Adı:
Çürümenin Kitabı
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753422666
Orijinal adı:
Précis De Décomposition
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet – geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?

"Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkûm olmayan hiçbir 'yeni' hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm." – E. M. Cioran

İÇİNDEKİLER
Çürümenin Kitabı
Tesadüfî Düşünür
Gerilemenin Çehreleri
Azizlik ve Mutlağın Yüz Buruşturmaları
Bilginin Dekoru
El Etek Çekme
168 syf.
·4 günde·9/10
Çürüyoruz gönülsüzlüğümüzle, saldırgan dilimizle, zalimliğimizle, fanatizmliğimizle…

Kokuşuyoruz düşünce bulantılarımızla, hırpalanan ruhumuzla, kelime fuhşiyatımızla…

Eriyoruz yaşamı olumsuzlaştırmakla, düşünce itibarsızlaştırmalığımızla, yüz buruşturmalığımızla…

“Çürümeyi mi ilginç bulduğunuzu, Çürüyenleri mi ilginç bulduğunuzu” mutlaka sorgulamalısınız eğer bu kitaba gönlünüz kayarsa.

Her bunaldığınızda, “İntihar mı etmeli?” ya da “İntihar meyilinden olumlu bir yaşam mı çıkarmalı?” sorularına cevap verememekliğinizi irdelersiniz eğer bu kitabı arzularsanız.

Kitabı okuduğumda “Ne gülün, ne de ağlayın. Sadece anlayın.” diyen Spinoza’ya ayrı bir saygı duymak ihtiyacı hasıl oldu düşüncelerimde.

Uykusuz bedenler, yorgun ruhlar için bir nefes gibi yazılmış kitabı kim okumak istemez ki?

İnsanın derdi, ebedi yenilmiş olsa bile yine de vazgeçmeden hayatla didişmek değil midir?

İşte burada kararı siz vereceksiniz. “Çürümek” yada “Düş kırıklarını ölmeden önce gömmek”

Çürümeye savaş açan tüm gönüllülere…

Saygılarımla…
168 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız. Vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır."

"Hiçbir kriterin olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim' Hiçbir prensibin ve formun olmadığı bir dünya! Bir dünya ki, belirsizlikler diyarı; çünkü bizim şu ana dek yaşadıklaɾımız tamamen foɾmlara, kriterlere bağlı o kadar yavan. "

Kitap sindire sindire yavaşça okuyabileceğiniz tarzda felsefik ve bir o kadar dopdolu , felsefe severlerin okumasını tavsiye ederim.Hayatla ilgili her duyguya değinmiş yazar.İnsana gerçek anlamda birşeyler kattığını düşünüyorum.

Bilmeyenler için; Cioran’ın yabancılaşma üzerine fikirleri, varoluşçu yazarlardan olan Albert Camus ve Jean-Paul Sartre'yi derinden etkilemiştir.Pesimist yaklaşımıyla Cioran, hayatın, anlamsızlığı, sıkıntısı, çaresizliği ve sakıncaları üzerine çok yazdı.Ve Cioran aynı zamanda filozoftur.

Kitapla ilgili not; beğendiğiniz yerleri bir kâğıda aktarın kitap bitince kendi notlarınızı baştan sona okuyunuz.
Bana bu kitabı hediye eden değerli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.
168 syf.
·6 günde·9/10
Çürümeyi okumaya karar verdiyseniz ve kitabı elinize aldıysanız sizi kimsecikler bundan alıkoyamaz, tavsiyeye de gerek duymazsınız. Çünkü kitabın kapağını açar açmaz sizi içine çeken çekene; çürümeler, kokuşmalar, bunalımlar, haykırışlar; düşünceler, tespitler, eleştiriler...
Kitaptan alıntılarla somutlaştırayım, daha iyi anlaşılır: “Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet.. Geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. Iz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?"
Fakat Çürüme, o kadar da basit değil herkesin okuyabileceği, satırlarını kaldırabileceği bir kitap değil; aşırı yoğun bir kitap, Cahil Hoca’dan sonra okurken zorlandığım ilk kitap. Cioran, okuyucuyu paragraflar arasında hazmede hazmede yürüyüşe çıkartan bir yazar...bu yüzden hemen bitirip köşeye atabileceğiniz bir kitap olarak düşünmeyin! Günlük ortalama 25-30 sayfa ancak okuyabiliyordum. Bazen bir sayfadan sonra ikinci sayfayı kaldıramıyor kitabı sessizce yerine bırakıverirdim🤷‍️
Çürümenin Kitabı okurken can sıkar, okuruna acımaz, bazı gerçekleri insanın yüzüne yüzüne çarpar; “İnsan, kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder; kendinden-yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar. Ama Şeytan bundan şikayetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez: Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?”
Ruhunuzu doyumsuz, boşlukta hissettirir, hayata tutunduğunuz değerleri şöyle bir silkeler(özellikle inanç konusunda):
“Niçin Tanrı o kadar soluk, o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir? Niçin ilginçlik, tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer? Bundan daha az insan biçimli ve bundan daha ucuz bir biçimde uzak bir imge var mıdır?”
Ya bizler! bizler masum muyuz? Cioran’e göre değiliz hatta daha da ileri gider bir caniyle aynı kefeye koyar; “Cani, özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanır ve gücünün fikrine karşı koyamaz. Başkalarının hayatına son verme konusunda, o da her birimizle aynı düzeydedir. Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız.” yine bir başka sayfada;
“Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz.” der.
Kitap boyunca yazar, günlük hayatı deşmeye devam eder, bazı yerlerde tercihinizi yazardan yana kullanmak istemezsiniz bu durumda kafa karışıklığınızla kala kalırsınız... Dinler, ‘intiharı’ günah olarak(bunun sebebini de söylüyor o da ayrı bir konu) yazar ise yaşamı Tanrı’dan uzaklaşma olarak değerlendiriyor. Bu yüzden yazar 30 yaşına varmadan ölmeyi düşündüğünü fakat intiharı bir türlü gerçekleştiremediğini sık sık dile getirir. “Bir insanın ihtirasından fazla yaşaması, onu benim gözümde hor görülmeye lâyık ve iğrenç kılmaya yetiyordu. İnsanlığın bana fazla geldiği de söylenebilir. Onda az sayıda büyük karar ve öyle bir yaşlanmaya teşnelik görüyordum ki yüz çeviriyordum; otuzuma gelmeden bu işi bitirmeye karar vermiştim. Fakat yıllar geçtiğinden, gençliğimin gururunu kaybediyordum: Her gün, bir tevazu dersi gibi hâlâ hayatta olduğumu, hayatın çürüttüğü insanların arasında rüyalarıma ihanet ettiğimi hatırlatıyordu bana.”
... Ölümü seçenler dışında hiç kimsenin Tanrı’nın sevgili kulu olamayacağını tekrarlıyordum kendime. Şimdi bile, kendini asan bir kapıcı yaşayan bir şairden daha değerlidir gözümde. İnsan intiharı ertelenmiş birisidir.”
Çürüme varoluşu, işlenen bir günah, bir suç nedeniyle olduğunu savunur. “Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın?...
Çürüme sizi düşünmez; tam aksine sizi azarlar, bunaltır, mutsuz eder ve yerden yere vurur; insanın aklına, yazarın biz okurla, hayatla ne alıp veremediği sorusu gelir; ben bunu tüm satırlarda sorguladım...
Yeri gelir yazarın karşısında dehşete kapılırsınız, okurken insan yazarla kavga ederken, tartışırken buluyor kendini.
İçinizden bir çığlık yükselir, neden...?
Kitabın sonlarına doğru kitapla barışır kucaklarsınız, yazarına bir göz kırpar ve şöyle dersiniz: Evet, bunlar senin doğruların...

Son olarak eğer Cioran’i daha önce okumadıysanız; kitaba başlamadan önce birkaç iyi inceleme okumanızda ve alıntılara göz atmanızda fayda var. Çürüme’yle beraber yazarın diğer kitapları da okuma listeme eklendi. Mutlaka okunması gereken bir eser, okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim...
168 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Cioranın bu eseri için anahtar kelimeler sanırım şunlardır; Mükemmel, düşündürücü, etkileyici, çarpıcı, felsefik, dramatik, şiirsel, açık.

Ciroan, eserinde felsefi görüşlerini kendisine has çarpıcı üslubu ile ifade etmiş. Eser bazı yerlerde düşünselliği devreye soktuğu için aktarımı yavaşlatsa da genel itibari ile akıcı ve tamamlayıcı seriler şeklinde ilerliyor.

Kitapta yoğun bir haz ve ilham'ın eşlik ettiği anlatım söz konusu. Yazar, eserini yazdığı duygusal ve düşünsel havayı tamamen eserine aktarmış, ama yine de tam olarak tanımlayamayacağım bir yoğunluk var sanki: Öfke, açıklık, kibir, sıkışmışlık hisleri arasında bir yerlerde...

Eseri felsefi olarak inceleyecek olursak; kitap okuyucunun fikirsel düzlemini kırarak ilerliyor. Sanırım eserin çarpıcı olması da bu sebepledir. Yazarın kimseyi gücendirmemek veya zihnini alt-üst etmemek gibi bir kaygı gütmediği çok açık. Belki de felsefi eserler hatta özellikle felsefi eserler böyle olmalı.

Kitaba dair ne söylesem sanırım biraz eksik kalacaktır. Bazı eserler hakkındaki en iyi fikir ancak okunarak alınabilir. Eseri tekrar, belki de sonra bir tekrar daha yaparak okuyacağım. Zira oldukça keyif aldım. Sizlere de şimdiden keyifli okumalar dilerim.
185 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
UYARI: GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEYE HAZIR DEĞİLSENİZ BU KİTABI OKUMAYIN!

Çürümeye sebep bakteriler midir? Ama bu kitap bir meyvenin çürümesini anlatmıyor ki! Ruhun, yüreğin önce kokuşmasını, sonra da çürümesini anlatıyor. O zaman en baştan başlayalım, bakalım bakteri değilse nedir çürüme sebebi!

İnsan dünyaya yalnız gelir ve zamanla kalabalıklar içine karışır. Yalnızlığı bozan dünyadır. Kişi zaman içerisinde yurtsuzlaşır, ruhuna dertler sızar. Istırap çeken ilk insan zanneder kendini, kendi acısı dışında herkesin acısı meşru ve gülünçtür aslında. Işığa yürümek isterken karanlıklara çıkar. Yeşermesine susadığı ümit tohumlarını dünya geçersiz kılar. Bu safhada bir koku oluşmaya başlar, kokuşmaya başlar ruh. Ve devamı gelecektir.

Çürümenin kokusu geleceğe buram buram yayılır. Gelecekte özgürlük arar insan, sonunu ertelemeye uğraşır. Yaşamaya devam etmek için hakikati kabul etmeye çalışır. Fakat hangi yöne giderse gitsin adımları yere batacaktır. Çürümüşlüğü beraberinde parça parça sürükleyecek, kendine yalanlar söylediğinin farkında olmayacaktır. Öyle bir an gelecek ki keşfedilmemiş bir gezegen kadar uzaklaşacak kendinden!

İçine kapanacak, uykusuz gecelere birçok sorgulama sığdıracak. Kendisinden kurtulmak belki de son çaresi olacak ya da mutsuzluğuna alışacak. İki bacağın üzerinde onca malzemeyi ve buna bağlı tüm tiksintileri taşıyacaktır. Her şeyle hesabı kapatmak için kendini tasfiye mi etmesi gerekir yoksa? Ya da her bir anının 'neden' ini, 'nasıl' ını mı sorgulamalı?

"Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir?"
Bu alıntı çok düşündürücü değil mi? Sorgulamamak elde mi!

Bu bahsettiğim insan aslında hepimizin içinde, içimizde bir kuytuda. Bu kitap kendime tuttuğum bir ayna oldu adeta. Gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım belki, yine de kendimi kandırmak yerine yüzleşmeyi yeğlerim...

Yazar, kitapta tanrıları fazlasıyla yargılamış ve nefretini açıkça dile getirmiştir.

Emil Michel Cioran da ilk defa okuduğum yazarlardan. Kitabın akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. Zor ve yorucu bir deneyimdi. Kısaca ve en yalın halde anlatmaya çalıştım fakat daha bu kitap hakkında sayfalarca yazabilirim. Sıkmamak adına kısa olmasını tercih etmeliyim galiba.

Kitabı okumak için geniş vakit ayırabileceğiniz bir zaman tercih etmenizi tavsiye ederim. Kitabın çekici kapağı sizi aldatmasın, zira asla aralara sıkıştırılacak bir eser değildir. Keyifli Okumalar...
168 syf.
·14 günde
Cioran okurları olan bizleri zerre kadar umursuyor mu? Kesinlikle hayır! Varoluşun ve her türlü kavramın boşunalığı ve çürümüşlüğünü ruhunun her zerresinde hissediyor. Bize de ruhuna ve beynine tuttuğu aynaya bakmayı yazınsal miras olarak bırakıyor. Aforizmaları ile kuşatırken intiharı damarlara enjekte ediyor. Kendisi ise yıllarca kah öğrenci olarak kah umursamazca da olsa yaşıyor ta ki alzheimer olana dek. Belki de zihninin her şeyi unutmayı istemesinin bir işaretidir bu. Aksi takdirde ne intihar etme gücünü bulacaktır ne de bu fikirlerle daha fazla yaşayabilme. Eğer bu kitabı depresif bir ruhtayken okuyan olur da hayatına mal olursa veya olmuşsa çok yazık! Yaş ve ruh durumu kısıtlaması konularak satılmalı. Kırmızı reçeteli ilaç misali!

Aforizmaları, satır satır okunası cümlelerini, fikirlerini yorumlamak ise keyifli! Yine de insanoğluna dair bu kadar kötümser bakmamak gerekir. Çok sert ve vazgeçirici tüm güzelliklere yönelik. Okunması kolay mı? Kesinlikle değil. Hap gibi dozunda alınmalı ki zehirlenme yaşatmasın fazla dozdan ötürü.

Yaz döneminde okumasaydım ne kadar dibi görürdüm hayal edemiyorum. Düşünceler günlerce zihninizde demleniyor. Hayat enerjisini emiyor. Bazı sözleri o kadar keskin bir doğrulukta ki hak vermemek elde değil. Öte yandan hayat böyle düşünülerek devam ettirilesi bir şey değil.

Camus’yü etkilediği söylense de Camus çok ama çok daha iyimserdir hayatta kalmaya dair. Ateistler için ateşle oynamak gibi bu kitabı okumak! Aman dikkat!

Kitabın hatırlattığı parça ise anathema’nın flying parçasıdır:

https://m.youtube.com/watch?v=Am_VzTpXStA
168 syf.
·8/10
ACABA DİYORUM İNSAN DENİNCE HATIRLANIYOR MUYUZ?

“ her fikir yansızdır ,ya da öyle olmalıdır;ama insan onu canlandırır,alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona ;saflığını yitirmiş ,inanca dönüştürülmüş fikir ,zaman içindeki yerini alır,bir olay çehresine bürünür .Mantıktan sara hastalığına geçiş tamamlanmış olur ..ideolojiler ,doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar.”

Bir kitaba anca bu kadar güzel ve derin başlanabilirdi.Kaçıncı defa okudum anlamak için bilmiyorum .Felsefenin en sevdiğim yanı da her okunuşunda akla yeni yorumlar getirmesi .

Çürümenin kitabı;insanlığın bir özet kitabı,varoluşçuluk,insan ,tanrı ,
İnanç,iyilik ve kötülüğün tezatlığı,hayat ve ölüm ,daha bir çok konu üzerine derin bir düşünce kitabı.

DİKKAT!!!

Kitaba başlayacaklar için birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum.
1-Kitabı okurken yalnız olduğunuzdan ,sessiz ve sakin bir ortamda bulunduğunuzdan emin olun çünkü bu kitap kalabalık bir ortamda ayak üstü okunabilecek bir kitap değil.
2-Kitabı okurken yanınızda mutlaka bir kalem ve bir not defteri bulundurmanızı öneririm .
3-Beğendiğiniz ve not aldığınız alıntıları kitabı bitirdikten sonra bir daha okumanız ,verilmek istenen mesajı daha iyi algılamanızı sağlayacak .
4-Son olarak asla bir ön yargıyla başlamayın ve kesinlikle bırakmayın .


Her cümlesi çok kıymetli ,her kelimesi çok çarpıcı kitaptan beni en çok sarsan insan,tanrı,ölüm ,hayat
Üzerine olan tespitleriydi.Kitabın bütününden çıkardığım varsayımlar şöyle ki:

İNSANA DAİR
“İdeal bir şekilde zihni açık ,yani ideal bir şekilde normal insan ,içindeki “hiçlikten” başka hiçbir şeye tutunmamalıdır..”

Oysa bizler varoluşumuzu dahi bir şeylere tutundururuz .Benliğimizi arzularımıza ve ihtiyaçlarımıza kaptırırız.Bir süre sonra ruhumuz ve algılarımız bu yönde şekillenir.
İyilik ve kötülüğe dair algılarımız bile bize göre şekillenir bu sayede .

Doğru yada yanlışı ayırt edemediğimiz bir hal aldığında benliğimiz ,ki insan belli bir yaşa geldiğinde herşeyi farkına vardığı ve hayatı anladığı kanısına varır .Bu yüzden ;” Vaaz verme çılgınlığı içmizde öylesine yer etmiştir ki ,korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar.Her insan ,kendinin bir şey önereceği ânı bekler :Ne önerdiği önemli değildir.Bir sesi vardır ya ,o yeter .Ne sağır ,ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz ...”

TANRIYA DAİR
Tanrı :Ürküntülerimizin üzerine dosdoğru düşüş;hiçbir ümide kanmayan arayışlarımızın ortasına yıldırım gibi inen selâmet ;tesellisiz kalmış ve zaten teselli edilmek de istemeyen kibrimizin dolambaçsız bir biçimde geçersizleşmesi;bireyin kızağa çekilme yolunda ilerlemesi;endişe noksanlığı yüzünden ruhun işsiz kalması..

E.M.Cioran ‘ın yazdıklarından şu çıkarımlarda bulunuyorum kendimce .Onun anlattıklarından yola çıkılarak şu sorular cevaplanmalı asıl .İçimizdeki korku mu bizi bir tanrı inancına götürür?
Yoksa insan bir hiçten yaratılma düşüncesini fazla mı basit bulur ?
Yada bir Tanrı tarafından yaratılmış olmak onu daha üstün mü kılar? Bir hiçten varolmak şüphesini bitirmek için en kestirme çözümdür belkide tanrı.Şüphe insanı kemiren en kötü duygudur çünkü .Öldüğümüzde bizi karşılayacak kimsenin olmayacağı korkusu,beraberinde karşılayan ve yargılan birinin olma düşüncesi hayat boyu kemirir içimizi.
“Yanılmak,kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek ;insanların yaptığı budur.Ama bizi Tanrının içinde yok olmaktan koruyan ve bütün anlarımızı ,hiç etemeyeceğimiz dualara dönüştüren bir haysiyet de vardır .”
Asla Tanrı tanımaz değil ,ancak tamamiyle tanrı bağımlısı da değil.

HAYATA -ÖLÜME DAİR
İnsan ile “insan “arasında bir ince çizgi vardır .Tıpkı hayat ile ölüm arasında olduğu gibi .Biri mutlak ve kesin ,diğeri belirsiz ve süresiz .
Çoğumuz ölümden korkarız.Çünkü bir son olduğuna inanırız .Buna sahip olduğumuz dinler ve inançlar bile engel olamaz .İnsanın yaşadığı en büyük ironi belkide budur .Herkes öldükten sonra bir yaşam ümidiyle yaşar ama asla ölmek istemez .Çünkü her ne kadar zor ,sıkıntılı ve kısa olsa da ;hayat daha keyifli ve çekicidir .Bu yüzden ölüm daha sert ve korkunç gözükür .
“Hiçbir şeye dayanmadığı için bir gerçeğin gerekçesi bile bulunmadığı için ,hayata sebat ederiz .Ölüm fazla kesindir ;bütün sebepler onun tarafında bulunur.”

Oysa Emelie ye göre asıl korkunç olan hayattır .Çünkü:” Hükümsüz sırları biriktire biriktire ,anlamsızlığı tekeline ala ala,hayat ölümden fazla ürküntü verir .Büyük meçhul odur.”


EN BEĞENDİĞİM ALINTI
“Ölüm duygusu olan insanla bu duyguya hiç sahip olmayan insan arasında ,iletişimi mümkün olmayan iki dünyanın uçurumu açılır ;bununla birlikte ikisi de ölür ;fakat biri ölümünden habersizdir ,ötekiyse bunu bilir ;biri sadece bir anda ölür ,ötekiyse sürekli ölmektedir.”

BENİ EN ÇOK SARSAN ALINTI
Hayatla dolup taştığı için,Şeytan’ın hiçbir sığınağı yoktur:İnsan kendini Şeytan ‘da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz;ondan bilerek nefret eder;-kendinden-yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar.Ama Şeytan bundan şikayetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez:Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?”

KÜÇÜK BİR ELEŞTİRİ

İnsan ,varoluşçuluk ve daha birçok konudaki görüşleri hakikaten okunmaya ve düşünmeye değerdi .Ancak bir çok konunun sonunda Tanrı’ya eleştirisel bir yaklaşımda bulunması ,hatta çok sert ifadeler kullanması gereksiz tekrarlara düştüğünü hissettirdi.Örneğin;”Niçin Tanrı o kadar soluk,o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir?Niçin ilginçlik ,tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer ?Bundan daha az insanbiçimli ve bundan daha ucuz bir biçimde uzak bir imge var mıdır?”

KÜÇÜK BİR SİTEM

Yazılabilecek konuşulabilecek hemen her konu üzerinde felsefik bir yaklaşımla bir fikir beyan eden yazar niçin kadına dair yıkıcı eleştirileri tercih etmiştir .Filozofların bir öz kimlik arayışı cinsiyet ayırımı gözetmeli midir ?Yani savunacağı tezi kadınları aşağılayarak yapan birinin savunduklarını kendi elleriyle çürütmesinden başka nedir bu ?
Kadını bu kadar ucuz,tüm günahların suçlusu,kendi deyimiyle “yosma “şeklinde tanımlaması kadın düşmanlığından başka bir şey değildir .


........................&................................

Felsefecilerin hep bir tanrı tanımaz yanları varmış gibi gelir bize .Belki de herşeyi bu kadar irdelemeleri ,karşı çıkmaları bizi bu düşünceye sevk eder.Çürümenin kitabı doğrusu ,yanlışıyla çok yönlü bir kitap kesinlikle .Sıkılmadan okuyacağınızdan eminim .Kendinize bir şans verin ve mutlaka okuyun derim .

Kayıp gitmemiz yakındır ,ama kaçınılmaz değildir.İlginç bir kazadır ,ama hiç yeni değildir;korkularımızın ufkunda şimdiden bir tebessüm doğmaktadır ..duanın kucağına hiç düşmeyeceğizdir...Zira sonunda O kazanmamalıdır;büyük harfle yazılan ismini lekelemek ,istihzamıza düşer;saçtığı titremeleri dağıtmak da yüreğimize..
168 syf.
·6 günde·10/10
Kitabın ne kadar sarsıcı olduğunu yorumlardan anlamak mümkün ancak ben bu kadarını beklemiyordum. Hem kitap hem de kitabın içindeki bölümler gayet kısa fakat okunan her bir bölümü iyice sindirebilmek için çok zamana ihtiyaç var. Bazen sadece bir cümle okuyup kitabı kapattığım da oldu. Zihni oldukça yoruyor, biraz da felsefeye, sorgulamaya meraklıysanız düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Elimin altından ayırmak istemediğim bir kitap. Sık sık okuyup daha iyi anlamak gerekiyor. Böyle bir kitap yazdığı için yazarı da iyice araştırıp diğer kitaplarını da okuyacağım.Varoluşçuluğa,sorgulamaya, felsefeye ilgi duyan herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
168 syf.
·19 günde·9/10
Öncelikle bu kitabı okumaya kararlıysanız benim gibi kütüphaneden ödünç almayın. Aceleye getirilmeden okunması gerekiyor.

Nasıl Tanpınar Murakami'den daha fazla özen istiyor, bu kitap ta diğer kitaplardan daha fazla ama çok daha fazla özen istiyor. Her cümlesinin üstünde durmalı, anlamalı ve kitabı okurken sık sık durup düşünmelisiniz.

Cioran iyi bir felsefeci, a noktasından b noktasına cümlelerini çok güzel örerek ilerliyor. Okurken yoruluyorsunuz ama kimi zaman vardığınız b noktasında size kıymetli bir katkı sunabiliyor.

Benim bir kitaptan beklentim içinden alacağım bir cümledir. Bana bir cümle katan kitabı boşuna okunmamış sayarım. Çürümenin kitabı bana çok cümle kattı, belki üç, belki dört kitaptan edineceğim cümleleri bana tep kitapta verdi.

Son cümlelerim kitabın çevirmeni Haldun Bayrı için olsun. Çok zor bir işin altından çok başarılı bir şekilde kalkmış, ellerine sağlık.
168 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Hayat felsefem olmayı başaran kitap. Gerçek manada insanların tepkilerini sosyolojik olarak incelemiş. Gerçekleri yüzünüze çok sert biçimde vuran, herkesin kaldıramayacağı bir eser. Bölüm bölüm olduğu için daha kolay hazmedileceğini düşünüyorum. Kitabı bitirdim fakat dönüp dönüp hala bölümleri okuyorum. Baş ucu kitabı. Kitapta beni vuran belki de en vurucu cümle ise : " İntihar etmek için bile daima çok geç." Okumadan evvel kemerleri bağlayın, derinden sarısalacaksınız.
168 syf.
--- Yaşamdan haz duyacağınız bir ânın geleceğine inancınız yoksa, nasıl devam edebilirsiniz yaşamaya? ---

Yıllardır içinde bulunduğum bu soru işaretinin yarattığı, dipsiz olmayan bir kuyunun içinden yazıyorum bu satırları. Evet dipsiz değil, üzerine düşündükçe dipsizliğine farklı boyutlar ilave eden, zamana bağlı bir denklemin sonucunda derinleşen, derinleştikçe uzaklaşan ışık kümesinin kartelanın arka sayfalarında yer edinen renklere büründüğü ve sonunda, özündeki o karanlığa kavuştuğu, karanlığın artık ölümün özü haline geldiği; dipsiz olmayan kuyu..

Ne kadar bayağı değil mi? –Hıı, hı. Kuyudan yazıyorum! İşte tam da bu yüzden, yazmak gibi bir yetim olmadığı için okuyorum daha çok. Ve kendilerine has, karanlık dünyalar yaratan yazarlara, düşünürlere duyduğum hayranlığım da bundan. Nitekim Cioran, okuduklarım arasında gördüğüm en karanlık düşünür değildi ne yazık ki, fakat henüz kıyılarında bile olamadığımı düşündüğüm bu sorgulayışların bana en derinlerinden sesleneni idi.

Henüz 22 yaşında bıraktığı felsefe okumalarının ardından, felsefeye duyduğu tiksintiyi kağıda dökerek başlıyor yazmaya Cioran. Daha sonra yazacağı tüm kitapların özünü barındıran kitaptır bu, en derin ve en felsefi olanı; Ümitsizliğin Doruklarında. Felsefeye duyduğu tiksintiyi de açıkça ele alır burada. Felsefi metinlerin içi boştur ona göre, yarattıkları o büyülü dil gerçek hayata uyarlanamaz. Çağlar boyunca filozofların yarattıkları düşünceler bir yerden sonra sönüp gider. Her ne kadar zamanın akışını değiştirseler de gündelik hayatın içinde yerleri pek fazla yoktur. Ve sözcükleri, aldatmak için kullanırlar. “Her sözcük fazladan bir sözcüktür. Ama yine de yazmak gerekir; yazalım... Birbirimizi aldatalım.” cümlesinde geçen aldatmadan kasıt zannımca budur. ‘Her sözcük fazladan bir sözcüktür.’ Kısmında ise sanıyorum ana dilinde yazmayı bırakıp Fransızca yazmaya başladığı sıralarda yaşadığı zorluğu kastediyor. Öyle ki Fransızca yazdığı ilk kitabı olan Çürümenin Kitabı’nı dört kez baştan sona yazmak durumunda kalmış. Bir yazarın başına gelebilecek belki de en büyük felaket. Bu biraz yazmaktan tiksindirmişti tabii.

Felsefeden tiksinen bir insanın felsefe yapması, “Her sözcük fazladan bir sözcüktür.” diyen, yazmaktan tiksinebilen birinin oturup bunca kitap yazması ve hatta yazdıklarının arasında birbirleriyle uyuşmazlık sezilen pasajlar bulunması onu çelişik itkilere sürüklüyor olabilir. Bu konuya bir açıklık getirmekte fayda var, çünkü böyle bir izlenimle okunan herhangi bir kitabı bile tam olarak anlaşılamayabilir. Her halükarda çözülmez meseleler söz konusu olduğu için, mizacı gereği sürekli haletiruhiye değiştirdiği için bir sistem inşa edemediğini belirtir. Çünkü bir sistemin çelişkiye tahammülü yoktur. Ve bunun için parçalar halinde yazar, kendi söylediğinin aksini söyleyebilmek için. Çelişkinin, kendi tabiatının, aslında herkesin tabiatının bir parçası olduğunu vurguluyor. Benim içinse bu çelişkiler güzel şeyler olarak betimleniyor, betimlendiğiyle kalmıyor, okunduğunda bu güzelliği hissettiriyor. İnsan anatomisi bir tür paradokstan ibaret, buna inanıyorum. Bu yüzden riyasız bir yaşantı tahayyül eden insanların kendi zihinlerinde ‘gerçek’ bir dünya yaratabildiklerini pek zannetmiyorum. İkiyüzlülüğü kabullenmiş insanlardan oluşsun istiyorum bütün ilişkiler. Süslenmemiş ikiyüzlülükler istiyorum. Düşünceleri zedelenecek diye korkan insanların can yeleksiz cümleler kurmalarını istiyorum. Gerçeğe en yakın sahtelik bu zira. Ve Cioran bu gerçeğe en yakın sahtelik noktasından seslenir bizlere.

''Amaçtan, ve bütün amaçlardan koparılmışım; arzularımın ve burukluklarımın sadece formüllerini muhafaza ediyorum. Sonuca bağlama eğilimine direndiğim için ruhu yendim; tıpkı hayatı da onun içinde çözüm aramaktan dehşete kapılarak yendiğim gibi... '' satırlarını okurken gerçekten de Michel Cioran'la bir yerlerinden tutuştuğunu gördüm nefretimin, nefretlerimin. Elbette onunki gibi moralist bir dünya tahayyülü ile hiç uyuşmayan insanlıktan dolayı oluşan nefret değildi benimki. İnsanlık tam da Cioran'ın nefret ettiği gibi olmalıydı, buna bir kontra argüman yaratmıyordum artık içimde. Bu gerçekti. Benim bütün amaçlardan koparılmasını istediğim dünya tasviri, insanın düşünmeye başladığından beri sorduğu en önemli, kadim sorunun cevabının öznelerinin beni hiç umursamamasından kaynaklanıyordu. Bu evreni, Michel Cioran'ı, onun düşüncelerine yol açacak milyarlarca yıllık süregelişin içinde yeşeren bütün canlılığı, ben'i ve onları düşünmemi sağlayacak olan ortamın yaratıcısının - yaratıcılarının bana bir el uzatmamasından..

Varlığın esbab-ı mucibesi ne? İşte kadim soru. Kimine göre tanrı, kimine göre zihin, kimine göre yok, rastlantısallık sadece. Bana göreyse bütün bunları içine alan bir realite. Simülasyon. İlk zamanlarda muallakta olmama rağmen üzerine düşündükçe artık yadsınamazlığı kabul görmüştü bende. Bir belgeselde evrenin simülasyon olduğuna dair bir kanıt sunuluyordu: Madde ya da biz, birer imgelem, görüntü ürünleriysek bir şey'e baktıkça, ve onun daha derinine baktıkça piksellere ayrılacağıydı. İlk bakışta böyle görülmeyebilir. Yakınlaştıkça netleştiği yanlış zannına varılabilir. Ama ya bilim dünyasının çoğunun araştırdığı, devasa mikroskoplarla baktığı o madde? Zerre? İşte bu bir piksel. Ve bizler o piksellerin bütünleşik hallerinden başka bir şey değiliz. O zerre veya zerrelerin amacının ne olduğunu asla bilememek, neticenin ne olacağını asla bilememek, bunlar beni çıldırmanın eşiğine getiren merak unsurları. Bir soru, ne kadar yukardan bakıyorsa aşağıdaki her türlü şey önemsizliğe hemencecik konuşlanır. Benim bütün umursamazlıklarımda yatan büyük sebep buydu. Bu umursamazlık, Cioran'ın çürümemek adına sarf ettiği tüm sözlerin bir potada eritilmişi idi.

Hayatı bu bahsetmiş olduğum maddenin bir kusuru olarak ele alır. Yaşamın bir anlamı yoktur O’na göre; çözülmesi gereken bir bilmece değil, tanık olunması gereken bir gizemden ibarettir onun için. Maruz kalınması gereken bir tür zaman dilimi.. Lakin bu zaman dilimi insanın bütün bir ömrünü kapsamaz, yalnızca içinde bulunulan âna ait bir gizem. Geleceği bütün açılardan hesap dışı, geçmişi ise başka bir dünya olarak niteleyen Cioran, zamanın dışında, tarihî olarak değil de metafizik açıdan 'durmuş' bir insan gibi, bir siluet, bir gölge gibi yaşamak gerektiğini savunur ve hedefsiz, amaçsız yaşamaktan söz eder.

Ona göre hayatın yegane maksadı budur. Amaçsız yaşamaktır. Fakat bu amaçsızlık depresif bir yaşamın, umutsuz bir bakış açısının sonucu değil, nihai bir sonuçtur. Çünkü hayatı ancak bu şekilde en iyi biçimde kavrayabileceğimizden söz eder. Yaşamın yok edilmesi amaçlarla gerçekleştirilir, hayatı zehirlemekten başka hiçbir işe yaramaz. Bir amaç edinir ve ulaşmaya çalışırız, ancak kendimizi tamamen kaybetmekten başka bir işe yaramaz bu. Kendimizi unutmaktan başka bir şey gerçekleşmez aslında. Bu, hayatı silik, durağan yaşamak anlamına da gelebilir. Ancak kişi amaç edindikçe hayatın içindeki sürüklenmeden nasibini alamaz aslında. Amaç edindikçe kontrol etmeye çalışır bazı şeyleri ve mutlak olarak hayata yenilir. Amaçlar gerçekleşse bile, hayat insanı yok eder. Yok olmamak ve hissetmek için, hayatı kavramak ve hayatın içindeki akışın gerçek bir parçası olmak için, çürümemek için; okyanusun içinde bulunmak gerekir, kıyıya ulaşmaya çalışmak değil.

Özet: https://www.youtube.com/watch?v=95-cLGYJsg8
Bir gün bir adam onu zengince döşenmiş bir eve soktu ve şöyle dedi: 'sakın yerlere tükürme!' canı tükürmek isteyen Diogenes, adamın suratına tükürdü ve ona, bulduğu tek pis yerin orası olduğunu haykırdı.
Can sıkıntısı, hiçbir inanç adına yaşamayıp, hiçbir inanç adına ölmeyenlerin çektikleri azabın adıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çürümenin Kitabı
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753422666
Orijinal adı:
Précis De Décomposition
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet – geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?

"Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkûm olmayan hiçbir 'yeni' hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm." – E. M. Cioran

İÇİNDEKİLER
Çürümenin Kitabı
Tesadüfî Düşünür
Gerilemenin Çehreleri
Azizlik ve Mutlağın Yüz Buruşturmaları
Bilginin Dekoru
El Etek Çekme

Kitabı okuyanlar 1.596 okur

  • Mizgin demirci
  • Hilal Eda Öztürk
  • Ali Yıldırım
  • Hazar aslan
  • Merve Güzgün
  • kitapuzmanı
  • Portakal Kokusu
  • büşra
  • sylvia.
  • Glab

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%0.4
18-24 Yaş
%32.2
25-34 Yaş
%38
35-44 Yaş
%12
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%5.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.6
Erkek
%42.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34 (172)
9
%23.9 (121)
8
%20.9 (106)
7
%10.9 (55)
6
%4.2 (21)
5
%2.8 (14)
4
%1.2 (6)
3
%0.6 (3)
2
%0.2 (1)
1
%1.4 (7)

Kitabın sıralamaları