Adı:
Şato
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053322528
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Das Schloss
Çeviri:
Regaip Minareci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Kafka Şato`da, tıpkı Dava`da da olduğu gibi şeffaflıktan yoksun, işlemeyen kurumlarla, otorite ve bürokrasiyi hicveder. Esrarengiz bir kont, ona ait bir şato; diktatörce eğilimler gösteren, hiyerarşi içindeki çok sayıda bürokrat… Roman, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu`nun modern ulus devletlere ayrışmasının ertesinde yazıldığından, Kafka geleneksel otoritenin nasıl bir düzene evrileceğini sorguluyor olsa gerektir. Okur, romanın muammalarını çözmek için her türlü karmaşa, ikilem ve belirsizlik arasından yolunu bulmaya çalışacağı "aktif" bir okumaya davetlidir.
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

"Hiç durmadan sorunu hayırlı bir sonuca ulaştırmak için çabalıyorduk, ama sürekli olarak kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine daha fazla gömülüyorduk." Franz Kafka

Kaç haftadır bu kitaba inceleme yazabilmek için Kafkaesk bir hava renginin olmasını bekledim. Ulaşmak istediğim mekanla arama havanın rengini koydum, ne kadar koyuysa o kadar iyiydi.

Şato, yarım kalmış bir kitaptır. Dava kitabındaki olumsuz ve distopik hava yerine Şato nedense kitap boyunca sizi umut verici şekilde bir mekana ulaştırma güdüsü içerir. Düşünceler, insan ile bir mekana ulaşma amacı içerisinde ortada bu denklemin eşitliğe ulaşmasını sağlayan havanın rengini belirler. Ne kadar yakınlaşırsan o kadar uzaklaşırsın Şato'da, çünkü Kafka'nın mekanları insanlarla mekanlaşır ve Kafka'nın insanları ise mekanlarla insansılaşır. Böylece bulanık ve muğlak da olsa bir Kafka silüeti edinmiş oluruz. Yetmedi mi? Peki.

Dönüşüm kitabındaki id basamağını geçmiş, egosuyla sorgulamış fakat süperegosunda kısılı kalmış Gregor Samsa'nın, Dava kitabındaki id basamağını çok çetin yaşayan, ego basamağındaki sorgulamalarından sonra süperegoya geçmeye fırsatı kalmamış K.'nın aksine Şato kitabındaki K. id döngüsünden çıkamaz. Her zaman tutkuyla, azimle, şevkle otoriteye, şatonun heybetli mimarisine, kişi odaklı bir iktidara ulaşmayı çabalar. Fakat sanırım bu noktada Gotik mimariden bahsetmek gerekecek biraz.

Şato mimarisi denince Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Masal Şatosu yerine bu romanda akla sivri uçlu kuleleri, dominant renkler olan siyah, beyaz ve gri renkte tonları, göğe doğru yükselme hevesi gösteren bölümleri içeren bir Gotik mimari gelir. Bu sivri uçlar ve göğe doğru yükselme hevesi otoritenin heybetini, ihtişamını göstermek amacı içerisinde gelişir. Gotik mimaride binalar yatay yerine dikey yönde uzamak isterler. Aynı insanın karşısına dikilen otoritenin alt kesimden olan farkını ortaya koymak için onun üzerindeki ezici üstünlüğünü, görkemini ve ulaşılamazlığını göstermek isteyen bir yansıtış gibi değil mi? İnsanların ihtiyaçlarına ve sorunlarına, insan ölçülerinin proporsiyonlarına eğilen mimari Rönesans ve Barok zamanlarındadır, kanaatimce eserde insan sorunları üzerine düşünülen bir mimari ve roman yapısı olsaydı K. da bu "id" aşamasında sıkışmış kalmazdı diye düşünüyorum.

Bu roman 1926 yılında yazılmıştır, yani Gotik mimari dönemi asırlar öncesinde kalmıştır diyebiliriz. Yani roman ve içinde barındırdığı dönem itibariyle roman insanlarını anakronik diye tanımlarsak yanlış olmaz kanaatindeyim. Kafka, Şato'da bürokrasiler ve otoriteye ulaşma çıkmazları arasında aynı zamanda kimsenin de bu ulaşma yolu içerisinde yardımını alamadan kalmış insanın ne kadar çağa uymaz ve eskimiş olduğunu da göstermeye çalışmış olabilir.

Olabilir, düşünüyorum, yapabilir, edebilir, şöyle olabilir, böyle düşünülebilir. Bir ortamda Kafka konuşuluyorsa orada kesinlik belirten yargılar kullanmak tehlikelidir, bunun yerine sürekli olarak kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine daha fazla gömülmeyi tercih ediyorum.

*Ekstra ve kendi yaptığım bir tespit olarak şu an faşizm üzerine okumalar yaptığım kitapta faşizm hakkında "Liberalizm, muhafazakarlık ve sosyalizm 19. Yüzyıl'ın ideolojileriyken, faşizm 20. Yüzyıl'ın, bazılarının dediği üzere özel olarak da iki dünya savaşı arasının çocuğudur." diye bir kısım geçiyor. Ve bu kitap 1926 yılında yazılmış, ve bu tam olarak iki savaşın arasında yayınlanmış olduğunu gösterir! Durun birkaç şey daha söylemem gerek.

"Modern medeniyet insana daha çok özgürlük sağladı ama beraberinde de yalıtılmışlık ve güvensizlik tehlikesini de getirdi. Dolayısıyla, kriz dönemlerinde bireyler özgürlükten kaçıp, güvenliği tüm erki elinde bulunduran bir LİDERE veya bir TOTALİTER DEVLETe boyun eğmekte arayabilmektedirler."

Bu romandaki K, faşizmin yaşandığı dönemler arasında bir kolunun 1. Dünya Savaşı tarafından, diğer kolunun ise 2. Dünya Savaşı tarafından çekildiği bir eski-yeni çıkmazlığına bürünür. Bunu çizimini yapmaktan başka bir şekilde doğru dürüst açıklayamıyorum :
https://i.ibb.co/0GnxF3M/IMG-1518.jpg
Kitabı kahramanı K.'nın kafa karışıklığını çok güzel cümlelerle anlatıyor Kafka.
Kafka'nın kitaplarından farklı bir tat alırım her daim. Düzene ve işleyişe haykırışları satırlar arasında gizlidir çoğu zaman. Babaya mektup, Milena'ya mektuplar, Dönüşüm, Dava, Ceza sömürgesi, Açlık Sanatçısı, Akbaba kitaplarında isyanının sesini duyarsınız.
Kafka'yı ya çok seversiniz ya da bir daha okumamak üzere nefret edersiniz. Ortası yoktur.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.906 Oy)19.824 beğeni45.389 okunma3.494 alıntı191.847 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.709 Oy)8.170 beğeni22.229 okunma4.410 alıntı136.314 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.702 Oy)9.648 beğeni27.079 okunma1.995 alıntı125.428 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.090 Oy)13.896 beğeni36.004 okunma3.783 alıntı152.991 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.601 Oy)4.085 beğeni13.590 okunma1.530 alıntı56.118 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.745 Oy)8.358 beğeni23.885 okunma945 alıntı95.185 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.258 Oy)6.612 beğeni17.588 okunma2.934 alıntı89.977 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.213 Oy)9.200 beğeni27.465 okunma2.920 alıntı121.064 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.895 Oy)6.004 beğeni20.543 okunma913 alıntı106.708 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.526 Oy)3.655 beğeni11.084 okunma6.064 alıntı101.242 gösterim
Merhaba 1K Ailesi.
Öncelikle; kitabın yorumunu yaparken bir kez daha okumuş kadar yoruldum. Emin olun arkadaşlar. Çok zekice kurgu, saatlerce düşünülen cümleler, metaforlar, felsefi düşünceler, vb.. Sizde okurken yorulacaksınız. :-) Hem yorumda, hem kitapta :-)
İliğinize kadar bürokrasiye gömüleceksiniz. En ufak devlet memurundan, en yüksek rütbeye kadar muhteşem ötesi bir betimleme. Üslupla ilgili bir şey yazmayı asla düşünmüyorum. Kafka’yı eleştirmek benim haddime düşmez sanırım. :-)
Yazarın Aforizmalar ve Dönüşüm kitaplarından sonra bu eserini okumak beni Kafka’ya daha fazla yönlendirdi ve sevdirdi. Çok anlamlı ve derin bu kitap okuduğum diğer eserlerine göre daha güzeldi.
Geçelim kitabın içeriğine; Kitapta devletin, bürokrasinin karmaşıklığını, statü sahibi insanın ulaşılmazlığı eleştirmiş yazar. İnsanların bu otoriteye karşı çok derin bir saygı beslediğini, ayrıca hiyerarşik sistemi oluşturan tabakaların birbirlerinden ne derece kopuk olduğunu da anlatmış. Bürokratik çürümüşlüğü, kendine has üslubuyla, daha hikayenin girişinde okuyucunun ruhunu karartarak hop içine alıyor.
Şato metaforu ile ( ulaşılamaz konum ) kendini üst devlet kademesine yükseltmeye çalışıp o uğraşının sonu gelmez imkansızlıklarla geri çevrildiğini konu etmiş yazar.
İnsanın yabancı bir diyarda, çevresine ve kendisine yabancılaşmasını, otorite karşısındaki ezikliğini ve yok oluşunu sembollerle anlatmış.
İnsan ilişkileri ve bürokrasinin insan yaşamını nasıl etkilediğini çok iyi anlaşılacağı bir roman. Toplum yapısının bireyler üzerindeki etkisini gösterdiği , toplumun dışladığı insanlarla yakın ilişkiler kuran ya da toplumun hoş görmediği eylemler içinde bulunan insanların ötekileştirilmesi bir aşk hikayesi ile de anlatılıyor.
Büyük bir eleştiri kitabı. Farkında bile olmadan boyun eğdiğimiz şeyleri bize göstererek bir bakıma da utandırmıyor değil. ( Hele devlet memuru olup da, idarecilerin baskısı karşısında çaresizce bazı şeylere evet dediğimizi )
Bize verdiği en büyük anlam ise Şato’ya giden yolu aramaktan vazgeçmemek, bu yoldaki çabada kişiliğimizden ödün vermemek.
Dil ve anlatım olarak sakin bir zihinle okunmasını tavsiye ederim. Başta dediğim gibi çok ağır bir kitap bence.
Sürpriz :-)) Kitabın sonu yok ! ( Bu yüzden az kızmadım değil )
Güzel bir yayın evinden keyifle okumanızı tavsiye ederim.
İyi Okumalar 1K Ailesi…
Aylar sonra tekrar Franz Kafka'ya geri dönüş yaptım. İyi ki de yapmışım...
Kitap çok ama çok güzeldi. Konusu ise aşırı ilginçti. Her zamanki gibi bildiğimiz Kafka yine tuhaf tuhaf durumlar karşısında şaşırtıyor beni.
Kitabimizin ana karakteri Kadastrocu. Bay K diye geçiyor. Kadastro görevi için bi köye geliyor. Ama bu köy öyle.bi köy ki görmeniz lazım :D
Şato; yani kitabın ismi ve tüm olayların döndüğü yer, kadastrocunun bağlı olduğu birim. Ama burada işler o kadar tuhaf işliyor ki...
Bay K daha ilk günden gece yarısı uykusundan uyandirilip burada yatma izniniz yok deniliyor. Şato 'dan izin almak gerekirmiş...
Günler sonra da anlaşılıyor ki Şato ve köy için kadastrocuya ihtiyaç yokmuş...
Nasıl ya?
Ama gelin görün ki bizim K'miz ne yaparsa yapsın Satoya ulaşamıyor.
Önünde çok saçma bir hiyerarşi sistemi var. Ve bürokrasi hiç düzgün işlemiyor.
Demem o ki Kafka bu kitabında otorite ve bürokrasiyi distopik bir biçimde hicvederken okurları da eglendirmeyi unutmamış.
Benim için çok güzel bir kitapti herkese de tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
-Spoiler-
K. bir köye kadastrocu(yer yazımcı) olarak göreve gelir. Ama uzun bir süre yeni görevli olduğuna kimseyi inandıramaz. K.'nın amacı şatoya çıkıp oradaki görevli memurlardan kendi mesleği ve ne yapacağı konusunda bilgi almaktır fakat bir türlü şatoya ulaşamaz. Hep kurumların ve görevlilerin temsilcileriyle yüz yüze gelir. K.'nın şatoya ulaşmaya çalışmasıyla başlayan kitap, ulaşamamasıyla sona eriyor.
-Spoiler sonu-

Kitap metaforlarla doluydu. Eğer kitabı doğru anladıysam Şato devlet otoritesini, K. da otoriteye karşı çıkan ama başarısız olan bireyleri temsil etmekte. K.'nın şatoya ulaşmasını engellemeye çalışan köylüler ise otorite karşısında sinmiş bireyleri temsil ediyor. İnsanların kendilerini, yaşam ve hayallerini, yaşadıkları toplumun katı kuralları ve düzeni yüzünden gözden çıkarmalarını kitapta çok güzel anlatmış.

Kitaptaki cümleler çok uzundu bu yüzden zor anlaşılıyordu. Anlayamamamın sebeplerinden biride benim okuduğum yayının (nilüfer yayınları) çevirisinin kötü olması ve yazım hatalarının fazla olmasıydı. Edebi değeri ne kadar yüksek olsa da kitabı yarım bırakmamak için çok çabaladım, okurken sıkıldım.

Keyifli okumalar.
‘’ Adaletin yok. Benimse dünya kadar sorum var‘’

Elimde tuttuğum rengini çokta sevmediğim bu sarı kalem ile bir nöbet gecesinde inceleme yazmaya niyet ettim. Fakat sanırım bir kaç satır bu amaca pek hizmet edemeyecek. Hayatımın yine kırılma noktalarından birinin içerisindeyim. Sektör değişikliği, iş değişikliği, eğitim sektöründen sağlık sektörüne geçiş hem ruhen hem bedenen biraz bocalamama neden oldu. Üç gün iyiysem iki gün hasta dolaşıyorum. İşe sağlam gidip grip olmuş gibi kemik ağrısı ile eve dönüş yapıyorum öyle düşünün. Koridorda ayaküstü sohbet ettiğim Üroloji doktorumuz Haluk Bey ‘’Henüz hastanedeki mikroplara ve ortama vücudun alışmadı, bize bakma bizim vücudumuz kaşarlaşmış’’ demişti. Adam ne de haklıymış. (Bu tarz amiyane bi tabiri de duruşu, karakteriyle paçalarından adeta asalet akan bu adam nasıl telaffuz etti hayret. Günün çıkmazıydı:) Yani kısacası bu ruh ve beden halinde pek kitap okuyasım gelmediği gibi, doğal olarak inceleme yazmaya da bi isteğim olmadı.

Neyse bu gecelik zinciri kırıyorum. Ve incelememe başlıyorum. Kafka ‘nın Şato adlı kitabını bitirdiğimde sanırım Modern Klasikler Dizisinden 18. Kitabımı da geride bırakmış oldum. Takıntılı bir karakter olduğum için iki üç seferdir pek sevemediğim ya da arada kaldığım eserler çıksa da hepsini okumaktan vazgeçeceğimi sanmıyorum. Mozart ve Deyyuslar ‘ı okuduğumda resmen eziyet çektim desem abartmış olmam. Bitsin diye kitabın sayfalarının içine bakıyorum; arada başka şeylerle ilgilenip dönüyorum belki algım değişir yok ki ne yok, birkaç bölümünü neyse ki anladım biraz güldüm de fenalık geçirmedim. İyi bir müzik bilginiz yoksa benim gibi sadece bitirmek için okursunuz diyorum ve konuyu esas kitaba çeviriyorum.

Aslında Kafka ‘ya hayranlık derecesinde bir ilgim, alakam yok ama beni cezbeden karamsarlığı ona kayıtsız kalmamamı sağlıyor. Hani derler ya mesafeli olsa da bir ilişkimiz var. Ama tam olarak nedendir bilmem okuduğumda beklentimi pek karşılayamıyorum. Belki popüler kültür dayatmalarına kurban giden yazarlardan olduğu için çıtayı tepelere çıkarmışımdır bilemiyorum. Ama Dava kitabında kitabın içine düştüğümü sarsıldığımı ve çok etkilendiğimi es geçemem. Çok katmanlı ve filmini izledikten sonra korkutucu bir eserdi bana göre. Konu Dava kitabına gelmişken Şato kitabının konusuyla başlayalım. (Hala incelemeye başlayamamam:) Şato, Dava kitabının ana konusunun ya da temasının üzerine yazılmış bir eskiz çalışması gibiydi. Asla aynı şeyleri farklı karakterlerle anlatmış gibi bir şey zırvalamıyorum. Lütfen sadece cümleye odaklanın. Çıplak anlamda söylüyorum, altında açabileceğim geniş bir ortak yön yok. Dava ‘da isimsiz sadece bir harfle ifade edilen hepimizin o kişiyi yazarın kendisini temsil ettiğini bildiğimiz karakter ve ulaşamadığı bir adalet sistemi vardı, işte Şato ‘da da K. diye ifade edilen şahsın, içindeki dünyanın gizemlerle dolu olduğu bir şatoya atanması ve Kadastrocu olarak ne yapması gerektiğini görevinin detaylarını kitap boyunca asla anlayamadığı bir anlatı, bir çıkmaz var. Görevi hakkında bilgi almak için bir muhatap aradığında olanları ifade ettiği bir alıntıda;

‘’ Buraya kadastrocu olarak atandım, ama bu göstermelikti yalnızca, benimle oynadılar girdiğim her evden kovdular, bugün bile hala oynuyorlar benimle…’’

İçinde bulunduğu çıkmazı böyle ifade eden K; paragrafın devamında ona açtıkları özel meselelerden ondan yardım ister gibi dert yanmalarından önemli biri olduğunu hissettiğini söylüyor. (Uzun olduğu için üşendim yazmaya kendim anlattım :)

Tabi kitabın başlarında bir ulak K. ya Klamm adında Şato ‘da görevli bir adamdan görevine dair bilgiler içeren bir mektup getiriyor. Bunun üzerine Şato ‘ya gitmek isteyen K yine Şato ‘ya götürülmeyip ulağın evine sonra da köydeki bir hana götürülüyor. Burada Klamm ‘ın sözde metresi olan Frieda ile tanışıp kız tarafından baştan çıkarılıyor. Tam bir TÜRK KIZI MODUNA giren K. (büyük harfle yazdım sebebi yok. Tuco ‘ya özendim sanırım :) Frieda ‘nın handaki konumunu korumak için çevirdiği dolaplardan habersizce evlilik hayalleri kurmaya başlıyor. Olaylar bundan sonra K. ‘nın Klamm ‘a ulaşma çabası (boyunları devrilsin ne çok Klamm ‘lar var… Hey gidi! ) ve Frieda ile kurduğu hayaller üzerine ilerliyor. (Kitabı özetlemeyi hiç sevmiyorum tabii ki kısa kestim )

Kitabın genel hatlarıyla bir okuyucuda neler düşündürebileceğine ya da daha doğrusu bende neler düşündürdüğüne gelirsem; bir insanın devlet dairelerinde maruz kaldığı ve asla anlam veremediği muamelelerin; evet burayı istediğiniz kadar afilli cümlelerle doldurun, ne biliyim bürokrasi deyin, sistem deyin, hiyerarşik düzenin çarkları deyin; ne derseniz deyin bunların altında ezilen bir insanın yaşadıkları, Şato olarak gösterilen muhtemel devleti temsil eden otoriteye karşı çaresizliğini bir kez daha okumuş oldum.
Kitapta tahmin edersiniz ki çok iş yaptığını zanneden ama asla hiçbir iş yapmayan memurların dünyasına da yer verilmiş.(işini doğru yapan memurlar tabii ki var şimdi linç girişiminde bulunmayın. Onlar üzerine alınmasın)

Bu virütiklere dair;

‘’ Ah, gerinerek iyi bir uyku çekebilen uykucular için bu yatak şahane olmalı sürekli yorgun olup uyuyamayan benim gibilerine de iyi geliyor, günün büyük bir bölümünü bu yatakta geçiriyorum, bütün yazışmaları buradan yapıp, dilekçe sahiplerini sorguluyorum. Pek de güzel gidiyor. Gelgelelim tarafları oturtacak yer olmuyor, ama onlar bunun üzerinde durmuyorlar. Çünkü oturup da tutanağı tutan memur tarafından azarlanmaktansa, ayakta durmaları ve memurun kendini iyi hissetmesi onlar açısından daha rahat oluyor. ‘’


Bu kitabı okumasanız da her zaman bir yerlerde asla ulaşılamayan Klamm ‘ların, aldıkları görevi sadece egosu için kullanan ve sistemin ağzı olan bir çok memurun olduğunu, toplumda bir değil bir çok adım geride kalmış adamların, kadınların topluma yabancılaşmalarının; isimleri bile olmayışının, mevcut düzene aykırı davranışlarının bedelini ayrık otu olarak yaşamaya mahkum edilişlerini zaten biliyorsunuz.
‘’Ne tuhaf şey? İnsan anlamakta zorlanıyor. ‘’ (syf203)


NOT: Sevgili 1k sakinleri bu incelemeyi Aslı İnandık ‘ın da dediği gibi sekizlerce kez görürseniz o güzel suratınızı ekşitmeyin. Gece gece bu incelemeyi yazmam siteye yüklemem benim için büyük, insanlık için küçük bir adım olmuş olabilir :) Esen kalın, uykusuz kalmayın…
"Resmi makamlarla aramdaki işleri bir düzene sokmak en yüce, aslında tek ve biricik dileğimdir."


Bu defa, eser hakkındaki düşüncelerimi belirtmeden önce kitaptan güzel bir alıntıyla başlamak istedim. Öyle bir alıntı ki, kitabın içeriğini alenen ortaya koyuyor.

Kafka, hayatta olduğu süre içinde 7 kitap yazmıştır ve yakın arkadaşı Max Brod'dan kendisinin ölümü sonrasında bu eserleri yakmasını istemiştir. Tabii Max Brod, Kafka'nın isteğini yerine getirmemiştir. İyi ki yerine getirmemiş ve Franz Kafka severleri mahrum etmemiş bu eserlerden.


Kitabın konusuna gelirsek;
Kahramanımız K., kadastrocu olarak bir köye gelir, zar zor kalacak bir yer bulur. Gecenin bir yarısı, köylüler tarafından uyandırılır ve Şato'nun izni olmadan köyde kalamayacağını öğrenir. K, kendisine gelen bir mektup sonucunda kadastrocu olarak geldiğini ve Şato'ya ulaşması gerektiğini köylülere açıklamaya çalışır. Fakat ne köylülerin bunu anlaması kolay olacaktır, ne de şatoya ulaşmak...

Bu zorlu yolda K., birçok köylü ile bağlantılar kurar. Benim en çok dikkatimi çeken bölüm, Şato habercisi Barnabas ve ailesinin başından geçenlerdi. Barnabas'ın kız kardeşi Olga ile K arasında geçen bu konuşmada "Şato'nun Etkisi" göz önüne seriliyor.

Hiç şüphesiz, Kafka bu eserinde resmi makamları, bürokrasiyi, resmi makamlarda yaşanan aksaklıkları, görünmeyen üst düzey yöneticileri açık bir şekilde eleştirmiştir.

Bu serüvende bir de Frieda çıkar karşısına K'nın. Burada Kafka'nın kadın-erkek ilişkilerindeki psikolojik tahlilleri gayet başarılıydı.

Yer yer uzun cümlelerden sıkıldığım olsa da çok severek okuduğumu itiraf etmeliyim.
Bir de eserin yarım kalmış olduğunu belirtmek isterim. Bunu kitap bitene kadar bilmiyordum tabii. Sonunda biraz şaşırmadım değil. Yine de okunmaya kesinlikle değer...

Ve son olarak, kitabı okumama vesile olana bin teşekkür... Severek okudum, Kafka severlere tavsiye ederim. Keyifli Okumalar...
Kafka'nin o kendine has yorumuyla devlet duzenine bakis acisini yansitmasi bakimindan dava ile benzer yönleri olan bir eseri. Kamu kurumlarindaki eksiklikler aksaklıklar sorunlar gündeme getiriliyor . güzeldi değişikti
Şato, umutla varılmak istenen bir yerin yarım kalmış hikayesiydi bana göre.
Zira, Kafka'nın okunması çok da kolay olmayan bu ilginç romanını bitirmeye ömrü yetmemiş.
Kahramanımız K., atandığı köyde görevinin tam olarak ne olduğunu ve bu görevi ona kimin verdiğini öğrenmek için Şato'ya, yönetime, ulaşmak istiyor kitap boyunca. Sanki her sayfa, Şato 'ya ulaşacak bir merdiven basamağı. O basamakları tırmandıkça Şato uzaklaşıyor, tıpkı biz safaları çevirdikçe kitaptaki hikayeden uzaklaştığımız , başka hikayelere daldığımız gibi...
Ulaşılamayan bir otorite var kitapta tıpkı "Dava" kitabında olduğu gibi.

Bu Şato'nun bulunduğu köyde ise , otorite ile bire bir görüşme fırsatı bulamayan köylüler , yukarıdakilere karşı çıkmanın bedelinin dışlanmak olduğunu bildiği için ,köyün yönetimindeki olumsuzlukları düşünmek, sorgulamak istemiyorlar ve K.ya engel olmaya çalışıyorlar. Bürokrasiden kaynaklanan iletişimsizlik, her kafadan çıkan sesler...
Kitabın kurgusu ise bence takip edilmesi kolay olmayan bir kurguydu. Bol karakterli, davranış sebeplerinin bir yalan bir doğru verildiği bir hikaye... 'Hımm anladım bu karakterin davranış sebebi buymuş aslında ' diyemediğim türden..
Ahh bu kitabı okurken nasıl yoruldum hem de nasıl anlatamam. Dava beni bu kadar yormamıştı. Biilmediğiniz bir ortamda aslında da uzak kalmadığınız, girmeye çalıştığınız aslında içinde bulunduğunuz, sizi ilgilendirmeyen aslında ana konusu siz olan, sonunu bekleyip yazarın herhangi bir sona bağlamadığı ... bir kitap. Elimden düşüremedim fakat bitmedi de. Elime alırken 5 kere tekrardan düşüneceğim fakat bir zaman elimden hiç düşürmediğim bir kitap. Aslında okursanız olabilir okumasanız da okusam mı diye düşündürecek bir kitap. Dava ekürisi bir kitap olduğunu bazı yorumlardan birkaç arkadaştan işittim ama gözünü sevdiğim dava. Yorumumu okuyanlar hiç mi kesin bir bilgi vermeyeceksin diyecekler. Olay örgüsü memurlar içerisinde memursuz, amirsiz geçiyor o zamanın yüksek memurlarını eleştiren bir kitap. Bu yönüyle beğendim. Ama dava diyorum gözünü seveyim :))
Franz Kafka tarafından yazılan Şato, yabancılaşma, bürokrasi, bir adamın sisteme karşı sonu gelmeyen ayakta durma çabası, bazen sistemin içinde yer alma hevesi, bazen sisteme duyulan öfke arasında, erişilemez bir hedef doğrultusunda faydasız ve umutsuzca bir yol arayışını anlatmaktadır. Kimi zaman karanlık kimi zaman gerçek üstü bir içeriğe sahiptir. Romanın kahramanı "K.", bilinmeyen nedenlerden ötürü köyü yöneten gizemli otoritelerin arasına katılmak istemektedir.
Roman aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
K., bir köye kadastrocu olarak atanır. Başta köylüler onun kadastrocu olduğuna inanmasa da, bir şato görevlisinin yardımcısının şatoyu aramasıyla kadastrocu olduğu anlaşılır. Bir hana yerleşir, fakat köylüler yabancılara karşı pek misafirperver değildir. Görevi hakkında bilgi almak için şatoya gitmek istediğinden köylülere şatonun yolunu sorar, şatonun yolunu tarif etseler bile kimse onu şatoya götürmeye yanaşmamaktadır.
Akşama doğru Arthur ve Jeremias adında iki genç çıkagelir. K.'ya onun yardımcıları olduklarını söylerler. K. onları daha önce hiç görmemiş olsa da, sorgulamadan onları hizmetinde çalıştırmayı kabul eder.
Ertesi sabah, Barnabas adında bir ulak K.'ya Klamm adında bir şato beyinden gelen bir mektup getirir. Mektup, K.'nın görevleri hakkındadır. K. Barnabas'tan kendisini şatoya götürmesini ister, birlikte yola çıkarlar fakat Barnabas onu şatoya değil kendi evine götürür. Barnabas'ın ailesiyle tanışan ve biraz tuhaf bulan K., farklı bir hana kalmak üzere gider. Handa beylerden başka kimsenin kalamayacağını öğrenen K., en azından meyhaneye uğrar. Orada çalışan kız Freida'yla tanışır ve ona aşık olur. Freida ise sabah kendine mektup gönderen şato beyi Klamm' ın metresidir. K., Klamm ile konuşabilmek için Freida'dan yararlanmaya çalışır, fakat bir türlü beceremez. İlerleyen zamanda ise Freida ile nişanlanırlar.
Bir gün K. hala görevi hakkında bir şey bilmediğinden köyün muhtarına gider. Muhtar köyde kadastrocuya ihtiyaç olmadığını söyler. Bunun üzerine K. Klamm'dan gelen mektubu çıkarıp muhtara gösterir fakat muhtar mektubun geçerli olmadığını söyleyerek K.'yı gönderir.
Birkaç gün sonra muhtar, K.'ya haber gönderir. Köyün okulunda hizmetli kadrosu boştur ve eğer isterse nişanlısı ile orada çalışabileceklerdir. Bunu kabul eder ve Freida ile beraber okula yerleşir ve işe başlarlar. Fakat bir süre sonra işten ayrılırlar çünkü patronu onlara çok kötü davranmıştır.
Bir gün K. hanın kapısında Klamm'ın kızağını görür. Fakat her yerde aramasına rağmen Klamm'ı bulamaz. Ertesi gün ise K.'yı sorguya çağırırlar. Sorgu sırasında uyuyakalan K. aslında suçunun ne olduğunu, neden sorgulandığını bilmemektedir.
Daha sonra hancının karısı onu yanına çağırır ve hancı kadın K.’ya onun aslında kadastrocu olduğunu söyler. K. da kadına onun da sadece hancı olmadığını, başka işlerin peşinde olduğunu söyler.
Bitirmekte çok zorlandığım kitaplardan biriydi. Verdiği (veremediği) mesajı, konusunu, ve de kurgusunu anlamakta güçlük çektiğim bir ızdıraptı.Vasiyetine uyulup yakılsaymış,pek bir şey kaybetmezmişiz diye düşünmekteyim.
Konu yalnızca unutmak değil, çok daha ötesi.
Çünkü insan unuttuğuyla yeniden tanışabilir.
Franz Kafka
Sayfa 93 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım
İnsanın umudunu kıran:
Çevrenin zorlayıcı gücü ve düş kırıklıklarına alışma..
Franz Kafka
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım
Hareketleri biraz ağırlaşmıştı, bunun nedeni yorgunluk değil, anıların yarattığı yüktü.
Franz Kafka
Sayfa 88 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım
"Ama çok değişmişsin."

— "Yalnızım ondan," dedi.

"Yalnız kaldın mı, neşeli gençlik uçup gidiyor."
Franz Kafka
Sayfa 261 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şato
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053322528
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Das Schloss
Çeviri:
Regaip Minareci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Kafka Şato`da, tıpkı Dava`da da olduğu gibi şeffaflıktan yoksun, işlemeyen kurumlarla, otorite ve bürokrasiyi hicveder. Esrarengiz bir kont, ona ait bir şato; diktatörce eğilimler gösteren, hiyerarşi içindeki çok sayıda bürokrat… Roman, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu`nun modern ulus devletlere ayrışmasının ertesinde yazıldığından, Kafka geleneksel otoritenin nasıl bir düzene evrileceğini sorguluyor olsa gerektir. Okur, romanın muammalarını çözmek için her türlü karmaşa, ikilem ve belirsizlik arasından yolunu bulmaya çalışacağı "aktif" bir okumaya davetlidir.

Kitabı okuyanlar 1.255 okur

  • Kitap Sever
  • Ayşe Şen
  • Satır Arasındaki Boşluk
  • Nazmi Kayhan
  • Sezen Paksoy
  • Süleyman Yaylaoğlu
  • İrem KÖSE
  • Umut Umut
  • EA
  • Said Dirican

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%6.2
18-24 Yaş
%26.8
25-34 Yaş
%35.1
35-44 Yaş
%17.8
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.6
Erkek
%48.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.3 (65)
9
%11.3 (38)
8
%26.1 (88)
7
%16.3 (55)
6
%10.1 (34)
5
%3.9 (13)
4
%2.4 (8)
3
%1.2 (4)
2
%3 (10)
1
%0

Kitabın sıralamaları