Varoluşçuluk

Jean-Paul Sartre
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Varoluşçuluk - Jean-Paul Sartre
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2025 100. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 19:11
Jean-Paul Sartre’ın Varoluşçuluk adlı kitabı, felsefe meraklılarının mutlaka göz atması gereken, ince ama yoğun eserlerden biridir. Sartre bu kitapta, "Varoluşçuluğa" yöneltilen eleştirilere cevap veriyor ve aynı zamanda bu felsefi akımın ne olduğunu sade bir dille açıklamaya çalışıyor. Buna rağmen Varoluşçuluk, düşünürler arasında o kadar farklı anlamlarda kullanılmış ki tam olarak ne olduğu, kitabı okudukça Sartre'ın açıklamalarından anlıyoruz. Kitabın belki de en meşhur cümlesi şudur: “Varoluş özden önce gelir.” Bu ne demek derseniz, Sartre’a göre insan, doğuştan bir "öz" ya da "anlam"la gelmiyor. Önce var oluyoruz, yani dünyaya geliyoruz. Ardından yaptığımız seçimlerle, yaşadıklarımızla, kararlarımızla kendimizi oluşturuyoruz. Yani kim olduğumuza biz karar veriyoruz, kimse değil. Bu oldukça sarsıcı bir düşünce çünkü Tanrı’ya ya da evrensel bir plana inanan anlayışları temelden sarsıyor. Sartre’ın savunduğu şey: "Tanrı yoksa, insan tamamen özgürdür." Ama bu özgürlükle beraber gelen çok büyük bir sorumluluk vardır. Kitap çok uzun değil ama dikkatle okunması gereken bir eser. Yer yer kavramlar ağır gelebilir, özellikle felsefeye yeni başlayanlar için. Ama kısa olması sizi aldatmasın; içeriği oldukça yoğun. Ben bu kitabı okurken sürekli durup düşündüm: “Ben kendi seçimlerimi gerçekten kendim mi yapıyorum? Yoksa toplum, aile, gelenekler benim adıma karar mı veriyor?” gibi sorular ister istemez zihninize geliyor. Son olarak ben bu kitabı Say Yayınları’ndan, Asım Bezirci’nin çevirisiyle okudum. Akıcı ve anlaşılır bir çeviriydi. Felsefeye yeni başlayanlara bile tavsiye edebilirim. Zaten Sartre bu eseri, daha önce yazdığı teknik metinleri anlamakta zorlanan insanlar için kaleme
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
İnsan yalnızca kendini de anladığı gibi değil, olmak istediği gibidir de.
Puan vermedi·128 syf.··
2023 126. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2023 12:25
Jean-Paul Sartre kitabında varoluşçuluk ile ilgili düşüncelerini okuyoruz. Aynı zamanda varoluşçuluk ile ilgili yazarların düşüncelerine, eserlerine, isimlerine, Türkiye'de varoluşçuluk ile ilgili yazan yazarlar ve eserlerine ve varoluşçuluğa yapılan eleştirileride okuyarak varoluşçuluk ile ilgili farklı bakış açılarına sahip oluyoruz. Jean-Paul Sartre 'ye göre varlık Özden gelir düşüncesi ile insanın var olma eyleminin gerçekleştirdiği özü kişi de daha sonradan oluştuğunu bu özü de kendisinin yaşadıkları ile özünü oluşturup, insanın kendisini nasıl isterse öyle şekillendirdiğini, kendisinden ve başkalarından sorumlu olduğunu ve seçimlerimizin bizi var ettiğini okuyoruz. Jean-Paul Sartre'ye göre insanlar özgür olmaya mahkumdur, zorunludur! diyerek genel bir ahlak yasasının olmaması ve kişinin yaşadıkları ve algıladıklarının herkes de farklı olması ve kendilerine göre yorumlaması evrensel ahlak anlayışını reddeder. Jean-Paul Sartre yazdığı düşünceler ve anlatımının kolay, anlaşılır olması varoluşçuluğu herkesin anlayacağı bir dilde anlatan bir kitap. Sizler de varlığınızın nedenini anlayarak özü kavramak istiyorsanız beğenerek okuyacağınız bir eser. Yazarın diğer eserlerinde görüşmek dileğiyle keyifli okumalar.
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 11. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2020 20:12
Elinde piposu olan Sartre ya da sigara içen Camus... Felsefeyle ilgileniyorum diyen depresif insanların uğrak noktası 2 insan. "Varoluş be malbayım. Kimse bizi manlamıyor. Maga bee yalnızız." gibi söylevler içerisinde olan birisiyseniz Varoluş Felsefesini illaki duyarsınız. Camus'nün Yabancı'sı ya da Sartre'ın Bulantı'sı sizi ister istemez içine çeker. Meursault gibi yabancı kaldım dünyaya dersiniz ya da Roquentin gibi nefes almak bile bulanmanıza neden olur, mideniz kalkar. Hatta Dostoyevski'de bile varoluşu bulursunuz. Varoluşçu yazarlar sizin için sizi sizden daha iyi anlatan kitaplar olur. Onlarla yatar, onlarla kalkarsınız. Kendinizi resmen bulmuşsunuzdur. Ama durun. Varoluş bu değil! Gerçek varoluşçuluk bu değil. "Varoluşçuluk 19. yüzyılın sonlarında -daha çok Almanya'da- filizleniyor." Bu felsefenin doğmasında ise en büyük etmen Tanrı'nın ölmesi. Nietzsche sağ olsun :) "18. yüzyılda -filozofların bu dinsizlik çağında- Tanrı kavramı ortadan kalkıyor." Marx'ın yabancılaşma kavramı ve Marx ile de oldukça ilintili olan bu felsefe modern çağın insanının anlam arayışı aslında. Varoluşçuluk nedir? Sorusunun cevabı ise oldukça basit. "Varlık özden önce gelir." Size hiçbir şey ifade etmedi mi? O zaman şöyle açıklayayım: Kurabiye yapmak için herhangi bir kurala uyarak belirli bir şekilde kurabiye mi yaparsınız? Örneğin 7 cm çapında, üzerinde çikolata parçaları olan bir kurabiye mi yapacağım dersiniz yoksa malzemeleri mutfak masasının üzerine dizdikten sonra "Hadi kurabiyem, var ol!" mu dersiniz? Sartre kurabiyenin kendi kendine var olacağını söylemez. Çünkü varoluş insana özgüdür. Kurabiyeyi yapacak olan kişi sizsiniz. Ama sizi yapacak olan herhangi bir zanaatkar yoktur. "Yaratıcı bir Tanrı'yı bile çoğu zaman yüksek bir zanaatçı gibi tasarlarız. Tanrı'yı zanaatçıya
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
9/10
·123 syf.··
Beğendi
·
2020 5. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2020 04:11
Akıcı ve sade dili sayesinde bir günde okunabilen bir kitap Varoluşçuluk. Buradan kitabın "çerezlik" olduğu fikri çıkarılmasın çünkü her kelimesini anlayarak, anladıklarınızı düşünce dünyanız ile birleştirerek okuduğunuzda size çok şey katacak. Henüz kitaba başlamadıysanız not alarak okumanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca ön hazırlık olarak Kierkegaard'ın "Ölümcül Hastalık: Umutsuzluk" kitabına göz gezdirirseniz Tanrıtanımaz Sartre'ın fikirlerinin temelinde bu depresif teologun ne denli yer tuttuğunu görüp şaşıracaksınız. "İnsanda, ama yalnız insanda, varoluş özden önce gelir," diyor Sartre. Nesneler ne işe yarayacakları belirli bir şekilde tasarlanır, doğaları gereği belirli işlevleri gerçekleştirirler. İnsan doğası diye bir şeyden söz etmek ise mümkün değildir; önsel olmayan, içinde yaşanılan toplumda her gün kurula kurula oluşan evrensel bir insancıllıktan söz edilebilir ancak. İnsan edimlerine bağlı olarak kendini yaratır ancak özgür olmaya mahkumdur. Bu bağlamda Varoluşçuluk, kadercilerin tam karşısında yer alır; insana seçimleri sonucunda bir sorumluluk yükler. Sartre olumsuz özelliklerimizi doğaya bağlamak yerine onların bizden kaynaklandığını kabul etmemize "iyimser sertlik" diyor. Öyle ya; insan korkak ve zayıf olabilir ancak kendi özünü durmaksızın yeniden yaratabilme kabiliyetine sahip olduğu için bu durumu değiştirmek de kendi elindedir. Varoluşçuluk felsefesinin özünde eylem vardır. Her şeyin merkezinde birey olmasına, toplumsallığa karşı çıkılmasına karşın Varoluşçular diğer insanlardan soyutlamaz kendilerini. Onlar, hem varoluşumuz hem de kendimizi bilişimiz için gereklidir. İnsan kendinden sorumludur, evet ama bu sorumluluk onları diğer insanlara karşı da sorumlu kılar. İnsanlığın bunaltısı işte bu sorumluluğa dayanır. "İnsanın bir nedeni yoksa bu, kendi
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
Puan vermedi·123 syf.··
2021 9. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2021 01:38
Varoluşçu felsefe konusuna yeni adım atanlar için güzel bir başlangıç kitabı olacaktır, gayet açık ve genellikle yalın bir anlatımı var. Kitapta Sartre'ın hayatı ve varoluşçulukla ilgili röportajlarını, konferanslarını okuyacaksınız. Şimdiden iyi okumalar
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 7. kitabı
Varoluşçu felsefenin dünya edebiyatı ve bizim edebiyatımız üzerindeki derin etkileri düşünüldüğünde kitabın önemi de ortaya çıkıyor aslında. Bu anlamda bu alanda okuma yapan herkese kitabı mutlaka öneriyorum; ama şunu bilmenizde yarar var: "Varoluşçuluk" ucu bucağı olmayan bir felsefe, bu kitap ise bu felsefeye sadece ilk adım olabilir.
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
Varoluşçuluk
9/10
·123 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2020 23:29
Okuması son derece kolay ki, bunda hem çevirmen Asım Bezirci, hem de kitabın yazarı J.P.Sartre tarafından, ilk basamak felsefe dersine giriş tarzı yazımın etkisi çok büyük. Yazar ilk romanı Bulantı ile, 1938 yılında çok büyük bir üne kavuşmuş ve Varoluşçuluk hakkında, geniş katılımlı konferanslar vermiştir. Bu kitap Sartre'in öncülerinden olduğu Varoluşçu akım hakkında bilgi verirken ayrıca bir konferans sonrasında P. Naville ile arasında gerçekleşen soru cevap şeklindeki diyalogları da içerir. Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. en önemli temsilcileri martin heidegger, karl jaspers, jean-paul sartre, gabriel marcel ve maurice merleau-pontyolmuştur. felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce nietzsche, kierkegaard ve husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır. varoluşçuluk 4 temel fikri savunur: 1. varoluş her zaman tek ve bireyseldir. bu görüş bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır. 2. varoluş, öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık'ın anlamının araştırılmasını da içerir. 3. varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. bu görüş her türlü gerekirciliğin karşıtıdır. 4. insanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş her zaman bir "dünyada var olma"dır. bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir. varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. kierkegaard’ı izleyen franz kafka, das scholss, şato, der prozess, dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi. çağdaş varoluşçuluğun özgün
Edebiyat
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
8/10
·123 syf.··
2017 7. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2017 03:05
Son zamanlarda Varoluşçu felsefeye veya düşüncesine merak salmıştım. bir kaç ufak araştırmanın sonunda Jean Paul Sartre'ın ''Varoluşçuluk'' eserini okumaya karar verdim ve okudum. Varoluşçuluk kısa ve öz olarak şudur; 'varoluş Öz'den önce gelir.' Sartre'ın dünyası tarihsel görüşten yoksundur. Bundan dolayı geleceği yalnızca bireyin tasarısına bağlar. peki ya özgürlük? Onun özgürlük dedği şey aslında bireyin kendi içine kapanışıdır. Her şeyden önce varoluşçuluk insancılık değildir. Tam tersine insanlık ve özgürlük düşmanı bir akımdır. İnsanın varoluşu konusunda meraklı olanlara tavsiye ederim. insanın özü mü öncelikli yoksa varlığı mı? İşte Jean Paul Sartre bunun cevabını bize güzel ve duru bir felsefi lisan ile anlatmaya çalışıyor.
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
10/10
·123 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2020 13:34
Jean-Paul Sartre'ın dünden bugüne, varoluşçuluk eleştirileri ve tartışmalarına köktenci bir yanıtı. Varoluşçuluğun neliği, amacı ve felsefesine dair çok değerli bir kaynak. Varoluşçuluk felsefesine ilgi duyanların, merak edenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Varoluşçuluk felsefesinin en önemli savunucularından olan Sartre, kitapta akıcılık ve açıklıkla neredeyse tüm sorulara ve eleştirilere kendi tarzında cevaplar verirken, okuru da bu felsefe ile ilgili daha derine götürüyor. Ayrıca baskının Asım Bezirci tarafından çevrilmiş olması da ayrı bir güzellik. Felsefe okumalarının başucu kaynaklarından sayabileceğim, muazzam bir kitap.
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma
9/10
·123 syf.··
2018 32. kitabı
Günümüzün veya çağın en büyük sorunlarından biri varoluşçuluk sorunudur.Bu varoluşsal buhranların dili olan yazarlardan biri hatta varoluşsal felsefenin kurucularındandır.Bu eser yazarın zihnindeki o felsefenin giriş kitabı niteliğindedir. Bence kitabın dili gayet sade ve akıcıdır. Zaten ince bir kitaptır. Ama kesinlikle her harfi düşünülmeli ve sorgulanmalıdır. Neden var olduk ? Yaşam amacımız nedir ? İnsan nasıl var olabilir? gibi soruların peşinden koşanlar için giriş kitabı niteliğindedir. Sartre ye göre ' insan fiilleri kadar var olabilir.' aklımda kalan kitabın laflarından biridir.
Felsefe
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say Yayınları · 20173,854 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.