Hapishanenin Doğuşu

Michel Foucault
Tahmini Okuma Süresi:
12 sa. 36 dk.
Sayfa Sayısı:
445
Basım Tarihi:
Şubat 2013
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Orijinal Adı:
Surveiller Et Punir Naissance De La Prison
Orijinal Dil:
Fransızca
Orijinal Ülke:
Fransa
ISBN:
9789755330327
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·445 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 13:53
Bir sabah gözlerini açarsın ve etrafına bakarsın. Hiçbir zincir yok bileğinde. Parmaklıklar yok. Gardiyanlar yok. Ama yine de çıkamazsın. Çünkü seni gözeten gözler gözle görünmez; ve sen, çoktan onlara göre yaşamayı öğrenmişsindir. Yüzüne her gün bir “normal” maskesi geçirilir; çok konuşma, çok gülme, çok susma, çok sorgulama… Türkiye’de yaşam, duvarı olmayan bir hücrenin içinde süre giden terbiye edilmiş bir hayattır. Burada otorite kalın duvarların arkasında değil, apartman toplantılarında, okul müfredatında, Twitter’da RT edilen linçlerde, toplu taşıma anonslarında, mahalle bakkalında, hatta annenin bakışlarında bile vardır. Disiplin toplumu sadece kurumlarda değil, kültürün içinde nefes alır. Devlet sadece Ankara’da değildir; artık mutfağında da oturur, yatağının ucunda da bekler. Sınıf sıralarında başlayan hizaya sokulma pratiği, Türkiye’de ilk tokadı öğretmenden yemekle başlar. “Adam ol!” diye haykıran eğitim sistemi, adam olmanın ne olduğunu hiçbir zaman açıklamaz. Ama öğretir. Bedene, sese, bakışa, ete, eteğe karışarak öğretir. Birey yetiştirmez, biat eder “vatandaş” üretir. Eleştiren değil, ezberleyen. Görünen değil, saklanan. Var olan değil, razı olan. Hastane koridorlarında yıllarca bekletilmek “şükür” ile ödüllendirilir. Sıra sana gelince değil, razı oldukça iyileşmen beklenir. “Devletin elinden gelen bu” cümlesi, iktidarın en büyük mazereti değil, topluma öğretilmiş en derin boyun eğiştir. Çünkü burada ceza artık kırbaçla değil, ihmalle verilir. Gözünün önünde adaletsizlik olur ama “sessiz kalırsan başına bir şey gelmez” denilir. Bu ülke, görünmez bir hapishanenin prototipidir. Mahalle baskısı burada bir deyim değil, bir güvenlik politikasıdır. Televizyon ekranlarında bitmeyen sabır telkinleri, dış güçler anlatıları, hedef gösterilen
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
Puan vermedi·445 syf.·
2024 38. kitabı
·
Foucault yaşamın her alanına işlemiş olan iktidarı bu kez cezalandırma sistemleri üzerinden anlatıyor. Cezalandırmanın, azap çektirmenin, hapsetmenin, ıslah etmenin tarihsel değişimini ve iktidarın bir yandan görünürlüğünü azaltırken bir yandan etkisini nasıl artırdığını gözler önüne seriyor. Meydanlarda vahşice azap çektirilerek gerçekleştirilen halka açık idam şovlarında iktidar ortada, korkulan, her an baskısını ve gücünü ortaya koyan cezayı bizzat kendisi veren 'görünür' bir iktidarın nasıl kendini geri plana itip, yaşamın her alanına sızdığını; artık korkulan değil, eğiten, disiplin eden, bireyselleştirerek bireylerin her hücresine etki eden, daha az vahşi ancak çok daha fazla kontrol sahibi bir iktidar mekanizması ile karşı karşıya oluşumuzu; hapishanelerin okullar ile, askeri kışlalar ile, hastaneler ile olan çarpıcı benzerliklerini düşündürerek anlatıyor.
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
Puan vermedi·445 syf.·
2021 84. kitabı
Michel Foucault,  iktidar olgusunun  bireyler üzerindeki güç ilişkisini orta çağdan itibaren modern çağa kadar nasıl değiştiğini incelemiş. Orta çağda, toplum suçluya yapılan fiziksel azabı veya ölüm cezasını tören şeklinde meydanlarda seyrederdi. Bu törenin amacı kralın güç gösterisidir . Kral yasadır. Egemenin gücü sergileniyordu. Fakat  zamanla kaybedecek bir şeyi olmayan suçlunun son kötü sözleri ve isyanı halkta  hayranlık uyandırır. Egemenin gücü sarsılmaya başlar ve törenler azalarak yok olur. Aydınlanma çağından itibaren cezalandırma sisteminde değişim başlamıştır. Aydınlanma düşüncesi özgürlükçüdür. Ölüm cezasına karşı düşünceler desteklenmeye başlamıştır. "Özgürlükleri keşfeden Aydınlanma çağı disiplinleri de keşfetmiştir." M.Foucault Modern adalet sisteminde iktidar ölüm cezası yerine kapatma, hapsetme sistemini daha  ön planda tutar. İktidar otoritesini fiziksel azapla dayatma yerine  kontrol mekanizmasıyla psikolojik olarak baskı yapmayı tercih eder. M.Foucault buna örnek olarak; İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarladığı yeni bir hapishane modeli olan panoptikonu gösterir. Panoptikonun Mimari yapısında,  merkezde gözetleme kulesi, kulenin etrafında çember şeklinde hücrelerin olduğu hapishane mevcuttur. Kuleden bakınca etraftaki hücrelerin içi tamamen gözükür ama hücrede olan kişi kulede birinin olup olmadığını göremez. Gözetleniyorum korkusuyla hücredekiler davranışlarını normlara göre otonom olarak düzenler. Gardiyana ihtiyaç yoktur. Modern iktidarın kilit noktası, insanları yönetmek için kullandığı temel kaynak panoptikon mekanizmasındaki gibi gözetlenme korkusuyla öz denetimdir. Michel Foucault, gözlemler ile insanın farkındalığını,  bireyselliğini baskı altına alarak tek tip düşünceye sahip aynı şekilde hareket
1000Kitap
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
8/10
·445 syf.··
2017 25. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2017 11:15
Merhaba 1000k üyeleri... Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; benim incelemem içerik hakkında olmaktan ziyade bu kitabın ben de bıraktığı duygulardan ibaret olacaktır.Felsefe mezunu bir hapishane çalışanı olarak bu kitabı okumak benim için çok önemliydi.Kitabı görür görmez kendi işime ve akademik kariyerime çok şey katacağını anladım.Bulabildiğim her fırsatta elime aldım.Bir yandan çalıştığım için düzensiz zaman aralıklarıyla okudum.Buna rağmen çoğu felsefe kitaplarını okurken yaşadığım odaklanamama sorunu olmadı.Kitabın dili gayet anlaşılırdı.Beni öyle güzel yakaladı ki Foucault , kendimi mesleğimi sorgularken buldum.Hapishanenin iç dünyasında yolculuğa çıkmak isteyenler; Michael Foucault gibi 'sadece düşünmekle kalmayıp eyleme geçen ' bir filozofun trenini kaçırmamalılar...Hepinize iyi okumalar :) Not: Gardiyan değilim İnfaz ve Koruma Memuru'yum..Bu konuda herkesle anlaşalım.30 yıla aşkın bu sıfat kullanılıyor..Teşekkürler ...
Felsefe
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
FOUCAULT VE İKTİDAR
Puan vermedi·445 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2020 16:30
FOUCAULT VE İKTİDAR Birey özgürlüğünün kısıtlanmasının bir cezalandırma yöntemi olarak görülmesinin insanlık tarihindeki yeri çok küçük bir zamanı kaplamaktadır. Ve çok yeni bir anlayıştır. Burjuva öncesi toplumlarda kapatılma sadece yargılama sürecinde sanığın veya şüphelinin kaçma ihtimalini önelemek için bir tutuk evi görevi görmektedir. Asıl cezalandırma aracı kapatılma değil bedeni cezalardan oluşmaktadır(Durkheim sosyolojisiyle daha eskiye gidecek olursak anomi’nin (iş bölümünün) gelişmediği toplumlarda toplum dışına atılma da bir cezalandırma yöntemidir). Burjuva toplumu ile birlikte tarih sahnesinde önemli bir yer edinen bir diğer kavram özgürlük kavramıdır. İş bölümü artmış ve bireylere verilen ölüm cezaları salt niceliksel bir eksikliğe değil toplumsal iş bölümünde niteliksel bir eksikliğe yol açmaktadır. Rönesans, reform sonrası gelişen özgürlük anlayışıyla özgürlüğün kısıtlanması bir cezalandırma yöntemi olarak belirmiştir. Bedeni ceza yerini kapatılmaya bırakıyordur. Bedeni cezalar, krala karşı gelenlerin kalabalık halk meydanlarında Giyotine gönderme veya teşhir edilecek şekilde damgalanması şeklinde ortaya çıkıyordu. Dikkat ederseniz krala karşı dedik çünkü kral yasadır, kral devlettir ve yasaya karşı çıkmak krala karşı çıkmaktır. Bu cezalandırma merasimleri kralın izleyici kalabalığa gerdiği bir mesaj taşırlar. O mesaj şudur: Krala, iktidara karşıtlığın sonucu teşhir edilecek şekilde cezalandırılmaktır. Ve cezalandırma merasiminin işlendiği meydanlarda bir iktidar ilişkisi sergilenmektedir. Yasanın hiçbir etik değeri yoktur. Yasa kraldır ve ona karşı gelmenin sonucu bu eğlenen kalabalığın ortasında verilen bedeni cezaya sahip infazdır. Ve o alandaki her bir birey günün sonunda iktidar ilişkisinin iktidar edilen tarafı olarak cezalandırma sisteminden
Hukuk
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
Puan vermedi·445 syf.··
2025 3. kitabı
Modern iktidar büyük gözaltıdır. Kendini öne çıkaran iktidar, bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak, yani engellemek olmak demektir.
1000Kitap
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
9/10
·445 syf.··
2020 19. kitabı
‘’Modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kayıt altına almış, sayısal hale getirmiş, böylece egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.’’ Kitabın arka kapağında da yer alan bu alıntı aslında tüm kitabın ve benim kitap hakkında yapacağım yorumların özetidir. Bu alıntıyı detaylandırmak gerekirse anlatıma yazarında sorduğu ve cevap aradığı şu soruyla başlamak isterim: 19. yüzyıldan önce ceza bedene uygulanıyordu ve en ağır işkence yöntemleriyle halka açık alanlarda suçlular cezalandırılıyordu. Burada amaç sadece suçluyu cezalandırmak mıydı? Tabi ki hayır. Seyircilerin suça olan eğilimlerini azaltmaktı(!) Ancak sözde olan bu amaç gerçekleşmedi çünkü insanlar bunu ibretlik bir olay olarak görmekten ziyade seyirlik bir şov olarak görmeye başladı. İnsanlar ölüme, öldürmeye, işkence çektirmeye aşina hale geldiler. Toplumu suç işlemekten alıkoymaktan ziyade, bu uygulamanın arkasında yatan asıl sebep iktidarın cellat aracılığıyla kendi gücünü insanlara göstererek onlara gözdağı vermeye çalışmasıdır. Ancak yanlış olan her şeyin bir gün mutlaka doğruyla buluşması gerçeği burada da kendini göstermiştir. Olmaması gereken bu uygulama da zamanla sadece tarihte iz bırakarak yok olmuştur. ‘’Ceza eğer, artık en katı biçimleri itibariyle bedene yönelmiyorsa, neye müdahale etmektedir? Ceza artık bedenin ötesine geçip, ruha ulaşmıştır. İşkence artık fiziksel boyuttan çıkıp, zihinsel boyutta yapılmaktadır. Peki ruha yapılan cezalandırma, o ruhu doğruya çeker mi? Cevap ‘’Evet’’ olsaydı, şu an hapishaneler boş, toplumda var olmaya devam eden Azra Kohen’in tabiriyle ‘’insansılar’’ artık
1000Kitap
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
İNSANLIK HEP GELİŞİR VE DAHA İLERİYE Mİ GİDER
Puan vermedi·445 syf.··
Beğendi
·
2023 22. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2023 14:39
1750-1837 yılları arasındaki suçlulara uygulanan cezaların değişimini konu alan bu eser aslında suçlulara yönelik bir davranış bilim arkeolojisidir diyebiliriz. Modern insanın tarihsel yaklaşımı ‘’öyle ya biz bu barbar insanlardan ne öğrenebiliriz’’ şeklindedir. Çünkü ‘’ESKİ İNSANLARI SON GARİBAN VAHŞİLER OLARAK DEĞERLENDİRİRİZ’’ . Peki ya eski insanlara ahlaksal üstünlük sağladığımıza olan bu inanç günümüz ve eski arasındaki benzerlikleri yok saymaya sebep olursa... Eski adalet sisteminin amacı adil olmak değildi toplumu korumaktı, çoğu zaman toplum düzenini korumaktan sadece iktidarın çıkarını korumayı amaçlıyordu. Foucault’da bu kitapta disiplin ve ceza üzerinden güç ve iktidarın yapısını anlamaya çalışıyor. 1789’daki Fransız devriminden sonra anayasal hukuk devletlerinin ortaya çıkması imparatorlukların yerini devletlerin almaya başlamasıyla birlikte suçluları cezalandırma ve disipline etme yöntemimiz nasıl değişti? (18.yüzyılda idamda başarısızlık iktidarın başarısızlığı olarak görülüyordu) Suçluları neden cezalandırıyoruz? Bedensel cezalar yerini ne tür cezalara bıraktı? Modern hapishanelerin bir prototipi olan panoptikon modeliyle(Yüzükler Efendisi filmindeki sauronun gözünü hayal edin )başlayan ideal cezaevi sistemi neden ve nasıl kuruldu? Zekice tasarlanmış bu binada artık suçlular cezalandırılmaktansa ıslah adı altında bir günlerinin kontrolüyle nelerin amaçlanmış olabileceği kitapta açıkça değerlendiriliyor. Foucault ‘ ya göre suçluları kontrol etmek için bir sacayağı oluşturulmuştur. Bunlar gözetim, normalleştirme ve incelemedir.(Öyleyse şehirlerdeki mobeseler de bizleri açık hava hapishanesinde yaşatıyor diyebilir miyiz? İlerledikçe görüyoruz ki halkı suç işlemekten caydırmak ve itaat etmeye ikana etmek için bedensel cezalar yerini zihni ve
Suç ve Ceza
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
Puan vermedi·445 syf.··
2021 38. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2021 15:15
Foucault beni etkileyen bir filozof. Özellikle kapitalizmin bedenleri disipline etmesi üzerine düşüncelerini çok severim. Bu kitabın önsözündeki M. Ali Kılıçbay’ın yazısını okudum öncelikle. “Toplum olarak felsefeyle içli dışlı değiliz. Felsefe pratikte yararlanacağımız sloganlardan öte gitmiyor. Eğer işimize gelen formüller sunuyorsa buyur ediyoruz,” diyor. Ne kadar da haklı. “Foucault’un felsefesi kolay kolay içinden çıkılır gibi değil. Ben Türkçeye sığdırmaya çalıştım” diye de ekliyor. Suç ve suçlulara ilişkin her olay ve olgu ilgimi çekiyor. Kitabı okudukça Prag’da işkence müzeleri, Terezin Kampı, darağaçları, idam yerlerine götürülürken karanlık ve izbe yollar aklıma geliyor. İnsan nasıl da vahşi bir varlık! Daha önce engellilerin tarihini okuduğumda onlara yapılan işkenceleri aklım almamıştı. Şimdi de bu kitapta Azap bölümünde canlı canlı insan bedenlerinin parçalanması, suçluların tekerleğe gerilerek etlerinin lime lime edilmesi, suçluların başının bir kalbura konularak kendi karınlarının deşilmesini seyretmesi ve bacaklarının, kollarının hayvanlarca canlı canlı kopartılıp gövdelerinin ateşe atılması içimi yakıyor. Ortaçağ’da suçlulara verilen cezaları toplum bir şölen biçiminde seyrediyor. Kral yasanın kendisidir. Kişi krala karşı bir suç işlemiştir. Şölenin amacı kralın yenilmezliğinin gösterilmesidir. Halkın bu şölenleri izlemesinin nedeni ise yönetenin yenilmezliğine tanık olmasıdır. Doğrusu suçluların da kaybedecek bir şeyleri yoktur. Halk ölüm anında ne söyleyecekleri merak eder, şölenlere katılır. Bu törenlerden, 19. yüzyıl başında toplumu öldürmeye teşvik ettiği, cellat ve yargıçlar katil oldukları için vazgeçilir. Şimdilerde televizyonlarda suçluların arandığı, kamuoyunca yargılandıkları
Felsefe
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma
9/10
·445 syf.··
2019 42. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2019 12:03
Michel Foucault - Hapishanenin Doğuşu... İmge Yayınlarından çıkıyor. 445 sayfa. Son dönemin üstüne en çok yazılan, çizilen filozoflarından Focault'nun, çevirmen Mehmet Ali Kılıçbay'ın tabiriyle "Türkçeye sığdırmaya çalıştığı" Hapishanenin Doğuşu, aslında bir iktidar ve iktidar bilgisi üzerine ileride yapılacak araştırmalara tarihsel bir alt yapı hazırlayacak başucu kitaplarından. XVIII. Yüzyıl öncesi kralın / imparatorun kişiliğinde vücut bulan otorite ve halka açık bir şekilde gerçekleştirilen işkencesi bol infazlar, bugün neden hapis cezasına; hapishane sistemine dönüştü? Kitabın cevap aradığı soru kabaca bu. Burada "Panopticon" kavramı devreye giriyor. Panopticon, merkezde bir kulenin olduğu, çevresine yerleştirilen koğuşların gözlendiği, ama gözlenen kişinin gözleyenleri asla göremediği, ne zaman gözlendiğini bilmemesine rağmen, rastgele yapılan gözetlenmeden sürekli çekindiği bir modern gözetleme tekniği... Panopticon bir iktidar modeli. Bugün de bizi gözleyen birileri var. Biz onları göremiyoruz. Her an tutuklanabilir, hapse atılabilir veya ceza görebiliriz. Değişim burada başlıyor. Modern iktidar, XVIII. Yüzyıl öncesinin halkın gözü önünde yapılan işkence yöntemleri ağır basan cezaları, hapiscezasına çevirerek hümanist bir dokunuş sergilemiş gibi görünürken, aslında halklar üzerinde kurduğu baskıyı derinleştiriyor, göze görünmez kılıyor. Tebayı bir korku ikliminin içine sürüklüyor. Sürekli gözlüyor, yasa koyuyor, uymayanları hapse atıyor; ama burjuvaziye yasaları eğip bükme hakkı veriyor. Büyük hırsızlıklara, cinayetlere kör bakarken, basit bir grevi, sıradan bir hırsızlığı veya ekmek çalmayı, toplumun gözüne soka soka cezalandırıyor. Böylece modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle
Felsefe
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · İmge Kitabevi Yayınları · 20131,382 okunma

Yazar Hakkında

Michel FoucaultYazar · 54 kitap
Michel Foucault Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı. Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır. 1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi. Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı. 1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu. 1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı. Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı. 1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur. Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir. 25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir. Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.