1000Kitap Logosu
Franz Kafka

Franz Kafka

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
322bin
Okunma
19,8bin
Beğeni
340bin
Gösterim
Unvan
Hukukçu, Yazar
Doğum
Prag, 3 Temmuz 1883
Ölüm
Berlin, 3 Haziran 1924
Yaşamı
Yahudi bir tüccar aileden gelen, Almancaya da hâkim olan bir yazardı. Kafka'nın en önemli eserlerini, üç romanının (Dava, Şato ve Kayıp) yanı sıra; ortaya koyduğu birçok hikâyeleri oluşturuyor. Kafka'nın eserlerinin büyük bölümü ancak Kafka'nın ölümünden sonra meslektaşı ve yakın arkadaşı Max Brod tarafından yayımlandı ve bu eserler 20. yüzyılda dünya edebiyatında kalıcı bir etki bıraktı. 1883 yılında Prag'da doğdu. Taşralı Çek proletaryasından gelip zengin bir tüccar konumuna yükselmiş bir baba ile zengin ve aydın bir Alman Yahudi'si annenin çocuğu olan Franz Kafka'nın, içedönük ve huzursuz kişiliğini büyük ölçüde annesine borçlu olduğu söylenir. Ailenin en büyük çocuğu olan Kafka'nın iki erkek kardeşi küçük yaşta hayatlarını kaybettiler. Kız kardeşleri Elli, Valli ve Ottla ise Nazi Almanyası'nın organize ettiği Yahudi katliamı Holocaust'da hayatlarını kaybettiler. Kafka, çeşitli ailevi ve toplumsal sebepler yüzünden çevresine yabancılaşarak büyüdü. Ailesinin Prag'daki Alman toplumuyla kaynaşma çabaları sonucunda Alman okullarında okudu. 1893 yılında öğrenim görmeye başladığı Avusturya Lisesi, yalnızlığını ve kendi içine kapanmasında büyük etken oldu. Çek kökenli bir aileden geldiği halde Almancayı anadili olarak kullandığı için tam bir Çek sayılmayan Kafka'yı, Almanlar da tam anlamıyla kendilerinden görmediler. Ufak yaşlarda da Çekçe konuşan Kafka gittiği Alman okullarının da etkisiyle Almancada ustalaştı. 1901 yılında Altstädter Gymnasium lisesini bitirdikten sonra Prag'daki Karl Ferdinand Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ne girdi. Buradaki eğitimi sırasında Alman edebiyatı derslerini takip etmeye başladı. Öğrenciliği sırasında Yiddiş tiyatro çalışmalarında yer aldı ve bu çalışmalara destek verdi. Kafka ilk eseri olan 'Bir Savaşın Tasviri' adlı öyküsünü bu dönemde yazdı. 1902 yılında Max Brod'la tanıştı. Max Brod, Kafka'nın yaşamında önemli rol oynayan isimlerden biri olacaktı. 1906 yılında hukuk öğrenimini doktora ile tamamladı ve bir yıl süren avukatlık stajını yaptı. 1907'de Sigorta Şirketi'nde memur olarak çalışmaya başladı. Gündüzleri sigorta şirketinde sürdürdüğü çalışma hayatının yanı sıra geceleri ölümden bile daha derin bir uykuya benzettiği yazma işine yoğunlaşıyordu. Aynı yıl 'Taşrada Düğün Hazırlıkları' adlı öyküsünü kaleme aldı. 1912 yılında nişanlısı Felice Bauer'le tanıştı. Onunla ilişkisini, üç kez ayrılıp yeniden nişanlanarak, 1919'a kadar sürdürdü. Evlenmemesine neden olarak hastalığını gösteriyordu. Oysa güncesinde evliliği bir burjuva bağı olanak nitelendirmiş ve edebiyat hayatını sürdürebilmesi için yalnızlığa ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır. Nişanlısıyla bu ilişkisinden geriye beş yüzün üzerinde mektup kalmıştır. Bunlar, Kafka'nın ölümünden çok sonra 1967'de 'Felice'ye Mektuplar' adıyla yayınlandı. 1917'de Kafka, verem olduğunu öğrendi. 1919 yılında geçirdiği ağır gripten dolayı hastaneye kaldırıldı. 1920 yılında Milena Jesenska ile tanıştı. Mektuplaştığı dört kadın arasında en ciddi ve önemli olan Milena Jesenska'ydi. Milena'yla mektuplaşmaları önce bir arkadaşlık gibi başladı, daha sonra tutkulu bir aşka dönüştü. Fakat Milena evli olduğundan bu mutsuz ve imkânsız ask Kafka'yı derin acılara sürükledi. Mektuplaştıkları üç yıl boyunca sadece iki üç kez görüşebildiler ve bu görüşmeler Kafka'yı üzmekten başka bir işe yaramadı, yine de onun yaratıcılığını olumlu yönde etkilediği rahatlıkla söylenebilir. Daha sonraları edebiyat tarihinin güzide eserlerinden biri sayılacak olan "Milena'ya Mektupları”nda Kafka şöyle dile getirir durumunu; "En çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..." Milena bu mektupları 1939 yılında yayınlaması için yakın arkadaşı Willy Haas'a verdi ve kendisi 17 Mayıs 1944'te Almanya'da toplama kampında öldü. 1922'de emekli oldu, maddi durumu kötüydü ve sağlığı gittikçe bozuluyordu. 1923`de ailesinin etkisinden kaçmak ve yazmaya yoğunlaşmak için Berlin'e taşındı, orada da Dora Dymant adında bir sevgilisi oldu. Dora, Milena`dan daha şanslıydı Nazi Almanya'sına direndi ve 1952`de Londra'da öldü. 1924 yılı 3 Haziran gecesi, 1917 senesinde kaldırıldığı Viyana yakınlarındaki Keirling sanatoryumunda hayata gözlerini yumdu. Kafka'nın eserlerinin hepsinde görülen yabancılaşma olgusu, onun kendi yaşamında da belirgin bir biçimde izlenir. Ona göre ne kadar küçük ve basit bir yaşamı olursa o kadar mutlu ve sorunsuz olacaktır. Nazilerin Çekoslovakya'yı işgali sırasında Kafka ile ilgili birçok belge yok edildi. 20 yıl süren dostluklarının sonunda Kafka bütün yazdıklarını ölümünden sonra yakması için Max Brod'a vermişti. Yazdıklarının gereğinden fazla kişisel ve değersiz olduğunu düşünüyordu. Tabii Max onunla ayni fikirde değildi ve Kafka'nın ölümünden sonra, karışık halde bulunan binlerce sayfa metni toplayıp düzenleyerek yayınladı. Yaşamının ve yapıtlarının ortak yani, Camus'nün dediği gibi, "Her şeyi göstermek ve hiçbir şeyi teyit etmemektir". Çünkü yaşamayı bir savaş, ama önceden yitirilmiş bir savaş olarak görür. Çünkü bir insan olarak yaşamak ve doğru yolda ilerlemek hemen hemen olanaksızdır.
Dönüşüm
Okuyacaklarıma Ekle
Dava
Okuyacaklarıma Ekle
Milena'ya Mektuplar
Okuyacaklarıma Ekle
Babaya Mektup
Okuyacaklarıma Ekle
Aforizmalar
Okuyacaklarıma Ekle
Şato
Okuyacaklarıma Ekle
Ceza Sömürgesi
Okuyacaklarıma Ekle
Açlık Sanatçısı
Okuyacaklarıma Ekle
Bir Köy Hekimi
Okuyacaklarıma Ekle
Amerika
Okuyacaklarıma Ekle
Dönüşüm
Okuyacaklarıma Ekle
400 syf.
·
2 günde
·
4/10 puan
Ah Milena, Vah Milena, canım Milena...
YouTube kitap kanalımda Milena'ya Mektuplar kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim : youtu.be/FLNbCSjFh2I "Nasıl yani?! Bir Kafka kitabı ve 10 üzerinden 4 puan mı verilmiş? Ama iyi de bu nasıl mümkün olabilir ki?" diye soruyorsanız bu incelemeyi sonuna kadar okumayı unutmayın. Sonuna kadar okumayan bir sabah kendisini yatağında Gregor Samsa gibi kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulsun... Şimdi bu kitap öyle bir kitap ki, Kafka neredeyse her mektubun başında "Ah Milena, vah Milena" diye sayıkladığında aklıma sürekli Batman'in Robin'e attığı tokat geldi. Yani tam olarak şöyle: i.ibb.co/dfp740J/ahah1.jpg Gerçekten Kafka'nın artık biraz susmasını, Milena'yı darlamamasını ve kendi kurgularına bakmasını istediğim bu kitapta elbette harika cümleler de yok değil. Fakat çok muhtemel ki, 20.yy'daki Prag'da Tinder uygulaması henüz icat edilmediği için ve Kafka'nın da yalnızlık başına vurduğu için bu konuda birilerini darlama ihtiyacını Milena'ya yolladığı mektuplar üzerinden sağlamış gibi görünüyor. Bu kitapta Kafka o kadar sıkıntılı ve saplantılı bir aşk biçiminin içinde bulunuyor ki, bir süre sonra yurtdışındaki Posta ve Telgraf Teşkilatı'na gizlice sızıp Kafka'nın mektuplarının Milena'ya ulaşmasını engellemek istediğim bile oldu. Hatta şu alıntıyı örnek vermem yeterli bile olabilir bu sıkıntılı aşkı size özetleyebilmek için: "Ben bütün zamanımı ve bütün zamanımdan bin kat fazlasını ve daha da iyisi, dünya üzerinde var olan bütün zamanları senin için kullanmak istiyorum; seni düşünmek, senin içinde nefes almak için." [s. 111] BRUHH. Kendi görüşüme göre ne bütün zamanımı ne de bütün zamanımdan bin kat fazlasını, hatta ve hatta dünya üzerinde var olan bütün zamanları hak edecek bir insan bu dünya üzerinde yok. Çünkü Yusuf Atılgan'a göre de "Aylak Adam'ın aradığı gerçek sevgi bu dünyada yoktur" Eh peki hadi birisini bulduk diyelim, o zaman da evli olan bir kadına karşı bunları demezsin be Kafka... Yani bütün sosyal medya platformlarında hesap açıp da evli bekar fark etmeden her kadına yürüyen bir manyak tiplemesi gibi bir şey geliyor gözüme şu anda bu kitaba ve içindeki mektuplara baktığım zaman. "Sana da ne mesajlar geliyordur şimdi" temalı merakların katilisin be Kafka... Bu kitabın tek taraflı bir mektup süreci içermesinin sebebi muhtemelen Milena'nın Kafka'yı bir sosyopat olarak görmesi ve keşke mail'ın icat edildiği çağda yaşasaydım diye düşünmesinden dolayı olabilir. Eğer ki Kafka ve Milena şu an çağımızda yaşasaydı, Milena ilk fırsatta Kafka'nın mail'ını spam olarak işaretler ve e-posta listesindeki aboneliğini sonlandırırdı. Sonuç olarak evet, bu bir Kafka kitabı ve hatta ben de profil fotoğrafımda uzun zamandır Kafka'yı taşıyorum. Onun irrasyonel görüşlerini ve çağ hakkında yazdığı çıkmazları artık okumaktan öte içselleştirmiş ve kendi benliğimin uzantısına katmış biriyim. Fakat yine de, Kafka'nın mektuplarındansa kesinlikle kurgu kitaplarını tercih ederim diyen biriyim aynı zamanda. Dava'daki arayış sürecini ve bilinmeyenin peşinden gidilişi; Şato'daki görünen hedefe bir türlü ulaşamayış sürecini; Dönüşüm'deki yabancılaşmayı ve toplumun soyutlanmış insanlara karşı kayıtsız kalışını; öykülerinde ölüm, yaşam ve birey sorgulamalarını okumayı daha çok tercih ediyorum Kafka'nın. Bu incelemeyi sonuna kadar okuyup yarın sabah uyandığınızda kendinizi yatağınızda kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulmamayı tercih ettiniz, umarım siz de bir gün yazdığınız mektuplarla bir insanı bu kitapta olduğu gibi darlamazsınız.
Milena'ya Mektuplar
7.6/10 · 38,7bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
80 syf.
·
10/10 puan
"hayatta her insanın kendini gregor samsa gibi hissettiği zamanları olmuştur" kafka'nın sembolizmin ve soyut düşüncenin dibine vurduğu hikaye. fiziki bir değişiklikten yola çıkarak, belki de duygu dünyamızda bunun binlerce katı ters değişiklikleri ne kadarda doğal karşıladığımızı yüzümüze vurur. düşünülenin aksine değişen gregor samsa değil, ailesi ve çevresindekilerdir bana göre. yazarın tam olarak ne anlattığından çok sizin ne anladığınıza bağlı bir kitap.hayatınızın her döneminde, her her okuyuşunuzda, yeni bir şey bulursunuz içinde, hayatınızdaki her dönüm noktasında, ilkokuldan liseye, liseden üniversiteye, her dönemde bir şeyler katar bu kitap size. hep kendinizden bir parça bulursunuz. bir insanın böceğe dönüşmesiyle bir böceğin insana dönüşmesi arasındaki ayrımı düşündürür ilk başta. sistemin çarklarından biri olursan, yaşarsın. Ama özgürlüğünü, sistemin belirlediği sınırlar dahilinde yaşamak zorundasındır. eğer çarktan ayrılmayı seçersen asıl özgürlüğü yakalamışsın demektir. ama bu sefer de toplum tarafından dışlanırsın. insanlar, onlara yük olduğunu sana hissettirmekten kaçınmazlar. psikolojin dağılır, yalnızlaşırsın ve sonunda ölürsün. en acısı da, kimse pek üzülmemiştir ölümüne. kurtulmuşlardır senden çünkü… insanlara faydan dokunuyorsa onların herhangi bir ihtiyacını karşılıyorsan, sevilirsin, sayılırsın. eğer bir faydan dokunmuyorsa ve hatta zararın dokunuyorsa insanlar tarafından yavaş yavaş dışlanırsın. ilişki bu duruma geldiğinde artık onların umrunda olmuyorsun ve gözlerinde bir böcek olarak görünüyorsun sadece. bunu hayatınıza da uygulayabilirsiniz. siz insanlara iyilik yapsanız da bu iyiliği kestiğiniz vakit karşı tarafın takındığı tavrın bir anda nasıl değiştiğini görebilirsiniz rahatlıkla. iyilik artık mesuliyete dönüşür…
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
74 syf.
·
10/10 puan
Böcek Olmak ve Eziklik Hissi Hakkında
Depresyondayken kendini ezik görmenin, böcek gibi görmenin yaşandığını tam olarak kavrayamamıştım depresyona girene kadar. Hayatın yükünü kaldıramayacağını hissettiğin zaman ya çevrendeki her şey devasa hale gelecektir ya da sen bir böcek olacaksındır. Bu yalnızca şahsın bakış açısından doğan bir şey,gerçekte kimse bu kadar ezik değil ancak şahsı buna inandırmak elbette çok zor olacaktır,depresyonun en büyük özelliği senin oradan hiç çıkamayacağını hissettirmesidir,sen böcek gibi hissediyorsun ve hayatındaki pek çok sıradan,otonom fonksiyonu bile gerçekleştiremiyorsun,bunları yapamıyor olduğunu gördükçe kendinin bir böcek olduğunu kendi kendine kanıtlamış oluyorsun ve daha da derinlere iniyor bu eziklik hissi,eziklik hissi sende ne kadar yoğunlaşır ise hayatında başarısızlıklar da o denli fazla olmaya başlıyor. Sorun şu ki ailen,çevren seni anlamak konusunda hiç bir çaba sarf etmiyor,sen hiç bir şeyi yapamıyorsun,mutsuzsun,mutsuz olduğun için mutlu olmak için harcanması gereken enerjiyi harcayamıyorsun ve daha da mutsuz hale geliyor,gitgide daha da çok tükeniyorsun ancak ailen seni yalnızca doğrudan sana karşı aşağılamakla yetinmiyor,başkaları ile etkileşim halinde oldukları ve başkalarına karşı bir övünç nesnesi haline getirmek istedikleri için seni,senin bu ölü halini istemiyorlar,koşulsuz şartsız destek hayatın hiç bir noktasında söz konusu değil ve sen ne zaman başkasına ihtiyaç duymazsan başkaları senin peşinden o denli fazla koşturmaya başlıyor çünkü her zaman güçlü olana,başarılı olana değer veriyorlar,ahlaksızca gözükse de her insan Sosyal Darwinizm uyguluyor. Kitabı okumuş iseniz bileceksinizdir, Gregor'u asla desteklemiyor kız kardeşi ve onun artık ''eski abisi'' olmadığını söylüyor,depresyonda olan insanın başarısızlığına karşı hiç bir affedicilik göstermiyor. Görüldüğü üzere depresyondaki bir insana hiç kimse destek çıkmıyor, bundan kurtulmanın tek yolu bu duygusal alışkanlığı bir kenara bırakıp yokmuş gibi amaçlar doğrultusunda çalışmaktır,tabi hala çalışmayı ve amaçları değerli görebiliyorsa insan. Normal şartlarda eninde sonunda depresyon bitecektir ve doğal olarak eski hayata geri dönülecektir. Bir gün eski hayatına geri döneceğini içten içe bilmekten dolayı,geç kalmışlık hissi de olacaktır. Sonuç olarak bunun 1001 karmaşık fonksiyonu,seni eylemsizliğe iter ve Gregor gibi başkaları sana ne yapmak istiyorsa onu yaşarsın. Elbette seni sevdiğini düşündüklerinin de seni hiç bir şekilde umursamadığını görmek,artık hayatta hiç bir şeyin senin için değerli olamayacağı hissini doğuracaktır,ki bunu düşünmekte de haklı olur Gregor. Şahsi kanaatim hayatın gerçekliğinin ancak depresyonda ve mutsuz iken fark edilebildiği,ailenin gerçek yüzünü de görüyorsun,dostlarının gerçekliğini de. Hayatta kalmaya devam etmek için yapmaya devam ettiğin iş artık katlanılmaz olmaya başlıyor hayatın anlamsız olduğuna emin olduğun vakit. Bu gerçekliğin kavranmasını sağlasa da,hayata muhtemelen yaşamaya devam edeceksindir,intihar yaygınlaşmaya başlasa da halen çok nadir bir durumdur. Yaşamaya devam edecek isen en azından bu katlanılabilir olsun,katlanılabilir olmasının da tek yolu mutlu olmak. Ömür eninde sonunda bitecek ve sonsuzluktan sonsuzluğa bir geçişten ibaret,bu ufacık anı zehir etmenin bir anlamı yok. Bunun da yolu yeterince gamlamamak ve iradeyi yok etmek,artık hiç bir şeyi arzulamaz olursan hayat akıp gidecektir ve bundan zaten bir beklentin olmadığı için bittiği vakit yaşamı boşa harcamış gibi de hissetmezsin. Bu eseri bir başkasının değil de Kafka'nın yazabilmiş olmasının nedeni bunu yaşamış ve empati kurabiliyor olması,bu açıdan yaşamdaki kötü şeylerin çok değerli olduğunu düşünüyorum,Kafka Babaya Mektup gibi bir eseri,Dönüşüm gibi bir eseri ancak böylesi acılı ve ezik bir hayat yaşayarak yaratabilirdi. Yaşamının doruk noktasında,yaratıcılığının tavan yaptığı anlarda,en önemli ve güzel kaynağın en kötü özelliğindir,Dostoyevski kumarbaz olmasaydı o eserler yazılamazdı, Kafka'nın Babası totoliter,katı bir adam olmasaydı bu adam yaratılamazdı. Kafka'nın babasına nefret duymasının bu açıdan çocukça olduğunu düşünüyorum,eğer babasından nefret ediyorsa kendisinden de nefret ediyor olur,ki ediyor zaten.Yaşamını kendine zehir etmiş olması sayesinde klasik bir yazar olabildi ve bu da bir çeşit şehitlik,fedadır diye düşünüyorum. *** Ayrıca Gregor Samsa'nın yaşadığı duygular üzerinden direkt toplum eleştirisi yapmam gerektiğini düşünüyorum. Kitap boyunca Gregor'un böcek olmasının kendisinden dolayı bir rahatsızlık, üzüntü duymasını bekledim ancak böyle bir şey olmadı.O ilk sabah uyandığında düşündüğü tek şey işine geç kalmış olduğu idi,insan sabah daha yeni uyanmış iken dahi, kendisinin düşünmek istediği şeyleri düşünemiyor,kendisi hakkında düşünemiyor ve düşünmesi gerektiği konusunda alıştırıldığı için işi hakkında düşünmek zorunda kalıyor. İki dakika olsun düşünürsek, Gregor'un işe bir saat geç gitmesinin sistemin kazancı açısından pek bir artısı, eksisi yok. Ancak sistem bireyi gram olsun takmadığı için ona 10 birim zarar vererek elde edeceği 1 birim kazancı makul görmekte. Az önce de söylediğim gibi Gregor'un uyandığı vakit ilk olarak işini düşünmesinin nedeni buna alıştırılmış olması. Sistemin içerisine sızdığı her noktada bir zorunluluk ya da zorunluluğun hissettirilişini görüyoruz. Zorunda falan değiliz, sabah uyandığımızda düşüneceğimiz ilk şeyin, aslında gram umurumuzda olmayan bir iş olduğu düşüncesi, empoze edilmiştir. Mutluluğun içsel huzur ile oldukça bağlantılı olduğu ve kesinlikle bunu icraa edebilecek yetkinlikte "Mutluluk Sanatçıları" tarafından gerçekleştirilebileceği doğrudur ancak yine de Gregor'un mutsuzluğuna sebebiyet veren şey dış dünyadır, onların üzerine yüklemiş olduğu sorumluluklardır.*** Geçmişimde bir insanın yaşadığı tüm duygu süreçlerinin şahsın tercihi ve mutsuz ise bunun suçunun yine kendisi olduğunu düşünüyordum ancak bu tam anlamıyla doğru değil. Evet pek çok insan,mutsuzluklarına sebebiyet veren etmenler ortadan kaldırıldığında dahi mutsuz olmaya devam edecektir ancak yine de bu, düzenin dayatmalarının ve dış etmenlerin mutluluğumuzun önüne neredeyse aşılamaz bir barikat koyduğu gerçeğini değiştirmez. Ben mutlu olmak konusunda uzmanlaşmaya çalışabilirim,Stoacı bir şekilde dış şartlara alışmak ile de yetinebilirim ancak bu benim şu anda bu incelemeyi bilgisayar satın alacak paraya sahip olmadığımız için telefondan yazmak zorunda olduğum gerçeğini değiştirmez.*** Yine de bütün bu zorluklara rağmen sürekli başkaları tarafından ezilme tehlikesi yaşayan bir böcek olmaktan çıkıp, tekrardan olumlu yönde bir "Dönüşüm" yaşamak istiyor isek şartlara duygusal anlamda uyum sağlamalıyız. Yıllardır her gün aynı işe gidiyor ve bunu her gün yapıyor ve de bunu değiştirmek için hiçbir çaba sarf etmiyor olmana rağmen, aynı derece sinirleniyor isen, hayata sürekli küfrediyor isen kendini zaten olacak olandan daha fazla yormaktan başka bişey yapmıyorsun demektir.
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
112 syf.
·
9/10 puan
KAFKA OKUMA REHBERİ
YouTube kitap kanalımda
Franz Kafka
Franz Kafka
'nın hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/VC6JxCLzwNI Aylardır hazırlamak istediğim ve yıllardır da düşünsel altyapısı için uğraştığım "Kafka kitapları okuma rehberi"me hoşgeldiniz. Bu inceleme yaklaşık olarak 20 kitabın, pek çok makalenin, binlerce sayfanın ve sayısız içselleştirmenin ekranlarınıza bir öz olarak yansımasıdır. Sadece 5-10 dakikanızı ayırıp bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz takdirde belki de haftalarınızı alacak Kafka okumalarınızı daha bilinçli yapabilir ve onun anlaşılmazmış gibi gözüken detaylarını anlamlandırma konusunda iyi bir yol alabilirsiniz. Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için de bu iletiyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Öncelikle Kafka'nın çocukluk veya öğrenim yıllarını biyografi kitaplarında ya da internette zaten her türlü bulabilirsiniz. Benim bu incelemeyi/okuma rehberini oluşturma amacım, Kafka hakkında kitaplarda ya da başka incelemelerde göremeyeceğiniz çıkarımları benden duyabilmek olmalı diye düşünüyorum. Yani bu incelemeyi okumak için ayırdığınız zamana ve dikkate değmeli. Bunları dedikten sonra ilk olarak "Neden okuma rehberini Babaya Mektup kitabı incelemesi olarak yazıyorsun?" sorunuzu cevaplayayım. Çünkü arkadaşlar Babaya Mektup, Dava'dır. Babaya Mektup, Dönüşüm'dür, Şato'dur, Milena'dır. Babaya Mektup Kafka'nın her şeyidir. Eğer ki Kafka'ya sonsuz bir ayna tutmak isteseydik ve doğum anından ölümüne kadar ürettiği düşüncelerine bakmak isteseydik bence o aynanın adı kesinlikle Babaya Mektup olurdu. Bu incelemeyle birlikte size kitap okumalarınız sırasında işe yarayacak bazı püf noktaları da vereceğim aslında. Çünkü doğduğumuz andan itibaren çeşitli siyasi ideolojilere, şehir hayatına, bir aileye, arkadaş çevresine, düşüncelere ve kendimize maruz kalıyoruz. Biz nasıl bu tür şeylere maruz kalıyorsak, yazarlar da aynı şeylere maruz kalıyor. O yüzden kitap okumalarınız sürecinde kendinize "Kafka nasıl bir çağda yaşadı?", "Kafka nasıl bir şehirde doğdu?", "Kafka'nın ailesi onun kitaplarını nasıl etkiledi?" türünden sorular sorarsanız yazarların kitapları için pek çok bilgiye kendi sorgulama süreçlerinizle de ulaşabilirsiniz diye düşünüyorum. Peki biz de soralım madem öyle... Kafka nasıl bir çağda yaşadı? Faşizmin baba gibi olduğu, insanın özgürlüğünün hiçe sayıldığı, insanın kendi Dava'sını aramak zorunda bırakıldığı, Kafka'nın Dönüşüm'deki bir böcek gibi birileri tarafından ezilmiş hissettiği, hümanizmin azalıp ataerkilliğin ve güçlü olanın iktidarının arttığı bir çağda yaşadı. Yani Kafka'nın bütün kitapları dünya insanlarını ezen bir baba olarak kabul edebileceğimiz "Faşizm'e Mektup"tur aslında. Kafka nasıl bir şehirde doğdu? Gotik mimarisiyle, heybetiyle ve görkemiyle içinde gezerken Kafka'nın kendisini bir böcek gibi hissetmesine sebep olan, sivri kuleleriyle Tanrı'ya doğru ulaşmak isteyip de insanların kendi Tanrılarına bir türlü ulaşamadıkları, insanı ezen bir ölçekte olup da onu kendi Dava'sını aramak zorunda bırakan, bu ezilmişlikte kendi hedeflerinden oluşmuş ve Tanrı'nın oturduğu bir Şato'ya ulaşması söylenen, sevdiği kadınları barındıran bir Prag'da doğdu. Yani Kafka'nın bütün kitapları Prag insanlarını ezen bir baba olarak kabul edebileceğimiz "Prag'a Mektup"tur aslında. Kafka'nın ailesi onun kitaplarını nasıl etkiledi? Bir böcek gibi ezdi babası oğlunu. Bir nevi faşizmin ve doğduğu şehir olan Prag'ın ev versiyonuydu onun babası. Kafka'nın kendi Dava'sını aramasına babasının etkisi çok büyüktü. Bu yüzden Ceza Kolonisinde kaldı. Bu yüzden Bir Kavgayı Tasvir etti. Bu yüzden hayatında Amerika'ya hiç gitmeyip Amerika romanını yazdı ve yarımlıklarla, çağı gibi bulanıklıklara, bir sonuca varmayacak gidiş yollarıyla oluşan bir hayat kurdu kendine. Buydu onun ruh mutfağı. Yani Kafka'nın bütün kitapları onun evindeki insanları ezen bir baba olarak kabul edebileceğimiz "Babaya Mektup"tur aslında. Bütün bunlar arasında kadınları çok sevdi Kafka, öldükten sonra ruhuyla kardeşlerini Yahudi toplama kamplarına uğurladı, arkalarından bütün dünyayı kurak bırakacak kadar su dökse bile kardeşleri bir daha geri dönmemek üzere imha edilmişlerdi, hiç yaşamamışcasına... Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında yatağında kendisini bir böcek olarak bulmuşsa, Josef K. bir gün evinin kapısını açtığında karşısında ona "Tutuklandınız!" diyen iki adam görüp suçsuzluğuna suç kılıfı aramak zorunda bırakılmışsa, hiç ulaşılamayacak bir Şato'ya ulaşabilme ihtimallerini aramışsa, hedefler olmasına rağmen yol dediğimiz şeyin tereddütlerden ibaret olduğunu bize anlatmışsa, kafes bir kuş aramaya çıkmışsa, kadınları sevmişse ve onları mektuplarıyla darlamışsa bunun en büyük sebepleri Kafka'nın kendi babası olan babadır, kendi halkının babası olan Prag'dır, Avrupa'nın o zamanki babası olan faşizmdir. Yani her insan mutlaka bir "Babaya Mektup" yazar o çağda. İsterseniz bütün bu yazdıklarımı ve diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: youtu.be/VC6JxCLzwNI “Aşırı tutkulu bir Kafka hayranı olmak istiyorum ve bütün kitaplarını okumak istiyorum” okuma sırası bence şöyle olmalı: - Babaya Mektup - Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler (İş Bankası'ndan okudum) - Bir Kavganın Tasviri (Can'dan okudum farklı bir çeviri için) - Amerika - Dönüşüm - Dava - Şato - Aforizmalar - Günlükler (1909-1923) - Ottla'ya ve Aileye Mektuplar (1909-1923) - Felice'ye Mektuplar (1912-1917 verem) - Milena'ya Mektuplar (1920-1924 ölümüne kadar) “O kadar detaya gerek yok, Kafka'nın en önemli kitaplarını okusam da bana yeterli olur” okuma sırası ise bence şöyle olabilir: - Babaya Mektup - Ceza Kolonisinde ve Diğer Öyküler - Dönüşüm - Dava - Şato - Günlükler - Milena'ya Mektuplar Ek olarak okuyabileceğiniz bazı biyografi ve eleştiri kitapları: - Albert Camus, Sisifos Söyleni kitabındaki Kafka eki - Klaus Wagenbach, F. Kafka - Yaşamöyküsü (Bütün kitapları okumadan önce de okunabilir) - Ernst Fischer, Franz Kafka (Dönemin ve zamanın siyasi, sosyolojik ruhu, Habsburg Devleti ve Kafka kitaplarının genel perspektifi) - Max Brod, Kafka'da İnanç ve Umutsuzluk (Kafka'daki korku, inanç-inançsızlık ve çağa karşı duyulan umutsuzluk temaları ağırlıklı) - Marthe Robert, Franz Kafka Gibi Yalnız (Genel olarak Yahudilik ve Kafka'nın bu konuda yaşadığı çelişkiler üzerinden gidiyor) Daha çok okurun bu rehberden faydalanabilmesi için bu iletiyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Keyifli ve Kafka'nın çıkmazlarının arasında çıkış yollarının ihtimallerini daha çok keşfetmeye yakınlaşabileceğiniz meraklı okumalar dilerim.
Babaya Mektup
7.8/10 · 25,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
80 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
Hayat Bir Afyondur
"Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu." Franz Kafka'nın en çok okunan eseri Dönüşüm, bu, son derece etkili cümle ile başlar. Kitap reyonlarında, Dönüşüm'ün ününden bihaber dolaşan bir okur, eminim onu eline alıp bu cümleyi okuduğunda şaşıracak ve bu hikayenin devamını merak edecektir. Bu açıdan ilk cümleler çok önemlidir, insana, bambaşka bir dünyanın kapılarının açılacağı hissini vererek, "hadi, ne duruyorsun, beni al ve hemen oku," diye seslenir. O halde, bu sese kulak verip, onun bize açtığı dünyanın kapısından birlikte girelim. Gregor Samsa, anne babası ve kız kardeşiyle birlikte yaşar. Pazarlama işindedir ve sıradan, göz önünde olmayan bir işi vardır. Evde çalışan tek kişidir ve haliyle evin geçimi onun eline bakmaktadır. İşinden memnun değildir ama maaşını alıp, bundan ailesine ihtiyaçları için paralar verdiği anlarda, onların gözünde gördüğü minnet duygusu onu mutlu edip hayata tutunmasına vesile olmaktadır. Ancak, bu da bir noktada alışkanlığın soğuk yüzünde donup kalmaktadır. Neticede Samsa, beş-altı sene daha bu işte çalışıp ailesinden ayrılmayı düşünmektedir. Bu ve benzeri düşüncelerin stresiyle yattığı bir gecenin sabahındaysa bir böcek olarak gözlerini açar. Bu sarsıcı başlangıçta, ilk dikkatimizi çeken nokta, Samsa'nın bu acayip durumuna odaklanmayıp, tüm dikkatini işine geç kalmasına vermesidir. Büyük bir endişe duymaktadır. Saate bakar, ardından aceleyle yatağından kalkmaya çalışır. Sanki kalkabilse işe bu halde gidebilecektir! Tam bir absürd durumla karşı karşıya olan okur şaşkındır ve saçma da olsa, Samsa'nın bir an önce yatağından kalkabilmesi için olduğu yerden "hadisene" demektedir. Bu esnada eve, iş yerinden bir yetkili gelir. Bu zamana dek bir gün bile işine geç gelmemiş Samsa, bir kat daha şaşırır ve daha çok telaşlanır. Burada, aslında modern iş hayatına etkili bir hiciv söz konusudur. Bu hayat tarzı bizleri, farkında olmasak da birer makine haline getirmektedir. Yaşadığından emin olduğunu ancak bir böceğe dönüştüğünde anlayabilen bir hale… Hatta böceğe dönüşmek bile farkına varmamıza yetmeyebilir, üstüne bir de iş yerinden rutine uymadığımızın bize bildirilmesi gerekmektedir. Ve bunlara karşın biz, kendimiz için değil, ancak bir dişlisi olabildiğimiz işin varlığında eksiklik yaratmamız nedeniyle rahatsızlık duymaktayız. Bizi, varlığımızdan koparan bu hayat, alışkanlık denilen afyonla bizleri uyuşturur. İşte, yaşama istenci, artık bu afyonun etkisinden kurtulmak için Samsa'yı böceğe dönüştürür. İkinci dikkat edilesi nokta, Böcek Samsa'nın kapıyı zorlayarak açmasıyla evin ahalisiyle yüz yüze geldiği anda, bunların verdikleri tepkilerdir. Anne utanç duyar, baba ise öfke. Zira, iş yerinden gelen yetkili de ortamdadır; yani hayatın karşısında Samsa, ailesini utanç içinde yalnız bırakmıştır. Ve bu yüzden öfkelerini üzerine çeker. Bu düzende kendin için bir şey yapamazsın, belki farkında bile değilsindir ama yine de sırf kendin için eylemde bulunamazsın aksi takdirde ailen bile seni dışlayacaktır. Öyle ki, ilk zamanlar Samsa'ya merhamet duyan ve onu besleyen, pisliğiyle ilgilenen kız kardeşi bile kitabın sonlarında ondan yüzünü çevirerek ondan kurtulmaları gerektiğine anne babasını ikna etmeye çalışır. Hikâyenin diğer yüzünde ise Franz Kafka'nın babasıyla olan ilişkisi bulunmaktadır. Kafka, özgüveni düşük, sessiz, fizik olarak da zayıf bir insandır. Babası ise tam tersi biridir. Kafka bu nedenle hayatı boyunca babasının gölgesini üzerinde hissederek ruhen ezilmiştir. Öyle ki, bağımsızlık için babasıyla hesaplaşacağı uzun bir mektup yazar ona ancak bu mektup hiçbir zaman babasına ulaşmaz. Ancak Kafka öldükten sonra "Babaya Mektup" adıyla yayımlanır. Zaten şu an bizlerin Kafka'yı tanımamız da onun yakın bir arkadaşının sayesindedir. Çünkü Kafka, bu arkadaşına, eserlerini kendisi öldükten sonra yakmasını söyler ama arkadaşı bunu yapmaz. Belki etik olmayan bu davranış sayesinde, bizler bugün bu büyük yazarın eserlerini okuyabilmekteyiz. Hikâyenin sonlarına doğru, kendisini attığı bir elmayla yaralayan baba, merhamete gelir. Bu da aslında Kafka'nın babasından hayatı boyunca beklediği olumlu bir yanıt olsa gerek. Samsa'nın dönüşümünde, hepimize mesajlar bulunmaktadır. Bundan dolayı bence tekrar tekrar okunacak bir eserdir. Pek çok geceler yatağa, sabah uyanmama dileğiyle yatarız, ama tam uykuya dalacakken, bu dileğimizi yaşama istencimiz, yaşayalım ama sabah olduğunda her şey bambaşka olsun şekline çevirir. Bu hayata bir şekilde tutunuruz, afyon bizi sarar ne kadar istemesek de, gerekirse bizleri birer böceğe bile dönüştürse. Ve hepimizin gölgesini üzerinde hissettiği kişiler, işler, olaylar veya coğrafyalar, kültürler, inanışlar bulunmaktadır. Bunlarla mücadele etmek hayli zor ve bunlardan kurtulmak ise elimizde, ama işte hayat, bizleri ayağımızdan sıkı sıkıya tutar. Biz ise bundan sıyrılmak için bazen oldukça absürd yollar denemeliyiz. Çünkü insanın yaşamı, Odysseus'un, Prometheus'un yoludur. Ya özgür olmak ya da hiç olmamak. Keyifli okumalar..
Dönüşüm
8.0/10 · 164,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
·
6 günde
·
9/10 puan
"Ah Franz kafka! Benim hüzünlü kekim.."
1883 senesi yazında, sıcağın kasıp kavurduğu bir yaz gününde buz gibi biri olarak doğuyorsunuz. Prag'da Almanca konuşan bir Yahudi ailenin, 6 çocuğundan en büyüğüsünüz. İki küçük kardeşiniz bebeklik döneminde ölüyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl önce hayatınızı kaybediyorsunuz. Ardından üç küçük kız kardeşi toplama kamplarında ölüyor. Sürekli hikayeye ilgi duyuyorsunuz ve en sevdiğiniz yazar Fransız romancı Gustave Flaubert. Tıpkı Tolstoy ve Dostoyevski'de olduğu gibi, tip itibariyle çelimsiz ve çirkin birisiniz, bir Maksim Gorki değilsiniz mesela. Babanızla ilişkiniz oldukça karışık. Mutsuz ev yaşantısına rağmen 31 yaşına kadar ebeveynlerinizle yaşamaya devam ediyorsunuz. 36 yaşınızdayken ilişkinize ilişkin duygularınızı açıklığa kavuşturmaya ve kişiliğinizi ileri sürmeye çalışan babanıza 100'den fazla sayfalık uzun bir mektup yazıyorsunuz. Romantik hayatınız ünlü olmasına rağmen, güvensizlikleriniz, nevrozlarınız, ve samimiyet korkunuz insanlarla ilişkilerinizi üstlenmesini zorlaştırıyor. Hiç evlenmediniz fakat hayatınızda üç farklı kadın (Felice, Dora, Milena) oldu. Hatta birisiyle (Felice) 2 kez nişanlandınız ama olmadı. Ardından evli bir kadına aşık oldunuz. (Milena) İki yıl mektuplaştınız ardınan Polonyalı birisiyle nişanlandınız.(Dora) Onunla ciddisiniz. Hatta Filistin'de bir restoran açıp oranın başgarsonu olmayı, nişanlınızın da aşçı olmasını planlıyorsunuz lakin hastalığınız buna izin vermiyor. Yaşadığınız dönemde araf'ta kalmış birisiniz. Almanca konuştuğunuz için Çekler; Yahudi olduğunuz için Almanlar sizden pek haz etmiyor. Haliyle yaşadığınız dönemde yalnızlığa mahkum olmanızın temelinde bu da etkili oluyor. Tüberküloza yakalanıp ölümünüzün yaklaştığı sırada arkadaşınızı (Max Brod) yayınlanmamış tüm edebi eserlerini yakmaya çağırıyorsunuz: "Sevgili arkadaşım (Max) son isteğim: Arkamdan bıraktığım her şeyin, tüm yazılar, mektuplar (benim yazdıklarım ve aldığım cevaplar), çizimlerin okunmadan yanmasıdır." diyerek 1924'te vasiyetinizi yazıyorsunuz. Arkadaşınız ise her şeyi yakmıyor. Sizin birçok kitabınızı ölümünüzden sonra yayınlıyor. Kafka'dan bahsediyorum. Kendinizi onun yerine koymanızı istiyorum. Bu kadar karmaşık hayata sahip Kafka bile kendisini tam manasıyla anlayamamışken  bizim de tam manasıyla anlayamamamız sürpriz olmasa gerek. Kafka'yı anlayabilmek istiyorsak bilmemiz gereken ilk şey Kafkaesk kavramıdır. Kafkaesk sözlük bilgisi olarak tehdit edici ya da korkutucu anlamlarına gelir. Geniş anlamda baktığımızda ise Kafka ile bütünleşmiş olan bütün kavramları bu tanımın içine alabiliriz. Umutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, korku, kuşku, suç, şüphe... Fakat hepsinden önce Kafkaesk bir ''belki''dir, ''olabilir''dir. Ucu görünmeyen bir yolun karanlığıdır. Yürüdükçe çıkışa yaklaştığını düşündürten bir çıkmaz sokaktır. Epey düşünülmüş cümlelerin, sabahlanan gecelerin, beyazlaşan saçların ve öne eğik omuzların sonucunda çaresiz bir dürtüyle bildiklerini kelimelerle oynayarak akseden Kafka, okuyucusunu kimsenin olmadığı bir odaya kitler. Orada öylece cümleleriyle baş başa bırakır. Çok uzattım farkındayım lakin Kafka'yı anlatmadan direkt kitaptan bahsedecek olursam anlatacaklarım bir bakıma lafügüzah olur. Zaten incelemeyi baştan sona kadar okuyan taş çatlasa 15-20 kişi var biliyorum lakin kaptanı bilmeden bir yolculuğa çıkılır mı? Gel gelelim Kafka'nın o dillere destan Dava'sına. Bu Dava, sadece Kafka'nın Dava'sını mı yoksa herkesin davası mı? Okuduğumda aklına takılan ilk soru buydu benim. Kafka'nın anlattığı dünya her ne kadar distopik olsa da yaşananlar o kadar gerçek ki.. Sitemini ve eleştirisi net şekilde anlıyorsunuz. O zamanlar da adaletin sadece sözde olduğunu, çarkın bozuk olduğunu, bu bozuk çarktaki insanların yaşayışı ve psikolojik durumların anlatıldığı bir kitaptır Dava. Dolayısıyla bu Dava sadece Kafka'nın Dava'sı değildir. Kafka, Ceza Sömürgesi isimli eserinde işkence aletinin nasıl olduğunu okuyucuya bıraktığı gibi burda da  davayı okura bırakmıştır bu yüzden. Kitaptaki ana karakterimiz Josef K.'dır. K., Kafka mıdır yoksa başka birisi midir bilinmez, bunu da biz okuyuculara bırakmıştır. Memur olan Josef K. hukukla da ilgilenmektedir. Tıpkı gerçekte Kafka'nın olduğu gibi. Dönüşüm kitabının girişine benzer bir girişle başlayan kitap Josef K.'ın bir gün uyanmasıyla kendisine dava açıldığını öğrenmesiyle başlar. Birtakım adamlar odasının ortasında kendisine dava açıldığını söyler. Josef K. ne bu adamların kim olduğunu ne de davanın ne olduğu öğrenemez. 6. sayfada da bu durumu o arşa çıkan sözüyle belirtir. "Aslında kendilerinin de hiç anlamadıkları şeylerden konuşuyorlar. Kendilerine bu kadar çok güvenmeleri aptallıklarından." Josef K. hukuka olan ilgisinden dolayı davayı çok önemser ve rutin hayatına devam eder. Aslında kendisi dürüst bir insandır, kendisine neden dava açıldığını bilmez ve bulmaya çalışır. Bizler gibi o da kendini hukuk devletinde yaşadığını düşünür. (Kusura bakmayın ama tutamadım kendimi bu cümleyi yazarken dkdksmfmsksmzmdksmmakd) Bundan dolayı bunun ciddi bir sorun olduğunu düşünür. Yaptığı araştırmalar sonucunda adaletin sadece süslü bir kelime olduğu sonucuna varır. Adaletin üzerinden primlerin kasıldığının, oyunlarının oynandığının farkına varır. 138. sayfada bunun çözümünü bizlere sunar, her ne kadar bunun olmayacağını kendisi bilse de. "Adalet rahat olmalı, yoksa terazi sallanır ve adil bir hüküm verilemez." Kitabın devamı hakkında bir şeyler anlatmak istemiyorum. Özet geçmek pek adetim değil, bilirsiniz. 1984'teki Winston'un sonuna benzer kahramanımız Josef K.'nın sonu. O kısmı okurken hissettiğim duyguları 1984'ün sisteme ve hayata karşı hep sitemle yaklaşan Winston için hissetmiştim. Bu iki kahraman da sisteme karşı mücadele eden kişiler olmuştu. İkisi de yalnızdı. Yalnız Josef K.'nın bıçak darbeleri alırken karşı binada bir el görür. Onun kendini kurtaracağına ümitlenmesi Kafka'nın son mesajıydı aslında. Orda kurtulacağını ümit ettiği kişi yarattığı Josef K.'nın canı değil, sistemdi abiler sistem. Adaletti. Hayattı. Doğrudur, günümüzde Adalet, kimilerine sadece bir kadın ismidir. Kimilerine göre bir sarayın ismi. Biz edebiyatsevelere göre de güzide bir yazarımızın ismi. Lâkin bu sadece bu döneme has bir şey değil maalesef. İnsanın olduğu her yerde hükmetme problemi olmuştur ve bu her zaman adaletsizliği beslemiştir. İki gün  önce Nâzım'ın kitabını instagram sayfamda paylaşırken babamla amcalarım gelmişti odama, eşlerinden kaçıp sigara içmek için. Her Türk erkeğinin grup halinde oturduğu yerde siyaset konuşulur, bunun anayasada yeri yoktur ama bir hakikattir. Ben de işte öyle bu kitabı okumanın verdiği dolulukla adaletle ilgili birtakım sitemlerden  bahsettiğimde babam bana birkaç cümle kullandı. Çok üzücüydü ama acı gerçekti. "Bizim gençliğimizde var mıydı bahsettiğin o adalet, ya da içerdeki dedenin gençliğinde? Sen otur önündeki Nâzım Hikmet'i rahat rahat okuduğuna şükret." Haklıydı. 2009'a kadar Nâzım'ın hali ortadaydı. Şahıslar değişiyordu. Lakin adaletsizlik ve boş sitemkarlık değişmiyordu. Dejavu üstüne dejavu. Kafka da Orwell da daha onlar gibi daha birçok usta kalemler olanları ve olacakları yazsa da hiçbir şey değişmemişti. Dava, hepimizin davasıydı fakat bu dava; insanlığın, özgürlüğün, düşüncelerin infazıyla sonuçlandı.. Esen kalın.
Dava
7.5/10 · 39,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
400 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Sevgili Milena, Sana bu mektubu ruhlar aleminden yazıyorum.Ya da kulağına hatta yüreğine fısıldıyorum diyelim. Bildiğin gibi ben öleli 3 sene oldu , neden bu kadar beklediğimi soracak olursan sebebi basit. Burada işler pek dünyadaki gibi değil, önce her fani gibi verilmesi gereken hesaplarımla meşguldüm.Asıl hesap kıyametten sonra görülecek olsa da bazılarımız için ölünce başlıyor. Bu süreç bizim gibi okuyan yazan kişilerde biraz uzun sürüyor, kalem deyip geçme.. Sorumluluğu olduğunu bilirdim ama ölünce daha iyi anladım. İlk bir yılım böyle geçti. İkinci yılım ise benden önce ölen bütün akrabalarımla tanışma ,konuşma, muhabbet faslıydı. Bir görsen herkes nasıl yolumu gözlemiş, bizim çocuk ne güzel ne vicdanlı adam diye hep övünmüşler buradan dünyaya bakıp bakıp. Üçüncü yılım ise benim için bambaşkaydı. Gelmiş geçmiş büyük yazarlarla tanıştım, tabi hep dünyadan konuştuk. Meğer bizim burun kıvırdığımız dünya hayatı, kısacık oluşuyla ve tam da bu nedenle biricikliğiyle ne de kıymetliymiş. İnsan bazı şeyleri ölmeden anlayamıyor. Kimlerle tanışmadım ki, Dostoyevski başta olmak üzere beş bin yıllık filozoflara kadar. Detaylara giremiyorum üzgünüm, katı kurallar var. Sen henüz dünyada olduğun için fazla bir şey anlatamam, gelince kendin görürsün. Sanırım seni ölene dek yeni acılar bekliyor olacak, sabretmekten başka çaren yok. Bütün bu söylediklerim asıl söylemem gereken şey için bir giriş. Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum, söylemesi bir ölüye bile öyle ağır geliyor ki, hele de sen henüz hayattayken. Yani ölmüş olsan belki işim daha kolay olurdu, beni anlayabilirdin. Milena! Aramızdaki her şey çok büyük bir yalandı. Aslında ben bunu dünyadayken de seziyordum ama burada apaçık anladım, anlamak ifadesi hafif kalır gerçi. Bana bildirildi, sözsüz ve kelimesiz üstelik. Elim kırılsaydı da sana o mektupları yazmasaydım diyecek oluyorum ama yazmışım işte ne fayda. Bizden sonraki nesilleri zehirlemekten başka bir işe yaramayacak. Yalnızlığımın beyhude haykırışlarıydı onlar. Yok yere senin de kafanı karıştırdım, üzdüm,hırpaladım. Bunları sana ulaşmanın tek yolu olan rüyanda anlatıyorum. Milena lütfen beni bağışla , hakikati sadece Tanrı bilir ve izin verdiği kadarıyla da ikimiz. Senin ne zaman bu tarafa yani gerçek hayata adım atacağını bilmiyorum. Sağlığında olmasa da ölünce o mektupları birileri okuyacaktır.Belki de kitap haline dönüşür de milyonlarca kişi okur, ne kadar da ızdırap verici ah. Sabah uyandığında bütün ayrıntıları hatırlıyor olacaksın, senden ricam kimseyle bu konu hakkında konuşmaman. Ne kadar tedirginim farkında mısın? Bu huyumu ölüm bile değiştiremedi. Ama her şeye rağmen dostluğumuz gerçekti Milena! Dostluk ki aşk,arzu,hayal gibi kavramların ne kadar beyhude olduğunu gösteren yegane yakınlık biçimidir. İşte bunu dünyadayken de anlamaya başlamıştım. Hatırlar mısın bir zamanlar sana, “En çok seni seviyorum diyorum; ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki… ” diye yazmıştım. Aslında insan yalnızlığına bir tanık, hatalarına da bir suç ortağı arar hepsi bu. Yalnızlığından ayrılmak istemeyen ve hatalarını tekrar etmekten vazgeçmeyen benim gibi birisi de hayatını boş yere tüketir işte böyle . Tek tesellim düşünen,okuyan ve yazan biri olmuşluğum. Böylece gelecekte benimle gönül bağı kuran pek çok dostum olacak. Ölüler aleminde gördüğüm saygıyı ve değeri de buna bağlıyorum. Milena sevgili dostum ! Şimdilik araftayım ve gelişin cennetim olacak, seni bekliyorum.. Haziran 1927 , Franz K.
Sevgili Milena
7.6/10 · 38,7bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.