Sözcükler

8,0/10  (32 Oy) · 
122 okunma  · 
34 beğeni  · 
2.088 gösterim
... Yazar, "Sözcükler" adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında "Sözcükler"i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme aldı. Yazarın amacı, geçmişi yeniden canlandırmak değil, ona anlam kazandırmaktır. Gereksiz ayrıntılardan kaçınır, Marksçı düşünceden, belirli ölçüde de ruh çözümlemesinden yararlanarak bize, öznelliğin ağır bastığı çocukluk çağında, kendini nasıl edebiyata verdiğini, edebiyatta mutlağı bulduğunu anlatır. Kendi örneğini bize, bir kuşağın ve bir toplumsal sınıfın örneği olarak sunar.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2013
  • Sayfa Sayısı:
    188
  • ISBN:
    9789755103198
  • Orijinal Adı:
    Les Mots
  • Çeviri:
    Selahattin Hilav
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Zafer K. 
 21 May 2016 · Kitabı okudu · 21 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bana göre yazın türleri arasında en zor olanlarından ve hatta en zor olanı otobiyografidir.Çünkü;Otobiyografide yazar kendini şeffaf bir şekilde ve objektif olma zorunluluğuyla anlatmaya çalışır.Eminim bir çok kişi bunu yapamaz.Net olarak söylemeliyim ki ben yapamam.Bırakın yazmayı ,kişinin kendini sözlü olarak anlatabilmesi bile ne zor bir uğraştır...Haksız mıyım?
Otobiyografi yazarken, muğlak anılara yer vermek,doğruluğu kesin olmayan bilgileri aktarmak yazıyı çok güçsüzleştirir.Zira aktarılmaya çalışılan olay örgüleri ,evrensel olarak kabul edilmiş tekniklerle dizilmeli ve beraberinde düşünsel bir planla bir araya getirilmelidir ki anlaşılabilsin ve edebi bir hüviyet kazansın.
Sözcükler’de Jean-Poul Sartre tamda yukarıda bahsettiğim Edebiyat çevreleri tarafından kabul gören tekniklere dayanarak kitabı kaleme almış.Kişinin cüretkar olabilmesi ne büyük bir meziyet.Başkasına karşı bu meziyeti göstermek zor bir iş.Kişinin kendisine cüretkar bir tavırla yaklaşması nedir sizce?Bence imkansız.Sartre imkansızı başarabilmiş mi tartışılr...Şahsi fikrim bu kitapta imkansıza yakın bir anlatım var.
Kitap iki bölümden oluşuyor.Okumak ve Yazmak.İlk bölüm; Sartre’nin babasının ölümü sonrasında annesi ile büyükbabasının evine yerleşmesi ile başlar.Büyükbabasının kütüphanesinde dönemin en ünlü edebiyatçıları Mallarme,Corneille,Baudelaire,Flaubert,Maupassant,Geothe,Merimee, Chateaubriand ve daha bir çok yazarla tanışma imkanını bulur. Kitaplarla sırf farklı görünebilmek,sevilebilmek,ailesi ve çevresindeki insanlar nezdinde statü elde edebilmek için kurduğu zaruri dostluğu anlatır.Okuduğu yazarları “küçük arkadaşlarım”diye tanımlıyor,büyük babasının kütüphanesini de “tapınağım”diye..Aslında 7-8 yaşlarında o kitapları okumaz...(-muş gibi yapar)Bu onun için bir oyundur adeta.Bu oyunu anlatırken kendiyle yüzleşmesi ve içsel ironisi çok etkileyicidir. Zaten kitabın en önemli bölümleri de bu anlatımdaki çözümleme paragrafları.Hani demiştim ya anlatım imkansız bir noktada.İşte bu paragraflardaki tahlilller kesinlikle imkansız...Örneğin ;Çok sevilen,el üstünde bir çocuk olmasına karşın bir bölümde yazar kendisini şöyle anlatıyor;”Bir köpeğim ben.Esniyorum.Gözümden yaşlar akıyor,hissediyorum aktıklarını.” Yine “Bir sineğim,bir camdan yukarı tırmanıyor ve aşağıya yuvarlanıyorum” diye anlatıyor.Kendisine kurulan sahte dünyadaki sahte kişiliğiyle yüzleşmesi kayda değer.Bir de şu cümleye bakın;”Titrek dakikalar yere düşüyor,yutuyor beni ve can çekişmeleri sona ermiyor,durgun ve kokuşmuşlar,ama hala canlılar;süpürürsünüz onları,daha taze ama aynı ölçüde beyhude olan başkaları gelip onların yerini alır;bu iğrenmelere mutluluk denir;annem,benim küçük çocukların en mutlusu olduğumu söyler hep.”
İkinci bölümde ise Annesi ve büyükannesi ile farklı bir kente gidiyorlar.Büyükbabası ile mektuplaşmaya başlıyor Sartre.Bu mektuplaşmalar zamanla karşılıklı şiirsel göndermelere dönüyor.Aslında Sartre’nin ilk yazma deneyimi şiir ile başlıyor.Kısa süre içinde şiirden nesire geçiş yapıyor.İlk denemesi de daha önce yayınlanmış bir öykünün üzerinde yaptığı değişikliklerle ('Bir Kelebek İçin' ismiyle) kaleme aldığı çalıntı yazı oluyor.
Yazım çalışmaları sıklaşınca büyükbabası yazarların meteliksiz insanlar olduğu düşüncesiyle Sartre’nin yazmasına pek sıcak bakmaz.Bu da onda büyük yıkımlara ve ciddi iç hesaplaşmalara neden olur.Çevresindeki herkesi ve büyük bir hayranlık duyduğu büyükbabasını sorgulamaya başlar.Ve yazmayı neredeyse bırakır ancak içsel olarak bu isteğini günden güne besler...Bir süre sonra yeniden yazmaya koyulur.10 yaşından sonra daha etkili okumalar yapar.Bu dönemde yaşamak ve ölüm üzerine yaptığı tahlilller onun varoluşçu düşüncesinin ilk tohumlarını yeşertir.Hayatının neredeyse bütününü teşkil eder okumak ve yazmak...
Özetle ;Sartre Sözcükler’de tapınağım dediği büyükbabasının kütüphanesinin iç dünyasına etkileri,okul yaşantısı,din olgusuyla yüzleşmesi ,sinema ve müzikle tanışması ve tüm bunların hayal dünyasındaki etkilerini 50 yıl geriye dönerek, oldukça detaylı olarak ve psikolojik çözümlemelerle ustaca anlatmış.Ne de iyi yapmış.Gerçekten zor olanı kolaya çevirmiş.Edebi yönü üzerinde uzun uzun konuşmaya değer.Kullandığı dilin,günlük iletişim dilinden çok uzak.estetik kaygıların gözetildiği, damıtılmış bir yapıda olduğunu söyleyebiliriz... Sartre’yi ilk defa okuyan biri olarak biraz ağır geldiğini ifade etmeliyim..Keyif kaçıran türden mi diye sorarsanız,kesinlikle değil.Bu nedenle biraz ağır ilerleyebildim.Kitabında atıfta bulunduğu birçok kitap ve yazar hakkında araştırmalar yapma imkanı buldum.Bu da Sartre’yi tanımamın yanında diğer bir kazancım oldu diyebilirim.Okumak ve yazmak üzerine merak duyan herkesin okumasını tavsiye ederim.

Erksiz 
27 Ara 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Birini tanımam, bana ölümü hatırlatır.

Böyle  bir sözle giriş yapmak durumunda kaldım. Bunun sebebi ise Jean-Paul Sartre'ı okuyanın yaşadığı dengesizliktir. Kuşkusuz dengesizim artık. Yıllardır ayaklarımı koyduğum kaldırım taşının bir boşluk olduğunu farkettim ve o boşlukta gövdemle yol alıyorum sanki. ( Boşlukta gidilecek çok yer vardır. )

Bu kitap hakkında fazla söyleyecek bir şeyim yok. Jean-Paul Satre kitaplarında fiziksel bir geldim-gittim olayı pek yoktur. Düşünsel gitmeler vardır.

Pek inceleme yapmam. O yüzden kısa keseyim. Ben  sevdiğim yazarların çok okunmasını istemem. Bu da onlardan birisi.

Sisyphos 
 09 Oca 00:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sartre'ın bu kitabını okurken otobiyografisi değilde sanki varoluş üzerine yazdığı bir romanını okudum. Muhteşem bir şekilde yazmış. Bulantı tarzında yazılmış, oldukça derin ve anlaşılması güç. Yazarlığa başlamasını, babasını kaybetmesinin üzerinde bıraktığı etkileri, yalnızlık içinde geçen çocukluğunu ve hayatında dönüm noktası sayılabilecek bir değişikliğe yol açacak olan dedesi ile olan ilişkisini çok güzel bir dille anlatmış. Küçüklükten beri süren kitap tutkusu ilerde büyük bir yazar olacağının sinyallerini veriyor zaten. Sartre'ı anlamak isteyenin mutlaka okuması gerekiyor bu kitabını. Kitabı okuyacak arkadaşlara iyi okumalar şimdiden.

Semih DİLBER 
29 Kas 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yazı ile doğdum ben. Yazıdan önce, yalnız bir ayna oyunu vardı ortada... Ama yalnızca yazmak için yaşıyordum ve ''ben'' dediğim zaman ''yazan ben'' i kastediyordum.

Eğer bir insan, yaşamını bir boyun eğişle tehlikeye atarsa, cömertlik ne olacaktı?

Ama her şeye cepheden, açık gönüllülükle bakmak gerekirdi.

esraaltunerrr 
30 Eki 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çok yoruldum okurken, varlık ve hiçlik bile bu kadar yorulmadım ben. Türkçeye çevirisinde mi sıkıntı, yoksa okuyucuyu yormak mı istemiş muamma :) Hemen bitse de kafam, ruhum rahatlasa dediğim bir kitap.

Tüm samimiyetiyle kendi hayatını anlattığı, çirkinliğini bile içtenlikle kabul ettiği kitap. Annesinden, dedesinden bahsettiği çocukluk günleri etkileyici.

Kitaptan 152 Alıntı

İbrahim (Sisifos) 
31 Oca 00:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hiç düşünmedin mi?
"Uykuya dalarken, uykuda ölen insanlar olduğunu hiç düşünmedin mi? Dişlerini fırçalarken, işte tamam, bu son günüm demedin mi hiç? Çok süratle, hem de çok süratle hareket etmek gerektiğini, çünkü zamanın kalmadığını hiç hissetmedin mi? Ölümsüz mü sanıyorsun kendini!"

Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 153)Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 153)
İbrahim (Sisifos) 
31 Oca 00:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yaşanıyor ve ölünüyordu; kimin yaşadığı, kimin öldüğü bilinmiyordu; ölümden bir saat önce hâlâ canlıydı insan.

Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 153)Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 153)
Esma Sarıkaya 
20 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

"Köpekler sevgiyi bilir; insanlardan daha şefkatli,daha sadıktırlar. "

Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 18)Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 18)

“Yaşamayı sevmediğim için ölüm benim baş dönmemdi.” “Dünya, söz haline gelmek için beni kullanıyordu.”

Sözcükler, Jean-Paul SartreSözcükler, Jean-Paul Sartre

“Bir çocuğun, yıpranmış, silinmiş, hor görülmüş, bir köşeye atılmış ve sözü edilmemiş bütün temel özellileri, ellilik bir adamda yaşar durur.”

Sözcükler, Jean-Paul SartreSözcükler, Jean-Paul Sartre
İbrahim (Sisifos) 
31 Oca 00:43 · Kitabı okudu · Puan vermedi

... yazı yazma açlığı, yaşamayı reddedişi içinde taşıyordu.

Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 149)Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 149)
İbrahim (Sisifos) 
31 Oca 00:40 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tanrı & Sartre
Kutsal Ruh'la gizli görüşmeler yapıyordum: "Yazacaksın" diyordu bana; ellerimi ovuşturarak soruyordum: " Neyim var ki seçtiniz beni Tanrım?" "Hiçbir özelliğin yok." "Peki niçin ben seçildim?" " Nedeni yok bunun." "Biraz yazı yazma yatkınlığım var mı bari?" "Hayır, hiç yok. Büyük eserlerin kolayca yazanların kaleminden çıktığını mı sanıyorsun?" "Tanrım bu kadar az değerim varsa, bir kitap nasıl ortaya koyabilirim" "Kendini işine vererek." "Öyleyse herkes yazabilir mi?" "Herkes yazabilir ama ben seni seçtim."

Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 145)Sözcükler, Jean-Paul Sartre (Sayfa 145)