Adı:
Yüzleşme
Baskı tarihi:
28 Mart 2019
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056912030
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vaveyla Yayıncılık
Hani bazı kitaplar vardır, herkesin okuması için adlarına klasik deriz. Bazı kitapları da yatağımızın yanında duran komodinin üstünden kaldırmayız ve başucu kitabımız deriz.
İşte bu kitap onlardan değil! 
Elimizden bırakmamız ve her gün hangisinin olduğunu önemsemeden bir sayfasını açıp okumamız gereken bir eser bu...
Altı çizilecek fazlasıyla kelime barındıran cümlelerden oluşuyor. Belki yazanlar fazla içmekten dili şişmiş bir sarhoşun zırvalıklarından öteye gitmemektedir.Belki de yaşanmışlıkların, yaşananların, yaşanacakların ilahi bir ışığıdır. Ya da benim yanlış anladığım Yüzleşmenin ta kendisidir. Karşısında duran yahut aynada baktığı, en kötüsü dışıyla iç dünyasının yüzleşmesidir, değil mi bayım? 

-Ümit Dağcı
96 syf.
·Puan vermedi
Aklımda bu kitaba inceleme yazmak yoktu. Ama böyle diye diye iki kitaba inceleme yazınca, bir alışkanlık gelişti sanırım. :)
Gerçi içeriğe dair bilgi verecek değilim, bu incelemeyi de yazıyor olma sebebim yine teşekkürü borç bildiğim insanlardan kaynaklı...
En başta çalışmaktan zevk aldığım ve onlarla çalışmayı bir şans bildiğim; Vaveyla Yayıncılık ve Editörü Arzu Alan Hanım, Değerli hocam Ümit Dağcı, Grafikerimiz, Ressamımız...
Hepsi öylesine güzel çalıştı ve emek verdi ki, bu durum benim onlarla daha fazla bütünleşmemi sağladı.
Sonra fikir ve görüşlerini esirgemeyen, Samet Ö. , bhmflzf , Salih ilk kitaptan beri yanımda olan, °°° Merve °°° , DUA her birine ayrı ayrı teşekkür ederim.
Teşekkür faslını geçip kitaba gelecek olursak, içerik hakkında bilgi vermeyeceğimi söylemiştim. Fakat yine de bıraktığı duygu ve çalışma süreci boyunca ki ruh hali hakkında birkaç kelam etmek isterim.
Çok zor bir dönemin ürünüydü...
Belki de bu yüzden ana teması acıydı ve onunla baş edemeyişten ibaretti. Yine de adı gibi, benim de kendimle Yüzleştiğim ve bu yüzleşmeyi evrensel bir niteliğe taşıma gayesinde olduğum bir kitap oldu. Ne kadar başarılı oldu, takdir okuyucunundur, kendi yazdığım bir kitap üzerine tespit, eleştiri çok doğru gelen bir durum değil.
Ama beni tatmin etti ve ayrı bir yere koymamı sağladı. Saatlerce bilgisayar başında oturup cebelleştim, ki bu da yalnız hikayenin kendisinden ötürü değildi.
Bir zaman sonra yazdığım karakter beni ele geçirdi.
Bitmeyecek dedim...
Olmayacak dedim...
Silmeyi düşündüm...
Ama netice de bitti ve okuyan üç beş insandan çok güzel geri dönüşler almanın yanında, kendi değerlendirmemde de bir tatmine ulaştım.
Dilerim okuyanlarda aynı tatmine ulaşır.
Yazdığım süreç boyunca en çok dinlediğim müziği de buraya bırakmış olayım. :)
https://youtu.be/fEzpsVi1Qd0
Hatta kendime not niteliğinde diğerlerini de bırakmış olayım;
- https://youtu.be/Teir874BSaE
- https://youtu.be/AJpOYnZjnRw
- https://youtu.be/uI7T0k5brKo
- https://youtu.be/JasTrlrDuc0
- https://youtu.be/ce3mVyk73Tc
- https://youtu.be/z8VdYv4cr2g
- https://youtu.be/sazBC8fCCMY
- https://youtu.be/4KVY2xNDzvE
96 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tasavvufta meşhur bir mesel vardır;
Pervane ile ateşin aşkı. Çok değişik üsluplarda, değişik kelimelerle anlatılır da anlatılır ama her seferinde merakla dinlenir. Kısa bir uyarlamasını da benden dinleyin;
Pervane, vuslat aşkı ile dönerken ateşi görür, bir anda vurulur, o ne güzelliktir öyle, o ne parlaklıktır, işte güzelliği bulmuştur sonunda. O güzellik ki bize faniliğimizi bir anda unutturur, büyük bir coşkuyla ateşe uçmaya başlar, parlaklıktan gözleri kamaştıkça coşkusu giderek artar da artar, ateşe daha yakın olmak, yalnız onu arzulayan zavallı bir yaratıkçık olmak arzusuyla döner, yaklaştıkça ateşin buhurundan yanmaya başlar, ama yandığını hissetmeyecek kadar büyük bir uhrevi alemdeki zihni daha da yaklaşmak, en sevgiliye dokunmak isteğiyle döndükçe döner, yaklaştıkça kanatları tutuşur, bu rahatsız etmez onu, hatta bundan duyduğu garip hazda acının etkisi hepten silikleşir, belki manasız hayatına bir mana bulmuş gibi hisseder bir anlığına, diğer kanadını da uzatır daha sonra ve diğer kanadı da kül olup toprağa, doğduğu yere karışır, artık ateşle bütünleşme arzusu öyle boyuta varır ki, ateş ile küçük ve anlık bir kucaklaşma için son uçuşunu yapar. Sonunda yere düşer ince külden bir toz bulutu...

Ateş burada tanrıyla 'bir' olmayı(fena-fillah derecesi) ya da benliğinin en iç noktasıyla dış noktası arasında mesafenin yokolması, yani tam anlamıyla ben'leriyle 'bir' olabilmek manalarına gelir. Bazı kaynaklar da ateşi Yunan mitoslarına dayanarak(Prometheus'un kaderini hatırlayınız) bilme arzusuyla yanıp tutuşmak olarak yorumlar ki yine isabetlidir. Gelelim bunu neden anlattığıma, kitapta bu mesel'in özü, arkaplanda işlenen çarpıcı temalardan biridir. Kişi içinde taşıdığı onlarca ben'den ibarettir temelde. Biz bunları tek kişiymiş gibi algılamak pahasına bu iç seslerden bazılarını susturur, bazılarını zihin tahtına oturturuz. Zor zamanlarımızda dayanabilen ben'ler de vardır, içimizdeki çocuğu yansıtan ben'ler de. Devam edelim.

"Varoluş sancısı bayım, yok olacağını düşünen insanın lüzumsuz düşünceleridir."
(S. 5)
Daha ilk cümleden neyle karşılaşacağımıza dair bir ipucu veriyor yazarımız. Yine arka fonda işlenmiş varoluşçu temaların parçaları, ruhunuzdaki oyuklara doluyor zaman zaman.
Size 'yazar bize çok canlı bir acı portresi sunmuş' gibi beylik laflar etmeyeceğim. Onun yerine Tutunamayan bir adamın, belki de kapak yazısını yazan Ümit Dağcı beyefendinin de dediği gibi 'dili şişmiş bir sarhoşun' geçmişine, biraz da bugününe, badem gözlerle bakacağımızı söyleyeceğim yalnızca. Burada sağlam bir konu yakalamış yazar, spoiler vermeyeyim ama ben özgün buldum.

Tanıdığımız, sevdiğimiz insanlar bazen birer kelepçe oluyor, bazen de birer mahkeme misali yargılayan hakimlere dönüşebiliyor. Her halükarda birlikte yaşadığımız toplum, özgürlüğümüzden parça parça koparıyor. Bize kalanla idare etmeye çabalarken de hayatı kaçırabiliyoruz. Bu gönüllü kelepçelerin sınırlarını iyi çizmek gerek. Başkaldırmak, bireyselleşebilmek gerek. İnsan ne kadar isterse istesin bir koyun gibi sürüye bağlı kalamaz uzun süre. Başkaldırmak onun fıtratıdır.
Başkaldırdığınızda ise bir anda yargılanmaya başlarsınız. Toplum kendinden ayrıksı olana iyi gözle bakmaz. Bir anda seyyar mahkeme salonu kurulur, sizse Kafka'nın Josef K.'sı gibi neden yargılandığınızı dahi anlayamadan oradan oraya sürüklenir, en sonunda da canınızı topluma teslim edersiniz.

Yeni yazara karşı genel okur, her zaman bir önyargı taşır. Bir kendini kanıtlama yeteneği istenir yazardan, biraz şöhret istenir mümkünse, ya da kendine özgü bir delilik beklenir. Garip adamlar olması istenir.
Hadi seçimlerimizle yüzleşelim biraz, başta klasikler olmak üzere en beğeni toplayan kitapları okuduğumuzda, her zaman genel beğeninin hipnozu altında kalırız. Ama kabul edelim, bir kitap söylediklerinden çok söylemedikleriyle, ya da daha doğru ifadeyle 'söyler gibi olduklarıyla' güzeldir.
Ne de olsa bu dünyada hiç hududa gelmez meseleler var. Bunlardan en büyüğü de yazarın kitabında bize anlatmayarak derinden hissettirdiği ACI.
Ama her acı içinde bir umut da taşır, "ne kadar yoğun olursa olsun geçecek" hissi. Her gecenin ardından bir gün de doğar, yeter ki beklemeyi bilelim.

Neticede kolay değil 'Egzistans' (varolmak), ve bunun farkındalığıyla ezilmek. Böyle zor konuları yormadan, akıcı bir dille, altı çizilecek sözlerle yazmak da meziyet tabii. Yazarı okumak için bu yüzden bir şans vermelisiniz, umarım kendisinden daha nice konularda nice kitaplar okuruz.
96 syf.
·2 günde
Felsefi roman. Kitabın kapağında öyle yazıyor. Nedir felsefi roman. Biraz araştırınca şu tanımla karşı karşıya kalıyorsunuz "Bu tür romanlarda genelde eserin önemli bir bölümü felsefi sorulara ve tartışmalara ayrılır. Bu konular toplumun rolü ve özellikleri, hayatın amacı, gelenekler, sanatın insan yaşamındaki yeri veya deney ile nedenlerin bilginin gelişimindeki rolü olabilir. Bu soruların tartışılması kurgusal olaylar çerçevesinde yapılır. " Benim çok yakın olduğum bir tür değil, bir çok liste gördüm, mutlaka okunması gereken bilmem kaç felsefi roman diye. Bir göz gezdirdim pek bir şey okumamışım. Simyacı var bi, sayılırsa o tabi. Zordur bu tarz kitapları okumak, anlamak. Kimbilir yazmak ne kadar zor. Ben sanat filmlerine benzetiyorum, olay yok, aksiyon yok. Varsa duygu var düşünce var, onu da anlamak dikkat ister, sabır ister.
Böyle bir kitabı bir de benim gibi kısa diye ayaküstü okursanız - ben duruşma beklerken adliyede okudum çoğunu, o gürültüde - pek bir şey anlamıyorsunuz. O yüzden ikinci kez okudum bu sefer biraz daha anlaşılır oldu tabi.
Varolmaktan, varolmanın farkındalığının verdiği acıdan, toplumun yargılarından ve yargılamalarından sıkılmış, bunalmış bir karakter var kitapta. Hatta sadece bir karakter, arada birilerinden bahsetsede aslında onlarda yok gibiler. 95 sayfalık bu kitapta kişinin kendisiyle mücadelesi, kitabın isminde olduğu gibi yüzleşmesi var aslında. Yaşamın sıradanlığını, aslında yaşamanın ne zor ve acı olduğunun farkına varan biri ve bunun farkına vardığında verdiği bir direnişi gördüm ben. Fakat direnmeye kalktığında yaşam tamamen karşısına geçiyor ve hayatın sıradanlığına, başkaldırmamaya itiyor onu, yargılıyor ve bunu da çevresiyle yapıyor. Bu tarz kitaplarda herkes kendisinden bir şey bulur. Çünkü herkes geçmiştir bu dönemden, bazen kısa, bazen uzun. Bazıları teğet geçer bazıları girdaba girmiş gibi uzun süre çıkamaz. Ben ikincisiyim galiba kendimden, beni anlatan çok şey buldum kitapta hele ki 14-21 sayfa aralığını 4-5 kez okumuşumdur. İki cümleden birinin altını çizdim.
Nihayetinde çok zor ve iddialı bir kitap ama hoşuma gitti. Kitaplığıma kaldırıp yıllarca elime almayacağım kitaplardan değil zaman zaman elime alıp altını çizdiğim yerleri okuyacağım kitaplardan.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Uzun zaman sonra özel kitaplığıma aldığım bir eser.
Psikolojik durumu, metafor kullanarak felsefik sözlerle anlatan bir kitap... yazının sakinliği ve huzur veren tarafı ters tepki verebilir lakin bittiğinde bir sefer daha okumak isteyeceksiniz.
...tecrübe ders çıkarılması gereken yaralardır. Ve yaşanmalıdır. Bazı şeyler yaşanarak elde edilmelidir.
Aykut Günaydın
Sayfa 38 - Vaveyla Yayıncılık
Bir insanın geçmişini bilmek, geleceğini de bir ölçüde tahmin edebilmektir.
Aykut Günaydın
Sayfa 14 - Vaveyla Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yüzleşme
Baskı tarihi:
28 Mart 2019
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056912030
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vaveyla Yayıncılık
Hani bazı kitaplar vardır, herkesin okuması için adlarına klasik deriz. Bazı kitapları da yatağımızın yanında duran komodinin üstünden kaldırmayız ve başucu kitabımız deriz.
İşte bu kitap onlardan değil! 
Elimizden bırakmamız ve her gün hangisinin olduğunu önemsemeden bir sayfasını açıp okumamız gereken bir eser bu...
Altı çizilecek fazlasıyla kelime barındıran cümlelerden oluşuyor. Belki yazanlar fazla içmekten dili şişmiş bir sarhoşun zırvalıklarından öteye gitmemektedir.Belki de yaşanmışlıkların, yaşananların, yaşanacakların ilahi bir ışığıdır. Ya da benim yanlış anladığım Yüzleşmenin ta kendisidir. Karşısında duran yahut aynada baktığı, en kötüsü dışıyla iç dünyasının yüzleşmesidir, değil mi bayım? 

-Ümit Dağcı

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • sitare
  • Zeki Marakoğlu
  • Haticezz
  • Yağmur Dağcı
  • Ümit Dağcı
  • Kitap Misafiri
  • Salih
  • Arzu Alan
  • bhmflzf
  • İbrahim

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (5)
9
%20 (2)
8
%20 (2)
7
%10 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0