Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·218 syf.··
2025 26. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 22:51
Kitap bana genel kanının aksine derin felsefi anlamlar falan hissettirmedi. Aksine biraz kara mizah ögeleri içeren, yer yer yazarın kibrini hissettirmek istediği ve okurla dalga geçen bir üslupla yazılmış yazı dizisi gibi izlenimini verdi. Kitapta ki karakterler psikolojik olarak o kadar çok derinleştirilmiş ki biz onların birer dallama olduklarını görmeyelim. Bu yüzden yazarın okurların aklıyla dalga geçmek istediğini düşünüyorum.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
Puan vermedi·218 syf.··
2025 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2025 00:09
Duvar kitabı, beş kısa öyküden oluşuyor ama her bir öykü insana koca bir roman okumuş gibi yoğun duygular bırakıyor. Sartre’ın varoluşçuluk felsefesini, yani hayatın anlamını, özgürlüğü, ölümü ve yalnızlığı edebiyatın içine nasıl işlediğini görmek çok etkileyici. Özellikle kitabın adını taşıyan “Duvar” öyküsü beni en çok etkileyenlerden biri oldu. Ölümü bekleyen insanların gözünden hayatın aslında ne kadar kırılgan ve saçma olduğunu okumak, insana kendi yaşamını sorgulatıyor. Diğer öykülerde ise delilik, yabancılaşma, özgürlük ve kimlik arayışı gibi konular çok farklı karakterler üzerinden anlatılıyor. Sartre’ın dili ilk başta biraz ağır gelebilir ama öykülerin atmosferine girince sanki karakterlerle aynı odada nefes alıyormuşsun gibi hissediyorsun. Kitap bittikten sonra “ben olsam böyle bir durumda ne yapardım?” sorusu aklından çıkmıyor.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
9/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2023 80. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2023 10:39
Sartre'ın Duvar kitabı; Duvar, Oda, Herostratus, Özel Yaşam ve Bir Yöneticinin Çocukluğu olmak üzere 5 hikayeden oluşmaktadır. Bu hikayelerin her biri farklı bir sorgulama içermektedir. Örneğin Duvar hikayesinde idama mahkum edilmiş üç arkadaş ve bunlara bakması için getirilmiş bir doktor vardır. Öleceği anı bilen ve dört duvar arasında kısılı kalmış insanların düşünceleri ve davranışları kesinlikle okunmaya değer. ^"Evet," dedim, "olan, ufaklığa oldu." Bunu adil olmak için söylüyordum, ama ufaklığı sevmiyordum. ^Ben onun buraya niçin geldiğini biliyordum. Ne düşündüğümüz onu ilgilendirmiyordu. Bizim bedenlerimize bakmaya gelmişti, diriyken can çekişen bedenlerimizi seyretmeye gelmişti. ^Kendini düşünmekten alıkoymak için konuştuğu kesindi. ^Her şeyi ciddiye alıyordum; sanki ölümsüzmüşüm gibi. ^Seninle benim aramda bir duvar var. Seni görüyorum, seninle konuşuyorum, ama sen öte yandasın. İkinci hikayede aşık olmakla esirlik altına girmek arasında bir sorgulamaya tutar bizi Sartre. Üçüncü hikaye tamamen farklıdır. Bambaşka düşüncelere sahip bu adamın düşünceleri bizim ufkumuzu ve düşünce sınırlarımızı oldukça zorlayacaktır: "İnsanlara yukarıdan bakmak gerek. Işığı söndürüp pencereye geçiyordum. Yukarıdan birisinin onları gözleyeceğini akıllarına bile getirmiyorlardı. Önden görünüşlerine dikkat ederler, bazı da arkadan görünüşlerine, ama bütün gösterileri bir yetmişlik seyirciler için hesaplanmıştır. Zaten kim kalkar da bir melon şapkanın altıncı kattan görünüşünü düşünür? Omuzlarını ve kafalarını canlı renkler, göz alıcı kumaşlarla savunmayı bir yana koyarlar. İnsanoğlunun bu büyük düşmanıyla savaşmayı bilmezler: kuşbakışı görünüşle. Eğiliyordum ve gülmeye başlıyordum. O kadar gurur duydukları eşsiz, benzersiz şu "ayakta olma durumu" neredeydi şimdi? Kaldırıma
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
9/10
·218 syf.·
2023 24. kitabı
Beğendiğim ve sevdiğim bir kitap oldu, iyi ki okudum diyebilirim. İçindeki hikayeler felsefi hatta psikolojik hikayeler, oldukça kaliteli ve anlamlıydı. Dilini ve kurgusunu da çok beğendiğimi söylemeden geçmeyeyim. Genel olarak okunmalı, felsefeye ve psikolojiye ilgisi olanlar mutlaka okumalı...
Edebiyat
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
10/10
·221 syf.··
Beğendi
·
2020 13. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2020 10:01
Bir gece yarısı soğuk bir yerde tutulurken kapı açılıyor ve birisi size söyle söylüyor: "Ölüme mahkûm edildiniz. Yarın sabah kurşuna dizileceksiniz." Ne hissederdiniz, söyler misiniz? 4 ay önce Dostoyevski'nin Budala kitabını okumuştum. Kitabın bir kısmında karakterlerden birisi çoğu insan için bazen sıradan gibi gözükebilecek bir soru sordu. "6 ay sonra öleceğini bilsen geriye kalan ömründe ne yapardın?" 4 ay geçti dostlar, 4 ay... 4 aydır her gece bunu düşündüm. "Ömer sen ne yapardın?" O çok sevdiğin kitapların arasına mı gömülürdün. Her bir sayfayı daha hızlı çevirmeye mi çalışırdın ölümden kaçarcasına? Her bir sayfada ölüme mi yaklaştığını hissederdin yoksa? Ne yapardın Ömer, ne! Ailenle mi geçirirdin geriye kalan vaktini? Hep beraber saatlerce sohbet mi ederdiniz yahut film mi izlerdiniz? Ya da tek başına bir kenara geçip bütün sanat filmlerini mi izlemeye çalışırdın? Veyahut dünyayı mı gezmeye çalışırdın? Vakitsiz ayrılıkların, söylenememiş son sözlerin, boğazda düğümlenen "seni seviyorum." ların peşinden mi koşardın? Ölecek olsan, ne yapardın Ömer? 4 aydır kendime gelemiyordum. Bu öyle bir soruydu ki beni içten içe kemiriyordu. Bu öyle bir soruydu ki sanki hayatımda en önemli olan şeyi belirliyordu. Ama aslında belirlemiyordu da. Ortada kalakalmıştım. Sonra, ansızın Sartre çıktı karşıma. Okudum okudum okudum. Belki de tesadüf ya hani, geriye kalan 2 aylık ömrümde cevabı onda buldum. Ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini Duvar'da buldum. Beni aylarca yatağa gömen, kaybolmama neden olan, düşünceler denizinde boğulup gitmeme neden olan o lanet Dostoyevski'den beni Sartre kurtardı. Sartre! Anlamsızlık, anlamsızlık ve yine anlamsızlık. Yarın sabah kurşuna dizilecek olan Pablo Ibbieta'nın 12 saatlik tüyler ürpertici hikayesi. Anlamsızlık, anlamsızlık ve yine
Edebiyat
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
Puan vermedi·218 syf.··
2024 5. kitabı
Kahramanlarimiz Eve ve sizofren kocası Pierre. Sartre bu hikayede Eve üzerinden insanın özgür secimi nedir ne degildir konusuna deginmis .. secimlerimizde ahlaki degerler toplumsal degerler ve bireyin kendi degerleri arasinda gidip gelmeler bulunuyor .. sonu muhtesem son satirda Eve nin kocasina fisildadigi sozler bir kitapta okududugum en carpici cumleler .. Pierre karakteride olaganustu ilk sayfalarda sinir olacaginiz ama sonrasinda hayran olunacak birisi .. Sartre gercekten muhtesem bir yazar onu okumak her seferinde bir ayricalik hissi uyandiriyor .. tüm yasami sadece yazmak olmayan verdigi mucadele ile tum övguleri sonuna kadar hak eden bir yazar .. simdiden iyi okumalar ..
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
"Ben var değilim."
Puan vermedi·218 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2020 19:21
Sartre'ın dört farklı hikayeden oluşan kitabı. Benim ilk okuduğum kitabı Bulantı idi, ama bu kitabı ilk okunması gereken kitabı diye düşünüyorum. Yazarın ne tarz yazdığını, üslubunu anlayabileceğiniz gerçekten farklı hikayeler barındırdan bir kitap. İlk hikayenin ismi Duvar, aynı zamanda benim de en çok beğendiğim ve absürdlüğünü uzun süre kafamdan atamadığım bir hikaye. Her bir hikayede rastlantısal nedenlerle yaşıyor oluşumuz, varoluşumuz, kim olduğumuz farklı perspektiflerle sorgulanmış. Kitapta geçen her soruyu kendinize sorduğunuzda ve yanıtlarınızdan korktuğunuzda, Sartre'ı okumanın neden zor olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. Herkesin kendine sorması gereken soruları barındıran ve içselleştirmesi gereken bu kitabı kendinize yabancılaşmadan - duvar örmeden okumanız dileğiyle...
Felsefe
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
Puan vermedi·218 syf.··
2024 42. kitabı
En cok bilinen “duvar” öyküsü olmakla birlikte ben özellikle ikinci öykü olan “oda” yı yazmak istedim .. birkac defa okumakla birlikte her okudugumda baska bir anlam buldugum ve her seferinde kafamda yeni sorular olusan bir öykü. Kahramanlarimiz Eve ve sizofren kocası Pierre. Sartre bu hikayede Eve üzerinden insanın özgür secimi nedir ne degildir konusuna deginmis .. secimlerimizde ahlaki degerler toplumsal degerler ve bireyin kendi degerleri arasinda gidip gelmeler bulunuyor .. sonu muhtesem son satirda Eve nin kocasina fisildadigi sozler bir kitapta okududugum en carpici cumleler .. Pierre karakteride olaganustu ilk sayfalarda sinir olacaginiz ama sonrasinda hayran olunacak birisi .. Sartre gercekten muhtesem bir yazar onu okumak her seferinde bir ayricalik hissi uyandiriyor .. tüm yasami sadece yazmak olmayan verdigi mucadele ile tum övguleri sonuna kadar hak eden bir yazar .. simdiden iyi okumalar ..
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
9/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2020 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2020 19:31
Sarte'nin dört farklı hikayeden oluşan eseri. Yazım dilini kolayca çözüyorsunuz. Ne anlatmak istediği sadelikle ortada. Sarte'nin hangi eserinden başlayayım derseniz, buyurun bundan başlayın. Kesinlikle okunması gerekiyor. Can yayınlarını bizlere kazandırdığı eserler nedeniyle kutlamak lazım.
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma
Duvar
9/10
·218 syf.·
2024 15. kitabı
…………….……………………………………………….. Jean-Paul Sartre Fransız yazar ve düşünürdür. Felsefi romanlarının yanında kendine has olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de ön plana çıkmaktadır. Duvar, Olga Kosakiewicz'e Jean-Paul Sartre tarafından adanmış olan 1939'da yayınlanan öykü koleksiyonudur, Jean-Paul Sartre'ın "beş küçük trajik veya komik sapma" olarak tanımladığı 25 ila 90 sayfalık beş kısa öyküden oluşuyor: Duvar, Oda, Herostratus, Özel Yaşam, Bir Yöneticinin Çocukluğu. Bu beş kısa öyküden ilki "Duvar", Franco'nun İspanya'sındaki bir mahkumun hikayesidir; "Oda" bir delinin hikayesidir. Herostratus, bu tür bir diyaloğa sahip: «"Ben sizin kahramanınızı anladım," dedi bana. Adı Herostratus. "Tanınmış biri olmak istiyordu; bunun için Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri olan Artemis Tapınağı'nı yakmaktan başka bir şey bulamadı." "Ya tapınağı yapan mimarın adı neydi?" "Pek anımsamıyorum," diye itiraf etti, "sanıyorum adı bilinmiyor." "Sahi mi? Herostratus'un adını anımsıyorsunuz ama? Görüyorsunuz ki pek de yanlış hesap yapmamış."» S. 81. "Oda" ve "Herostratus" okuduktan sonra bizi dışarıdan ve içeriden mantıksızlığın canavarca girdaplarına sürüklüyor. Ruhun ölüm olasılığını oluşturan gizemli ve acı veren uçurumunu açıkça hissedebiliyoruz. "Özel Yaşam" bana biraz daha az hitap etti diyebilirim. Ancak çevresinde tanınmış bir şahsiyet tarafından ihtiyaçları karşılanmaya mahkum bir kadının eziyetleri Sartre tarafından çok iyi gösterilmektedir. Diğer öykülerle karşılaştırırsak, açıkça yüzeysel bir noktada yer alıyor. Her kısa hikayenin ilginç bir bitişi var ama çok kısa! Oldukça eksiksiz, yaklaşık 100 sayfalık "Bir Yöneticinin Çocukluğu" (5. kısa öykü). Lucien'in korkunç bir çocuk olacağına inandırılıyoruz, ama ... Daha sonra eşcinsel olacağını
Edebiyat
DuvarJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20184,355 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.