Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755103198
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Mots
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
... Yazar, "Sözcükler" adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında "Sözcükler"i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme aldı. Yazarın amacı, geçmişi yeniden canlandırmak değil, ona anlam kazandırmaktır. Gereksiz ayrıntılardan kaçınır, Marksçı düşünceden, belirli ölçüde de ruh çözümlemesinden yararlanarak bize, öznelliğin ağır bastığı çocukluk çağında, kendini nasıl edebiyata verdiğini, edebiyatta mutlağı bulduğunu anlatır. Kendi örneğini bize, bir kuşağın ve bir toplumsal sınıfın örneği olarak sunar.
188 syf.
·Beğendi
Hemingway’e atfedilen bir cümle  okumuştum: “İyi bir yazar olabilmek için mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak gerekir.” Dünya tarihi Hemingway’i doğrulayan örneklerle dolu. Sartre "Sözcükler" adlı yapıtında çocukluk dönemini ağırlıklı olarak anlattığı bir özyaşam öyküsü sunuyor bizlere. Burada şu soruyu sormak yerinde olur: “Varoluşçuluk felsefesine yaptığı önemli katkılarla, bu felsefeyi  edebiyata uyarlamasıyla ve bizzat yaşamıyla felsefesine sahip çıkan bu aykırı adam, mutsuz bir çocuk muydu?” "Sözcükler" tam da bu soruya  cevap niteliğinde bir eser. Çok küçük yaşta babasını kaybeden; anne, büyükbaba ve büyükanne üçgeninde, ama daha çok otoriter bir figür olan büyükbaba yönetiminde geçirilen bir çocukluk Sartre’ın çocukluğu. Peki mutlu mu? Huzursuz bir ruh Sartre, daha çocukluktan itibaren kitaplara ve yazmaya tutulmuş, hayatı boyunca bu tutkunun peşinden koşmuş, aykırı bir adam. "Sözcükler, varoluşçuluğun 'insanın kendi kendisini yeniden kurması' temeline dayanan görüşünü her cümle ile teyit ediyor adeta. Çocuk Sartre, okuma ve yazma konusunda dinmek bilmeyen bir susuzluğa sahip. Yazmayı bir hobi olarak gören ve torununu yazar olmaktan kurtarmak için her türlü çareye başvuran bir büyükbaba figürü, Sartre’da yazarlığı bir tutkuya dönüştürüyor. Zayıf ve çelimsiz yapısı ile her daim annesinin şefkatine maruz kalan, anneyle dost bir çocuk Sartre. Sıra dışı bir adamın sıra dışı özyaşam öyküsü "Sözcükler".Kitap her cümlesiyle sizi ters köşe yapıyor. Her cümlesiyle iğneliyor, dikkatinizi bambaşka bir yöne çekiyor. Sartre’a ve onun felsefesine bir adım daha yaklaşmak için okunması gereken bir yapıt. 176 sayfadan oluşan kitap, ince gibi görünse de yoğunluğu ile dikkatli bir okuma gerektiriyor. Kitabı okurken her cümlenin altını çizme ihtiyacı hissediyorsunuz ve bol bol alıntı yapma arzusu duyuyorsunuz.  Kanaatimce, Jean Paul Sartre külliyat olarak birkaç defa okunmadıkça tam olarak keşfedilemez. "Sözcükler" tıpkı  yakın zamanda okuduğum “Varoluşçuluk” kitabına yazdığım incelememde belirttiğim gibi Sartre’ı biraz daha yakından tanımak için iyi bir adım, ama asla yeterli değil.  Ama eğer Sartre okumaya başlayacaksanız başlangıç için en iyi Sartre kitaplarından biri. Herkese iyi okumalar!
188 syf.
·2 günde·9/10
Birini tanımam, bana ölümü hatırlatır.

Böyle  bir sözle giriş yapmak durumunda kaldım. Bunun sebebi ise Jean-Paul Sartre'ı okuyanın yaşadığı dengesizliktir. Kuşkusuz dengesizim artık. Yıllardır ayaklarımı koyduğum kaldırım taşının bir boşluk olduğunu farkettim ve o boşlukta gövdemle yol alıyorum sanki. ( Boşlukta gidilecek çok yer vardır. )

Bu kitap hakkında fazla söyleyecek bir şeyim yok. Jean-Paul Satre kitaplarında fiziksel bir geldim-gittim olayı pek yoktur. Düşünsel gitmeler vardır.

Pek inceleme yapmam. O yüzden kısa keseyim. Ben  sevdiğim yazarların çok okunmasını istemem. Bu da onlardan birisi.
188 syf.
Jean- Paul Sartre, çeşitli edebiyat alanlarını kapsayan çok sayıda yapıtıyla bize 20. yüzyılın bir özetini sunar. 1964'te değer görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülünü kabul etmeyen Sartre, kuram ve eylem adamı niteliklerini kişiliğinde birleştiren yazar-aydın kimliğiyle tüm dünyada yaygın bir etki uyandırmıştır. Yazar, Sözcükler adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında Sözcükler'i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme almış.
188 syf.
·Beğendi·9/10
Sartre'ın bu kitabını okurken otobiyografisi değilde sanki varoluş üzerine yazdığı bir romanını okudum. Muhteşem bir şekilde yazmış. Bulantı tarzında yazılmış, oldukça derin ve anlaşılması güç. Yazarlığa başlamasını, babasını kaybetmesinin üzerinde bıraktığı etkileri, yalnızlık içinde geçen çocukluğunu ve hayatında dönüm noktası sayılabilecek bir değişikliğe yol açacak olan dedesi ile olan ilişkisini çok güzel bir dille anlatmış. Küçüklükten beri süren kitap tutkusu ilerde büyük bir yazar olacağının sinyallerini veriyor zaten. Sartre'ı anlamak isteyenin mutlaka okuması gerekiyor bu kitabını. Kitabı okuyacak arkadaşlara iyi okumalar şimdiden.
188 syf.
·17 günde·7/10
Sözcükler, geçtiğimiz yüz yılın -kısıtlamak yanlış olur, geçtiğimiz tüm yüz yılların- en mühim filozof ve entelektüellerinden biri olan Jean-Paul Sartre'ın sözcüklerle ilk temasını ve sözcüklerle olan ilişkisini temel alan otobiyografik bir eser.

Sartre kendini anlatmaya, kendinden çok çok önce başlıyor. Bu otobiyografi Sartre'ın doğumuyla başlamıyor. Kendinden iki göbek öncesinin anlatımıyla yaklaşık on, on beş yaş civarına kadarki dönemini, yazıldığı zamanın ağzıyla aktarıyor bize. Kitaba başladığımızda kendinizi bir Marquez romanında hissedeceksiniz: Birbirine karışan isimler, soylar, soy isimler. Bu isimlerin nereye bağlanacağını başta fark edemedim ancak bu ahmaklığımdı elbette çünkü kitap bir otobiyografi: İlla ki Sartre'a çıkacaktı yollar, çıktı da. Ancak anlatmak istediğim şey şu: Sartre'a gelene kadarki yirmi, otuz sayfada bir afallama yaşayabilirsiniz.

Sartre'ın yaşamının -80(yaklaşık, tahmimi), +10 yıllık bölümüne tanık olduğumuz kitap "Okuma" ve "Yazma" olarak iki bölümden oluşuyor. Tahmin edileceği üzere "Okuma" bölümünde doğumunun öncesi, doğumu, aile yapısı ve kitaplarla olan ilk kontağı anlatılıyor. Burada en çok ağır basan şey babasız büyümesinin onun kendini var edişinin en büyük yardımcısı olduğu fikri. Sartre çocuk yaşta babasını kaybetmese kendi varoluşunu asla tamamlayamayacağı görüşünde. Varoluşçuların genelinde olduğu gibi "baba" ideasına karşı tavır almış durumda, üstelik "baba" tesirini hiç hissetmemesine rağmen. Ayrıca kitapta neredeyse Sartre kadar yeri olan büyükbabası Charles'ın onu olumlu-olumsuz ne seviyede etkilediğini okuyoruz bu ilk bölümde.
İkinci bölüm olan "Yazmak"ta ise Sartre'ın yine okumalarına paralel olarak vücut bulmaya başlayan yazma girişimlerini okuyoruz. Ailesinin, çevresinin, öğretmenlerinin ve özellikle de büyükbabası Charles'ın onu ne denli cesaretlendiğini, bu cesaretlendirme neticesinde de Sartre'ın kendisini yazmak mevzusunda bir seçilmiş kişi gibi algıladığını okuyoruz. Yazmanın onun hayatındaki muadilsizliğini, özellikle otobiyografisini yazmaya başladığı, elli yaşlarındaki Sartre gözüyle anlattığı bölümlerde görüyoruz.

"Sözcükler" benim Sartre'la tanışma kitabım oldu. Sartre'ı, köklerini ve çocukluğunu anlattığı bu otobiyografik eserinden tanımadan önce bir romanıyla tanımanın daha iyi olabileceği fikrindeyim.
150 syf.
·Puan vermedi
Tüm kitap boyunca Sartre bu kadar haklı olamaz, bana yericek düşünce bırakmıyor ... diyerek kitabı tamamladım. Ben onun özgünlüğünü düşünürken bi dostum o da en az senin kadar tuhaf neden şaşırıyorsun gibisinden bi yorumda bulundu. Ona kısmen katılıyor ve yorumunu şu şekilde geliştiriyorum hepimiz histeri delisi ruh hastalarıyız sadece bazılarımız kabul ediyor . Kitabın bende yarattığı etki yorucu betimlemeler ve varılamayan sonuçlar olsa da yeniden bulunmuş olduğum hissiyatındayım
188 syf.
·Beğendi·10/10
Yazı ile doğdum ben. Yazıdan önce, yalnız bir ayna oyunu vardı ortada... Ama yalnızca yazmak için yaşıyordum ve ''ben'' dediğim zaman ''yazan ben'' i kastediyordum.

Eğer bir insan, yaşamını bir boyun eğişle tehlikeye atarsa, cömertlik ne olacaktı?

Ama her şeye cepheden, açık gönüllülükle bakmak gerekirdi.
%32 (60/188)
·Puan vermedi
Oldukça ağır bir kitap,okurken bir türlü akıp gitmiyor.
Sartre okumaya otobiyografisinden başlamak istemiştim fakat maalesef bu kitabı bitiremeden yarım bıraktım.İnce bir kitap olmasına karşın okunması oldukça güç olan bir eser Sartre’ye bu kitabı ile başlamak isteyenlere duyurulur.
176 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Üzerimde yarattığı etkiye yönelik ne söylesem eksik kalacağını bildiğim bir incelemeye başlayacağım.

Sartre:Uslanmaz bebek.Manyak bir adam.Kafa açıyor.Zihninde buhranlar yaratıyor.Okuduğunda karabasanlar basıyor.Albert Camus okudum,ona da benzemiyor."Varoluş"sancısı daha derin.Kafka okudum,ona da benzemiyor.Kafka'dan daha hüzünlü,Kafka'dan daha yalnız.Ne Camus,Ne Kafka;Sartre kadar etkilemedi beni.Şu an incelememi sürdürürken kelimelerin zeytinyağı gibi akması Sartre'ın şaheseri.

Okuduğum en tuhaf otobiyografik kitaptı.Daha doğrusu bunu 'otobiyografik'eserler kategorisine koymak ne denli doğru olur onu da bilemiyorum.Retorik bir anlatım tarzı benimseme uğraşına girmemiş.Buna karşın adamın ciğerine dumanlı hava sahasıyla nüfuz ediyor.Palyatif görüşleri yok,var.Yani hem var,hem yok.Bir okuyorsun,akacağı mecrayı bulamamış bir ırmak gibi;bir okuyorsun,dünyanın en alçak ve en yüksek gölü,dağı,ovası gibi.

Hikayesi basit:Kafka gibi,Gorki gibi,Dostoyevski gibi,Hemingway gibi,Tolstoy gibi,Camus gibi vs.Acılı.Hüzün dolu.Klasik iyi yazar geçmişi.Çocukluğu mutsuz.Babasını kaybediyor.Ardından annesiyle birlikte büyükbabasına taşınıyor.Büyükanne,büyükbaba,anne,Sartre yaşıyorlar.Büyükbaba otoriter.Anne mahçup ve mazlum.Sartre yetim.İyi bir yazar olmak için bütün koşullar hazır.Annesiyle başka bir kente taşınıyor.Büyükbabasıyla mektuplaşmaya devam.Mektup türü yazarların olgunlaşması için en önemli yazın türlerinden biridir.Adamı pişirir.Hamken pişersin.Yakmak dünyanın üstüne vazifedir.Yanarsan delirirsin zaten.Sanki kâinat dünya edebiyatına ve felsefe tarihine,büyük bir ışık kazandırabilmek için kolları sıvamış.

Kitaptan bir bölüm sunayım ve incelemeyi bitireyim.Son sözüm:Sartre okumadan ölen "varoluş"sancısı çektiğini iddia etmesin."Varoluş"sancısı çektiğini iddia eden evvela Sartre'ın ismini dünyaya isnat etsin,bağırsın,haykırsın!

"Renkli camlar,payanda kemerleri,yontulmuş kapılar,din şarkıları,ağaç ya da taşa oyulmuş çarmıha gerilişler,mısra biçiminde düşüncelere dalışlar ya da şiirsel uyumlar:bütün bu sanatlar doğruca tanrısal olana götürüyordu bizi.Tabiî doğal güzellikleri de eklemek gerekirdi buna.Tanrı'nın yapıtlarıyla büyük insansal yapıtları aynı ruh canlandırıyordu;aynı gökkuşağı parlıyordu çağlayanların köpüğünde,aynı gökkuşağı oynaşıyordu.Flaubert'in satırları arasında,Rembrandt'ın loş karanlıklarında:Ruh idi bu.Ruh,Tanrı'ya insanlardan söz ediyor,insanlara Tanrı'nın tanıklığını yapıyordu.Büyükbabam,güzellikte gerçeğin elle tutulur varlığını ve en soylu yücelişlerin kaynağını görüyordu.Olağanüstü kimi hal ve şartlarda örneğin dağda bir fırtına koptuğu,Victor Hugo esinlendiği zaman,gerçeğin,güzelin,iyinin birbirine karıştığı en yüksek noktaya erişilebilirdi."
176 syf.
·Puan vermedi
Çocukluk, her insanın hayatında önemli bir süreci ifade eder. Gençlikten yaşlılığa değin, birçok davranışın sebepleri/kökenleri çocuklukta aranır. Özellikle psikanalizm yaklaşımına göre, çocukluk, kişiliğin oluşup tamamlandığı bir evredir. Bu yüzden çocukluk dönemini “sağlıklı” atlatan bireylerin ileriki dönemlerini daha kolay ve bilinçli (bilinçaltına tamamen kulaklarını tıkamadan) geçirebileceği söylenir. Her insanın hayatında temel olan bu dönemi kimi zaman özlem kimi zamansa (iyi ki de) geçip gitmiş acı dolu yıllar olarak anarız. Fakat değişmez bir gerçek var ki, çocukluğumuz her zaman bizimledir.
Sartre’nin Sözcükler adlı kitabı, onun çocukluğunu anlattığı bir çocukluk otobiyografisi. Okudukça gördüm ki, Sartre’nin ölüm, din/inanç, felsefe ve yazı hayatıyla ilgili tüm hazinesi çocukluğunda saklı. Hiçbir şeyden çekinmeksizin (kimden çekinecek ki koskoca Sartre), biraz ağır bir dille anlatmıştır çocukluğunu. Ve hatta, daha bebekken, babasının ölümünü, kendisi için bir şans olarak görmektedir. Ona göre bu sayede, daha fazla özgür olmuş ve babası tarafından hiçbir zaman ezilmemiştir. Babası bir İngiliz gibi kaçarak ve saygısızca bu dünyadan göçüp gitmiştir. Kendisini ne sevmiş ne de kucağına almıştır. Bu yüzden kendisiyle babası arasındaki bu kısa süreli ilişkiyi, “yitip gitmiş aşk acıları” olarak adlandıracaktır. Babasının erken ölümünü kendisi için şans görmesinin bir diğer sebebi de, babası ölünce annesiyle beraber büyükbabasının yanına yerleşmeleri ve burada çok rahat bir çocukluk geçirmesidir. Öyle ki büyükbabasının kitaplığı ona farklı bir dünyanın kapılarını açmıştır. Bu, “kaderin olağanüstü bir kayırmasıdır,” onu.
Küçük Sartre, okuyan, yazan, düşünen birisidir. Her fırsatta kitapların ona sunduğu, kendince gerçek olan hayata kaçar. “Yaşamıma, tıpkı bitireceğim gibi başladım: kitapların arasında.” diyecektir. Böylece dinini de bulmuştur artık ve hiçbir şey kitaplar kadar önemli gözükmeyecektir ona. Okuduğu kitaplardaki karakterler dostudur onun. Bir keresinde Madam Bovary’yi okumak istediğinde; annesi, bu yaşta bu tür kitapları okuduğunda büyüyünce ne yapacaksın diye sorduğunda, “Onları yaşayacağım.” diye cevap verecektir. Onlarla sevinir, onlarla savaşlara katılır, zaferle döner ya da mağlup olur. Her şey, tüm bir hayat kitaplarda saklıdır. Kitaplık, onun mabedidir. Zamanının çoğunu burada geçirir. İlerleyen zamanlarda yazmaya da başlar. Hatta ailesi, onun geçimini yazmakla sağlayacağı düşüncesinden tedirgin bile olurlar. Ne kadar vazgeçirmeye çabalasalar da bu ısrar onu daha çok yazmanın içine itecektir. Hatta yıllar sonra, her yazı çalışması içinde olduğu zamanlar, öleli bir hayli zaman geçmiş birinin (büyükbabasının) yadsıyacağı bir işe girişmiş oluyorum diyecektir. Başlarda okunmaz yazdıkları. Fakat yıldırmaz bu durum onu. “Pişman değilim, okunmuş olsaydım, hoşa gitmeye uğraşacaktım, gizli kalmakla gerçek oldum.” demiştir. Yani beğenilmenin bir nevi onu şekillendireceğini ve daha baştan bu özgürlüğünü elinden alacağını düşünmüştür. (Yıllar sonra Sartre, Nobel edebiyat ödülünü de buna benzer bir gerekçeyle reddecektir.) Yazı sayesinde var olur adeta Sartre. Bütün insanlık uyurken, o bir “gözcü”dür hepsinin üstünde. Yazmaya şöyle de bir işlev yükler kendince: Yazdıkları sayesinde kendi ölümünden sonra bile okuyucunun gözleri ile yaşama bakacaktır. Yani geleceğe uzanan, ölmeyecek bir Sartre’yi yaratıyordu yazarken. Her bir kelime, ölümsüz Sartre’nin hücreleri gibiydi. Ona göre ölüm, yokluğuyla parıldıyordu ve göçüp gitmek ölmek değildi! Ne ki sürekli ölümü düşünür. Her dakikası ölüm düşüncesiyle geçerdi. Arkadaşları tam aksini söylese de, Sartre, kendisi için bunu böyle söyleyecekti.
Din konusunda ise, inançsızlığı belirtir Sartre. Fakat buna asıl sebebin, dogmaların çatışması değil, büyükbaba ve büyükannesinin ilgisizliği olduğunu söyler. Ve tabi bir de başarısız olan Tanrı eğilimi. İçinde kök salmayan bir Tanrı. Çok uzun yıllar sonra şöyle diyecekti: “Elli yıl önce, o anlaşmazlık, o yanılma olmasaydı, (tanrıyla) aramızda bir şeyler olabilirdi.”
Son sözü Sartre’nin bir başka itirafıyla söyleyelim: “Sonunda okuyucu anlamıştır ki, çocukluğumdan ve ondan doğan her şeyden tiksiniyorum.
İyi okumalar.
188 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Birçok ünlü yazar gibi Sartre da, burjuva denilebilecek varlıklı bir ailede büyümüş. Özellikle felsefeci ve bilim adamlarının , derin düşünme , entellektüel aktivitelere daha çok zaman ayırabilme ve zaman zaman hayattan kopabilme gibi, ancak kalbur üstü ailelerin çocuklarının önüne sunulmuş bir lüks ortamında yetiştiğini görürüz. Bu adamların çoğu hayatın uzağında, sosyal ilişkiler ve hiyerarşide kendi kimliklerini kaybetmeden (kirlenmeden) ufuktan bir gözetleme kulesinden bakar gibi insanları gözlemleyip kimi zaman kıyasıya eleştirip kimi zaman empati kurarlar.
Yalnızlık çoğunlukla yaşam biçimleridir. Hoş bizim gibi sürekli bir yere koşuşturan , maddi ve sosyal endişeler içinde bunalıma girme lüksünü yaşayamayan emekçiler de yalnızdır. Demem o ki ; yazarlık ya da derin düşünme ve içe dönme gerektiren sanatlar biraz da şartlarla da alakalı. Sartre da yetilerinin gelişebileceği bir çevrede büyümüş ve birçok burjuva aile de olduğu gibi aile ilişkileri mesafeli.
Sartre da birçok yazar gibi bir dahi olduğunu, hakikatin içinde bulunduğunu ve insanların kendini anlamadığını düşünüyor. Aslında dahi diye birşey yok. Biraz kitap okuyup bir iki entellektüel muhabbete katılan çoğu insan kendini dahi olarak görür.
Dahileri dahi yapan, İNANÇ-AZİM-EMEK ve SABIR dır.
"Uykuya dalarken, uykuda ölen insanlar olduğunu hiç düşünmedin mi? Dişlerini fırçalarken, işte tamam, bu son günüm demedin mi hiç? Çok süratle, hem de çok süratle hareket etmek gerektiğini, çünkü zamanın kalmadığını hiç hissetmedin mi? Ölümsüz mü sanıyorsun kendini!"
"Ama benim sevgili küçüğüm, şu yaşında bu tür kitaplar okursa, büyük olduğu zaman ne yapacak?"
Ben de, "Onları yaşayacağım." demiştim.
Yaşanıyor ve ölünüyordu; kimin yaşadığı, kimin öldüğü bilinmiyordu; ölümden bir saat önce hâlâ canlıydı insan.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sözcükler
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755103198
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Mots
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
... Yazar, "Sözcükler" adını verdiği özyaşamöyküsünü 1953 yılında yazmaya başladı, 1954 yılında büyük bir bölümünü bitirmişti. 1964 yılında "Sözcükler"i yeniden, bu kez daha yumuşatılmış, ayrıntılara daha çok önem veren bir üslupla yeniden kaleme aldı. Yazarın amacı, geçmişi yeniden canlandırmak değil, ona anlam kazandırmaktır. Gereksiz ayrıntılardan kaçınır, Marksçı düşünceden, belirli ölçüde de ruh çözümlemesinden yararlanarak bize, öznelliğin ağır bastığı çocukluk çağında, kendini nasıl edebiyata verdiğini, edebiyatta mutlağı bulduğunu anlatır. Kendi örneğini bize, bir kuşağın ve bir toplumsal sınıfın örneği olarak sunar.

Kitabı okuyanlar 407 okur

  • Murat_001_
  • Faruk
  • Özgür TÜRK
  • piktobet
  • serhat kaplan
  • Deniz
  • Antoine Roquentin
  • Aleksandr Puşkin
  • Ebru  Mazılıgüney
  • Glab

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.4
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%25.9
25-34 Yaş
%44.7
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.9
Erkek
%54.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.8 (28)
9
%18.6 (21)
8
%26.5 (30)
7
%6.2 (7)
6
%7.1 (8)
5
%4.4 (5)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0