur...Seslerini almıyor sözcüklerin...Ben senin efendini istiyorum!..Ne olur beni,cümlelerinle cezalandırma...Susarken, bir nehrin gümüş ışıltısıyla ruhunu bana getiriyor zaman...Zamanı bulandırma...

Zira susmak ,eksilmeden yürümektir Mevla'ya...

***

Feyizli okumalar...
136 syf.
Nur Süresinin felsefik boyutu ve bu boyutu geçilerek metafizik boyutlarda mana ve kavrayislarla, İmam Gazali açıklamalarda bulunur. Nur'un anlam boyutlarını çok katmanlı bir tarzda ele alır. "Allah göklerin ve yeryüzünün nurudur." Ayetini yer yer dillendirir. Keza bu manalı ayetin sırlı alemine yol açmaya çalışan Gazali, Nur Risalesini yazarak bu yola harita yazmayı başarmıştır.
İmam Gazali, doğuştan gelen bir zihinsel kavrayışın yeteneği ile aile ve çevrenin katkısıyla kısa sürede bir ilmi birikime ulaştı. Bu ilmi birikimle bir yola çıktı. Bu yola felsefeyle başladı, irfanla tamamladı.
384 syf.
·Puan vermedi
Uzun süredir ara verdiğim 1k'ya hatırıma düşen eserleri yorumlamaya çalışacağım kardeşlerim.İmam Gazali gibi bir alimden alacak çok şeyimiz olduğunu örnek bir eser.Dünya ve ahiret huzuruna nasıl kavuşulabileceğini gösteren yollar anlatılmış.Salih bir kul olmanın ince çizgileri , takvaya sevdalanmış yüreklerin bulabilecekleri pek çok anlatımlar mevcuttur.İhlas ve iliminde ne derece önem arz ettiğini okudukça tazelenen imanlarınız size söyleyecektir.
140 syf.
·10/10 puan
İlk önce farklı tür kitap okuma etkinliğini #28167510 oluşturan Necip G./Duvar/ abim ve bu kitabı ısrarla okumamı isteyip, ayrıca kitabı hediye eden kardeşim https://1000kitap.com/Mustafadiyar/Duvar/ a teşekkürler. Etkinlik henüz başlamadı ama kitap erken gelince beklemek istemedim.

Evet İmam Gazali denilince korktuğum doğrudur. İmam Gazali isminin ağırlığındandı belki de korkum. Ve de sufizm’e uzak oluşum. İmam Gazali den bahsedecek olursak hayatını ilme adayan bir düşünür. Öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikri akımları araştırmasına neden olur. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördüğünü söyler. Kendiside doğru gördüğü tasavvuf yolunda ilerleyerek hakikati aramıştır.

Kitap konusunda ilkin çok tereddüt ettim. Her kadar Mustafa Diyar çok seveceksin dili hafif dese de kendisi bir ilahiyat fakültesi öğrencisi olduğundan kitabının dilinin ona hafif geldiğini beni zorlayacağını düşündüm. Ama yanılmışım su gibi aktı geçti sayfalar.

Kitap İmam Gazali tarafından öğrencisine verilen cevaplardan oluşan bir kitap. Bir nasihat kitabı. Öğrencisine oğul diye sesleniyor. İmam Gazali'nin öğrencisi mektuplarla hocasına sorular soruyor. İşte eser bu mektuplardan oluşuyor. Kesinlikle kafa karıştırmıyor. İnsanın kendi kendisiyle ahlaki yönden kendini sorgulamasını ve vicdanen bir muhasebe yapmasını sağlıyor.

Kitabın ismimden yola çıkarak şunları söylemek istiyorum; Birine oğul diyebilmemiz için ya kan bağı olması gerekiyor ya da çok samimi olduğumuz birini oğlumuz gibi özümsememiz gerekiyor. İşte buradan hareketle İmam Gazali öğrencisine bu mektuplarda oğul diye seslenerek bu ilim davasında ne kadar samimi bir profil çizdiğini bu satırlar arasında gözler önüne seriyor. Cevap verirken İslam'ın edebini özümsemiş biri olarak cevap veriyor ve cevapları bir nasihat halini alıyor.

Dili inanılmaz bir derece yalın. Her satırının altı çizilmesi gereken bir başucu kitabı. Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra İmam Gazali gibi ilmin güzelliklerini özünde eritmiş biriyle tanışmış oluyorsunuz. Normalde bir saatte bitirilebilecek bir kitap ama ben kendimi sorgulayarak ağır ağır okumak istedim. Tekrar okunacaklar rafıma ekledim.

Son olarak imam gazalinin bazı öğütleriyle yazımı sonlandırıyorum.
1- Boş sözden uzak dur
2- Ağırbaşlı ol
3- Herkese hoşnut davran
4- Fırsatları kaçırma
5- Az kelime ile çok şey anlat
6- İnsanları iyi tanı
7- Kendini herkesten aşağı gör
8- Fazla konuşma
9- Kendinden fazla söz etme
10- Tamahkar olma
11- Dargınları barıştır
12- Merhametli ol
3600 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İlim deryasına dalmaya niyet etmiş herkesin bu kitabın başına geçip oluk oluk su içmesi gerek diye düşündüm okurken.Ve suya doydum derken kitap bittiğinde asıl susuzluğunuzun yeni başladığını fark edeceksiniz.Hayırlı okumalar...
396 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Ne kadar hazırız acaba ölüme, ölümü en son ne zaman hatırladık?.. bu soruları kendi nefsimize sormak lazım en son ne zaman ölümü hatırladık eğer ölümü her an aklımızda tutabilseydik her an bir dünya( kalp ) yıkmazdık bence. Kitap bize ölümden önce yapmamız gerekenleri anlatıyor ben okuduğumda bir tokat gibi geldi. Çok etkisinde kalıyor insan okuyacak olanlar için şimdiden keyifli okumalar diliyorum
Beklenen son, özlenen sonsuzluk ve hepimizin gideceği yol ölüm..

Yazarın biyografisi

Adı:
İmam Gazali
Tam adı:
Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed bin Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî
Unvan:
Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi
Doğum:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 1058
Ölüm:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 18 Aralık 1111
Gazzâlî (Farsça: الغزّالی) (d. 1058, Tus - ö. 18 Aralık 1111, Tus), Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Fars asıllı olduğu sanılan Gazzâlî'nin lakapları Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddîn'dir. Genel olarak Gazzâlî ve İmam-ı Gazzâlî isimleriyle tanınmaktadır.

Hayatı ve yaşadığı dönem

Gazzâlî Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcân şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadî düşünce olarak Ebü'l Hasan Eş'arî’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin baş müderrisliğine tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. Tasavvuf'a yöneldi ve Ebû Alî Farmedî'nin tesiriyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki vazifesini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında hacca gitti.

Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi. Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı tekkede müritleriyle birlikte sufi yaşamı sürdü. Gazzâlî 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde öldü.

Gazzâlî’nin yaşadığı dönemde İslam âleminde siyasî ve fikrî büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfuzu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devleti gerilemekte idi.

İlk Haçlı Seferi de Gazzâlî döneminde yapılmış, Gazzâlî 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazzâlî ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikrî bir çöküntü tamamlıyordu.

Gazzâlî'nin öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikrî akımları araştırmasına neden oldu. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısıma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördü. Bunlar; felsefeciler, kelâmcılar, sûfiler, bâtınîlerdi. Hepsinin görüşlerini inceleyerek; kelâm, felsefe ve Bâtınîlik yolunu kitaplarında ayrıntılarıyla tenkit etti ve sûfilerin yolu olan tasavvufa yönelerek hakikati bu yolda aradı.

Yazar istatistikleri

  • 2.947 okur beğendi.
  • 19bin okur okudu.
  • 2.152 okur okuyor.
  • 15,9bin okur okuyacak.
  • 475 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları