Huzursuzluğun Kitabı

9,2/10  (83 Oy) · 
173 okunma  · 
106 beğeni  · 
4.347 gösterim
Fernando Pessoa, 1935'te öldüğünde, sandığında bıraktığı yapıtlarının sayısını kimse tahmin edemezdi. Onun elinden çıkmış şiirlerin, yazıların altında genellikle başka imzalar vardı. Ama bunlar yalnızca birer takma ad değil, öyküsü, geçmişi, yazgısı, dünya görüşü olan farklı kişiliklerdi. Pessoa'nın ölümünden sonra elyazmaları derlenmeye başladığında, bitmemiş yapıtlar da bulundu içlerinde. Bernardo Soares imzalı Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biriydi. Tarihten, mitolojiden, edebiyattan, ruhbilimden haberdar bir 20. yüzyıl insanının gerçekliği yadsıyışının, kendini hayallere hapsedişinin güncesiydi bu. Gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan, geceleri yağmurun sesinde, ayak seslerinde yalnızlığını duyumsayan bir Lizbonluydu Bernardo Soares ya da Fernando Pessoa. Bugün Portekiz edebiyatının en önemli yapıtı sayılan Huzursuzluğun Kitabı'ndaki her metin, kırık bir aynanın, gerçekliğin bir yanını yansıtan ve sonsuzca çoğaltan bir parçası.
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2016
  • Sayfa Sayısı:
    680
  • ISBN:
    9789750706653
  • Orijinal Adı:
    Livro Do Desassossego
  • Çeviri:
    Saadet Özen
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
bookhead 
21 Nis 21:03 · Kitabı okudu · 24 günde · 10/10 puan

Öncelikle ruh haliniz ve psikolojinizin iyi olmadığını düşünüyorsanız bu kitabı okumayı biraz erteleyin.Çünkü kitap "Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." cümlesiyle başlıyor ve ardından sizde ister istemez yazarın umutsuzluğuna, kaybedişine ve üzüntülerine ortak oluyorsunuz.Ama yalnız olduğunuzu ,sizi anlayacak biri veya kendinizden bir şeyler (hatta daha fazlası) bulacağınız bir kitap arıyorsanız hemen okuyun derim.Bu kitaba başlamadan önce şüphelerim vardı.Anlatı türünde yazıldığı için pek etkileneceğimi sanmıyordum.Fakat hiç öyle olmadı.Her sayfasında alıntı yapılacak birden çok cümle var ve okuduğum bazı bölümlere geri döndüğümde yeni anlamlar çıkardığımı fark ettim.Bu kitap Pessoa'nın ölümünden sonra açılan sandığından çıkan dağınık metinlerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş.Kitap 3 bölüm.1.bölüm 563.sayfaya dek süren 483 tane kısa parçadan ,diğer iki bölümse "Büyük metinler ve Ekler " adında sonradan eklenmiş kısımlardan oluşmakta.Kitabın genelinde yazarın yalnızlığı,karamsarlığı ve varoluş sancılarını hissediyorsunuz."Kendime karşı bir yabancıyım ve kendi kendimin seyircisiyim." cümlesiyle yaşadığı ağır varoluş sıkıntısını açıkça ifade etmiş.Fakat "Istırap molası ve Sıkıntılı bir gecenin senfonisi " adındaki bölümlerin yeri bende ayrı oldu.Ve bugüne kadar okuduğum hayal-hayat çatışmasını en iyi ele alan kitap oldu.Wilde,Hayyam,Shakespeare,Eros,Amiel ve Herakleitos gibi bir çok yazarın düşünceleriyle kendi edebiyatının harmanlandığı zamanının ötesinde yazılmış nadide bir eser.Okuduktan sonra insana çok şey katacağını düşünüyorum.Ve bu kitabı ileride tekrar okumak istiyorum.Tavsiye ederim.

Hesna Sakıncı 
14 May 14:28 · Kitabı okudu · 15 günde · Puan vermedi

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." diye başlayan bi kitap... Ne bekliyorsunuz? Huzur mu? Aslında, arayana var.

Zamanının çok ötesinde fikirleri olan bir adam. Fernando Pessoa... Öldükten sonra ortaya çıkan binlerce notlarından ve günlüklerinden derlenmiş bir anlatı kitabı bu. İçerisinde herhangi bir olay yok. Zaten yan başlığı "Olaysız Bir Özyaşam Öyküsü" olarak geçiyor. 700 sayfaya yakın tamamen fikir ve duygu bazlı bir felsefe kitabı aslında.

Nasıl ki Oğuz Atay'ın bir Tutunamayanlar romanını belli bir olgunluğa erişmeden ya da belli bir yaşanmışlık görmeden anlamlandıramıyorsak bu kitap da öyle. Hayatı lay lay lom yaşayan biri zor işler o cümleleri yüreğine. Hatta rahatsız olur kitaptan. Huzursuz eder. Etsin de zaten... Öyle okurlar için kitabında şunu demiş yazar:
"İsterim ki bu kitabı okuyunca, şehvetli bir kâbus görmüş gibi olun!"

Ama hayatın tek düzeliğine, yalnızlığına, rahatsızlığına zaten alışkın olanlara huzur verebilir. İnsan en azından beni anlayabilen biri daha varmış diyerek huzur bulabilir. :) O yüzden beğenenine altı çizili yüzlerce cümle içeren bir başucu kitabı olacak değerde bu kitap...

"Hayattan çok az şey istedim – ama o, o kadarını bile esirgedi benden." diyen bir yazar... İncelemenin başlarında da belirttiğim gibi yaşadığı döneme göre çok çok farklı ve ileri fikirleri olan bir adam. Okudukça aydınlanacağınız, 'hiç bu açıdan bakmamıştım' diyebileceğiniz aforizmalarla hayat vermiş kitaba. Hatta canımlı cicimli hümanist felsefi sözlere çoğu yerde darbe indirmiş. Birgün bir kitap olacağını bile bilmeden.

Belki de biliyordu birgün tüm dahiler gibi sonradan değer göreceğini. Kitabın bir yerinde "Zaman’dan ve Uzay’dan daha yaşlıyım, çünkü bilinçliyim." der mesela. Öyle de megaloman bir tarafı vardır. Okurken yazarın egosunu, yalnızlığını, kaygısızlığını, tembelliğini, samimi çelişkisini, tekdüzeliği sevişini ve hatta bunu bir bilgelik olarak nitelendirdiğini görebiliyorsunuz.

Okudukça hayata, yalnızlığa, özgürlüğe, huzura ve dahası ölüme bakış açınız değişebilir. Hayatı daha huzurlu ve mutlu yaşayabilmemiz için aslında öyle de güzel felsefi taktikler verir. İnsanı cesaretlendirir. Özellikle özgürlük üzerine söylediği şu söz bende büyük etki yaratmıştır:
"Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir."

Ara ara yazarın "ıstırap molası" adını verdiği bölümler devreye girer. Hani o okudukça kendinden bir şeyler bulan, mutluluk ve huzur duyan okurlar var ya.. Ha işte onları da arada dürtüp rahatsız etmek istemiştir.

İşte o molalardan biriyle incelemeyi bitireyim:

"Ey okurlar, mutlu olup olmadığımı soruyorsanız, cevabım hayırdır."

H. Egemen Akyüz 
30 Eki 2016 · Kitabı okudu · 26 günde · Beğendi · 10/10 puan

"İsterim ki bu kitabı okuyunca, şehvetli bir kabus görmüş gibi olun."
Paylaştığım onca alıntı içerisinde beni en çok etkileyen cümle buydu, çünkü Pessoa haklı çıktı. Kitabın sonuna yaklaştıkça kitapla bir bütün olduğumu fark ettim ve son sayfayı okuyup kapağı kapatınca içimi hüzün kapladı. Bir kitabın bende bu kadar etki yaratabileceğini sanmıyordum. Hani çok etkilendiğiniz bir film biter, siz de boşluğa düşermişsiniz gibi... Çok içten, samimi bir dil ile kaleme alınmış. Tasvirleri ise olağanüstü.. Bireyin ruh halinin bundan daha iyi bir şekilde yansıtabilecek başka bir yazar olduğunu düşünmüyorum.

cansu tekcan 
27 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan?" diye giriş yapan bir kitap üzerine yazılacak yazıya daha etkili bir giriş yapmak mümkün değildir diye düşünüp bu konuda kendimi zorlamıyorum.

Hayatımda hiçbir kitabı okumayı bu kadar beklemedim, bunun iki sebebi var. Birincisi insanı huzursuzluğa sürükleyecek kadar pahalı, ikincisi ise Pessoa'nın huzursuzluğunun bulaşıcı olma ihtimali korkusu. Bir süre cesaret edemedim başlamaya. Başladıktan sonra ise bitmeyecek diye korktum.
Huzursuzluğun kitabını ben, Pessoa'nın kendisinin kahramanı olduğu olaysız bir roman olarak tanımlıyorum. Bütün savaşı, özünde kendisiyle, onu kahraman yapan da bu bence. Birçok yerde kendisiyle çeliştiğini düşündüm bu yüzden daha yakınlık kurabildim. Eh 700 sayfaya yakın olunca ister istemez bir yerde yakınlık kuruluyor. Üç şehir gördü benimle beraber. Yolculuk da perçinlemiş oldu.
Bir mektupla başlıyor, mektubu gönderdiği arkadaşı 6 hafta sonra intihar ediyor. Kim bilir belki de Pessoa'nın "hissetmek ne renktir acaba?" sorusunun çengeline asmıştır kendisini.
Kitabın pek akmadığını söyleyebilirim kendimce, bir olay örgüsü olmadığı için,salt düşünce oldupu için, birçok şeye değiniyor, aşktan, düşe, ölüme, Tanrı'ya kadar. Üslubu da ağır değil ama. Bu noktada çevirmenin başarısı da yadsınamaz tabii. Ben Portekizce değil, kendimce yazıyorum diyen bir adam Pessoa. Kendisi çok önemli çünkü, bunu size de hissettiriyor. Kendisini izole etmiş insanlardan, sizin de onu öyle görmenizi istiyor. Benim kimseye ihtiyacım yok ama aslında olabilir de diyen bir karmaşası var. Çoğu yerde anlamak güç, daha doğrusu beni şaşırttığı noktalar oldu. Okurken siz de fark edeceksinizdir. Buraya yazmak için bir sürü şeyin altını çizdim, notlar aldım. Ama hiçbirini kullanmayacağım sanırım. Çünkü zaten okuyacaksanız siz de göreceksiniz, fakat okumayacaksanız hepsi havada kalacak şeyler. Bir yerlerde "Kalp düşünebilseydi atmaktan vazgeçerdi." cümlesine rastlarsınız, belki hoşunuza gider, bir bakarsınız aa Pessoa'nın, bu yeter belki. Ama onun "Belki sevecek başka bir şey bulamadığımdan böyle oluyor, ama belki de insan sevgisine değer hiçbir şey olmadığından; duygusallığa kapılıp sevgimizi birine vakfetmeye niyetlendiysek - yıldızların sonsuz kayıtsızlığındansa benim gösterişsiz mürekkep hokkası yeğdir." şeklinde o cümleyi ve kalbini açışından mahrum kalacaksınız. Ya da önünde yürüyen adamın sırtının "uyuduğunu" iddia edip oradan nerelere vardığını öğrenemeyeceksiniz.
Bazen o kadar kendini beğenmiş konuşuyor ki sinir oluyorsunuz, ben sıradan insanlardan şöyle farklıyım böyle farklıyım. Bazen de, buraya gel tamam geçti diyerek sarılmak istiyorsunuz çünkü "Ne olurdu Tanrı bir kerecik çıkıp gelse, beni evine götürse, sıcaklık, sevgi verse... Bazen bunu düşündüğümde, sadece düşünebilmek bile sevinçten ağlatır beni..." diyor mesela.
Değişken. Bu sayfalarda mevcut olan bir başkası diyor kendisi de, kendisi olduğu halde, ve hiçbir şey anlamadığını söylüyor kendisinden.
Ama söylemeyi seven bir adamla karşı karşıya olunca siz de okumayı sever hale geliyorsunuz anlamasanız da. Ki zaten Pessoa anlaşılmak istemiyor bundan tiksiniyor, anlaşılmak kendini satmaktır diye düşünüyor.
Velhasıl, o kadar sayfadan, o kadar cümleden beni en çok etkileyen kısımla bitireceğim.
"Bazen hüzünlü bir hevesle, günün birinde, bir parçası olmayacağım bir gelecekte bu sayfaları beğenenler çıkarsa, nihayet beni 'anlayan' birine, içinde doğup sevilebileceğim gerçek bir aileye kavuşmuş olacağımı düşlerim. Ne var ki, doğmak şöyle dursun, o zaman çoktan ölmüş olacağım ben."

şeyma özaslan 
09 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

" Ve bu kitap, upuzun bir şikayettir. Yazılıp bittikten sonra, So Şiirleri Portekiz'in en hüzünlü kitabı olmaktan çıkacak. " diyor Pessoa. Ve bir de "Ben Portekizce yazmıyorum, kendimce yazıyorum. " diye ekliyor.. Ekim ayından beri arkadaşım oldu bu kitap, kimi zaman ağlattı, kimi zaman tebessüm ettirdi.. Bazen beni depresyonun derinliklerine sürükledi, bazen de hüznümün en sadık dostu oldu. Pessoa bu kitabı nasıl nitelendirdiyse öyledir. Kendini, dünyayı, insanları, inancı, düşleri ve eylemsizliği, kısaca soyut olan her kavramı "kendi" edebiyatıyla ele almış bir huzursuzdur Pessoa. Ve bunu yine kendisi için yapmıştır okunma kaygısı, anlaşılma kaygısı yoktur. Bu da onu samimi yapıyor. Hayatınızın bi döneminde okuyun bu kitabı ama yavaş yavaş, zaten bir anda bitecek kitaplardan olmadığını haykırıyor kitap yüzünüze. Son olarak da Pessoa'ya teşekkür etmek istiyorum düşüncelerime değil ama duygularıma tercüman olduğu için...

Kafka ile Pessoa arasındaki paralellikler gözden kaçar boyutta değil. Yaklaşık aynı tarihlerde yaşamışlar. Kafka 5 yıl önce doğmuş, 11 yıl önce ölmüş. İkisi de yaşadıkları şehrin (Prag ve Lizbon) sembolü olmuşlar zamanla. En ilginç benzerlikleri ise: İkisinin de yaşadıkları süre içinde sadece bir tek kitapları yayınlanmış ve geriye hala daha ayıklama ve yeniden basımları gerçekleştirilen, gizemli, dev bir yazınsal hazine bırakmışlar. Ama yaşadıkları süre içinde, sadece bir tek kitapları basılmış!

Bu konuyu ilk kaleme aldığım Ağustos-2010 yılında Nermin Bezmen'in 13., yazıyla tekrar ediyorum, on üçüncü kitabı yayınlanmıştı! Şimdi "Şu edebi değer dedikleri koca yalan" desem, çok mu ileri gitmiş olurum?

Peki Pessoa veya Kafka kitaplarını yayınlamak istemiyorlar mıydı? Tam tersine her ikisi de basılmak, daha çok okunmak için istekliydiler. Fakat kimse onların yazdıklarına beş kuruş değer vermiyordu. Anlaşılan gerek Pessoa ve gerek Kafka'nın çağında da Nermin Bezmen'ler okunuyordu (elbette Bezman de okunacak ve ben okuyanları tenzih ederim ), günümüzde olduğu gibi. Kimse yayınlamak istemedi Kafka'yı veya Pessoa'yı. Ne ilginç değil mi, gerçek yazarı görmek, okumak, değerlendirmek yetisinden sadece kitleler değil, edebiyat eleştirmenleri, bu işe hayatını adamış insanlar bile yoksun. Görmüyorlar, uyur gezerler çünkü. Üstelik Kafka'yı nasıl Avusturya Macaristan'ın atladığı gibi Almanya'da da kimse ilk başta anlayamadıysa, Pessoa'yı atlayan sadece Portekiz entellektüelleri değil, İngilizceyi de anadili olarak konuşan şairin, İngiltere ve A.B.D'ye gönderdiği eserlerinin hiçbiri kitap halinde basılmamış. Ancak ölümünden üç yıl sonra bir kitap. Sonra yedi yıllık bir sessizlik ve ikinci kitap. Tıpkı Kafka'nın üne kavuşma hikayesi gibi, Pessoa'nın hikayesi de ayrıca üzerinde durmaya değer. Günümüzde Pessoa'ya ait binlerce sayfa Portekiz Ulusal Kütüphanesinde bir kültürel miras. Ölmeden önce değersiz, öldükten sonra yalnız yaşadıkları ülkenin büyük bir sembolü değil, aynı zamanda dünya edebiyatın yüz akı.

Nasıl oluyor bu? Sebep, tam da Pessoa'nın heteronimlerinde veya Kafka'nın tüm eserlerini yakılmak üzere Max Broad'a bırakmasında yatıyor. Gerçek yazar, kimliksizliğe aşıktır, kendi egosu için yazmaz. Egosunun, kimliğinin üstüne çıkmıştır. Son olarak: Nasıl Kafka'nın açtığı yol edebiyatı yeni bir zemine taşıdıysa, Pessoa'nın insana ilk bakışta şizoid gelen farklı kimlikleri de edebiyatta kendine benzer bir çığır açtı. Kendi ait üslupları olduğu gibi, bir hayat hikayeleri de olan farklı kimliklerle (bu haliyle pseudonim değil, heteronim halini almış gerçekten) yazmak, daha sonra B. Traven, çok daha sonra Trevanian tarafından takip edilen bir yaklaşım oldu. Her ikisi de, yarattıkları yazarlara hayat hikayeleri iliştirmedilerse de, Traven isim değiştirerek, Trevenian ise isim değiştirmeden, farklı tarzda, farklı eserler veren yeni yazarlar yarattılar.

M. 
12 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · 8/10 puan

Kitabın girişi muhteşem,gidişi olağanüstü,bitişi zirve. Bir uçurumdan atlayıp boşluğa düşmüş ve bu düşüşü yıllarca sürmüş yazarın. Tasvirler mükemmel. Dili çok samimi. An itibariyle bu kitap benim dostumdur.

Oblomov 
23 Haz 2016 · Kitabı okudu · 18 günde · Puan vermedi

Fernando Pessoa muhtemelen bu dünyada var olmuş en hassas ve en hayalperest ruha sahip insanlardan biri. Huzursuzluğun Kitabı’ysa bu hassas ruhtan yansıyan müthiş metinlerden oluşuyor. Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı’nda hayallerinde kurguladığı yaşamını, özgürlük olarak tanımladığı yalnızlığını, düşlerindeki insanları ve hüznünü anlatıyor. Aslında dile getirdiği şeyler pek çok insanın yaşadığı ama yüzleşmekten kaçındığı düşünce ve duygular. Bu düşünce ve duygularla yüzleşmekten kaçınan insanlarda kitap depresyona veya karamsarlığa neden olabiliyor. Hayatı olduğu gibi kabul edenler içinse bir başucu kitabı niteliği taşıyor. Huzursuzluğun Kitabı kesinlikle kısa sürede okunup bitirilebilecek bir kitap değil, yavaş yavaş özümseyerek okumak gerekiyor. Kitabın neredeyse tamamı altı çizilecek derinlikte cümlelerden oluşuyor. Ve son olarak kitap, yazarın kendisi için dediği gibi karamsar değil hüzünlü bir kitap...

Ayşe 
 17 May 23:48 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Pessoa, adamım. Kendiyle derdi olan insanlara kendimi hep yakın hissetmişimdir. Derindirler, bunu en yakınındakiler bile farketmez mesela. Karamsarlık değil kastettiğim, tam olarak derinlik diyelim... Siz de buna kendini ve hayatı anlamlandırma çabası diyebilirsiniz..

Huzursuzluğun kitabı demişler adına ama genelinde huzur veren bir kitap oldu.

Öncelikle şunu söylemeli belki; yazar, kendisi, çevresi ve başkalarının gözünden dünya üzerine son derece iyi bir gözlemci.
Ve bu gözlemleme dürtüsünü iç dünyası ve dış dünya için uç noktalara, epey uç noktalara taşımayı başararak zaman zaman hiçlikle, zaman zaman da heplikle yüzleşiyor.
Çoğunlukla fizik dünyayı gözlemlerken zaman zaman ve aniden metafiziğe dalıyor.
Mistikleri imrendirecek metafizik sonuç çıkarmalar yapıyor. Bir bakıyorsunuz bilimi veya metafiziği göklere çıkarıyor, bir bakıyorsunuz ikisini de yerlere sermiş.
Çelişki gibi duran bu durum tuhaf gelebilir ama çok geçerli nedenlerle bunu yapıyor ve nedenini de açıklıyor zaten satırlarında.

Kitapta parça parça edebi nitelik taşıyan kısımlar olduğu gibi, ana başlıklar altında toplayacak olsak öyle bir-iki, üç, beş değil onlarca konu hakkında yazmış. Bu konular içinde yazım teknikleri hakkındaki görüşlerinden intihar hakkındaki düşücelere kadar uzanan geniş bir yelpaze mevcut.
Bazı kısımlar psikolojik durumu hassas olanları olumsuz etkileyebilecek özellik içerebilir. Okumak isteyenlerin bu noktayı dikkate almasını öneririm.

Elbette yazdığı her satırla hem fikir olmadım.
Benim açımdan güzel olan gözlem kabiliyetini bu derece ileri taşıyabilmiş yazarın zihninin içinde yaptığım yolculuk oldu.

3 /

Kitaptan 916 Alıntı

şeyma özaslan 
05 Nis 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir insanın aklının biraz kıt olduğunu, en iyi, başkalarına zarar vermeden espri yapamamasından anlarsınız.

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 486)Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 486)

"İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando PessoaHuzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa
bookhead 
 03 Nis 21:54 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa, ister istemez o kadar
şeyden mahrum kalır. Zirvede bir tek ona yer vardır."

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando PessoaHuzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa

'' Kim olduğumu bilmeyen ben, ne olacağımı ne bileyim? Kim olmayı düşünüyorum? Öyle çok şey olmayı düşünüyorum.''

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 168)Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa (Sayfa 168)
bookhead 
 04 Nis 22:25 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"Hepimiz hırsla bir şeylerin peşinden koşarız,ama ya
hırsımızı gideremeyip yoksullaşırız ya da giderdiğimizi
sanır,bu sefer de zengin deliler olup çıkarız."

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando PessoaHuzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa