"Düşünerek hisseden, hissederek düşünen" ve bazen ikisinin de tecelli bulamadığı bir hayat.
"Huzurun emekleme olduğu yerde ne zaman ki ayağa kalktık işte tam da o zaman düştük." Tabiri beni fazlasıyla düşünmeye sevketti Oğuz.
İnsanlığın evrim sürecinde dört ayak yaşamını sürdürdüğü ilk yıllarda, elleriyle yürürken ve bakışları yere dönükken ve düşünceleri göğün bir metre yukarısından öteye geçememişken, uzun otların arasında tehlikelere karşı kendini koruma arzusuyla başını uzun otların arasından kaldırıp daha uzağı görüp çevresinde olup bitenleri keşfetmek için ayağa kalkışı ve yaşamına iki ayaklı olarak devam etmesi nedeniyle huzursuzluğun içine düştük belki de. Kim bilir...
Huzurevi için de şunu söylemek istiyorum.
Terkedilme hissi olmasaydı huzurevleri gerçekten huzurun evi olabilir miydi? Insanoğlu huzurun ruhuna yabancı ama ruhunda huzuru arayan bir canlı değil mi?