·
Okunma
·
Beğeni
·
7945
Gösterim
Adı:
Hapishanenin Doğuşu
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
445
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755330327
Orijinal adı:
Surveiller Et Punir Naissance De La Prison
Çeviri:
Mehmet Ali Kılıçbay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
İktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu, gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş, bir yandan iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine, adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan, gizli cezalandırmaya doğru olan bir hareketle belirlenmektedir.

Kendini öne çıkartan iktidar bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak yani egemen olmak demektir. Böylece modern iktidar çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kaydetmiş, sayısal hale getirmiş, egemen olmuştur.
Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.
(Arka Kapak)
445 syf.
·15 günde·8/10
Merhaba 1000k üyeleri...
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; benim incelemem içerik hakkında olmaktan ziyade bu kitabın ben de bıraktığı duygulardan ibaret olacaktır.Felsefe mezunu bir hapishane çalışanı olarak bu kitabı okumak benim için çok önemliydi.Kitabı görür görmez kendi işime ve akademik kariyerime çok şey katacağını anladım.Bulabildiğim her fırsatta elime aldım.Bir yandan çalıştığım için düzensiz zaman aralıklarıyla okudum.Buna rağmen çoğu felsefe kitaplarını okurken yaşadığım odaklanamama sorunu olmadı.Kitabın dili gayet anlaşılırdı.Beni öyle güzel yakaladı ki Foucault , kendimi mesleğimi sorgularken buldum.Hapishanenin iç dünyasında yolculuğa çıkmak isteyenler; Michael Foucault gibi 'sadece düşünmekle kalmayıp eyleme geçen ' bir filozofun trenini kaçırmamalılar...Hepinize iyi okumalar :) Not: Gardiyan değilim İnfaz ve Koruma Memuru'yum..Bu konuda herkesle anlaşalım.30 yıla aşkın bu sıfat kullanılıyor..Teşekkürler ...
445 syf.
·260 günde·Beğendi·9/10
"MODERN İKTİDAR BÜYÜK GÖZALTIDIR!"

Gözaltı kavramından ne anlıyoruz, ya da ne sonuçlar doğurduğu hakkında bir fikri olan var mı? İşte bunun için en uygun kitap olarak önereceğim bu eseri biraz açıklama zorunluluğu hissettim kendimde.

Michel Foucault 20. Yy'ın en büyük beyinlerinden biri bana göre, kitabında bahsi geçen gözaltı şöyle açıklanabilir: İktidarlar insanları bireyselleştirip kayıt altında tutuyor, çünkü kayıt altında tutulan insanın yönetimi daha kolaydır ve yöneticilerin belirledikleri çizgileri aşmaları daha zordur. Toplum olarak yapılan bir eylemin cezası birey olarak yapılan bir eylemin cezasına göre daha azdır ve karşı koyulması daha güçtür. İktidarlar çocukları okullarla, hastaları hastaneyle, askerleri orduyla, suçluları ise hapishanelerle kuşatıp bireyselleştiriyorlar. Modern iktidarın silahı kişiyi bireyselleştirip kuşatmak ve istediği yaptırımı uygulamak.

Kitabın ana konuları şunlardır: Azap, Ceza, Disiplin ve Hapishane. Bu başlıklar altında bir çok farklı hapishanenin kayıtları incelenmiş, desteklemek için birçok fotoğrafları konulmuş ve olayın ciddiyetini kavramak için yaşanmış birçok ceza uygulaması kaynakları belirtilerek anlatılmıştır. Ve bunların hepsini tarihsel olarak ele almıştır Foucault. Şimdi başlıkları biraz inceleyelim:

Azap: Fransa'da halka açık yapılan idam gösterileri suçluyu suçundan caydırmadığı gibi cinayetin normalleştirilip insanların şiddeti normal bir şeymiş gibi beyinlerinde kazınmasına neden olmuştur. Kısacası insanlar üzerinde derin psikolojik bozukluklar meydana getirmiş, azap çektirme aletleri insanların zamanla ona alışması ve şiddeti normalleştirmeyi beraberinde getirmiştir. Suça karşı verilen ceza suçluyu çaydırmaktan çok bir şova dönüşmüştür. Cezanın insan zihnindeki yaptırımını unutup bu şova kapılarak eğlenceli bir gösteriden ileriye gidememiştir.

Ceza: "Cezalar ılımlı ve suçlarla orantılı olsun, ölüm cezası yalnızca cinayet işleyenlere verilsin..." Bu cezalardan sonra insanlar krallar ile karşı karşıya geliyor ve şu algı oluşuyordu insanlarda: " Kanın oluk gibi aktığını görmeye" alışan halk intikamın ancak kanla alınabileceğini düşünüyordu. Bu da toplum arasında huzursuzluğa neden oluyordu. Cellat halk ile yönetici arasında dişli görevini görüyor, hükümdar bunu ne kadar çevirirse o kadar kan akar ve bu uyumsuzluğa yol açar. Aslında halkın en cani suçlulara karşı bile ceza verilirken onun insan olduğunun unutulmaması gerektiğini istiyorlardı.

Disiplin: Burda disiplinin mihenk taşı olan askerlerden bahsedeceğiz. Çünkü askerler disiplinin vücut bulmuş hâlidir. Ama asıl araştırılması gereken şudur; bedenin her toplumda zorlamayla, baskıyla nasıl oluyor da onu sıkan iktidarın bir malı oluyordu? Bunu söyle açıklamak daha mantıklı olur diye düşünüyorum beden iktidarın halk üzerindeki yaptırımın şekillenen kalıbıdır! Ama disiplin tarihsel olarak öncelikle eylemin mekan içinde kategorize edilmesiyle başlar. Yani bir araya gelme ve konulan kurallar ışığında filizlenme...
Hayat sizden güçlülerin koyduğu kurallara uyma şeklinin adına disiplin denildiği bir kurumdur.

Son olarak Hapishane: "Duvarlar suçun cezasıdır ve tutuklama kendi mevcudiyetini karşına koyar!" Hapishane ortamında herkesin ceza soluduğu suçlu ya da suçsuz insanların kefaret ödediği yerdir. Bireyleri bedenleri üzerinden çalışmayla, itaat ce yararlı kılmak üzere oluşturulan aletler bütününün genel biçimidir. Hapishaneden çıkan bir bireyin denetim ve gözetimden bağımsız bırakıldıktan sonra yaşamına dönmesine, ona alışmasına ve toplum tarafindan yadırganmasında mahkûmun hala cezasını çektiği ve ondan kurtulamayacağı anlamına gelir. Hapishaneler insanların suç işlemesini engelleyemiyor, çünkü; "Herkesin herkese karşı gözü dönmüş bir durumdayız!" Foucault bu kavramların hepsini çok güzel bir biçimde dile getirip farklı kaynaklardan yararlanarak kitabını tarihsel bir incelemenin ışığında ve nesnellikten uzaklaşmadan kaleme almıştır.

Onun için yöneticiler ve iktidarlar toplumu kullanarak birbirinin aynı ve bireysele indirip hepsini kolaylıkla yönetebilecekleri insanlar haline gelene kadar mücadele ediyorlar. Temennimiz şudur, Farklı düşünebilen ve farklı olanı yadırgamayan kendi bilincinde ve aklı her türlü doğmalardan, baskılardan arınmış bir şekilde hareket edebilen nesiller oluşmasıdır. Buraya kadar incelemeyi okuyanlara teşekkür eder son olarak Foucault'nun sözüyle incelemeyi bitirmek istiyorum:

"NORMAL İNSAN KURGUDUR!"
445 syf.
Michel Foucault fransız filozof hapishanenin doğuşu adlı eserini sadece fransa sistemini ele alarak yazmış.Bunun nedeni konunun çok fazla geniş dallı Budaklı olmasi daha anlaşılır sade kılmak istemiştir.Ve bunu çok yalın ve sade bir dille bize sunmuş.
Hapishanenin doğuşunu 3 farklı bölümde ele almakta Foucault.
1.azap
2.ceza
3.hapishane
Azap özellikle okuduğunuz da insanlığın bedeni üzerinde neler yapıldığını ve ne kadar ileri gidilebileceğini gözler önüne seriyor.Bu azap süreci halka mal edilecek şekilde meydanlarda tiyatral bir şekilde sergileniyor.
Mahkuma en uç acıyı vermek yavaş yavaş yavaş öldürmek kutsallaştırılmıştır.Mahkumun bu dünyada çektiği acı öbür dünyadaki acısını dindirecek ve tanrının huzuruna daha temiz çıkacaktır.
Bu olay şöyle açıklanıyor "tanrının ve insanın yargısının birleştirildiği an(azap cektirme)".
Evet insanlar tanrı adına yargılayabilir beden üzerinden oyunlar oynanabilir. Cellat iktidarın yargısını yerini getirir iktidar tanrının yargısını.Yani cellat ve iktidar bu olayda tamamen birer aractırlar tanrının yargıçlarıdırlar.
Ceza; azap çektirmelere karşı bir itiraz sonucu ortaya çıkmaya başlar.Gecikmiş bir çığlık gibi düşünelim.
Azap döneminde uygulanan tiranlığın farkına varılma yani.
Azap çektirmede iktidarın intikam alma güdüsü vardı.Burada ceza adaletinin artık ceza uygulaması var.ıslahatçılar tiranlığa karşı insanlık vurgusu üzerinde durmuşlardır."katillerin en beterine bile ceza verilirken onda en azından birşeye saygı duyulması gerekir, insanlığına. "
Evet azap süreci bitip ceza sürecine geçiliyor bedene yapılan işkence kısıtlanıyor. Ama bu sefer ruha yapılan işkence başlıyor .insan olgusu özgürlüğünü yitiriyor duvarlar başlıyor.
Hapishane; Islahatçılar bu süreçte sürekli yeni hapishane projeleri üzerinde çalışma yapmışlar.Zaten iktidarın nesnesi olan mahkum.Bu sefer iktidara ve ekonomisine nasıl daha yararlı olur.Bireyselletirme üzerinde çalışılır. Sürekli gözlem altında tutmak sabitleştirmek, onlardan en fazla zaman ve en fazla gücü çekip almak.Burada bireyler kodlanır kayıt altına alınır takibi yapılır.Çıktığinda verilen kimlik sabıka dediğimiz şey dışardaki insanlar ile ayni statüde olamaz fişlenir yani.Kısa süreli veya ömür boyu bir sürgüne maruz kalır.
Aynı şekilde hastanede hastalara, timarhanede deliler.Bütün toplum iktidarın gözlemi altındadır
Arka kapaktan;
Kendini one çıkaran iktidar, bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselĺeştirmek istemektedir; Çünkü bireyselĺeştirmek, gözetim altında tutmak cezalandırmak, yani egemen olmak demektir.
İYİ OKUMALAR
445 syf.
·9/10
‘’Modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kayıt altına almış, sayısal hale getirmiş, böylece egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.’’
Kitabın arka kapağında da yer alan bu alıntı aslında tüm kitabın ve benim kitap hakkında yapacağım yorumların özetidir. Bu alıntıyı detaylandırmak gerekirse anlatıma yazarında sorduğu ve cevap aradığı şu soruyla başlamak isterim:
19. yüzyıldan önce ceza bedene uygulanıyordu ve en ağır işkence yöntemleriyle halka açık alanlarda suçlular cezalandırılıyordu. Burada amaç sadece suçluyu cezalandırmak mıydı? Tabi ki hayır. Seyircilerin suça olan eğilimlerini azaltmaktı(!) Ancak sözde olan bu amaç gerçekleşmedi çünkü insanlar bunu ibretlik bir olay olarak görmekten ziyade seyirlik bir şov olarak görmeye başladı. İnsanlar ölüme, öldürmeye, işkence çektirmeye aşina hale geldiler. Toplumu suç işlemekten alıkoymaktan ziyade, bu uygulamanın arkasında yatan asıl sebep iktidarın cellat aracılığıyla kendi gücünü insanlara göstererek onlara gözdağı vermeye çalışmasıdır. Ancak yanlış olan her şeyin bir gün mutlaka doğruyla buluşması gerçeği burada da kendini göstermiştir. Olmaması gereken bu uygulama da zamanla sadece tarihte iz bırakarak yok olmuştur.
‘’Ceza eğer, artık en katı biçimleri itibariyle bedene yönelmiyorsa, neye müdahale etmektedir? Ceza artık bedenin ötesine geçip, ruha ulaşmıştır. İşkence artık fiziksel boyuttan çıkıp, zihinsel boyutta yapılmaktadır. Peki ruha yapılan cezalandırma, o ruhu doğruya çeker mi? Cevap ‘’Evet’’ olsaydı, şu an hapishaneler boş, toplumda var olmaya devam eden Azra Kohen’in tabiriyle ‘’insansılar’’ artık olmazdı. Kitabı okurken zihnim sürekli George Orwell’ın 1984 adlı romanıyla meşgul olmaktaydı. Büyük Birader karakteriyle Stalin dönemini eleştiren George Orwell, yazdığı distopyada iktidarın, insanları sürekli gözetimi altında tuttuğunu ve onların zihinleriyle oynayarak kendi gücünü ve iktidarını nasıl pekiştirmeye çalıştığını anlatmıştır. Kısacası, modern iktidar büyük gözaltıdır. Yazar, kitapta Bentham’ın tasarladığı hapishane modelini işler ve Entelektüelin Siyasi İşlevi adlı kitabında bunun sebebini detaylı bir şeklide anlatır. Bentham’ın ideal hapishanesinde ortada bir gözetleme kulesi olur ve bu kule içinde gardiyan olmasa dahi insanlara sürekli halde gözetlendikleri hissi verir. Bentham’ın ideal hapishaneyi sadece hapishane olarak değil aynı zaman hastane, tımarhane, okul veya fabrika olabilecek bir bina tipi olarak tasarlaması da ayrıca hapishane kavramının ne kadar derinlere indiğini gösterir. Sanırım Foucault’ya Deliliğin Tarihi, Kliniğin Doğuşu gibi kitapları yazdıran ilham kaynağı Bentham’dır. Michel Foucault iktidarın gücünü hapishene aracılığıyla nasıl pekiştirdiğini anlatırken, George Orwell iktidarın artık hedefini gerçekleştirmek için hapishanenin de dışına çıktığını anlatmıştır. Foucault’nun dediği gibi ‘’Dışarı bırakılmak, içeri kapatılmakla aynı şeydir.’’ Çünkü suçlular hapishaneden çıktıkları zamanda da hala kendilerini gözaltında hissederler. ‘’ Serbest bırakılan mahkumları bekleyen kader, onları kaçınılmaz olarak tekrar suç işlemeye itmektedir: çünkü polis gözetimi altındadırlar.’’
Günümüzde gözetlenme hissini sadece suçlu olanlar değil, toplumun her kesimdeki insan hissetmektedir. Özgür irade kısıtlanmakta, özgürce düşünme hakkı insanların elinden alınmaktadır. Peki, nasıl? 18. yüzyılda da en ilkel şekilde yapılan cezalandırma yöntemini psikolojik baskı unsuruyla değiştirerek. Kısacası yöntem değişse de amaç, gözdağı vermek, bakidir. Aslında hayatımız Franz Kafka’nın Dava isimli kitabında ana karakter olan K.’nın hayatına benzemektedir. Sürekli cezalandırılmayı bekleyen ancak neden cezalandırılacağını bilmeyen bir insanın hayatı gibi.
Cezalandırmanın gözdağı vermek dışında başka bir işlevi ise insanları standartlaştırma isteğidir. Hapishaneler aracılığıyla aynı saatte yatan, aynı saatte kalkan, aynı saatte yemek yiyen ve aynı yemeği yiyen bir insan topluluğu oluşturmak amaçlanmaktadır. Bu sistem sadece hapishaneyle sınırlı değildir. Ordu ve okul da bu sistemin dışında değildir. Orduda ve okulda ceza sistemi yerini disipline bırakmıştır. ‘’Disiplin’’ kelimesinin anlamı TDK sözlüğünde ‘’sıkı düzen ve denetim altına almak’’ olarak geçer ve disiplinli kelimesine örnek olarak TDK tarafından seçilen cümle Ahmet Ümit’in Mustafa disiplinli çocuk, pek meraklı da değil, onu istediğin gibi yönlendirebilirsin’’ cümlesi olmuştur. Aslında bu cümle okullar aracılığıyla nasıl bir toplum yaratmanın hedeflendiğini göstermektedir. Yani duvarların içerisinde kurulan düzenle, duvarların dışarısında kurulan düzen aynıdır. İktidar, insanları kendi kalıbına sokarak, farklılığın ve zıtlığın önüne geçerek kendine karşı meydana gelebilecek her türlü tehlikeyi önlemiş olacaktır. Bir nevi toplumu okulla, hastaneyle, tımarhaneyle, orduyla, hapishaneyle karantina altına alır.
Kitabın sonunda yazar, cezanın esas işlevinin ıslah etmek ve suçluların tavrını değiştirmek olduğunu söylemiştir. Suçluları ıslah edebilmek için yapılması gerekenleri maddeler halinde ve detaylı bir şeklide anlatmıştır. Suçluların ıslah edilmesi konusunda yazara katılmadığım bir nokta var. Foucault, ‘’Katillerin en beterine bile ceza verilirken, onda en azından bir şeye karşı saygı duyulması gerekmektedir. İnsanlığına.’’ demiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Bir suçlunun ıslah edilebilmesi için öncelikle ruh sağlında herhangi bir engel olmamalıdır. Pedofili ya da anti-sosyal kişilik bozukluğu gibi ruhsal hastalıkları olan kişilerin hapishanelerde ıslah edilebileceğini düşünmüyorum ve bu insanların kesinlikle toplumdan ayrıştırılıp kendi ruhsal bozukluklarından dolayı diğer bireylere zarar vermelerine ve onların da ruh sağlığını bozmalarına engel olunması gerektiğini düşünüyorum. Kısaca, çocukları istismar eden, hayvanlara ve kadınlara şiddet uygulayan bir insansıda zaten bir insanlık olduğunu düşünmüyorum.
Yazarın bu kitabını okuduktan sonra onun diğer kitaplarını tanıma fırsatım oldu ve Michel Foucault’nun 20. yy’ın iyi niyetli bir yangıncısı olarak sahneye çıktığını düşünüyorum. En sevdiğim kitaplardan biri olan Bitik Adam’dan bir alıntı yaparak yazımı sonlandırmak isterim. ‘’Herkesin sadece yemek yemek ve para kazanmakla, eğlenmek ve emir vermekle ilgilendiği bir dünyada ara sıra birisinin çıkıp şeylerin görünümünü tazelemesi, olağan şeylerin olağanüstülüğünü, banallikteki gizemi, çöpteki güzelliği hissettirmesi gerekir. Fikir ve gelenek kölelerinden, asalak ve yapmacık ukalalardan, eski efsaneleri anlatan vaazcılardan, ahlaki ve mistik hapishanelerin tutsaklıklarından, tüm eski sosyal normların ve tüm ortak noktaların inatçı papağanlarından oluşan çok geniş ve çok güçlü bir katmanın ortasında, bir gece uyandırıcısına, bir saf zeka gardiyanına, kaslı bir kazmacıya; meydan ışıklarına, yeniden kazanılmış özgürlük ağaçlarına, gelecekteki yapılara yer açmak adına yakan ve yıkan iyi niyetli bir yangıncıya gerek duyulur.’’
445 syf.
·18 günde·Beğendi·8/10
Kitabı metroda okuyup anlamak için ekstra bir çaba göstermem gerektiyse de buna değdi.
Her zamanki gibi Foucault yaşamın her alanına işlemiş olan iktidarı bu kez cezalandırma sistemleri üzerinden anlatıyor.
Cezalandırmanın, azap çektirmenin, hapsetmenin, ıslah etmenin tarihsel değişimini ve iktidarın bir yandan görünürlüğünü azaltırken bir yandan etkisini nasıl artırdığını gözler önüne seriyor.
Meydanlarda vahşice azap çektirilerek gerçekleştirilen halka açık idam şovlarında iktidar ortada, korkulan, her an baskısını ve gücünü ortaya koyan cezayı bizzat kendisi veren 'görünür' bir iktidarın nasıl kendini geri plana itip, yaşamın her alanına sızdığını; artık korkulan değil, eğiten, disiplin eden, bireyselleştirerek bireylerin her hücresine etki eden, daha az vahşi ancak çok daha fazla kontrol sahibi bir iktidar mekanizması ile karşı karşıya oluşumuzu; hapishanelerin okullar ile, askeri kışlalar ile, hastaneler ile olan çarpıcı benzerliklerini düşündürerek anlatıyor.
Kitabın başlarında azap içeren halka açık idam gösterilerinden gerçek örneklerin gözümde canlandırmama sebep olan ayrıntılı tasvirleri hassas mideleri etkileyebilir. Aklımda canlandırdığım görüntüleri düşündükçe kanım donuyor.
445 syf.
Foucault bu kitabı belli bir süreç halinde işlemiş.Yazar, İlkel ceza yöntemlerinden modernizme doğru yol alarak ana ve ara başlıklarla hapishanelerin kurulma aşamasını anlatmış.
Kitap, halkın önünde ağır işkencelere maruz bırakılan mahkumun,bedene azap çektirme örneğiyle başlar. Okurken bedenimin kasıldığını hissettim. Bir mahkumun bu şekilde öldürülüşünü izlemek ister miydim? Tabii ki hayır. Ancak modernizme geçilmeden önce suçu kanıtlansın ya da kanıtlanmasın ,suçlanan kişinin kişinin ağır işkencelere maruz bırakılması,iktidara güç gösterisi yapma fırsatı vermiştir.
Halka açık olarak yapılan azap çektirmeler daha sonra seyirlik unsur olmaktan çıkıp sadece bedenin tutuklanması durumuna dönmüş; insan bedenine uygulanan ceza insan ruhuna uygulanmaya başlanmış....
Sosyoloji temelli bu kitabın okunma aşaması zor, bol soru işaretli ve keyifliydi. Meraklısına tavsiyedir :)
445 syf.
·25 günde·9/10
Michel Foucault - Hapishanenin Doğuşu... İmge Yayınlarından çıkıyor. 445 sayfa. Son dönemin üstüne en çok yazılan, çizilen filozoflarından Focault'nun, çevirmen Mehmet Ali Kılıçbay'ın tabiriyle "Türkçeye sığdırmaya çalıştığı" Hapishanenin Doğuşu, aslında bir iktidar ve iktidar bilgisi üzerine ileride yapılacak araştırmalara tarihsel bir alt yapı hazırlayacak başucu kitaplarından.
XVIII. Yüzyıl öncesi kralın / imparatorun kişiliğinde vücut bulan otorite ve halka açık bir şekilde gerçekleştirilen işkencesi bol infazlar, bugün neden hapis cezasına; hapishane sistemine dönüştü? Kitabın cevap aradığı soru kabaca bu. Burada "Panopticon" kavramı devreye giriyor. Panopticon, merkezde bir kulenin olduğu, çevresine yerleştirilen koğuşların gözlendiği, ama gözlenen kişinin gözleyenleri asla göremediği, ne zaman gözlendiğini bilmemesine rağmen, rastgele yapılan gözetlenmeden sürekli çekindiği bir modern gözetleme tekniği... Panopticon bir iktidar modeli. Bugün de bizi gözleyen birileri var. Biz onları göremiyoruz. Her an tutuklanabilir, hapse atılabilir veya ceza görebiliriz.
Değişim burada başlıyor. Modern iktidar, XVIII. Yüzyıl öncesinin halkın gözü önünde yapılan işkence yöntemleri ağır basan cezaları, hapiscezasına çevirerek hümanist bir dokunuş sergilemiş gibi görünürken, aslında halklar üzerinde kurduğu baskıyı derinleştiriyor, göze görünmez kılıyor. Tebayı bir korku ikliminin içine sürüklüyor. Sürekli gözlüyor, yasa koyuyor, uymayanları hapse atıyor; ama burjuvaziye yasaları eğip bükme hakkı veriyor. Büyük hırsızlıklara, cinayetlere kör bakarken, basit bir grevi, sıradan bir hırsızlığı veya ekmek çalmayı, toplumun gözüne soka soka cezalandırıyor. Böylece modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatıyor. Sayısal hale getiriyor. Ölçüyor. Okurken kendi ülkendeki iktidar ilişkilerini düşünüyor insan. Foucault'a göre günümüz iktidarları belirsizleşerek, şatafattan, gösterişten kaçarak, daha yoğun bir gözlem ağıyla halkları baskı altına alıyor. Bizdeyse bir sultan/kral benzeri bir, tek vücutta kristalleşmiş bir iktidar kültü var. Anlatmakla biter mi? Modern iktidar büyük gözaltıdır.
Devam etmeye başlayacağım bir yapıt. Sosyal alanlarda mı ihtisas görüyorsunuz ya da "ya ben neden kendimi kapana kısılmış hissediyorum, her şey sanki tek tip, ay mavi hap, ay yeni eycbio dizisi" gibi bir kafa karışıklığınız varsa, buyurun size iktidar-birey çatışmasının hem tarihsel hem felsefî bir dokümanı.
445 syf.
·Puan vermedi
20.yy filozoflarından Michel Foucault'un en önemli eserlerinden biri ''Hapishanenin Doğuşu'' dur.Kitap gözetim altına almak ve cezalandırmak konularını ayrıntılı biçimde işler.Foucault'un antropoloji ile yakın bir ilişkisi olduğundan cezalandırma konusunu adeta bir kazı faaliyeti yaparak eski çağlardan örnekler verir.Geçmişten günümüze birey ve iktidar arasındaki itaat ilişkisini ve iktidarların suç ve ceza konusundaki tutumlarından kitapta bahsedilir.Kitapta çok önemli bir yeri olan kavram ''panaptikon''dur.Bentham'ın panaptikon hapishanesi modelinin sadece hükümlüler için değil, toplumun tüm bireylerine karşı uygulandığı görüşündedir.Modern toplum büyük gözaltıdır.Kısaca iktidar,suç,ceza,gözetim,toplum,devlet,hukuk ve birey kavramları üzerinde kafa yormak isteyen toplum ve devlet arasındaki sözleşmeden doğan ''itaat'' kavramı üzerinde düşünmek isteyen herkese bu kitabı öneririm.Özellikle hukuk fakültesi öğrencileri bu kitabı mutlaka okumalılar bu kitabın onları düşündüreceğini tahmin ediyorum ve düşünmek insanlara başka kapılar açar.Bu kitabın da hayatınızda başka kapılar açması ve hayat maceranızda bilgiyi aramaktan hiç vazgeçmemeniz dileğiyle..
445 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap; okullarin, hastanelerin, hapishanelerin hep toplumu “disipline” etme amaciyla ortaya kondugu temeline dayanmaktadir. “Bir cins toplumsal karantina” demektedir bu duruma yazar. Kitabin baslari eski Avrupa ve özellikle Fransa’ daki mahkumlara verilen iskence cezalarinin infaz sahnelerinden bahsetmektedir. Oldukca rahatsiz edici sahneleri canlandirmakta gözünüzde. Ama gercekten yasanmis, tarihsel bir gercekliktir anlatilanlar ve hal böyle olunca bugünün degerini daha iyi anlayabiliyorsunuz. Ancak boyle bahsettigime bakmayin, yazar oldukca zorluyor okurlarini zira kitap biraz agir kacabilir. Az biraz dikkatinizin dagilmasina izin vermiyor hemen anlasilmaz gelmeye basliyor konular. O yuzden okumasi oldukca zor ve sabir istiyor, bilginize.
445 syf.
·10/10
Foucault, Anglo-sakson coğrafyada haz edilmeyen bir isim. Akademik camianın ve özellikle İngilizce literatürün açı ara en fazla referans olarak gösterilen ismi olsa da; sevmeyeni de bir o kadar çoktur. Nihayetinde o olanı anlatırken; bahsettiğimiz bazı kişiler de onu olanı anlatmak dışında bir şey yapmadığı üzerine suçlamaktadır. Oysa bir tarihçi ve filozof olarak bunun aksini yapması doğru muydu?

Hapishanelerin ve kapatılmaların: suç, suçlu, ceza ve beden ilişkisi üzerine batı hukukunun arkeolojisini yapan Foucault, zamanla değişen zihniyetin ve tikel bilgilere ve söylemlere sahip iktidarların bilme istenci üzerinden neleri amaçladığını; fakat buna rağmen nerelerde beceriksiz olduğunu gösteriyor. Durumların temsili üzerinden devinen bir çarkın gerektiğinde suça nasıl ortak olduğunu ve bireyler ve kalabalıklar üzerinde bilme, takip etme ve kuşatma amacının nasıl geliştiğini anlatıyor. Dipnotlara kadar neredeyse kusursuz bulduğum kitap, Foucault hayranlığımı oldukça perçinledi.
İnsanlar kapalı ortamlara tıkılır, o ortamlarda kendi aralarında bir uyum içinde mekanın düzenine uygun, belirli zaman dilimlerinde çalışırlar, çalışırlar, çalışırlar. Amaç mı? Daha üretken, daha yapıcı bir toplum elbette. mesela bir devlet memuru -genelde- sabah erkenden uyanır, işe doğru yola çıkar, ofisine geçer ve koltuğuna oturur. Saat saat yapacakları planlanmıştır. Yemek yemesi gereken saat bellidir ve hatta tuvalete gidebileceği saatler de kimi zaman. Böylece otorite bizim yerimize bizi düşünerek insani ihtiyaçlarımız için boşuna zaman ve enerji harcamamızı hedeflemiştir. Artan enerji toplumun egemenliğine aktarılır, kaynağı güçlü tutmak için de bu rol model toplumda her yaştan insana uygulanır. Doğduğumuzdan itibaren aile içinde, okul çağına geldikten sonra okulda, askerlik çağına gelince kışlada, sonra insanın çalıştığı yere göre fabrikada, ofiste, şirkette, hastanede ve hapishanede disiplin altında olur toplumlar. Kişi kendi enerjisini kaynak olarak kullanamayacak duruma gelmişse adres tımarhanelerdir. Fakat üzülmesin tımarhanedekiler, dışarıda akıllı avı vardır hapishanelere sokulmaları için.
Mahkemeler, artık eskiden olduğu gibi yalnızca çağımızın sefalet ve yaralarının sergilendiği bir yer, toplumsal düzensizliğimizin hüzünlü kurbanlarının yan yana sergilendikleri bir yer değildir: Buralar aynı zamanda savaşçıların haykırışlarıyla inleyen bir arenadır.
“Çünkü ne yazık ki çoğumuzda iş namusu yok, hayatın tek amacının ne pahasına olursa olsun maddeye ulaşmak olduğu inancı egemen, bu yüzden insanlarımızın çoğu yaptıkları işi sevmiyorlar.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hapishanenin Doğuşu
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
445
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755330327
Orijinal adı:
Surveiller Et Punir Naissance De La Prison
Çeviri:
Mehmet Ali Kılıçbay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
İktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu, gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş, bir yandan iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine, adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan, gizli cezalandırmaya doğru olan bir hareketle belirlenmektedir.

Kendini öne çıkartan iktidar bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak yani egemen olmak demektir. Böylece modern iktidar çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kaydetmiş, sayısal hale getirmiş, egemen olmuştur.
Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 368 okur

  • ZEZ
  • Sefa
  • Hiranur H
  • Mustafa B.
  • Ayhan Bal
  • Bilal Işık
  • RamiZ Sevdar Əmrahov
  • İshak Demirel
  • SK
  • Dilara

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22
25-34 Yaş
%48.8
35-44 Yaş
%22
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%26.7
Erkek
%73.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.6 (44)
9
%22.8 (23)
8
%22.8 (23)
7
%7.9 (8)
6
%0
5
%2 (2)
4
%0
3
%1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları