Geri Bildirim
Adı:
Zorba
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
335
ISBN:
9789755101613
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Vios kai politeia Alexi Zorba
Çeviri:
Ahmet Angın
Yayınevi:
Can Yayınları
Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis'in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir...
"İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en seçkin insanlarıyla sohbet etmek gibidir"
Diyen Descartes'e ve Kazancakis'in ruhuyla oturup bir çay içmek isteyenlere selam olsun.

Bizler yıllar boyunca çok okuyan mı bilir çok gezen mi geyiğiyle oyalanırken, gerçek bilgeliği bulanların hayatı özümseyerek yaşayanlar olduğunu Kazancakis yıllar önce Zorba'nın ağzından haykırmış. İşte kitap bunun bir örneğini -hem de mükemmel bir örneğini- bizim önümüze çarşaf gibi seriyor. İçi boşaltılmış ve okuyanı kişisel olarak purifize etmeye çalışan kişisel gelişim kitaplarına inat, Aleksi Zorba bize gerçeğin en içinden kopmuş bir kişisel gelişim örneği sunuyor.
Ona göre kendimiz yarı şeytan olmadan şeytanın kendisinden kurtulamayız.

İnsan, doğası gereği günaha meyillidir. Tanrı (eğer zat-ı alisinin varlığı mümkün mertebesindeyse) bizi günah işlemeyen melekler misali yaratmamıştır ve görünen köyün kılavuz istememesi gibi bizden istediği de kafamızı kazıtıp keşiş olmamız yada cüppe giyip 40 lokmayla mağaraya kapanmamız değildir. Adem-Havva kıssasında bahsedildiği gibi günahı işlediysek pişman olmamızdır.
İnsanın başka bir niteliği ise doğayı zıtlıkların sentezinden doğan diyalektik anlayışla algılamasıdır. Bu yüzden kötülük olmadan iyiliği de göremeyiz. Şeytan olmadan içimizdeki iyiliği de bulamayız.

Kısaca özetlemek gerekirse kitap Kazancakis'in saf, aydınlanmaya açık yanını temsil eden yan karakterimiz ve Aleksi Zorba denen hayatı iliklerine kadar yaşamış ve özümsemiş, insanın bilgelik ve canavarlığını aynı hamurda yoğurmuş, bir o kadar da çılgın ana karakter üzerinden kurgusunu buluyor. Bazen birkaç kelimelik öyle vurucu bir cümle kuruyor ki durup varoluşsal sancıların felsefi düzlemden hayat düzlemine yansımasına şahit olup bir dakikalık saygı duruşunda bulunmak istiyorsunuz. Ben bu vuruculuğu kaybettirmemek için bu alıntıları ne kadar dayanılmaz bulsam da diğer okurlara haksızlık olacağını düşündüğümden paylaşmadım.

Netice olarak batı komşumuzdan, baklavayı baklavaki yapıp kendine mâl etmek isteyen, rakıyı kazandan yeni çıkmış olarak içmeyi seven Yunanlıların bağrından kopup gelmiş bu dehayı okumamak, nitelikli okur açısından büyük bir kayıp olur diye düşünmekteyim. Umarım hayatı arayan, bilgelik sevgisi(felsefe) ile dolup taşan herkes, böyle bir dost ile karşılaşır ve de kişisel aydınlanmasına merdiven değil asansörle tırmanır.
İyi okumalar.
Nikos Kazancakis, okuduğum ilk Yunan yazar oldu ve bu buluşmadan gayet memnun ayrıldığımı söyleyebilirim. Kitabı okurken birçok yerde Türkiye ve Türklerle ile ilgili tespitlerin de yer aldığını görünce yazarın bizleri de gayet iyi tanıdığını fark ettim. Hatta her zaman Yunanlılar ile Türklerin birçok konuda benzer olduğunu düşünen biri olarak bu kitap düşüncelerimi destekler nitelikte bir kitap oldu. Yazarla ilgili vereceğim son bilgi de mezar taşında; "Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm." yazması... Yazarın cesaretini takdir ettim doğrusu. Bu hassas konuyu ayrıntılı olarak deşmeden geçiyorum.

Zorba, yazarın en önemli eseri olarak kabul ediliyor. Diğer kitaplarını okumadım; ama bir gün vaktim kalırsa okumayı düşünebilirim.

Kitapta yazar önümüze birçok yan karakterin dışında iki ana karakter sunuyor. Yazarın vermek istediği mesajlar bu iki ana karakterin başından geçen olaylar kanalıyla okuyucuyla buluşuyor. Ana karakterlerimizden ilki, anlatıcı. İsmi yok. Olaylar onun gözünden anlatılıyor. Lakap olarak kendisine "kağıt faresi" diyebiliriz. Kağıt faresi ilk başta çok bir anlam ifade etmiyor tabii. Ben de ilk gördüğümde ne saçma bir kavram demiştim...

Yazarın "kağıt faresi" olarak nitelendirdiği ana karakter, içimizden birisi. Bu site içerisinde eminim birçok "kağıt faresi" vardır. Okuyan, sürekli okuyan, düşünmeden hareket etmeyen, teoride bildiği doğruları hayatında da uygulamaya çalışan, doğru olmaya çalışan ve kimseyi incitmeyen bir karakter. Dediğim gibi, içimizden biri. Açıkçası ben kendimi "kağıt faresi"ne son derece yakın buldum karakter olarak. Fakat tahmin edeceğiniz üzere asıl ana karakter, kitaba adını veren, Aleksi Zorba...

Aleksi Zorba ise, "kağıt faresi"nin aksine hareketli ve güçlü bir işçi motifinde. Canlı bir yüreğe sahip, hayatla iç içe, kadınları, dansı, müziği seven, hilesiz, yalansız, kocaman bir ruh. Toplumsal açıdan bakıldığında, rahatsız edici düşüncelere de sahip.

Mesela; "Eğer Cehennem varsa, ben Cehennem'e gideceğim; nedeni de bu olacak. Çaldığımdan, öldürdüğümden, zina yaptığımdan değil, hayır hayır! Bunlar hiçbir şey değil! Tanrı bunları bağışlar. Ama ben, o gece, bir kadın yatağında beklediği halde gitmediğim için Cehennem'e gideceğim." gibi cesur cümleleri var.

Yine benzer bir düşünceyi ifade eden, “Eğer bir kadın, yalnız yatıyorsa, bunun suçu bizde, bütün erkeklerdedir. Yarın, Tanrı'nın huzurunda hepimiz hesabını vereceğiz. Tanrı bütün günahları bağışlar, dedik ya süngeri var; ama onu bağışlamaz! Kadınla yatacak halde olup da, bunu yapmayan erkeğin vay haline patron!"

Bu cümlelerdeki ifadelerle ve Zorba'nın kadınlara bakış açısıyla, kitabın ve Aleksi Zorba'nın beni bir tık rahatsız ettiğini açık yüreklilikle söyleyebilirim. Birçok yerde dul kadınlar üzerinden sohbet dönüyor veya kadınları cinsel bir obje olarak sunuyor önümüze Aleksi Zorba. Tabi "kağıt faresi" olarak nitelendirilen diğer ana karakterimiz Zorba gibi düşünmüyor ve birçok yerde Zorba' ya karşı çıkıyor. Ben yine de bu konularda yazarlarımızın daha hassas davranması gerektiğini düşünüyorum. Eğer bir kitabın ana karakteri, kitaba adını verecek olan Aleksi Zorba oluyorsa, Aleksi Zorba'nın düşüncelerini eleştirirken yazarı da eleştirebileceğimizi düşünüyorum. Mesela kitabın adı, Zorba değil de Kağıt Faresi olsaydı bu eleştiriyi yapmazdım...

Her şeye rağmen, kitabın içerisinde zaman zaman sesli gülmeme sebep olan diyaloglar ve bölümler de oldu. Zorba'nın "kağıt faresi"ne yazdığı bir mektuba "Sevgili patron, bay kapitalist!" diye hitap ettiği kısımda açıkçası sesli güldüm. Bunun dışında en başta da söylediğim gibi, Türk motiflerine de sıkça rastlanıyor. Aynı coğrafyada yaşadığımız için doğal olarak birçok benzerliklere rastlıyorsunuz kitabı okurken. En hoşuma giden kısımlardan biri de kitabın son kısımlarında şu dizelere yer verilmesiydi:

"İki keklik bir tepede ötüyor;
Ötme de keklik, benim derdim yetiyor,
Aman aman!" https://www.youtube.com/watch?v=q73rL-MQLXw

Benzer kitaplar

Öncelikle söylemek istediğim, Can Yayınları okuma zevkini katlayan bir yayınevi. Çevirileri çok kaliteli ve noktalamalar dahil kitapta hiçbir imla hatası yok.

Zorba, aslında hepimizin içinde taşıdığı vicdanımız, nefsimiz, ruhumuz. Siz nasıl adlandırmak istiyorsanız Zorba da o. Her daim savaş içinde olduğumuz her şeye siz Zorba diyebilirsiniz. Bunu neden mi diyorum? Çünkü :
- Zorba, karakterden daha ihtiyar, daha deneyimli, daha korkusuz, daha özgür. Vicdanımızın bize hep öğretmeye çalıştığı, denemekten korkmamamızı söylediği gibi.
- Zorba, bizden daha çok konuşuyor. Vicdanımız da böyle. Düşüncelerini korkusuzca dile getiriyor. Zorba'yı bazen arkamızda bıraktığımızda pişmanlık duyuyoruz. Bazen onun gidişini özlüyoruz, bazen onu arıyoruz, bazen onla beraber eğlenip kendimizi fark etmek istiyoruz.
- Zorba, her olayı bir ilkmiş gibi yaşıyor. Aynı ruhumuzun bize öğretmeye çalıştığı o canlı kalma dürtüsü gibi. Taş yuvarlamak, birilerinin ölmesi, birilerinin doğması... Aslında olayların derinine inince bu olayların olabilmesi için bir ilklerin olması gerektiğini anlıyoruz.
- Zorba, geldiği zaman vicdanı sorgulamaya yönelten bir olgu halini alıyor. Burada yazar bunu daha çok tanrıtanımazlığa yormayı tercih etmiş fakat ben genel olarak kendini ve hayatını sorgulama olarak söylemeyi daha mantıklı buluyorum.
- Zorba, geçmişi ya da geleceği düşünmüyor, anı yaşıyor.
- Zorba, kendi kaderini belirlemek için hiçbir şeyi denemekten korkmuyor, hep savaşıyor.
- Zorba, kendi tanımak için herkesin kullanması gereken bir yol aslında. Bunu fark edip onunla beraber herhangi bir şey yapmak istediğimiz zaman hayatımız iyi ya da kötü herhangi bir şekilde değişiyor.

Ayrıca roman, Yunanistan ve Türkiye kokan bir roman. Ülkelerin coğrafi yakınlığından dolayı kültürel olarak çok şey paylaşılmış romanda da. Bazen Selanik kokuyor roman, bazen de Kayseri.

Sonuç olarak savaşta olduğumuz ruhumuz, nefsimiz, vicdanımız, zaman, yaşadıklarımız, yaşayacaklarımız, beynimiz, hayatımıza giren insanlar, siyasi görüşler, dini görüşler... Hepsi sizin birer Zorba'nız olabilir. Nasıl bir Zorba'ya sahip olmak isterseniz.
#spoiler ..
Çok güzel bir kitap okudum ..aslında çok güzel bir kitap okuduk. ..sevgili Sezen B. ile birlikte "çok güzel bir kitap " okuduk :) iyikide okuduk :) "güzel ' okuduk ")

Konuşan kitaplarım vardır benim .. bana beni anlatan ,bana hayatı anlatan , hatta bazı bazı ştttt sana söylüyorum bu satırı iyi anla diyen :).. Zorba hiç susmadı :) Ölene kadar susmadi ..çok meraklı .. çok saf,çok sade ,çok deli :) nasıl tanımlanır bilinmez bir adamdı Zorba :) yedi -içti bedenini besledi o enerji ile benim de ruhumu besledi (ruh için yemek içmek lazım der:) kendileri ....

Tanrıyla ,Şeytanla,kadınla ne aşkı ne kavgası bitmedi gitti ..öyle güzel sözler söyledi ki bir çoğu altı çizili bende kaldı :) ki kalsın :) zaman zaman geri dönüp bakmak için :) tekrar sorgulamak ,tekrar gülmek ,tekrar ağlamak için ...

Nikos Kazancakis yüz yıl önce "günaha son çağrı" ile zaten kütüphanemde yerini almıştı şimdi yanında "Zorba" da var :)

Mutlaka okuyun diyorum çünkü çok "insani " çok keyifli :)

"Ayrılıyoruz " diye mırıldandı ..sen nereye gideceksin patron ?
"Yabancı ülkelere gideceğim ,içimdeki keçi
daha çok kağıt yiyecek :) "
"Hala akıllanmadın mı patron ?"
"Akillandım Zorba :) sağ olasın ;ama bende senin yolundan gidiyorum :) bende senin kirazlarla yaptığını yapacağım :) o kadar çok kağıt yiyeceğim ki bulantı gelecek :) kusacak ve kurtulacagim. .

Vedalasirken sana bu kitap boyunca dinlediğim şarkılımı bırakıyorum :) benim topragimda buluşuruz :)

Bu şarkı sana :)
https://youtu.be/jDRLeFOZNoQ

"Iki keklik bir tepede ötüyor " da senden bana :)

Imza :) Kağıt Faresi :))
Nikos Kazancakis’ten okuduğum ilk kitap “Zorba”. Severek takip ettiğim, yorum ve incelemelerini değerli bulduğum bazı okurların da etkisiyle kitaba başladım ve bu yüzden bu süreci hızlandıran arkadaşlara teşekkür ederim.

#Zorba adlı romanın baş kişileri yazarın kendisi ve Aleksi Zorbadır ve kendisi (bana göre) adlı edebiyat dünyasının en muzur karakterlerinden biridir. Yazar kendisiyle bir iç hesaplaşma yaşarken tanışır Zorba ile. Okuyan ve yazan mutsuz bir zeka, An’ı yaşayan, raks ederek hayata meydan okuyan, santur çalarak neşesini bulan, tüm kadınlara sevdalı, çapkın Zorba’yla bir araya gelirse ne olur? Belki Buda’dan öğrenemediğini bu ihtiyar delikanlıdan öğrenir

#Girit’e linyit yatakları aramak için giden yazar ya da tam kapitalist olamamış patron ve Zorba’nın bu adada yaşadıkları yer yer hüzünlü yer yer mizahi bir dille anlatılmış. Okuru sıkmayan akıcı cümleler, beklemediğiniz bir anda güldüren Zorba anekdotları var. Zorba, artık bir yaşam rehberi olur yazar için. Zorunlulukların ya da kendimize taktığmız zincirlerden kopmuş, özgür kişidir Zorba. O yüzden severiz onu, belki de okurken ona öykünürüz biraz. Zorba gibi olmaktansa, an’ı yaşamayı cesaret etmektense bunu bize gösteren birileri olsun isteriz. Zorba bizim de kendimizle yüzleşmemizi sağlıyor. Ve kitap okuyan, acı çeken, dünya sorunlarını dert eden her mutsuz insan gibi yazarın kendisiyle aramızda bir bağ oluşuyor. Onun Zorba ile kurduğu dostluk da sanki bizim dostluğumuzmuş gibi mutlu oluyoruz.

#Onun Tanrı, vatan, savaş, insanlıkla olan hesaplaşmaları bize de yöneltilmiş sorular aslında. Ölümü yücelten dinler ve ideolojiler yerine; yaşamı yüceltir Zorba. Her gün güneşi, gökyüzünü, yıldızları, kelebekleri, kadınları ilk kez görüyormuş gibi şaşırır. İşte bu çocuksu hayret onu yine yeniden hayata bağlar. O bir vurdumduymaz değildir, o her şeyi duyumsayan ve acı çekendir. Buna karşı kendi geliştirmiş olduğu formülleri var sadece. Acaba hepimizin böyle bir formülü var mı?

#Dans etmeyi çok sevmeme rağmen uzun zamandır dans etmediğimi fark ettim ve Zorbayla birlikte başladım oynamaya…

#Hepinize keyifli okumalar dilerim. Bu arada santur sesinin ço güzel geldiği şu müziği sizlerle paylaşmak isterim Zorba’nın şerefine…

https://www.youtube.com/watch?v=aKJvbTEnp0I
Sevgi ve saygı duyduğum bir dostumdan pdf formatını edinip okuduğum Zorba’ yı, kitap kapağı tasarımsal, baskı vb gibi teknik yönleri şu anda beni fazlaca ilgilendirmiyor açıkçası, umurumda değil. Amma elbette ki Zorba’ yı anlatmadan da olmaz. Zira kitaptır O!

Zorba, Aleksi Zorba. Kendine bunak süsü yüklemiş, yılların yükü sırtında, aslında derin bir derya olan ve içinde bir çok duygu barındıran, bunları bastırmak için kendisiyle mücadele etmeye çalışan, tabiri caizse feleğin çemberinden atlamış, kaşarlanmış bir karakterdir O.

Kimi zaman, bastırmayı beceremediği -ki çoğu zaman- aslında isyanlarıyla, çelişkileriyle dolu bir psikolojik haykırışlar silsilesi içeriyor. İsyanları var; kendine, hayata, doğaya, kadere, dostlarına ya da dost yüzlü gördüklerine, bildiklerine, denizde ki balığa belki, inceden inceye. Bu isyanlarının sonucu değil midir ki parmağından olması hani, öyle olmasını gözünün karalığı sandığımız.

Tüm bunların yanı sıra, bir boş vermişlik, umursamazlık havası sezinlersiniz, her şeyi kolay çözebileceği hissini veren Zorba’ da. Aynı zamanda, içindeki yaşamış olduğu karmaşık duyguların, korkularının eseridir, kendini güçlü gösterme çabası, meydan okuyuşları.

Ama nerede, ne yapması gerektiğini de iyi bilir, zira feleğin çemberinden atlamışlığı boşa değildir. Hayat onu tecrübeler ile boğmuş, esir etmiştir kendine. Esaretten kurtulmak istemesi kendiyle kavgalarını doğurmuştur, yanardağ misali; ara ara lav püskürten üzerimize. Kavgaları vardır, isyanları gibi, tıpkı -aslında yere göğe sığdıramadığı- aşkı gibi, bir türlü ulaşamadığı kendinden bile sakladığı, dışa vuramadığı, belkide kaçışlarıdır.

Siyah üzüm salkımı ile bile kavgası boşa değildir, kırmaktan kaçınmanın eseridir başkalarına haykırışları. O’ na dır tüm bunlar. Kart tavuğun suyunun lezzetli olması, neyi açıklar dersiniz, kinini mi yoksa melankolisini mi? Hangisini? Belki de yüzleşemedikleri olabilir mi, ne dersiniz?

Yaralıdır Zorba aslında, yaralıdır. Hem de büyük, hem de derin, hem de içten içe ve kanayan ve acıyan. Santur ile dostluğu ve dertleşmesidir bir yandan, kendine dert ortağı yapması bundan olmalı, çoğumuzun bir şeyleri ya da birilerini dost edinip, dert ortağı yaptığımız gibi. Baksanıza, ona nasılda narin davranıyor, bir kadına davranışın hassasiyetini gizleyemiyor. Çünkü dostudur o. Çünkü sır vermez o, dili notalar olsa da, konuşturmamak kendi elindedir. Kanayan, acı veren ama bunu kendinden bile saklayan yarasının ilacıdır kendince.

Yaralıdır Zorba, bundandır ruh halinde ki karmaşası; isyanları, kavgaları, endişe ve korkuları. İncedir, narindir, kırılgandır özde. İçi ile dışı arasında ki bir çelişkidir mütemadiyen. Çok görmeyin bunu Zorba’ ya, her yaralının ete kemiğe bürünmüş bir özetidir bu. Yaralı ve derin bir deryadır Zorba. Yaralı ve derin bir derya.

Çok etkilendiğim, alıntılarda da paylaşılan bölüm,

"« Komşumuz ihtiyar bir Türk olan Hüseyin Ağa çok yoksuldu, hanımı, çocukları da yoktu. Akşam eve geldi mi, avluda diğer ihtiyarlarla oturur, çorap örerdi. Ermiş bir adamdı Hüseyin Ağa. Bir gün beni dizlerine aldı; hayır duası eder gibi elini başıma koydu; 'Aleksi' dedi, 'Bak sana bir şey söyleyeceğim, küçük olduğun için anlamayacaksın, büyüyünce anlarsın. Dinle oğlum, Tanrı' yı yedi kat gökler ve yedi kat yerler almaz; ama insanın kalbi alır, onun için aklını başına topla Aleksi, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama.' »
Yine bir roman gelir ve seni öyle bir etkiler ki; kitaba nasıl bir yorum yapsam diye debelenir durursun Kemal. Nereden giriş yapsam bilemiyorum. Öncelikle size müzik ile incelemeyi okumanızı istiyorum. Naçizane bu link kitap hakkında size bilgi de verecek. https://www.youtube.com/watch?v=l3iXQhmG19g
Zorba’yı okuma nedenimden başlayayım. Benim kendime göre bir listem var ve bu listedeki en hit kitapları okuyarak devam ediyorum. İnternette bir çok listede görebilirsiniz Zorba’yı. Kazancakis ile tanışma fırsatını da elde ettik bu kitapla. Kitap son derece akıcı, sürükleyici ve sade. Yazarın dili çok iyi. Betimlemeler, duygu aktarımları her şey çok güzel.

Hayatını madencilik yaparak geçiren Patron’un bir anda Zorba ile tanışmasını anlatıyor. Bol bol okuyan, belli kuralları olan ve atılım yapmaktan, riskten korkan bir patron ile tamamen rahat, kuralsız, kafasına göre yaşayan, özgür bir 60 Yaşındaki Zorba ile karşılaşması sonucu ne mi oluyor ?

Kitapta aldığım notlara göre konulardan bahsedeceğim. Kısa kısa geçeceğim konu çok fazla çünkü.
- Çalışmanın öneminden bahsediyor bu roman.
- Yaşlılığı bir engel olarak görmüyor aksine rahat yaşayın diyor.
- Kadınlar narindir diyor onlara çok dikkat edin kırmayın diyor. Bunu derken aynı zamanda kadınlar şeytandır diyor ve sizi tezatlığa itiyor; DÜŞÜNDÜRÜYOR.
- Azim ne demektir öğretiyor. Sonuna kadar gidin yarım bırakmayın diyor.
- Hayattan keyif alın dünü, yarını düşünmeyin ; anı yaşayın diyor.
- Müziği sevin diyor.
- Irkçılık yapmayın; insanları iyi ve kötü olarak ayırt edin diyor.
- Din konusunda katı olmayın derken; yine dinde baskıcılığı gösteriyor ve tezatlıkla yine bir düşünme alıyor.
- Buda, keşişlik nedir ?
- Ayrımcılığa karşı duruyor.
- Hayatın anlamını iş( çalışmak) , kadın, şarap olarak tanımlıyor.
- Okumakla öğrenilmez; gez, toz ve dene ancak bu şekilde öğrenebilirsin diyor.
- Santur nedir ? Öğretiyor. :=)
- Yaşlılık bir engel değil, ruhun genç olmasına bakıyor bu işler diyor.
- Dostluğu ders niteliğinde veriyor.
- Özgür yaşamanın ip ucunu veriyor.
- Özgürüm ben diyenler bu kitabı alıp baş ucu yapabilir diyor.
- Beklentisi olmadığı için kafada ne dert var ne tasa diyor.
- Sana seni sorgulatıyor.
- …..
Daha bir çok şey yazabilirim arkadaşlar. Hayata bakış açınıza yön verecek türden bir eser. Karakteri kesinlikle çok farklı. Zaten boşuna en iyi listelere girmemiş bu kitap. Kendini kanıtlamış bir eser. Hayatı nasıl yaşamayı öğütlerle anlatan, edebi dilde sizi tatmin edecek bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Sürçü lisan ettiysem affedin.
Hatırlatmak için birkaç alıntı paylaşıyorum. Lütfen okuyunuz….

Dipnot: Yukarda linki dinlediyseniz çalan enstürman SANTUR...


Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk'tür, bu Bulgar'dır ve bu Yunanlı'dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim... Neden? Çünkü bunlar Bulgar'mış, ya da bilmem neymiş... Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum. Hay kahrolasıca pis herif, hay yokolası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim : Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum.
(Sayfa 257) “ AYRIMCILIK YAPMAYIN “

Bak sana bir söz söyleyeceğim; küçük olduğun için anlamayacaksın; büyüyünce anlarsın. Dinle oğlum: Tanrı'yı yedi kat gökler ve yedi kat yer almaz; ama insanın kalbi alır. Onun için, aklını başına topla Aleksi, hayır duam seninle olsun, dikkat et, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama!
(Sayfa 313) “ KALP KIRMAYIN “
Çok uzun zamandır kitaplar hakkında görüşlerimi paylaşmıyorum. Zorba için yorum yapmasam "Aleksi Zorba"ya haksızlık etmiş olacağımı düşünüyorum. Daha kitabın başlarında Zorba'nın bahsi geçildiginde zihnimi alıp vicdanımı uçsuz bucaksız bir yerde sorguya çekecek kitabı bulduğumu tahmin etmiştim.
Zorba, özgürlüğün timsali ve kocaman ruhu olan bir insanlık abidesi...
Irkçı düşüncelerin, bağnaz toplumların, dar görüşlülerin, vatan sevgisiyle gözü dönmüş vatanseverlerin yüzünü kızartacak nitelikte bir başyapıt.
Şu dünyada yaşadığımız ortalama 70 yıl boyunca pek çok insan tanır, pek çok olaya şahit oluruz. Hangimize yaşadıklarına dair fikri sorulsa, yüksek ihtimalle çoğumuz roman gibi bir hayatımızın olduğundan dem vururuz. Her karşılaştığımız insan, yaşamımızın akışını iyi ya da kötü yeni bir rotaya yönlendirir, yeni bir dünyanın kapılarını aralar bize. Hasan Ali Toptaş'ın deyimiyle 'İnsanı insan eksiltir, nasıl çoğaltansa..."

Kazancakis bizleri yaşadığımız çağın dur durak bilmeyen akışında çok sık göremeyeceğimiz biriyle tanıştırır: Yaşadığı kötü olaylardan derin bir şekilde etkilenen ve hayat felsefesini çok farklı bir boyuta taşıyan, deyim yerindeyse feleğin çemberinden geçmiş, ruhunu da bedenini de kuş misali özgür bırakan Zorba... Hayatta hemen hemen hiçbir şeyi ciddiye almaz Zorba. Her şeyi bir oyundan ibaretmişçesine yaşar. Canı ister bir anda kalkıp sevincinden oynar, şarkı söyler, etrafına neşe saçar. Anı yaşar, geçmişi ve geleceği düşünmez, içinde bulunduğu saniyeleri mutlu geçirmeye bakar. Unutmadan söyleyelim kadınları da pek sever. Hem kızar onlara hem de her fırsatta naif varlıklar olduklarını hatırlar ve hatırlatır, gönüllerini hoş tutmaya çalışır. Anlayacağınız deli dolu, hayatı her anıyla yaşamayı seven, çapkın, her limanda sevgilisi olan türden bir adamdır.

Zorba ne derece sınırları olmayan bir adamsa Patron da o derece kalıplara sığınan, entelektüel, kitapkurdu biridir. Her adımını düşünerek atar, mantık sınırları dışına çıkmaz ve duygularını her fırsatta bastırır. İşte hayat bu iki zıt karakteri günün birinde biraraya getirir ve iki farklı dünyanın etkileşimini görmemize olanak sağlar.

Eseri okurken kendimi hangi kategoriye koymam gerektiğini sorguladım sürekli. Acaba bizler birer Zorba olabiliyor muyuz, yoksa Patron olmaktan öteye geçemiyor muyuz diye düşündüm. Sanırım yaşadığımız süre boyunca pek az Zorba'lık yapıp anı yaşıyor, içimizden geldiği gibi davranıyoruz. Çoğunlukla ise Patron misali kendi kendimizi esir ediyoruz bazı şeylere.

Kitapta yer alan karakterlerin temsil ettiği olguları beğenmekle birlikte, bu karakterler için biçilen olay örgüsü beni çok fazla etkilemedi. İki karakteri birbirinden net bir çizgiyle ayırmak adına anlatılan kimi olaylar isabetliydi fakat eserde yer almasına pek de gerek olmayan kısımlar da mevcuttu. Bu kısımları okurken sıkılmadan edemedim. Bunun yanı sıra Zorba'nın hem Patron'a hem de bizlere insanın doğasına yönelik verdiği evrensel mesajlar gayet güzeldi.

Kitabı bitirir bitirmez Mihalis Kakogiannis yönetmenliğindeki 1970 yapımı Zorba filmini de izleyip karşılaştırma yapmak istedim. Filmin siyah-beyaz olması böylesi bir filme yakışmasa da genel olarak kaliteli bir yapımdı. Kitabı motamot ekrana aktarmaktansa meselenin özünü vermek adına izleyiciyi usandırmayan sahnelere yer verilmesi güzel bir yöndü. Film mi kitap mı derseniz seçim yapamam sanırım. İyisi mi kitabı okuyun, üstüne de bir güzel filmi izleyin derim.

Bu arada unutmadan, anı yaşayın, keşfedin ve Zorba misali her daim küçük şeylerle mutlu olabilmeyi deneyin! :)
Karşıdan ihtiyar bir adam geliyor, yanından geçen geçkince de bir kadın görünüyor. İhtiyar, kadın geçerken yere tükürüyor, gözlerinde bir iştahla 'kart tavuk' dediğini duyuyorsunuz. Sevdiniz mi şimdi ilk bakışta? Ben de kadınları bayağılaştıran bir karakter olarak sevmemiştim. Ama tanırsanız seversiniz.

Adı Zorba... Hayatı, kadınları, yemeyi, dansı, müziği seven sözgelimi bedeninin söylediklerini dinleyen, her gördüğüne ilk kezmişçesine bir çocuk dikkati sunan ve 'Nedir bu sır?' diye soran, 'aklın biçim değiştirici girişimi' olmadan hayatını hissettikleri ile yönlendiren, özgürlük için gözünü karartmış, okumamış ama hepimizden bilge 65lik bir delikanlı. Bir yaşam kılavuzu.

Anlatıcı da içinde doğmayı bekleyen Buddha ile simgelediği nefsini yenerek bedensel zevklerinden kaçınması, 'kağıt faresi' olarak manevi doruklara ulaşmaya çalışması ve cevapları zihninde didinerek araması ile tam bir tezat karakter Zorba'ya.

İkisinin yolları bir linyit madeni kurmak için yola çıkarken kesişiyor ve Girit'te bir çok kültürün içiçe geçtiği ( Türkiye, Makedonya, Bulgaristan) bir yaşam kesitine tanık oluyoruz.

Zorba'nın Yunanca İngilizce karşılığı da 'Live each day'. Karakter için doğru seçim. Acaba bizdeki anlamda mı kullanıyorlar diye merak etmiştim, ortak kelime haznemizden dolayı Yunanlılarla.

Yine kitaptan bir alıntıyla sorayım, kitapların çoğu soruya cevap vermediği bilinciyle:
"Sen bir şey anlıyor musun? Ne diyor kitapların?"
"Elinin körünü diyor!"
Bazen içimden, küçük bir ânı alıp karşılığında bütün hayatımı veresim gelir.
“Herkes kendi yolunu izler. İnsan bir ağaç gibidir. Neden kiraz vermiyor diye incir ağacını hiç azarladığın oldu mu?”
Özgür değilsin, senin bağlı bulunduğun ip, öbür insanlarınkinden daha uzun, hepsi bu kadar.
"Dünyadaki pek çok insanın esas sorunu, henüz kendisiyle tanışmamış olmasıdır."
"Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türktür, bu Bulgardır, bu Yunanlıdır. Ben vatan için öyle şeyler yaptım ki patron tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim... Neden? Çünkü bunlar Bulgarmış, ya da bilmem neymiş... Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum, hay kahrolasıca herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır bu kötü adamdır. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk. Hepsi bir benim için. Şimdi iyi mi kötü mü yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça buna da bakmamaya başladım. Ulan ister iyi ister kötü olsun be. Hepsine acıyorum işte... Boşversem bile bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor,(...) o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek... Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be... Hepimiz kurtların yiyeceği etiz....
"İnsan bir ağaç gibidir. Neden kiraz vermiyor diye incir ağacını hiç azarladığın oldu mu?"
Nikos Kazancakis
Sayfa 241 - Can Mini Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zorba
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
335
ISBN:
9789755101613
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Vios kai politeia Alexi Zorba
Çeviri:
Ahmet Angın
Yayınevi:
Can Yayınları
Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis'in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir...

Kitabı okuyanlar 977 okur

  • Hazel sancak
  • Dilan Demir
  • Mustafa Recep Gemici
  • Tolga karacaoğlu
  • Tülay Bilcan Gültekin
  • rabia öztürk
  • Cem Karaalioğlu
  • Serpil Kurt
  • özlem öztürk
  • Abbas Alp Özbek

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%17.8
25-34 Yaş
%34.3
35-44 Yaş
%27.6
45-54 Yaş
%10
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.9
Erkek
%46

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.7 (149)
9
%25.6 (113)
8
%22.6 (100)
7
%9.7 (43)
6
%4.3 (19)
5
%1.1 (5)
4
%1.1 (5)
3
%0.5 (2)
2
%0.7 (3)
1
%0.7 (3)

Kitabın sıralamaları