Belki sevecek başka bir şey bulamadığımdan böyle
oluyor, ama belki de insan sevgisine değer hiçbir şey olmadığından; duygusallığa kapılıp
sevgimizi birine vakfetmeye niyetlendiysek – yıldızların sonsuz kayıtsızlığındansa benim
gösterişsiz mürekkep hokkası yeğdir.
madem hayatta sömürülmekten kaçmanın yolu yok, kendini beğenmişlerin, şöhret budalalarının, üzüntünün ya da imkânsızlığın peşinden koşanların yerine, kumaş tüccarı Vasques’e kendimi sömürtsem daha iyi değil mi...
Nefret ettiğim iki şey arasında seçim yapmak zorundayım – ya aklımın tiksindiği düşleri
seçeceğim ya da duyularımı dehşete düşüren eylemi; başka bir deyişle, hamurumda
hissedemediğim eylem ya da şimdiye kadar hiç kimsenin mayasında olmayan düş.
Sonuç olarak her ikisinden de nefret ettiğime göre tek çare seçim yapmamak, ama bazen
ya düş kurmaya ya eyleme geçmeye mecbur kalıyorum ki, o zaman da ikisini birbirine
karıştırıyorum.
geçen günlerin ve kitapların tadını çıkaracak, en önemlisi de her şeyi düşleyerek, hepsini en mahrem özümüzün bir parçası haline getirmeye çalışacağız. Bir yandan da tasvirler ve tahliller yapacağız; daha gerçekleştikleri anda bize yabancılaşacaklar; böylece, sanki günbatımının bize bir armağanıymış gibi keyif alabileceğiz onlardan.