Adı:
Bulantı
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755102108
Orijinal adı:
La Nausee
Çeviri:
Selahattin Hilav
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bulantı
Bulantı
Bulantı
Jean-Paul Sartre, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş bir yazar. "Bulantı", bu büyük yazarın başyapıtı sayılıyor. Bu önemli kitabın başarısını, biçim ve teknikle getirdiği öz arasında ustaca sağlanmış denge ve bireşimde aramak gerekir. Geleneksel roman anlayışından ayrılan bu roman, "Varoluşçu" düşüncenin de temel kitabıdır.
(Arka Kapak)
Sizlere Sartre gibi bugün yeni bir şey yok deyip sayfalarca bu kitapla ilgili olmayan şeyleri anlatabilirim. Sonuçta yalnızım ama yapayalnız değilim. Bu incelemeyi okuyacak insanları da düşünüyorum. :)

Ama elimden geldiğince kısa yazmaya çalışacağım yine de. Yalnızlığın felsefesinin yapıldığı kitap, diyerek başlamak istiyorum. Neredeyse bütün varoluşçularda görülen yalnızlık olgusunun doruğa ulaşmış bir biçimini yansıtmış Sartre. Kitap adeta insana huzursuzluğu aşılıyor. Okuduğum süre boyunca nedense kendimi hiç mutlu hissedemedim. Ama acı da hissetmedim. Sadece hüzünlü. Schopenhauer der ki mutluluk acı çekmemek demektir. Öyle bir mutluluk işte.Kitabı okurken kendimi hiç gitmediğim Fransa'da, İtalya'da bir sokakta amaçsızca gezerken yalnız başıma insanları izler gibi hayal ettim.

Günlük tarzı yazılan romanları okumak zor geliyor bana. Ana olaydan bağımsız alakasız binlerce şey anlatabilir yazar orada. Bu kitap özelinde de Sartre bir sayfada kendinden bahsederken bir sayfada bilmem kimin yaptığı hatta yapmış olacağı işlerden bahsediyor. E haliyle böyle olunca da kopuk kopuk ilerliyorsunuz. Hatta bir sayfada otodidakt gelip: Efendim kendi kendinize konuştuğunuzu gördüm. Ne düşünüyordunuz tarzı bir şeyler söylüyor. Kendi kendine konuşmalar işte. Bu tabi aralardaki küçük ama doyurucu cümleleri özümsemenize engel değil. Yinede olmasa iyi olurdu diyebileceğim şeylerden.

Kitabın başlarında aşırı yalnızlığın getirdiği insanları gözleme tutkusu var. Ki bu benimde çoğu zaman çok severek yaptığım bir şey. Etrafında olan olayları ve gördüklerini aşırı bir betimlemeyle yansıtmakta bu düşüncenin bir sonucu sanıyorum. İş hayatında yorulmuş, makinenin çarkları arasındaki insanları izlerken ana karakter, kendisinin o insanlardan ne kadar daha diri olduğunu düşünüp onlara acıyordu.

Ben öyle sanıyorum ki Sartre bu kitabı yazmak için karar verdiğinde bu kadar karmaşık bir şey ortaya çıkacağını tahmin etmiyordu. Evet aklında bir konu vardı elbet ama yazmaya başladıktan sonra ve bende okumaya başladıktan sonra kitabın ortalarına geldiğinizde hem yazar hem siz baştan varoluştuğunuzu hissediyorsunuz. O çakıl taşı atıldığında başlıyor her şey. Biraz garip bir his. Ama kendini tanımak yolunda önemli bir adım olarak çıkıyor karşınıza.

Okurken sanki psikolojik nevroz geçiren bir adamın sanrılarını dinliyorsunuz. Başlarda acı veren, istenilmeyen bu varoluşma süreci, ilerledikçe kabullenmeye başlıyor ve hatta olması gereken bir şeymiş gibi duyumsanmaya başlıyor.

Otodidakt' la varoluş ve hümanizm üzerine konuşmaları kitabın ne anlatmak istediğinin ortaya koyulması açısından yoğun bir özet gibi olmuş. Tabi bu özeti anca kitabın içindeyken okuyabiliyorsunuz. Ona göre hiçbir şeyin nedeni yoktur. Ve insan bu nedensizlikler ortasında nedeni olmayan bir varlık olduğunun ve hiçbir varlığın nedeni olmadığının bilincine vardığında, işte orada "bulantı" başlar.

Varoluşu ya bütünüyle herşey de hissedebilirsiniz yada herhangi bir şey yoktur. Bomboşluk.

Parmenides gibi düşünüp hayatta hareket denilen bir şey yoktur bile diyecek Sartre. Farklı olarak, Sartre varlığı görünen hissedilen olarak tanımlarken, Parmenides varlığı, var olduğu düşünülen şey olarak tanımlıyordu tabi.

Ben son sayfaları Chopin'in ölüm marşıyla birlikte okudum, Some of these days yerine size de tavsiye ederim. Kitabın sizi içerisine sokmuş olduğu havaya çok uyuyor.

Karmaşık bir inceleme olduysa şimdiden kusura bakmayın. Böyle bir kitabı okurken/ okuduktan sonra sağlam olay örgüsü içerisinde bir inceleme yazmak gerçekten zor oluyor. Yinede iyi okumalar dilerim.
Bir kitap daha bitti... Kitap, sigara gibi benim için, bittiği için üzülüyorum, ama yeni bir tane almak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Kitap hakkında konuşmayı sevmiyorum alıntılar yeterli.
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
    8.5/10 (1.369 Oy)1.533 beğeni4.703 okunma7.136 alıntı62.343 gösterim
  • Düşüş
    8.3/10 (665 Oy)589 beğeni1.992 okunma957 alıntı12.402 gösterim
  • Veba
    8.4/10 (657 Oy)625 beğeni2.072 okunma684 alıntı13.309 gösterim
  • Devlet
    8.4/10 (780 Oy)856 beğeni3.015 okunma1.197 alıntı20.577 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.4/10 (1.239 Oy)1.054 beğeni3.246 okunma1.503 alıntı23.438 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (1.118 Oy)1.050 beğeni3.030 okunma2.821 alıntı25.934 gösterim
  • Açlık
    8.4/10 (1.173 Oy)1.070 beğeni3.595 okunma826 alıntı35.493 gösterim
  • Siddhartha
    8.5/10 (1.382 Oy)1.206 beğeni3.673 okunma1.085 alıntı23.001 gösterim
  • Budala
    8.4/10 (778 Oy)819 beğeni2.874 okunma1.498 alıntı27.000 gösterim
  • Karamazov Kardeşler
    9.0/10 (1.096 Oy)1.174 beğeni3.373 okunma2.743 alıntı30.026 gösterim
Varoluşçuluk üzerine okuduğum gerçekten en ağır romandı. Bu romanı anlayabilmeniz için zihninizin boş olması ve çok iyi odaklanmanız gerekiyor.
Varoluşçuluğa yeni bir bakış açışı kazandıran bir roman.
Felsefi kitapları sevmem normalde. Ancak kitap ilgimi çekti ve hayatı yeniden sorguladım. Bazılarımız çok fazla derdimiz olduğunu düşünüyoruz. Ekmek parası, aile sıkıntıları, hastalık, sosyal ilişkiler vb.. Kitabı okuyunca en büyük derdin dertsizlik olabileceğini düşündüm. Ve acıdım kahramanımıza, intihar eden bir insana, acılar içinde inleyen bir hastaya acıdığımdan daha çok acıdım belki de...
Bunalıma girmiş bir insan yaşamış olduğu acıları ancak bu kadar derinlemesine yaşayıp gösterebilirdi. Sartre'nin okumuş olduğum en tuhaf tuhaf eseri oldu. Ve bence bugüne kadar okumuş olduğum kitapları toplasan sadece bu kitabı kadar tanımazdım. Yazarı iyice tanımak isteyenlere baştan söylim bu kitabını okumadısanız kesinlikle okumalısınız onu baştan belirtmek istiyorum.
Gel gelelim kitaba...
Kitap baştan sona bir bunalım içeriyor lakin orta kısımlardan sona doğru çok yoğun bir bunaltı söz konusu. Yazarın kitabın başında söylediği şeyler kitabın sonunda bazen farklılık gösterebiliyor. Misal, bir keresinde bugüne kadar ne öğrendiyse kitaptan öğrendim diyor, sonra bir bakıyorsunuz başka bir yerde ne öğrendiysem hayattan öğrendim diyor.
Her şeyden soyutlanmış bir durumda gördüm yazarı. O kadar acılı ve bunaltıcı durumlar yaşamış ki artık acılar pek de etki yaratmıyor üzerinde. Tüm bunlarla birlikte bir de bahsetmiş olduğum soyutlama kavramına değinmek istiyorum, yazar hiçbir şekilde kendisine yaşıyor gözüyle bakmıyor. O hep geçmişte yaşadığını itiraf edip duruyor, çünkü yaşadığı tüm acılar geçmişte kalmış lakin etkilerini bu bunalım noktasında gösteriyorlar. Sartre de bunca acı ve bunaltıdan kurtulmak için daha doğrusu bunalıma daha iyi girmemek için yazmaya başvurduğunu kitabın sonlarında dile getiriyor. Bu da yazmanın insanı rahatlıyor gerçeğinden öte en azından kendi kendisiyle baş başa olup bunalıma girmemeye bir önlem olduğunu gösteriyor.
Daha önce Sartre'nin dünyasının biraz karanlık olduğunu sezmistim ama bu kitabını okuyana kadar farketmedim. Öbür kitaplarını bunun yanında gül gibi aydınlık kalır. Aslında Sartre'nin kendi iç dünyasıyla yaşamış olduğu bunca çelişki, bunca derin dünyalar belki acıyı yaşayan hemen hemen hepimizde vardır. Tabi bu öyle basit küçük acılardan söz etmiyorum. İnsanın dış dünyadan tamamen koparma noktasına gelen ve onu yalnızlığa mahkum eden derinlemesine acılardan söz ediyorum.
Kitabı okuyacaksınız biraz bunalım yaşama şansınız yüksek yazarla birlikte çünkü hep bir acı hep bir yalnızlık hissi veriyor insana.
Neyse kitabı okumak isteyip de okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızdan eminim :) hepinize keyifli okumalar dilerim...
''Abartıyorum çünkü anlaşılmak istiyorum.'' diyen Franz Kafkaya selamlarımı göndererek başlamak istiyorum incelemeye. :)

Kitabı bitirip diğer incelemelere göz attığımda karakterin genel ruh haline ve yalnızlığına üzülenler olduğunu gördüm. Bu durum benim için aynı değil, hatta tam tersi bundan zevk aldığımı, böyle olması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü karakterin şikayet ettiği yalnızlığı anlatmaktan derin bir haz aldığını hissettim. Ki bu kitabın Sartre'nin felsefesinin özeti niteliğinde olduğu söylenir. Tutarlı bir felsefeye sahip olduğunu düşünüyorum ve bu kitaptan önce okuduğum ''Edebiyat Nedir?'' eserinde de anlatmanın, yazmanın, aktarmanın derin bir haz olduğunu, insanı özgürleştirdiğini sık sık belirtiyor.
Yalnızlıktan bahsederken betimlemelere bu kadar sık başvurması ve ayrıntıları didik didik ederek yeni ayrıntılar sunması bence bu yüzden.
Karakteri özümsemem ve onun ruh halini yaşamam benim için çok zor olmadı açıkçası. O anlatırken ben de benzer duygular içinde buldum kendimi ve sorgulamalar yapmaya başladım. Bir süre sonra karakter Sartre'nin yazıya dökülmüş haline dönüşünce bu kez onun felsefenin derinliğini ve hazzını yaşamaya başladım. Eksiklerini arayarak kitabın bazı sayfalarına notlar aldım, araştırmak için.
Kurgudan yoksun bir kitap olmasına rağmen içindekini açmak için yazıya, yazarak özgürleşmeye çalışan bir adama şahit oluyoruz kitapta.
Çok sevdiğim ve altını çizdiğim yerleri zaman zaman tekrar okuyacağım bir kitap oldu.
BULANTI...
Kitap hakkında ne desem ki...
Güzel bir kitap mı, ne anlatıyor, okurken sizi alıp götürüyor mu?
Yahut sizi derinden sarsıyor mu?
Jean-Paul Sartre çok duyduğum bir isim ama kitaplarını hiç okumamışım.Bir şekilde bu kitabın da kitaplığımda olması gerektiğini biliyorum. Tabi babam sağolsun alıyor bir gün :D
Neyse, kitap hakkındaki genel görüşlerim:
Albert Camus'un Yabancı'sını okursanız sizi kitap derinden etkiler. Etkilenirsiniz, o insanın yalnızlığından, yabancılığından ve uzaklığından...
Ya da Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli'ni okuyup bunalıma girersiniz :D
Ki ben de öyle oldu çok farklı bir kitaptı.
Ama bu kitapta anlatılanlar biraz havada kalıyor sanki. Yani evet ana karakter biraz uzak dünyaya, ama bunu hissedemiyorum. Kapılarla konuşuyor mesela ya da bardakları inceliyor. Tabi bunu bazı eleştirmenler bir çeşit hastalık olarak görmüş ama bence öyle değildi. Yine de yazar bana Bunaltı'yı hissettiremedi.
Peki neden 9 puan verdin derseniz: Kitap güzeldi evet, Sartre'nin Felsefesini anlatan kitap ve güzelde tekrarlıyorum bunu. Olay akışı da güzel ama puan kırmamın sebebi yazarın Bunaltı'yı bana hissettirememiş olmasıdır.
Neyse, yine de güzel bir kitaptı. kitaplığımda durmasından gurur duyacağım.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Merhabalar Jean Paul Sartre’nin Bulantı kitabından bir alıntı yaparak incelemeye başlayacağım : “Ağır ve ılık bir hayat,anlamsız bir hayat ama bunun farkına varamayacaklar.Birbirlerinden çekiniyorlar gibi davranıyorlar.Bu durumu sona erdirmek için delikanlı kararlı : ama tedirgin bir hareketle parmaklarının ucuyla kadının elini tutuyor.Kadın ağır ağır soluyor,ikisi birden yemek listesinin üzerine eğiliyorlar.Evet ikisi de mutlu peki sonra ?
Varoluşçuluk akımının en önemli kişilerinden olan Jean Paul Sartre Bulantı kitabını ilk olarak 1938 senesinde yayınlamıştır.Bulantı kitabı yazarın subjektif görüşlerinin yani daha doğrusu felsefesinin olduğu kitap olarak bilinmektedir.Bulantı günce tarzında yazılmıştır.Konu olarak ise Kuzey Afrika ve Orta Avrupa gezilerine çıkan Antoine Roquentin’in ve Marquis de Rellebon ile geçmişe dair araştırma yapmak İçin Bouville’den Paris yolculuğuna kadar geçen olaylara yer verilmiştir.Kitapta en beğendiğim bölümü Roquentin’in Varoluşu öğrenip sorgulayıp ve değişmesiydi.Jean Paul Sartre’yi okumak isteyenler için ilk okuması gereken bir eserdir.Okuyacak olanlara son bir uyarım kitabı okurken roman gibi değil de düşünce yazısı okur gibi okumalarını tavsiye ederim
Keyifli Okumalar Dilerim
Epey zaman önce aldığım lakin doğru zamanını beklediğim bir kitap idi. Başlangıçta biraz yalpaladım Kitaptan bir saniye dahi kopmanız demek bütün olayları kaçırıp başa sarmanız demek öncelikle bunu belirteyim. Betimlemeleri çok çok fazla idi bu sayede kendimi hep olayların içinde tasavvur edebildim. Yazar resmen kitabın başında bir koza içine girdi ve sonunda kozasından çıkarak Ben'i buldu. Varoluş felsefesine ilgi duyan okurlara tavsiye edebileceğim gerçekten güzel bir kitap lakin hazmı biraz zor. O sebeple çok sakin kafa ile okuyun derim.
Sarthe'yle tanışmak onun ilk kitabını okumamla nasip oldu. Günlük şeklinde yazdığı bu kitabı önce gözümü korkutmuş olsa da severek okudum çünkü bana bir çok bilgiyi kattığını düşünüyorum. Bilhassa varoluşçuluk hakkında. Benim bu terim ilgili açıkçası çok bilgim yoktu. Akıcı bir dille yazılmış olduğu için rahatlıkla okudum.
Bu kitabı okumak epey uzun sürüyor. Çünkü bir anda kopabiliyorsunuz kitaptan. Çok dikkatli ve anlayarak okunduğu takdirde çok şey bulabileceğiniz bir kitap ancak bir anlık kopma sizi bir kaç sayfa geriye götürüp tekrar okumanıza mecbur bırakıyor. Antonie'nin hayata duyduğu küskünlük sizi de saracak.
Kitap; roman olarak nitelense de insanın dış dünyaya, kendine, iç dünyasına bile bir tiksinti şeklinde bulantı hissi ile bakması etrafında şekillenen belki biraz da nevrotik bir düşünceyi yansıtan günlük şeklindeki yazılardan meydana geliyor. Yazar, varolmaktan başka insanın elinde hiç bir şeyin olmadığını baktığı her şeyde gördüğü ve hissettiği bulantı kavramıyla ifadelendiriyor. Varoluşçuluk felsefesine yaptığı atıflar nedeniyle de önemli bir eser durumunda... Fakat bir roman akıcılığını beklemek yanlış olur...
Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapmayacağımı biliyorum.
Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde; dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanamadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları.
Anlamıyorum Tanrım, hepsi birden aynı şeyi düşünmeye neden bu kadar önem veriyorlar. Balık gözlü, içedönük görünen, uzlaşamayacakları bir insan geçmeyegörsün aralarından, başları çevriliyor hemen.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bulantı
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755102108
Orijinal adı:
La Nausee
Çeviri:
Selahattin Hilav
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bulantı
Bulantı
Bulantı
Jean-Paul Sartre, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş bir yazar. "Bulantı", bu büyük yazarın başyapıtı sayılıyor. Bu önemli kitabın başarısını, biçim ve teknikle getirdiği öz arasında ustaca sağlanmış denge ve bireşimde aramak gerekir. Geleneksel roman anlayışından ayrılan bu roman, "Varoluşçu" düşüncenin de temel kitabıdır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 2.509 okur

  • Sezai Turan Akdeniz
  • Didem Çelik Yılmaz
  • TrES
  • Sarper Yiğit Yaraş
  • Gülben Üstüner
  • Gamze K
  • Tansu Öğür
  • Nagihan Çoban
  • Yahya Alptekin
  • DİLEK KUM

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.2
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%28.6
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%18
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56
Erkek
%44

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.9 (230)
9
%20.8 (160)
8
%23.6 (181)
7
%14.6 (112)
6
%4.8 (37)
5
%2.2 (17)
4
%2 (15)
3
%0.4 (3)
2
%0.8 (6)
1
%0.7 (5)

Kitabın sıralamaları