Milena, beni yanlış anlama, senin için kuşkulanmış değilim, öyle görünüyorsa da -çoğunlukla öyle görünüyor, haklısın- bunu güçsüzlüğüme, yüreğimin şımarıklığına ver; bu yürek kimin için attığını biliyor da üstelik ama yüce kişilerin de güçsüz durumları olmuş; yanılmıyorsam Herakles bile bir kez bayılmış. Senin önünde dişlerim kenetli, gündüzleri bile görebildiğim gözlerinin önünde her şeye boyun eğerim: Yokluğuna, üzüntüye, sıkıntıya, mektupsuzluğa, her şeye…
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Beni sana getirecek bu yola çıkmak üzereyken “gelmiyorum” sözüne çarpıyorum şimdi, sendeliyorum elbet. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar.
Yüksek bir yere tünemişim bende, sırtım acıyor, ayaklarım uyuşmuş beklemekten, bir yandan da korku. Yapacak başka şey olmayınca, ister istemez o büyük, o kadar fareleri seyreder insan gözleri kamaşır karanlığın içince; öyle bir an gelir ki bilemezsin artık: tünediğin yerde misin daha, yoksa düşüp hapı yutmuş musun?
Biliyorum, güçlü değilim, yazmasını da beceremiyorum şimdi, biliyorum uzun sürmeyecek ama dayanamam; kişi yürek çırpıntısız yaşayamaz, yüz çevirdiğin sürece çarpmaz yüreğim Milena.