İmam Gazali

İmam Gazali

Yazar
9.0/10
1.187 Kişi
·
3.023
Okunma
·
800
Beğeni
·
12.130
Gösterim
Adı:
İmam Gazali
Tam adı:
Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed Tûsî, Gazâlî
Unvan:
İranlı İslam Âlimi, Filozofu, Mutasavvıfı ve Müderrisi
Doğum:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 1058
Ölüm:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 1111
Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed el-Gazâli (Arapça: أبو حامد محمد بن محمد الغزالي) (d. 1058 - ö. 1111), İranlı İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Lâkabları, Hüccet-ül-İslam ve Zeynüddin’dir. Genel olarak El Gazâli ve İmam Gazâli isimleriyle tanınmıştır.

Hayatı ve yaşadığı dönem

Gazali Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcan şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadi düşünce olarak Ebu Hasan Eş'ari’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin Baş Müderrisliği’ne tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. İçine girdiği ruhsal bunalımın da etkisiyle Sûfizm'e yöneldi ve Ebu Ali Farmedi'nin etkisiyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki görevini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında Hac'a gitti.

Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi.Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı Tekke'de müritleriyle birlikte Sûfi yaşamı sürdü. Gazali 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde vefat etti.

Gazali’nin yaşadığı dönemde İslam aleminde siyasi ve fikri büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfusu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devletigerilemekte idi.

İlk Haçlı Seferi de Gazali döneminde yapılmış, Gazali 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazali ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikri bir çöküntü tamamlıyordu.
Cahillik hastalığı, öğrenmekle tedavi olunur.
Cimrilik hastalığı cömertlikle, gurur hastalığı tevâzu ile, oburluk hastalığı zoraki bir şekilde yemeği kesmekle tedavi olunur. Nasıl ki ilacın acılığına ve iştahın çektiği şeylere sabretmenin şiddetine, hasta bedenleri tedavi etmek için katlanmak gerekiyorsa, tıpkı onun gibi hasta kal-bin tedavisi için de sabır ve mücâhedenin acılığına katlanmak lâzımdır.
''bu ümmet hakkında en çok korktuğum münafık ilim sahibidir''
-diliyle alim , kalbi ve ameliyle cahil -

hz Ömer
İmam Gazali
Sayfa 38 - ışık yayınları
Ebu Bekir Şibli hazretleri şöyle buyuruyor:
“Dört yüz kadar âlime hizmet ettim. Dört bin hadis ezberledim. Sonra yalnız bir tanesini seçip onunla amel ettim. Kurtuluşumun bu hadise bağlı olduğunu anladım. O hadis-i şerif de şudur:
“Ey insan! Dünya için orada kalacağın kadar çalış. Ahiret için de orada kalacağın kadar çalış. Allah için, O’na ihtiyacın kadar çalış. Cehenneme dayanacağın kadar da günah işle.
''say ki öldün;
yalvardın, yakardın, sana bir gün daha verildi.
bugünü o gün bil, öyle yaşa..''
''Bir mü'min üç gün ard arda ilim öğrenmeyi, kitap okumayı keserse fark etmese de manevî halleri alt üst olur.''
İlk önce farklı tür kitap okuma etkinliğini #28167510 oluşturan Necip G. abim ve bu kitabı ısrarla okumamı isteyip, ayrıca kitabı hediye eden kardeşim Mustafa Diyar a teşekkürler. Etkinlik henüz başlamadı ama kitap erken gelince beklemek istemedim.

Evet İmam Gazali denilince korktuğum doğrudur. İmam Gazali isminin ağırlığındandı belki de korkum. Ve de sufizm’e uzak oluşum. İmam Gazali den bahsedecek olursak hayatını ilme adayan bir düşünür. Öğrenme merakı onun çok sayıda dini ve fikri akımları araştırmasına neden olur. Yaşadığı dönemde hakikati bulmak isteyen insanların dört kısma ayrıldığını ve her birinin hakikati kendi yolunda aradığını gördüğünü söyler. Kendiside doğru gördüğü tasavvuf yolunda ilerleyerek hakikati aramıştır.

Kitap konusunda ilkin çok tereddüt ettim. Her kadar Mustafa Diyar çok seveceksin dili hafif dese de kendisi bir ilahiyat fakültesi öğrencisi olduğundan kitabının dilinin ona hafif geldiğini beni zorlayacağını düşündüm. Ama yanılmışım su gibi aktı geçti sayfalar.

Kitap İmam Gazali tarafından öğrencisine verilen cevaplardan oluşan bir kitap. Bir nasihat kitabı. Öğrencisine oğul diye sesleniyor. İmam Gazali'nin öğrencisi mektuplarla hocasına sorular soruyor. İşte eser bu mektuplardan oluşuyor. Kesinlikle kafa karıştırmıyor. İnsanın kendi kendisiyle ahlaki yönden kendini sorgulamasını ve vicdanen bir muhasebe yapmasını sağlıyor.

Kitabın ismimden yola çıkarak şunları söylemek istiyorum; Birine oğul diyebilmemiz için ya kan bağı olması gerekiyor ya da çok samimi olduğumuz birini oğlumuz gibi özümsememiz gerekiyor. İşte buradan hareketle İmam Gazali öğrencisine bu mektuplarda oğul diye seslenerek bu ilim davasında ne kadar samimi bir profil çizdiğini bu satırlar arasında gözler önüne seriyor. Cevap verirken İslam'ın edebini özümsemiş biri olarak cevap veriyor ve cevapları bir nasihat halini alıyor.

Dili inanılmaz bir derece yalın. Her satırının altı çizilmesi gereken bir başucu kitabı. Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra İmam Gazali gibi ilmin güzelliklerini özünde eritmiş biriyle tanışmış oluyorsunuz. Normalde bir saatte bitirilebilecek bir kitap ama ben kendimi sorgulayarak ağır ağır okumak istedim. Tekrar okunacaklar rafıma ekledim.

Son olarak imam gazalinin bazı öğütleriyle yazımı sonlandırıyorum.
1- Boş sözden uzak dur
2- Ağırbaşlı ol
3- Herkese hoşnut davran
4- Fırsatları kaçırma
5- Az kelime ile çok şey anlat
6- İnsanları iyi tanı
7- Kendini herkesten aşağı gör
8- Fazla konuşma
9- Kendinden fazla söz etme
10- Tamahkar olma
11- Dargınları barıştır
12- Merhametli ol
Okumak üç türlüdür: dilin okuması kıraat, aklın okuması tefekkür, kalbin okuması hayattır.
(İmam Gazali)

İmam Gazali'nin de dediği gibi inşAllah kalbin okumasını görenlerden oluruz.

Gazzali 1058 yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuş, buhranlı dönemlerinden sonra tasavvufa yönelmiştir.

Bu nedenle İmam Gazali
'Şüphe duymayan hakikati bulamaz.'
der şüphenin hakikati bulduran bir araç olduğunu düşünür.
Ve yine aynı şekide bu imam 1111 yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde gerçek hayata gözlerini açmıştır.

İmam Gazali'nin ilk okuduğum kitabı olmasına rağmen dili gayet akıcı ve anlaşılır.
Kitabın tam adı'Yola Gidenlerin Klavuzu ve Arayanların Bahçesi'.

Ayrıca yazılmış bir eser de olabilir çünkü yazara ait 500 eser(Ancak günümüze sadece 75 eser ulaşabilmiştir) var veya İhya-u Ulumi'd-din'in bir parçası da olabilir.

Kitap bu konu hakkında pek bilgi verilmemiş.
Sadece üçüncü risale olduğu belirtimiş.

Kitap önsözünden sonra 39 fasıldan oluşuyor.Fasılların her biri ayetlerle, güçlü hadislerle desteklenmiş ve yıllar öncesinde yazılmasına rağmen yaşadığımız sorunların,işlediğimiz günahların,aklımızdaki sorunların birebir cevabını veriyor.

İmanın temellerinden, 'Vusul,Visal,Kalp,Ruh,Nefes' gibi
ramazan programlarında veya "sorularla bilmem ne" gibi entrasan soruların sorulduğu platformlara benzemiyor.

Beni en çok etkileyen bölüm 'Dil Afetleri' oldu.

İmam Gazali'de bir zamanlar şüpheye düşmüş, hakikatı aramak için yollara düşmüş,felseye göz kırpan eserleri de okuyan biri olarak çoğu insanın inanmadığı veya aklında şüphe duyduğu soruları 'samanlıkta iğne arar gibi' incelemiş ama yazıya dökerken gayet de 'halk dilinde' anlaşılır bir eser ortaya koymuş.

Hatta bir sözünde şöyle söylemiş:

'Gençliğimden itibaren 50 yaşımı aştığım bu ana gelinceye kadar, bu engin denizlerin derinliklerine dalmaktan hiç geri durmadım.

Coşkulu denizlere çekingen korkaklar gibi değil, cesur kimselerin dalışı gibi daldım, gördüğüm her meselenin üzerine atladım. Her fırkanın inanış ve fikirlerini inceliyor, her grubun tuttuğu yolun inceliklerini ortaya çıkarmaya çalışıyordum.

Araştırdığım fırkaların hak veya batıl, sünnete uygun veya bidat sahibi olmaları konusunda ayrım yapmıyordum.
Felsefe yolunu tutmuş olanların, sahip oldukları felsefeyi bütün esaslarıyla öğrenmeye özen gösterdim.
Hiçbir kelâm âlimini dışarıda bırakmadan kelamdaki yöntemini ve mücadelesini öğrenmeye çaba gösterdim.
Bütün gücümle ne kadar sufi var ise onun sufiliğindeki sırları öğrenmeye, ne kadar abid var ise bu ibadetleriyle neler kazandığını araştırmaya çalıştım.

Bütün zındıkların, Allah’ın varlığını ve sıfatlarını kabul etmeyenlerin, bu inanış veya inkarlarının arkasında yatan sebepleri titizlikle araştırdım. Her şeyin hakikatini öğrenmeye karşı duyduğum susamışlık; baştan ve gençliğimden beri tuttuğum yol ve benim bir hasletim olmuştur.

Bunun sonucunda çocukluğumun coşkulu çağlarından itibaren taklit bağlarından sıyrıldım ve büyüklerimizden miras kalan sırf taklide dayalı inanç esaslarından koptum.

Çünkü Hristiyan çocuklarının hepsi bu din üzere yetiştiklerini, Yahudi çocuklarının sürekli bu dinin esaslarına göre büyüdüklerini, Müslüman çocuklarında istisnasız İslam dini üzere yetişmekte olduklarını görmekteydim.
Yaratılıştan gelen asli hakikati ve ana baba ile hocalar aracılığıyla kazanılan sonraki inanç esasları ve taklit unsurlarının hakikatini öğrenme konusunda içimde büyük
bir istek oluştu. Taklit, başlangıçta birtakım telkinlere dayanmaktaydı. Bunların da hangilerinin hak ve batıl olduğu konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı.

Kendime şöyle dedim: Benim istediğim, her şeyin gerçek yüzünü öğrenmektir. Öyleyse önce bilginin gerçek yüzünün ne olduğunu öğrenmekle işe başlamam gerekir.'

demiş ne kadar da güzel anlatmış hakikati bulmanın özetini...

İslamiyet, bizim önümüze altın tepsiyle geldiği için çoğu kez araştırmıyoruz araştıranlar ise ilk şüphesinde 'ateist' olmak daha kolaylarına geldiği için veya hakikate ulaşmanın veya ulaşamanın iki-üç tane saçma temeller üzerine yazılmış tez veya kitap okuyarak her şeyi çözdüğünü sanarak yoldan çıkıyorlar.

Kısacası:

'Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür.' diyor yine Gazali yani inkar etmek ne o kadar 'dil' ile kolaysa da 'kalp' ile bu kadar kolay olmamalı.

Hiçbir şey diyemem 'kalpler Allah'ın elinde' ama İmam Gazali gerçekleri ölünceye kadar araştırmış bu işe ömrünü vermiş

'Allah da yok Kuran da, müslümanlar böyleyse dinleri nasıldır?'gibi bir sürü mazeret cümleleri kurabilecekken bize 500 tane muhteşem eser yazmayı tercih etmiş.Lakin günümüze 75 eser kalmış.

Allah ondan ebeden razı olsun.

Kısacası eğer şüpheleriniz varsa kolaya kaçmak istemiyorsanız,hakikate gerçekten merak duyup gerçekleri ayetlerle,hadislerle, muhteşem örneklerle görmek istiyorsanız,
veya unuttuklarınızı hatırlamak,imanınızı güçlendirmek istiyorsanız,

mutlaka bu kitabı ve diğer 75 eseri okuyun.
Her müminin muhakkak okuması gereken bir kitap. Fakat okurken cümleler ve anlamları üzerinde tefekkür edip düşünmek gerekiyor ki faydalı olsun. Özellikle değindiği konular var, bu konular geçmişte yaşanmış ve günümüzde de son sürat yaşanmaya devam ediyor. Bu kitap dalâlette olana ilaçtır.. Okuyana şifa olsun inşallah..
Yediden yetmişe herkesin kesinlikle okumasını tavsiye ettiğim bir eser olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum...Kitap önerisi isteğinde bulunduğum ve bana böyle güzel bir eseri öneren Semrâ Sultân değerli okur arkadaşıma da çok teşekkür ederim...

Gel gelelim kitaba...
Açıkçası okumadan önce bazı okur arkadaşlarının alıntılarına denk geldiğimde çok beğenmiştim. Bu yüzden beklentim oldukça yüksekti de. Eser yüksek beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Bunu belirtmek isterim...

İmam Gazali'nin yüreğine sağlık ki, böyle güzel bir eser meydana getip yazmış. Kitabı hem kendi yorumlarıyla hem de Peygamber Efendimiz (s.a.v) başta olmak üzere birçok saygıdeğer kişinin dil, konuşmak veyahut susmak hakkında görüşlerini dile getirerek susmanın ne derece önemli olduğunu ve eğer konuşulacaksa da nelere dikkat edileceğini çok güzel bir şekilde beyan etmiş.

Açıkçası kitaptan çok zevk aldığım için ve içinde geçen sözleri daha iyi kavramak için sindire sindire okudum desem yeridir. Çünkü kitabın en başta dediğim gibi yediden yetmişe herkesin kesinlikle okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.

Bu kitabı okumadan konuşmaktan çok susmanın öneminin ne derece etkili olduğunu bilmiyordum. Tabiri caizse "Boş konuşmak" deyiminin nelere yol açtığını, dinen ne kadar doğru olduğunu çok güzel anlatan bir eser.

İmam Gazali bu konu hakkında görüşlerini dile getirmiş lakin dil ile ilgili ne kadar hadis ve söz varsa hemen hemen hepsini burda toplamış okura sunmuş. Okuyunca susmanın önemini anlayacaksınız.

Ve son olarak bu güzel eserin sıradan bir eser olmadığını ve vakit buldukça insanın sık sık okuması gereken bir eser olduğunu söylemek istiyorum. Ben şahsen ilk okuyuşta hayran kaldım. Dilerim aramızda okumayan okur arkadaşlar varsa onlar da en kısa zamanda okuyup böyle güzel bir nimetten faydalanır.
Okuyun!!! Okyun ki dil'in hangi belalara sürüklediğini görün ... Okunmalı ki gafletten , gıybetten , belalardan kurtulabilelim. Okunmalı ki harcadığımız her nefesin ve her sözün bize nasıl geri döneceği bilinmeli ...

Sadece Okuyun ... Korkacaksınız ve kendinize çeki düzen vereceksiniz. Yaşamış ve yapmış olduklarınızdan , söylemiş olduklarınızdan pişman olacaksınız ama!!! Okuduğunuza pişman olmayacaksınız...
Yazdıklarım da önce kendi nefsime...

Semerkand yayıncılığın yayımlamış olduğu kırk sekiz sayfalık gayet akıcı bir kitap.

İçerisinde kırk tane Kudsi Hadise yer verilmiş.
Lakin, kitabı İmam Gazali’nin hiçbir eserini okumamış veya aklında İslam dini ile alakalı şühheleri bulunan birine direk olarak önermem çünkü hadislerin yorumlanmasına yer verilmemiş.

Lütfen, bu söylediğim yanlış anlaşılmasın ben İmam Gazali’nin eserleri okunmasın demiyorum kendim de hayranlık duyarak çoğu eserini okumaya gayret ediyorum, sadece aklında şüphe olan insanlar okursa ya araştırarak ‘Burada ne demek istemiş.’cinsinden okuması lazım ya da bu çeviriden okumasınlar.

Çünkü,

İslam Dininin kuralları ‘Kıldan ince kılıçtan keskindir.’

Bu hadisler beyan edilirken çok net cümlelere yer verilmiş misal:

‘Kazancını hangi yoldan elde ettiğine aldırış etmeden yiyen biri; Allah’ın onu hangi kapıdan cehenneme atacağına aldırış etmiyor demektir.’

Bu ayet çoğu okuyucunun aklına islam dini ‘Korku Dini’ safsatasını getirdi.
İslam dini, korku dini değil koruyucu bir dindir.

’Allah kulunu, kuldan korur.’

Yasakçı bir yapıya sahip değildir.Başkasının özgürlüğünü kısatladığı anda duruma müdahale eder.İnsan fıtratına en uygun dindir.

Mesela, ateşe atlayan bir çocuğu, annesi tutar veya kızar hatta hafifce olaya eliyle de müdahale edebilir burda ki durum kimseye abes gelmez çünkü amaç korumaktır.Kimse anneye ‘Sen ne yapıyorsun?’ demez.

Mevlana bu durumu ne kadar da özetlemiş:
‘Sopayla kilimi dövenin gayesi,kilimi dövmek değil,tozunu almaktır.’

Kardeşi, ateşe giden bir insan ‘Gitme’ dediği için veya gitmemesi için ona sert bir şekide uyarıda bulunduğu için kimse ‘Gitme’ diyeni suçlamaz.Çünkü kimse kardeşinin yanmasını istemez.

Burada bana şu soru da soruldu: ‘Burası cennet gibi niye bize durmadan cennet gideceksiniz orası daha güzel cehenneme gideceksiniz orası kötü deniliyor ve madem Allahın rahmeti bol hepimiz cennete neden gitmiyoruz.’

İlk olarak neden herkes cennete gitmiyor klasik bir soru Üstad ne demiş:
‘Zalimler için yaşasın cehennem!’ öyle değil mi kim bebek katilleriyle aynı konumda olmak ister o zaman herkes iyi üniversitelerde iyi bölümler okusun bunu kim kabul eder.

Korkunç!

Diğer soruyu yine üstadın tabiriyle açıklamak istiyorum:
‘Anne karnındaki bebek için orası bir cennettir.Çünkü başka bir yer görmemiştir ve orasının güzel olduğunu düşünür halbuki annesinden kurtulup dışarı çıksa koşmanın,ağlamanın,gülmenin keyfine varacak.’

Yirmi Sekizinci Kudsi Hadis'de ise şu söylenmektedir:

‘.....bu sofralardan her birinde mücevherden yapılma yetmiş bin tabak ve her tabakta yetmiş bin çeşit yemek vardır. Her bir asma katta kırmızı altından yetmiş bin yatak, bunların her birinde yetmiş bin ipek, kalın ve ince atlastan yapılmış yetmiş bin döşek bulunur. Yine yatakların her birinin yakınında içinden hayat suyu, süt, şarap ve balın aktığı yetmiş bin nehir vardır. Bu nehirlerin her birinin ortasında yetmiş bin çeşit meyve bulunur. Her bir evde yetmiş bin erguvandan çadır ve her bir döşekte de beyaz tenli gözde hurilerden biri bulunmaktadır. Bu hurilerin her birinin elinin altında henüz ergenliğe adım atmamış saklı cevherler misali yetmiş bin hizmetkâr kız vardır.’

Bu hadisde de çoğu insan takılmıştır biz de takıldık ama burada anlatılmak istenen farklıdır.Burada bolluk ve bereketten bahsetmektedir zaten cennete şehvetli isteklerimiz bulunmayacaktır.Ergenliğe adım atmamış kız en verimli en temiz çağındadır burada benzetme yapılmıştır cennette bolluk,bereket ve yasakların olmayacağından bahsetmektedir.

Bunun yanı sıra çok iç rahatlatıcı hadislerde vardı:

‘Bana dua ediyorsun, sana icabet ediyorum.’

‘Ben sizleri boşuna ve başıboş bırakmak için yaratmadım. Ben sizden gafil değilim, her şeyinizden haberdarım.’

‘Ey âdemoğlu! Bana itaatte bulun ve bana hizmet et. Rızkın için endişe etme, benonun için sana yeterim. Senin için bizzat benim karşılayacağım şeylerin derdini kendine yük etme!’

Bu hadisler insanı dinlendiriyor.

Âlemlerin rabbi yüce Allah'a hamdolsun.
Tırnak kesmenin ve diş temizlemenin bile edebinin yazıldığı bir kitap hakkında her hangi birşey söylemek ne haddime...

Ayet-i kerime ve hadisler barındıran bu türden kitapların güvenilir tercümesine ve yayın evine dikkat etmek önemlidir.Okumuş olduğum kitapta harf ve kelime hatası çok.
İmam Gazali..Hüccetül islam.Hayatımdaki mihenk taşlarından olup hayranı olduğum bir alimdir.Eseri ikinci defa okuyorum ve islam düşüncesi adına kelam ( islam felsefesi ) adına harika bir eser.Hakiki bilgiye nasıl ulaştığını öyle güzel açıklamış ki delilllerle, fikirleriyle...etkilenmemek mümkün değil.
Kısaca hiç düşünmeden kütüphanenize alın ve hemen okumaya başlayın;
Özellikle ilahiyat alanındaki dostlar...))
"Bazı şeylerin cevabını kitaplarda bulamazsın. Bildiklerinle hareket et bilmediklerin sana açıklansın. " ne güzel demiş Gazali. Her nefis ölmez, her insanla tartışmaya girilmez. Ömrün boyunca çalış çabala bu seni cennete götürmez. Rabbim razı olmadıktan sonra. Ne mutlu Allah ın rızasını alacak kullara.
Kitabı nasihatten hoşlanmayan kişiler sevmeyebilir. Baştan sona nasihat içeriyor. Eğer gerçekten hak yolcusu olan, olmak isteyen varsa tabi olması gereken bir çok konu anlatılmış eserde. Ama bu eser yetmez Gazali yi anlamak için. Daha bir çok eseri var onlara da bakmak gerekir. Zaten kendisi de diyor Ey Oğul kitabının içinde sürekli şununla ilgili bilgileri şu kitapta verdik diye bir kaç yerde. Beğendim. Hak yolcusu olmak isteyenlerin de okumasını tavsiye ederim.
İslam alimleri içerisinde belkide en büyüğü İmam Gazali'dir. Onu böyle büyük bir alim ya da ilim adamı yapan en önemli özelliği belkide adabıydı. İşte bu eser günlük hayatta bildiğimiz ama unuttuğumuz yanlışları bizlere hatırlatıyor bilmediğimiz şeyleri bizlere öğretiyor. Dini kitapların okunmasında genelde yaşanan en büyük sıkıntı kitabın kalın ve anlaşılması zor olduğu yönünde oluyor. Bu kitap gayet sade anlaşılır ve duru bir üslupla yazılmış üstelik çok da kısa. Günlük yaşamda karşımıza çıkan hemen her durumda nasıl olunması gerektiği maddeler halinde açıklanmış. Bunlar peygamber efendimiz esas alınarak hazırlanmış. Mesela günlük hayatımızda ki en basit ticaret işinden evlilik meselesine, insanın bir iyilik yaparken nasıl olması gerektiğinden, yardım isterken nasıl davranılması gerektiğine kadar hemen her konu kısa maddeler halinde açıklanmış. Bugün avrupanın tuvalet adabını yeni öğrendiğini Büyüleyi Bağırsak kitabında anlatıldığını söylesem ve Gazali'nin ise yüzyıllar önce en basit bu konuyu bile bu kitabında açıkladığını söylesem ne düşünürdünüz acaba. Kitap her yaş grubuna hitap ediyor hemen herkes okuyabilir. Hatta bir kez okunmakla kalınmamalı fırsat buldukça açıp okunmalı. Her okuduğunuzda belki küçük gibi görünen ama önemli yanlışlar yaptığınızı görebilirsiniz. Kitabın her seferinde farklı şekilde canlılığını koruyacağından ve bundan asırlar sonra bile insanlara hitap edebileceğinden eminim. İlke yayıncılığın daha önce kitabını okuduğumu hatırlamıyorum. Burada teşekkürü bir borç bilirim. Bu kitapla çok güzel bir çalışmaya imza attıklarını rahatlıkla söylebilirim. "İkra" emrinin bilincinde olmak duasıyla...

Yazarın biyografisi

Adı:
İmam Gazali
Tam adı:
Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed Tûsî, Gazâlî
Unvan:
İranlı İslam Âlimi, Filozofu, Mutasavvıfı ve Müderrisi
Doğum:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 1058
Ölüm:
Tus, Büyük Selçuklu Devleti, 1111
Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed el-Gazâli (Arapça: أبو حامد محمد بن محمد الغزالي) (d. 1058 - ö. 1111), İranlı İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi. Lâkabları, Hüccet-ül-İslam ve Zeynüddin’dir. Genel olarak El Gazâli ve İmam Gazâli isimleriyle tanınmıştır.

Hayatı ve yaşadığı dönem

Gazali Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus'ta Ahmed bin Muhammed er-Razikânî’den almış, daha sonra Cürcan şehrine giderek Ebû Nasr el-İsmailî’den eğitim görmüş daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde öğrenim görmüş, itikadi düşünce olarak Ebu Hasan Eş'ari’den ve ameli görüş olarak ise Şafiî'den etkilenmiştir. Hocası İmam-ı Harameyn lakaplı Abdülmelik el-Cüveynî 1085 yılında ölünce Nişabur’dan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider. Nizamülmülk'ün huzurunda olan bir toplantıda verdiği cevaplarla diğer bilginlerden üstünlüğünü kanıtlayarak 1091 yılında Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin Baş Müderrisliği’ne tayin edilir. Burada bilgisi ve edindiği öğrenci topluluğuyla kısa sürede ün ve saygınlık kazandı. İçine girdiği ruhsal bunalımın da etkisiyle Sûfizm'e yöneldi ve Ebu Ali Farmedi'nin etkisiyle bu alanda yoğunlaştı. Bu ilgi ve hac arzusuyla medresedeki görevini bırakarak 1095 yılında Bağdat'tan ayrıldı ve Şam'a gitti. Şam da iki yıl kaldıktan sonra 1097 yılında Hac'a gitti.

Hac sonrası Şam'a döndü ve buradan Bağdat yoluyla Tus'a geçti. Şam ve Tus'ta bulunduğu sürede uzlet yaşamı sürdü ve tasavvuf alanında ilerledi.Bağdat'tan ayrılışından on bir yıl sonra 1106 yılında Nizamülmülk’ün oğlu Fahrülmülk'ün ricası üzerine Nişabur Nizamiye Medresesinde tekrar eğitim vermeye başladı. Buradan kısa süre sonra Tus'a dönerek yaptırdığı Tekke'de müritleriyle birlikte Sûfi yaşamı sürdü. Gazali 1111 (Hicri 505) yılında doğum yeri olan İran'ın Tus şehrinde vefat etti.

Gazali’nin yaşadığı dönemde İslam aleminde siyasi ve fikri büyük bir karmaşa hakimdi. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin gücü zayıflamasına karşın Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları genişliyor ve nüfusu artıyordu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, ilim meclisleri denilen tartışma ortamlarını ve medreseleri açıyordu. Bu dönemde Mısır tahtında Şiî-Fâtımî hanedanı vardı. Avrupa’da ise Endülüs Emevi Devletigerilemekte idi.

İlk Haçlı Seferi de Gazali döneminde yapılmış, Gazali 40 yaşında iken Antakya haçlılarca kuşatılmış bir yıl sonra da Kudüs ele geçirilmiştir. Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam da Gazali ile aynı çağda yaşayan tanınmış kişilerdir. İslam âlemindeki bu karışıklığı fikri bir çöküntü tamamlıyordu.

Yazar istatistikleri

  • 800 okur beğendi.
  • 3.023 okur okudu.
  • 272 okur okuyor.
  • 3.027 okur okuyacak.
  • 89 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları