Geri Bildirim
Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
188
ISBN:
9789755103198
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Mots
Çeviri:
Selahattin Hilav
Yayınevi:
Can Yayınları
... Yazar, "Sözcükler" adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında "Sözcükler"i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme aldı. Yazarın amacı, geçmişi yeniden canlandırmak değil, ona anlam kazandırmaktır. Gereksiz ayrıntılardan kaçınır, Marksçı düşünceden, belirli ölçüde de ruh çözümlemesinden yararlanarak bize, öznelliğin ağır bastığı çocukluk çağında, kendini nasıl edebiyata verdiğini, edebiyatta mutlağı bulduğunu anlatır. Kendi örneğini bize, bir kuşağın ve bir toplumsal sınıfın örneği olarak sunar.
(Arka Kapak)
Bu incelemeyi Mahmut ÇAYIR abime ithaf ediyorum.
Sartre, varlıklı bir ailenin tek çocuğu olup, çok sevilmiş, çok şımartılmıştır. Ama Sartre hayatından o kadar da memnun değildir. Çok farklı bir ruh hali var. Babasından nefret ediyor, annesini ablası olarak görüyor, büyükbabasına da saygı ve sevgi besliyor. Sartre'nin öyle büyük bir ruh haline sahip olmasının nedeni neydi? Tek çocuk olması mı, babasını erken kaybetmesi mi, kitaplarla tanışması mı yoksa kafasının içinde yaşaması mı? Bu sorulara cevap verebilmek için bir psikiyatr olmak lazım.
Sartre, imla hatası yaptığı için, okuldan alınıyor. Eğitim Sistemi, ödevlerini noksansız bir şekilde yapanı, okulunu yüksek dereceyle bitireni akıllı sayıyor. Bunları yapamayanları da geri zekalı sayıyor. Einstein atomu parçalayıp ellerine verdi. Oysa ona da geri zekalı demişlerdi. Belki de dünyayı kurtaracak fikir, hiç okul okumayan birinde gizli. Doğru, dinlenmek için, diplomalı olmak lazım. Okul, insanları zehirleyen bir mantar; düşünceleri öldüren bir katil; fikirleri tutuklayan bir hapishane; siz para verin, ben de size eğitim vereceğim" diyerek rulo şeklinde bir kağıt parçası veren bir kapitalist!
Sartre, kitaplarla çok erken yaşta tanışıyor. Büyükbabası hem yazar hem de çevirmen. Böyle bir varlığa sahip olmasaydı, belki de Sartre diye birini tanımayacaktık. Sartre "Yazıyorum, öyleyse varım," diyor. Neden yazıyoruz? Bazı şeylerden kurtulmak için. Neden okuyoruz? Bazı şeylerden kaçmak için.
Sartre de biraz da olsa Don Kişotluk görünüyor. Hayal gücünü kullanarak birçok savaşa katılıyor. Sartre neden hayal gücüne başvurdu? Yalnız olduğu için...
İnsanın meslek seçimi ya da hobi seçimi kaderine bağlı...Sartre'nin bir kardeşi olsaydı,babasını erken yaşta kaybetmeseydi, büyükbabasının kütüphanesine rastgelmeseydi, inanıyorum ki yazar olmazdı. Yazar olmak için okumaktan çok, yaşamakta lazım.
Sartre "Okunmak için değil, borcumu ödemek için yazıyorum," diyor. Peki, bu borç ne? İnsanlık borcu..."Halkı, gelen tehlikeye karşı uyarmak, gerçekleri söylemek için yazıyorum," diyor.

Sartre, "en iyi kitabım" dediği kitaptır. Sartre'ı anlamak için okunması gereken bir kitap. Kitap, iki bölümden oluşuyor: Okumak ve yazmak... Otobiyografik kitap olmasına rağmen hiç sıkmayan, roman tadında bir kitap...Kitapta bazı yazar ve kitaplara göndermeler de yapılıyor.

Sartre'yi yorumlamak gerekirse şöyle derim: "Sartre, insanlar içinde yalnız yaşayan bir insan; yalnızlıktan(samimiyetsizlikten) hastalanan bir ruh(paranoyak değil); yazarak varolan bir yazar; kafasının içinde yaşayan bir canlı...
Bana göre yazın türleri arasında en zor olanlarından ve hatta en zor olanı otobiyografidir.Çünkü;Otobiyografide yazar kendini şeffaf bir şekilde ve objektif olma zorunluluğuyla anlatmaya çalışır.Eminim bir çok kişi bunu yapamaz.Net olarak söylemeliyim ki ben yapamam.Bırakın yazmayı ,kişinin kendini sözlü olarak anlatabilmesi bile ne zor bir uğraştır...Haksız mıyım?
Otobiyografi yazarken, muğlak anılara yer vermek,doğruluğu kesin olmayan bilgileri aktarmak yazıyı çok güçsüzleştirir.Zira aktarılmaya çalışılan olay örgüleri ,evrensel olarak kabul edilmiş tekniklerle dizilmeli ve beraberinde düşünsel bir planla bir araya getirilmelidir ki anlaşılabilsin ve edebi bir hüviyet kazansın.
Sözcükler’de Jean-Poul Sartre tamda yukarıda bahsettiğim Edebiyat çevreleri tarafından kabul gören tekniklere dayanarak kitabı kaleme almış.Kişinin cüretkar olabilmesi ne büyük bir meziyet.Başkasına karşı bu meziyeti göstermek zor bir iş.Kişinin kendisine cüretkar bir tavırla yaklaşması nedir sizce?Bence imkansız.Sartre imkansızı başarabilmiş mi tartışılr...Şahsi fikrim bu kitapta imkansıza yakın bir anlatım var.
Kitap iki bölümden oluşuyor.Okumak ve Yazmak.İlk bölüm; Sartre’nin babasının ölümü sonrasında annesi ile büyükbabasının evine yerleşmesi ile başlar.Büyükbabasının kütüphanesinde dönemin en ünlü edebiyatçıları Mallarme,Corneille,Baudelaire,Flaubert,Maupassant,Geothe,Merimee, Chateaubriand ve daha bir çok yazarla tanışma imkanını bulur. Kitaplarla sırf farklı görünebilmek,sevilebilmek,ailesi ve çevresindeki insanlar nezdinde statü elde edebilmek için kurduğu zaruri dostluğu anlatır.Okuduğu yazarları “küçük arkadaşlarım”diye tanımlıyor,büyük babasının kütüphanesini de “tapınağım”diye..Aslında 7-8 yaşlarında o kitapları okumaz...(-muş gibi yapar)Bu onun için bir oyundur adeta.Bu oyunu anlatırken kendiyle yüzleşmesi ve içsel ironisi çok etkileyicidir. Zaten kitabın en önemli bölümleri de bu anlatımdaki çözümleme paragrafları.Hani demiştim ya anlatım imkansız bir noktada.İşte bu paragraflardaki tahlilller kesinlikle imkansız...Örneğin ;Çok sevilen,el üstünde bir çocuk olmasına karşın bir bölümde yazar kendisini şöyle anlatıyor;”Bir köpeğim ben.Esniyorum.Gözümden yaşlar akıyor,hissediyorum aktıklarını.” Yine “Bir sineğim,bir camdan yukarı tırmanıyor ve aşağıya yuvarlanıyorum” diye anlatıyor.Kendisine kurulan sahte dünyadaki sahte kişiliğiyle yüzleşmesi kayda değer.Bir de şu cümleye bakın;”Titrek dakikalar yere düşüyor,yutuyor beni ve can çekişmeleri sona ermiyor,durgun ve kokuşmuşlar,ama hala canlılar;süpürürsünüz onları,daha taze ama aynı ölçüde beyhude olan başkaları gelip onların yerini alır;bu iğrenmelere mutluluk denir;annem,benim küçük çocukların en mutlusu olduğumu söyler hep.”
İkinci bölümde ise Annesi ve büyükannesi ile farklı bir kente gidiyorlar.Büyükbabası ile mektuplaşmaya başlıyor Sartre.Bu mektuplaşmalar zamanla karşılıklı şiirsel göndermelere dönüyor.Aslında Sartre’nin ilk yazma deneyimi şiir ile başlıyor.Kısa süre içinde şiirden nesire geçiş yapıyor.İlk denemesi de daha önce yayınlanmış bir öykünün üzerinde yaptığı değişikliklerle ('Bir Kelebek İçin' ismiyle) kaleme aldığı çalıntı yazı oluyor.
Yazım çalışmaları sıklaşınca büyükbabası yazarların meteliksiz insanlar olduğu düşüncesiyle Sartre’nin yazmasına pek sıcak bakmaz.Bu da onda büyük yıkımlara ve ciddi iç hesaplaşmalara neden olur.Çevresindeki herkesi ve büyük bir hayranlık duyduğu büyükbabasını sorgulamaya başlar.Ve yazmayı neredeyse bırakır ancak içsel olarak bu isteğini günden güne besler...Bir süre sonra yeniden yazmaya koyulur.10 yaşından sonra daha etkili okumalar yapar.Bu dönemde yaşamak ve ölüm üzerine yaptığı tahlilller onun varoluşçu düşüncesinin ilk tohumlarını yeşertir.Hayatının neredeyse bütününü teşkil eder okumak ve yazmak...
Özetle ;Sartre Sözcükler’de tapınağım dediği büyükbabasının kütüphanesinin iç dünyasına etkileri,okul yaşantısı,din olgusuyla yüzleşmesi ,sinema ve müzikle tanışması ve tüm bunların hayal dünyasındaki etkilerini 50 yıl geriye dönerek, oldukça detaylı olarak ve psikolojik çözümlemelerle ustaca anlatmış.Ne de iyi yapmış.Gerçekten zor olanı kolaya çevirmiş.Edebi yönü üzerinde uzun uzun konuşmaya değer.Kullandığı dilin,günlük iletişim dilinden çok uzak.estetik kaygıların gözetildiği, damıtılmış bir yapıda olduğunu söyleyebiliriz... Sartre’yi ilk defa okuyan biri olarak biraz ağır geldiğini ifade etmeliyim..Keyif kaçıran türden mi diye sorarsanız,kesinlikle değil.Bu nedenle biraz ağır ilerleyebildim.Kitabında atıfta bulunduğu birçok kitap ve yazar hakkında araştırmalar yapma imkanı buldum.Bu da Sartre’yi tanımamın yanında diğer bir kazancım oldu diyebilirim.Okumak ve yazmak üzerine merak duyan herkesin okumasını tavsiye ederim.

Benzer kitaplar

Birini tanımam, bana ölümü hatırlatır.

Böyle  bir sözle giriş yapmak durumunda kaldım. Bunun sebebi ise Jean-Paul Sartre'ı okuyanın yaşadığı dengesizliktir. Kuşkusuz dengesizim artık. Yıllardır ayaklarımı koyduğum kaldırım taşının bir boşluk olduğunu farkettim ve o boşlukta gövdemle yol alıyorum sanki. ( Boşlukta gidilecek çok yer vardır. )

Bu kitap hakkında fazla söyleyecek bir şeyim yok. Jean-Paul Satre kitaplarında fiziksel bir geldim-gittim olayı pek yoktur. Düşünsel gitmeler vardır.

Pek inceleme yapmam. O yüzden kısa keseyim. Ben  sevdiğim yazarların çok okunmasını istemem. Bu da onlardan birisi.
Sartre'ın bu kitabını okurken otobiyografisi değilde sanki varoluş üzerine yazdığı bir romanını okudum. Muhteşem bir şekilde yazmış. Bulantı tarzında yazılmış, oldukça derin ve anlaşılması güç. Yazarlığa başlamasını, babasını kaybetmesinin üzerinde bıraktığı etkileri, yalnızlık içinde geçen çocukluğunu ve hayatında dönüm noktası sayılabilecek bir değişikliğe yol açacak olan dedesi ile olan ilişkisini çok güzel bir dille anlatmış. Küçüklükten beri süren kitap tutkusu ilerde büyük bir yazar olacağının sinyallerini veriyor zaten. Sartre'ı anlamak isteyenin mutlaka okuması gerekiyor bu kitabını. Kitabı okuyacak arkadaşlara iyi okumalar şimdiden.
Yazı ile doğdum ben. Yazıdan önce, yalnız bir ayna oyunu vardı ortada... Ama yalnızca yazmak için yaşıyordum ve ''ben'' dediğim zaman ''yazan ben'' i kastediyordum.

Eğer bir insan, yaşamını bir boyun eğişle tehlikeye atarsa, cömertlik ne olacaktı?

Ama her şeye cepheden, açık gönüllülükle bakmak gerekirdi.
Ne yazacağımı bilemediğim için inceleme yazıp yazmama konusunda gidip geldim. Sartre düşüncelerinden etkilendiğim bir filozof olduğu gibi kalemini takip etmekten de zevk alıyorum.
Yazılan en zor tür bence otobiyografi; sosyal medyayla biz ne kadar hayatımızı insanların önüne döksek de sizi etkileyenlerden çocukluğunuzdan ezilmişliğinden ve en önemlisi düşüncelerinizin nereden nereye geldiğini göstermek oldukça zor. Sartre bu alanda yazılmış en güzel eserlerden birini kaleme almış; samimiyeti, hayatı beni etkiledi. Ona yaşamdan kaçıp yazmaya itenleri sevmek istemezdim ama çokça güzel yazmış, bize sadece okumak düşüyor. Okuyun, Sartre'yi daha iyi tanımak adına ben bir kez de kendi kitaplığımdan okuyacağım.
Kelimleri uyumlarını numaralandırmıyorum şayet okumak konusunda tereddütteyseniz alıntıları okumanızı öneririm, kendiniz karar veriniz!
Çok yoruldum okurken, varlık ve hiçlik bile bu kadar yorulmadım ben. Türkçeye çevirisinde mi sıkıntı, yoksa okuyucuyu yormak mı istemiş muamma :) Hemen bitse de kafam, ruhum rahatlasa dediğim bir kitap.
Tüm samimiyetiyle kendi hayatını anlattığı, çirkinliğini bile içtenlikle kabul ettiği kitap. Annesinden, dedesinden bahsettiği çocukluk günleri etkileyici.
Sartre, hayatını okumak ve yazmak olmak üzere iki bölümde ele almış. Yaşıtlarına göre farklı bir çocukluk geçirmiş. onlar tarafından dışlandığı içinde kendisini sözcüklerin arkasına saklamış. Böylece edebiyata geçiş aşamalarını anlatmaya başlıyor. Benzerlerine göre; dil ve üslup olarak oldukça farklı ve ilginç bir eser...
Birçok ünlü yazar gibi Sartre da, burjuva denilebilecek varlıklı bir ailede büyümüş. Özellikle felsefeci ve bilim adamlarının , derin düşünme , entellektüel aktivitelere daha çok zaman ayırabilme ve zaman zaman hayattan kopabilme gibi, ancak kalbur üstü ailelerin çocuklarının önüne sunulmuş bir lüks ortamında yetiştiğini görürüz. Bu adamların çoğu hayatın uzağında, sosyal ilişkiler ve hiyerarşide kendi kimliklerini kaybetmeden (kirlenmeden) ufuktan bir gözetleme kulesinden bakar gibi insanları gözlemleyip kimi zaman kıyasıya eleştirip kimi zaman empati kurarlar.
Yalnızlık çoğunlukla yaşam biçimleridir. Hoş bizim gibi sürekli bir yere koşuşturan , maddi ve sosyal endişeler içinde bunalıma girme lüksünü yaşayamayan emekçiler de yalnızdır. Demem o ki ; yazarlık ya da derin düşünme ve içe dönme gerektiren sanatlar biraz da şartlarla da alakalı. Sartre da yetilerinin gelişebileceği bir çevrede büyümüş ve birçok burjuva aile de olduğu gibi aile ilişkileri mesafeli.
Sartre da birçok yazar gibi bir dahi olduğunu, hakikatin içinde bulunduğunu ve insanların kendini anlamadığını düşünüyor. Aslında dahi diye birşey yok. Biraz kitap okuyup bir iki entellektüel muhabbete katılan çoğu insan kendini dahi olarak görür.
Dahileri dahi yapan, İNANÇ-AZİM-EMEK ve SABIR dır.
"Uykuya dalarken, uykuda ölen insanlar olduğunu hiç düşünmedin mi? Dişlerini fırçalarken, işte tamam, bu son günüm demedin mi hiç? Çok süratle, hem de çok süratle hareket etmek gerektiğini, çünkü zamanın kalmadığını hiç hissetmedin mi? Ölümsüz mü sanıyorsun kendini!"
''Ben hayatıma nasıl başladımsa öyle öleceğim kuşkusuz; hep kitapların arasında..''
Yaşanıyor ve ölünüyordu; kimin yaşadığı, kimin öldüğü bilinmiyordu; ölümden bir saat önce hâlâ canlıydı insan.
"Köpekler sevgiyi bilir; insanlardan daha şefkatli,daha sadıktırlar. "
“Yaşamayı sevmediğim için ölüm benim baş dönmemdi.” “Dünya, söz haline gelmek için beni kullanıyordu.”
“Bir çocuğun, yıpranmış, silinmiş, hor görülmüş, bir köşeye atılmış ve sözü edilmemiş bütün temel özellileri, ellilik bir adamda yaşar durur.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
188
ISBN:
9789755103198
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Mots
Çeviri:
Selahattin Hilav
Yayınevi:
Can Yayınları
... Yazar, "Sözcükler" adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında "Sözcükler"i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme aldı. Yazarın amacı, geçmişi yeniden canlandırmak değil, ona anlam kazandırmaktır. Gereksiz ayrıntılardan kaçınır, Marksçı düşünceden, belirli ölçüde de ruh çözümlemesinden yararlanarak bize, öznelliğin ağır bastığı çocukluk çağında, kendini nasıl edebiyata verdiğini, edebiyatta mutlağı bulduğunu anlatır. Kendi örneğini bize, bir kuşağın ve bir toplumsal sınıfın örneği olarak sunar.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 154 okur

  • Tuğçe Merve
  • Elif
  • Kütüphane kedisi
  • seyit yesildag
  • Beyza Arıkan
  • Behican Tekin
  • Feyyza Öztürk
  • Vincenzo Mizar
  • Furkan Koç
  • Cemre Kara

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.4
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%25.9
25-34 Yaş
%44.7
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.9
Erkek
%54.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.9 (11)
9
%26.1 (12)
8
%30.4 (14)
7
%4.3 (2)
6
%13 (6)
5
%2.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0