Samet Ö. profil resmi
Evdeyoğuz
Bursa
25 Ocak
Erkek
1261 okur puanı
27 Mar 2017 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    Gerek işim, gerekse hayatım hep hastalarla ilgili. Hastalar ve hastalıkları beni aksi halde hiç üzerinde durmayacağım düşüncelere yönlendirmişlerdir. Bu konuda, Nietzsche ile hemfikirim ve aynen onun sorduğu şu soruyu ben de soruyorum: Acaba hastalıklar olmadan yaşayabilir miyiz? Bu sorunun çağrıştırdığı diğer soruları yaşamın vazgeçilmez esasları olarak görüyorum. Hastalarım beni sürekli olarak sormaya yönlendiriyor ve aynı şekilde sorularım da beni hastalarıma...
  • Yüksek" okullarımızın tümü de, en muğlak ortalamalığa göre düzenlenmişlerdir, öğretmenleriyle, öğretim planlarıyla, öğretim hedefleriyle. Ve her yerde yakışıksız bir telaş, sanki genç adam 23 yaşında "tamam" olmamışsa, 
    "asıl soru"ya: hangi meslek? sorusuna henüz bir 
    yanıt veremiyorsa, bir şeyler kaçırılmış gibi. — Daha yüksek türde bir insan, izninizle söyleyelim ki, 
    "meslekleri" sevmez, tam da kendini 
    görevlendirilmiş bildiği için... Zamanı vardır, 
    kendine zaman tanır, aklından bile geçirmez"tamam" olmayı, — kişi, yüksek kültür 
    açısından, otuz yaşında, henüz yeni başlayan 
    biridir, bir çocuktur. — Bizim ağzına kadar dolu liselerimiz, aşırı yüklenmiş, serseme çevrilmiş lise öğretmenleriniz bir skandaldır...
  • Samet Ö. tekrar paylaştı.
    159 syf.
    2 Temmuz 1993'te Sivas'taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında Aziz Nesin ve pek çok aydın isim şehre gelmiş, ve Madımak Oteli'nin önünde biriken radikal dinci kalabalık saatlerce "Şeriat isteriz," "Sivas Müslümandır Müslüman kalacaktır," "Sivas, Aziz'e mezar olacaktır," şeklinde sloganlar atmışlar; ardından da oteli alkışlar eşliğinde ateşe vermişlerdir. Hatta tam bu anda çekilmiş kısa bir video vardır, herkes internetten bulabilir; yobazın birisi gayet mutlu şekilde "Yanıyah la yanıyah," diyerek bu barbarca durumu cehennem ateşlerine benzeterek adeta sevinçten kendinden geçer. Bir başka kısa videoda, bu sefer bir başka yobazın, siz yakın yıkın yeter ki ben parasını veririm dediğini duyarız. Olaylar esnasında Aziz Nesin'i dönemin hükümetinde yer alan Erdal İnönü arar ve rahat olmalarını, devletin kendilerini yalnız bırakmayacağını ve mutlak surette kurtarmaya gelineceğini söyler. Lakin ilginçtir jandarma veya asker gelir, azgın kalabalık onları "Muhammed'in ordusu geldi," "Polis gitsin, asker gelsin," ve benzeri sevgi sloganlarıyla karşılarlar ve asker de bir şey yapmaz, sanırım sonra da geri gider. Otel yanarken birisinin yardımıyla Aziz Nesin, kurtarmaya gelen itfaiyenin merdiveninden yavaş yavaş iner. Son basamaklara gelinmişken bir itfaiye eri, Aziz Nesin'i tuttuğu gibi linç için bekleyen azgın kalabalığın ortasına atar. Nitekim Aziz Nesin de itfaiyenin kendisini, içeride kalmış bir komiser zannederek kurtarmaya çalıştığını, kim olduğunu fark ettiklerinde de vurmaya başladıklarını anlatır. Aziz Nesin'i kalabalığın linç etmesinden ise bir komiser kurtarır. Olaylar sonucunda 37 insan yanarak hayatını kaybeder.

    Türkiye kadar mizaha bu kadar konu olacak başka bir ülke var mıdır, merak ediyorum. Böylesine bir katliamdan, insanları cayır cayır yakan, Anayasanın temeline aykırı şekilde "Şeriat isteriz," diye bağıran o kalabalık suçlu olmuyor; yine fatura Aziz Nesin'e kesiliyor. Neymiş Aziz Nesin konuşma yapmış da halkı tahrik etmiş. Aziz Nesin'in bu konuda yaptığı basın toplantısında dediği üzere, velev ki tahrik etmiş olsun, tahrik etti diye insanları yakmak mı lazım! Bu nasıl bir düşünme şeklidir. Zaten bu çarpık düşünme şekli değil midir bizi böylesine garip ve geri bırakan. Aynı mantığı günümüzde de sık sık görebiliriz, hepinizde görüyorsunuzdur. En basitinden; kadın tacize, tecavüze uğrar; "Ama o da mini etek giymeseydi," derler. Mini etek giydi diye kadınları taciz mi etmeli, onlara tecavüz mü etmeli. Bu nasıl bir kafa yapısıdır? En acısı da dönemin üç önemli devlet yetkilisinin yaptıkları şu açıklamalardır:

    - Dönemin Başbakanı Tansu Çiller "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir" ifadelerini kullandı.

    - Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır." ifadelerini kullandı.

    - Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu "Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir." ifadelerini kullandı.

    Pes doğrusu!

    Demirtaş Ceyhun'un bu kısa kitabı da bu olaylardan sonra bir savcının Aziz Nesin'in idamını isteyeceği yönündeki sözleri üzerine yazılmış, daha doğrusu kitabın ismi buradan hareketle konulmuş. Kitap, Demirtaş Ceyhun'un Aziz Nesin'le yaptığı kısa bir söyleşi ile Demirtaş Ceyhun'un Aziz Nesin'le ilgili anıları ve düşüncelerinden oluşmaktadır. Söyleşi sırasında Aziz Nesin, Madımak Katliamı hakkında şu sonuca vardığını ifade eder: "İyi kötü bir devlet vardı henüz, yürekten inanıyorduk ve bizi bu çapulculara bırakmaz, yem etmez diyorduk. Ama ne yazık ki, Sivas’ta 37 canla birlikte dev­let de yandı o gün…"(s.23)

    Demirtaş Ceyhun'un aktardığı anılar ve olaylardan birkaçına kısa kısa değinmek istiyorum. Bunlardan beni hem şaşırtan hem de güldüren olay, bir yerde el konulan genelevin içindeki hayat kadınlarıyla mahkeme kararıyla açık artırmaya çıkarılmasını Aziz Nesin'in duyup araştırıp haber yapmasıdır. Hakkında "adliyeyi küçük düşürmekten" dava açılmış, mahkeme sırasında da hakim, Aziz Nesin'e kızarak "Sen genelev kadınlarının avukatı mısın?" diye sormuş. Aziz Nesin de evet demiş ve eklemiş ben ezilen herkesin avukatıyım demiş. Aziz Nesin'in pek çok davasını izleyen Demirtaş Ceyhun, Aziz Nesin'in hiçbir zaman korkmadan kendini savunduğunu aktarıyor. Ne de olsa adam içeri girip çıkmakta, mahkemeye gidip gelmekte tecrübe sahibi. Öyle ki, "1944’te henüz daha 29 yaşında üs­teğmenken ordudan ayrılıp Babıâli’ye gelen Aziz Nesin, 1950'lere gelindiğinde 35 yaşındayken tam 5,5 yıl hapis ce­zasına çarptırılmış ve yatmıştır."(s.79) Herkesin özgürlük geldi diyerek havalara uçtuğu ve Aziz Nesin'in kendisinin de desteklediği 27 Mayıs döneminde bile ilk tutuklanan gazeteci yine o olmuş. Hatta Aziz Nesin'e haber gelir; Cemal Paşa kendisini gazetecilerin olacağı bir konferansa çağırmıştır. Aziz Nesin de bunu, kendisinin eski asker olmasına bağlar; Paşa herhalde bundan olacak ki özel olarak davet etmiş olsun. Siparişini verdiği takım elbiseyi terziyi sıkarlayarak hemen bitirtir ama dikkatinden takım elbisenin biraz uzun olduğu kaçar. Bir yandan pantolondan tutarak salona gelir oturur. Cemal Paşa, Aziz Nesin burada mı diye sorar, Aziz Nesin evet der, sana Paşa'nın sana soracağımız var demesiyle Aziz Nesin'in etrafında kimsecikler kalmaz. Demirtaş Ceyhun da Aziz Nesin'in hayatı boyunca arkadaşlarından çok çektiğini belirtir.

    Aziz Nesin'in oldukça cimri bir insan olduğunu öğrenmiş oldum. Öyle ki, kuduz olaylarının artışından dolayı sanırım, köpekler itlaf edilmiş ve Demirtaş Ceyhun da Aziz Nesin'e cimriliğine gönderme yaparak, bu köpeklerin derilerinden bir şey yapılamaz mı ki diye sorar. Aziz Nesin gayet ciddi şekilde, olmaz der, Ceyhun nereden biliyorsun diye sorar, Aziz Nesin, ben seneler önce subayken Kars'ta denemiştim diye yanıt verir. Kars'taki bulundukları karakolun koltukları eskiymiş, köpekler yine benzer nedenle öldürülmüş, Aziz Nesin de israf olmasın diye derilerini yüzdürüp koltuklara geçirtirmiş ama olmamış. Yine, Aziz Nesin, taksiye binmeyi çok lüks gördüğü için hep otobüse binermiş ama mevzu ailesi, sevdikleri ve çocuklar olunca kesesini sonuna kadar açarmış. Öyle ki, çocuklarına birer ev almış, kendi otobüsle giderken eşine araba almış. Çocukların okuması için açtığı vakıf zaten herkesin malumu.

    Demirtaş Ceyhun'a göre Aziz Nesin'in en dikkat çekici özelliği, ikiyüzlülükten nefret etmesidir. Bir gün hiç sevmediği bir yazar trafik kazasında ölür. Ceyhun, Aziz Nesin'e, cenazeye gidip gitmeyeceğini sorar. Aziz Nesin de, sağlığında sevmediğim insanın cenazesine gitmek ikiyüzlülük olmaz mı, ben gitmem diyerek tersler. Bence haklı da. Şaşırdığım bir husus ise Rıfat Ilgaz'ın Aziz Nesin'e kin duyması ve aralarının bozuk olmalıdır. Öyle ki, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin'in kurucularından olduğu Türkiye Edebiyatçılar Derneği'nin lokalindeki davetlerde mini etekli garson kızlar çalıştırılıyor diye bir yazısında, Aziz Nesin'i pezevenklikle itham eder. Gerçekten büyük terbiyesizlik. Buna sebep olan kinin kaynağını bilen varsa yazabilir, merak ettim çünkü. Halbuki iki yazar da benzer istikametteler, ya da ben mi yanlış biliyorum, emin değilim.

    Son olarak, Bedrettin Dalan'ın bir anısını aktararak bitireyim: Dalan, 1974'te İngiltere'de bir konferanstayken Yunanlı delege Kıbrıs olayından dolayı Dalan'a ve Türkiye'ye yüklenir. Konferans konusundan sapar ve Yunanlı delege destek görür herkesten. Dalan'a, haliyle Türkiye'ye destek çıkan tek isim ise İranlı delege olur. Daha sonra Dalan kendisine teşekkür etmeye gittiğinde, bunu neden yaptığını sorar ve İranlı delegenin yanıtı şu olur: "Sizin bir yazarınız var. Adı Aziz Nesin. İran’da bugüne kadar 25 kitabı çıktı. Hepsini okudum. Hayranım ona. Böyle bir yazar yetiştiren ulusu destekliyorum ben. Aziz Nesin’in halkını destekliyorum.”

    Kapanışı, kitaptan Aziz Nesin'in çok beğendiğim bir sözüyle yapayım: "Biz Türkler, birtakım nedenler yüzünden düşünmesini öğrenememişiz. Düşünmesini bilmiyoruz. Oysa düşünme­miz gerekiyor. Hem de çok düşünmemiz gerekiyor. Bir an önce düşünmesini öğrenmeliyiz. Ve her konuda yeni baş­tan düşünmeliyiz. Ve bize bugüne dek niçin düşünmeyi öğretmemişler, öncelikle de bunu düşünmeliyiz."(s.32)

    Aziz Nesin gibi yazar ve aydınlarımızın artması dileğiyle…

    https://youtu.be/s5gK-0DPsuI
  • Samet Ö. tekrar paylaştı.
    Nietzsche'den ancak kendini anlamağa çalışanlar birşeyler anlayabilirler; anladıklarında da, Nietzsche'yi değil, kendilerini anladıklarını anlayarak...
  • Samet Ö. tekrar paylaştı.
    Sevgili kitapseverler merhaba
    GÜNCELLEME:
    Arkadaşlar çok güzel kitap önerileri ve destekleri geliyor. Hepinize öncelikle teşekkür ederim.
    Güzel bir listeleme yapıyoruz, destekleriniz olursa sevinirim.
    Çocuklarla Kafka'nın Dönüşüm kitabına okuma toplantısı yapacağız. Sağolsun her koldan destek geldi 8 - 10 kitabı tamamladık.
    İpek Ongun serisi de tamam.
    Sherlock da aldık.
    Alınan kitaplar yavaş yavaş geliyor. Çocuklarla da konuştuk öğretmen arkadaşlara da danıştık. Bir kaç liste daha oluşturduk. Yeni almak zorunda değilsiniz, evinizdekilerden de verebilirsiniz.
    Şimdilik listemizde;
    İlyada
    Kral Odisseus'un Serüvenleri
    Pal Sokağı Çocukları
    Melekler ve Şeytanlar
    Da Vinci Şifresi
    Kızıl Nehirler
    Siyah Kan

    İnsancıklar
    Uçurtma Avcısı
    Martin Eden

    Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
    Sinekli Bakkal


    Biliyorsunuz ben yetiştirme yurdunda çalışıyorum. Kızlarımızın yaşları büyümeye başladı, ergenlerin elindeki kitapları gördükçe dehşete düşüyorum. Khötü çhocuklar, psikopatlar ellerinde geziyor. 15 yaşında serserilerin, hayatın sillesini yemiş, yaşamadığı kalmamış insanların, dehşete düşüren hikayeleri dili bozuk, kendi bozuk bir sürü kitapla satılıyor.
    Kızların okuma hevesini de baltalamak istemiyorum ama alternatif olarak gençlik serisi yapmama destek olacak çıkar mı?

    Hediye etmek isterseniz memnuniyetle kabul ederiz:)
    Mesela;
    Bir Genç Kızın Gizli Defteri
    Mavi Saçlı Kız
Evdeyoğuz
Bursa
25 Ocak
Erkek
1261 okur puanı
27 Mar 2017 tarihinde katıldı.

Beğendiği kitaplar 55 kitap

  • Kuyucaklı Yusuf
  • Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün
  • Dr. Jekyll ile Bay Hyde
  • Minima Moralia
  • Mutsuz Olmak
  • Kızıl
  • Karısını Şapka Sanan Adam
  • Yüzleşme
  • Putların Alacakaranlığı
  • İnsanın Anlam Arayışı

Beğendiği yazarlar 36 kitap

  • Philip K. Dick
  • Richard P. Feynman
  • Erving Goffman
  • Bülent Diken
  • Ahmet Cemal
  • Ali Demirsoy
  • Nikolay Vasilyeviç Gogol
  • Ferhan Şensoy
  • Haldun Taner
  • Cengiz Güleç
Okur takip önerileri
Daha fazla