Samet Ö.

Samet Ö.
@Viceverse
Bu profil; cehaletin değil enformasyonun mutluluk olduğunu savunan, iç dünyasında yaşayan birinin, mezar taşıyla övünmesidir.
9/10
·208 syf.·
2019 31. kitabı
Psikanalizin geçtiğimiz yüzyıldan beri bir terapi biçimi olmasından çok başta edebiyat olmak üzere, tiyatro, sinema, hatta müzik gibi sanat dallarını derinden etkileyen entelektüel bir eylem alanı olmasında en büyük katkı şüphesiz Jacques Lacan'dadır. Yaptığı açımlamalarla hem Freud'a bir geri dönüş hareketi yaratması, hem de tıpkı bilinçdışının dili gibi özgün ve anlaşılması oldukça zor ve çetrefilli olan bir dil kullanması büyük tartışmalara yol açmıştır. Kimisi onu bu yüzden protesto ederken takipçilerinin sayısı zamane Fransasında hızla artmıştır. Lacan'ın şansı şudur ki, o zamanın Fransa'sı tabiri caizse şampiyonlar ligi gibiydi. Joyce'lar, Bataille'ler Ernest Jones'lar, Levi-Strauss, Foucault, Andre Breton, Salvador Dali, Loewenstein, Heidegger(Almanya'da ziyaretine gitmişti) son zamanlarında Derrida gibi isimlerden bunlardan yalnızca ilk akla gelenler. Bu da haliyle Türkiyedeki gibi entelektüel zeminin olmayışından kaynaklı, düşünce adamlarının önce yalnızlığa mahkum olması, sonra asimile olması gibi tehlikeleri önlemek bir yana, faydalanılacak ve etkilenilecek bir dolu deha anlamına gelmekteydi. Lacan da Nami Başer'in deyişiyle bu fikirler ve isimlerle bir süreliğine 'flört etmiştir'. İnsan böyle bir döneme imreniyor doğrusu. İşte bu kitap, Lacan'ı anlamak için Türkçe yazılmış elzem iki kaynaktan birisidir. (Diğeri için bkz. Tura, Freud'dan Lacan'a Psikanaliz) Tura, kitabında psikanalizin tarihçesini kağıda dökerken, Nami Başer ise bir "Dönem Biyografisi"ne girişiyor. Kitapta Lacan, 4 döneme ayırılıp inceleniyor. Bu dönemler ise" yaşananlar", "öğretilenler", "metinler" alt kategorilerinde derinleştiriliyor. Kitabı bitirince yalnız Jacques Lacan'ın yaşayışına değil dönem Fransa'sındaki dehalarla
Edebiyat
LacanNami Başer · Say Yayınları · 201246 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·96 syf.·
Beğendi
·
2019 25. kitabı
Tasavvufta meşhur bir mesel vardır; Pervane ile ateşin aşkı. Çok değişik üsluplarda, değişik kelimelerle anlatılır da anlatılır ama her seferinde merakla dinlenir. Kısa bir uyarlamasını da benden dinleyin; Pervane, vuslat aşkı ile dönerken ateşi görür, bir anda vurulur, o ne güzelliktir öyle, o ne parlaklıktır, işte güzelliği bulmuştur sonunda. O güzellik ki bize faniliğimizi bir anda unutturur, büyük bir coşkuyla ateşe uçmaya başlar, parlaklıktan gözleri kamaştıkça coşkusu giderek artar da artar, ateşe daha yakın olmak, yalnız onu arzulayan zavallı bir yaratıkçık olmak arzusuyla döner, yaklaştıkça ateşin buhurundan yanmaya başlar, ama yandığını hissetmeyecek kadar büyük bir uhrevi alemdeki zihni daha da yaklaşmak, en sevgiliye dokunmak isteğiyle döndükçe döner, yaklaştıkça kanatları tutuşur, bu rahatsız etmez onu, hatta bundan duyduğu garip hazda acının etkisi hepten silikleşir, belki manasız hayatına bir mana bulmuş gibi hisseder bir anlığına, diğer kanadını da uzatır daha sonra ve diğer kanadı da kül olup toprağa, doğduğu yere karışır, artık ateşle bütünleşme arzusu öyle boyuta varır ki, ateş ile küçük ve anlık bir kucaklaşma için son uçuşunu yapar. Sonunda yere düşer ince külden bir toz bulutu... Ateş burada tanrıyla 'bir' olmayı(fena-fillah derecesi) ya da benliğinin en iç noktasıyla dış noktası arasında mesafenin yokolması, yani tam anlamıyla ben'leriyle 'bir' olabilmek manalarına gelir. Bazı kaynaklar da ateşi Yunan mitoslarına dayanarak(Prometheus'un kaderini hatırlayınız) bilme arzusuyla yanıp tutuşmak olarak yorumlar ki yine isabetlidir. Gelelim bunu neden anlattığıma, kitapta bu mesel'in özü, arkaplanda işlenen çarpıcı temalardan biridir. Kişi içinde taşıdığı onlarca ben'den ibarettir temelde. Biz bunları tek kişiymiş gibi algılamak pahasına bu iç seslerden
Felsefe
YüzleşmeAykut Günaydın · Vaveyla Yayıncılık · 201938 okunma
Türkiye'nin Gogol'u, Mizahın BABA'sı Aziz Nesin
10/10
·223 syf.·
Beğendi
·
2019 12. kitabı
"Bizim kalemimizin yönünü, hayatımız çizmiştir ; ondan böyle acı, keskin, buruk, gözyaşlı ; hatta gülmecemiz bile..." Aziz Nesin'in Anıları(S.239) Sürgünün anıları, birkaç aydır kah Ulucami yakınından geçerken(bkz.Hafız Aziz anısı) göz kırpıyor, kah gecenin bir saatinde dar sokaklarda sessizce yürürken " Hülasa bu koskoca Bursa şehrinde Aziz yapayalnızdır." sözü zihnimde şimşekler yıldırımlar olup çakıyor, kah Aziz Nesin'in o battaniyeyi satamadan geri döndüğü gündeki buz gibi soğuk, ta o zamandan şu havaların ısındığı Nisan günlerine gelerek ciğerlerime işleyip bana yine yazmayı hatırlatıyor. Öyleyse vakit gelmiştir. Bu incelemeyi Aziz Babayı en az benim kadar seven yüce işsiz https://1000kitap.com/Nordavind'ya ithaf ediyorum. Rakın ve 'perensipli' leblebin, mezen bol olsun mirim. Mizahın en çok beslendiği meseleler çarpıklıklar, trajediler, ciddiye alınmamışlıklardır. Şimdilerde televizyonda izlediğimiz salt güldürü içeren absürd hareketlerin hiçbirinin 'mizah' ile yakından uzaktan alakasının olmaması da bu derin kaynaklardan beslenmiyor oluşundandır.(Çghb istisna tutulabilir). Mizah büyük kitlelere ulaşmanın en iyi yollarından biridir, ama bu kitleye ulaşıldığında onlara olan gönül borcu vardır her zaman, yalnız büyük yazarlar/komedyenlerin derinden hissettiği. Yıllardır uyuyanları davulla zurnayla uyandırır mizah, siyasi kokuşmuşlukların, yalanın, iki yüzlülüğün yakasını asırlardır bırakmaz. Ve şüpheniz olmasın bu ülkede mizah hakettiği yeri kesinlikle Aziz Nesin ile bulmuştur. Sabahattin Ali ile çıkardığı Markopaşa başta olmak üzere onca mecmua neden kapatılmıştır? Kitleler tatlı tatlı uyutulmalı ki yönetmek pek kolay olsun. Uyandıranlara da gözdağı vermeli ki mizahın dili fazla uzamasın. 'Gerçek' mizahın bizi olduğu kadar koyun güdücüleri de rahatsız eden,
Edebiyat
Bir Sürgünün AnılarıAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 20171,516 okunma
10/10
·320 syf.·
Beğendi
·
2018 46. kitabı
"Bu kitap herkes ve hiç kimse içindir." Masadan en son kalkanlar için. Bu kitap senin için yazıldı kardeşim, üstinsana köprü olacak potansiyeli taşıyan, hakikati damla damla içmeye yeltenen birkaçı için! Zerdüşt bir sabah tanla kalktı, güneşin karşısına geçerek seslendi: "Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, nerede kalırdı senin mutluluğun!" Bu güneşin doğuşu, onun batışıydı. Öncelikle bu zamana kadar okuma/derinine inme fırsatı bulduğum başka hiçbir filozofun beni Nietzsche kadar çarpmadığını belirtmem gerek. Beni kendime getiren, uyandıran hakiki bir tokat. Nietzsche'yi iki parçaya ayırırsak daha rahat anlayabiliriz. İlkin Nietzsche denen pos bıyıklı; yürekli, zeki, umursamaz, kendinden çokça emin biriydi. Nietzsche'deki 'Öteki' ise öfkeyle dolu, kendi kabına hiç mi hiç sığmayan, hiddetli, anlaşılmaz, öveyim derken hışmına uğrayabileceğiniz biridir. Öteki, sıklıkla kitaplarında gördüğümüz yüzüdür. Şöyle ki; Nietzsche'nin kitapları vaaz verir, sopalar, hatırlatır, bazense haykırır. Çünkü duymayı unutmuş kulaklarımıza ancak bir yıldırımın sıçratan coşkusuyla seslenilebilir. Bu yüzden bu kitap herkes içindir! Bu Nietzsche ve Öteki ikiliği, zannımca felsefesini yorumlama niyetinde olan eleştirmenleri yanıltan bazen de onlara malzeme çıkaran en önemli nokta olmuştur. Nietzsche'den hoşlanmayanlar Öteki'yi koz olarak kullanmış, onu öncü alan güruh ise diğer özellikleri örnek göstererek işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır. Bir insanın tam zıttının yine kendisi olması bu yüzden çok gariptir. Her insan işte bu ikiliğin ağır basan tarafıyla diğerinin kaotik savaşımını içinde taşır. Nietzsche'nin, yıllar boyu sentezleyip ortaya koyduğu felsefesinin temel taşını "üstinsan" oluşturur. Tarihteki temel taşlarının tamamı gibi Üstinsan da, öznel yorumlanmaktan kaçamamış
Felsefe
İşte Böyle Dedi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Pinhan Yayıncılık · 201747,6bin okunma
8/10
·112 syf.·
Beğendi
·
2018 48. kitabı
"Bir şey biz ona güzelliği atfettiğimiz için mi güzeldir? Büyük düşünürlerin dünyaları aydınlatanın parlak güneş mi, yoksa güneşle ilişki nedeniyle insan gözü mü olduğu sorusuyla güreştiklerini biliyoruz." Jung'u okumaya nereden başlamalıyım diyenlere biçilmiş kaftan olan bu kitap, Carl G. Jung'un 1933'te yayınlanmış olan 'Arkaik İnsan' isimli makalesiyle başlıyor. Bu makalede çağının en büyük psikiyatristlerinden biri olan Jung'u, ilkel insanın dünyaya bakış açısını incelerken görüyoruz, hatta bizi de bu yolculuğa eşlik eder gibi hissettiriyor, bir boa yılanı görüp kaçan bir yerlinin arkasına takılıyoruz onunla birlikte. Jung, birçok şeyin sebebi konusunda çok farklı görüşlerde olan ilkel insanla biz uygar insanlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyuyor. Örneğin bizim için yaşlı bir insanın yaşlılıktan ölmesi gayet normalken onlara göre insanı öldüren büyü ya da kötü bir ruhtur. Çünkü birisi 75 yaşında ölüyorsa öteki neden ölmüyor gibi bir mantık yürütmeleri var. Başka bir örnekte ise Jung yerlilere birkaç soru sorduktan sonra onların bu sorgulama sürecinden inanılmaz yorulduklarını, onlara bunun çok zor geldiğini gözlemliyor. Oysa aynı yerli hiç durmadan yetmiş beş mil (120km) koşabiliyordu! Buradan da şu sonuca varıyor; "Eğer biz de bizi ilgilendirmeyen konulara dikkatimizi yoğunlaştırmaya uğraşırsak, ne kadar kısa sürede odaklanma gücümüzün azaldığını görebiliriz. Onlar gibi, biz de duygusal dip akıntılarımıza bağımlıyız." Bu ve bunun gibi bir sürü tespitin yer aldığı 'İlkel insan' makalesini meraklılarına kesinlikle öneririm. Diğer bir bölümse ise Modern toplumdaki bireyin acınası durumundan bahsediyor. (Daha modernizm deyince akla gelen Baumann'ın portakalda vitamin olduğu zamanlar :) ) Din'in kitle insanının durumunda bir sığınak olduğundan
Keşfedilmemiş BenlikCarl Gustav Jung · Barış İlhan Yayınevi / Psikoloji Dizisi · 20132,753 okunma