Geri Bildirim
  • Bir gece tatbikatından sonra Selânik'in doğusunda bulunan Karaburun'a doğru yürüyüş yapıyorlardı. Mustafa Kemal alayın başında idi. Ufuk ağarmış, güneş doğmak üzere... Birden:
    - Çocuklar, dedi, nerede ise şafak sökecek. Yıllarca bu vatanın ufuklarında parlak bir güneşin doğmasını bekledim. Bakalım bu sabaha...
    Güneş doğdu. Fakat geceden kalma bulutlar pırıltısını gölgeliyordu. Mustafa Kemal:
    - Hayır, hayır! Beklediğim bu kara bulutlarla örtülü güneş değildir. Ben bulutsuz, gölgesiz bir güneşin doğmasını bekliyorum ve bekliyeceğim.
  • Ahh Rhet Butler... Kitabın başında tarif edilen özelliklerinden dolayı senden nefret ettiğim için özür dilerim. Bilmezdim seni, o yakışıklı Ashley'den daha çok seveceğimi. Kahramanlarım arasındasın artık.

    900 sayfalık kütük bir kitap ve her sayfada Scarlett hanımın bencilliğini, kaprislerini, körlüğünü okuyup okuyup ağzımıza geleni sayıyoruz. Tam hah adam oldu bu derken de her şey elinde patladı. Pufff...

    Aslında kitaplığın en üst rafında saklamalı bu kitabı ve Scarlett'i hep hatırlamalı. Çünkü onda, sevdiği zannettiği, onsuz yapamayacağını sandığı şeyin aslında kendi hayal dünyasından, kendinin bencilce düşüncelerinden kaynaklandığını nasıl fark ettiğini çok güzel anlatmış yazar. Yani düşüncelerinde bir elbise dikti ve kendisine ilgi gösteren ve elde edemediği birine giydirdi. Elde etseydi umurunda bile olmazdı ama imkansızlaşınca daha da cazip ve çekici geldi o şey. Ahh bu aslında bütün herkesin yaşadığı şey değil mi? Birinden vazgeçemeyişimizin sebeplerinden biri de bu. Ulaşamayınca güzelleşiyor insana. Ama etrafımızdaki birçok şeyi göremiyoruz bunun yüzünden.
    Bu kitap beni gerçekten etkiledi. Herkese tavsiye ediyorum.
  • Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.
    Mustafa Kemal Atatürk
    Sayfa 15 - Parıltı
  • Erken ölümünün bir sebebi de yaramaz çocuk gibi davranmasıydı. ''Kaç paket sigara içiyorsunuz ekselans?'' diye soran Fransız doktora ''Üç paket'' diye cevap vermişti. Doktor da bunu tek pakete indirmesini söyleyip gittikten sonra Salih Bozok, ''Ama Paşam siz zaten bir paket içiyorsunuz her gün'' demekten kendini alamamıştı. Atatürk hınzır hınzır gülerek ''Enayi miyim ben Salih?'' diye cevap vermişti. ''Bir paket içiyorum desem, herif üçte bir pakete indir diyecekti.'' İşimiz Atatürk'ün yaptıklarını ezberlemek değil, onun akılcılığından öğrenmek, yaramazlıklarına da gülüp geçmektir, zira artık onları değiştirmek için çok geçtir.
    Celal Şengör
    Sayfa 133 - Ka Kitap
  • 1829'da 2. Mahmud kılık kıyafet alanında attığı radikal adımlarla ceket, fes, pantolon gibi yeni kıyafetleri benimsemiş ve uygulamıştı. 1836'da Tasvir-i Hümayun kanunu ile padişahın resmi devlet dairelerine asılmış ve bu amaçla yapılan törenler muhafazakar kesimi rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın altında kadınların umumi yerlerde gezmeleri ve padişahın alkol kullanıyor olması da etkili olmuştur. / Padişaha bu sebeplerden ötürü "Gavur Padişah" adını veren dinci kesimler olmuştu1829'da 2. Mahmud kılık kıyafet alanında attığı radikal adımlarla ceket, fes, pantolon gibi yeni kıyafetleri benimsemiş ve uygulamıştı. 1836'da Tasvir-i Hümayun kanunu ile padişahın resmi devlet dairelerine asılmış ve bu amaçla yapılan törenler muhafazakar kesimi rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın altında kadınların umumi yerlerde gezmeleri ve padişahın alkol kullanıyor olması da etkili olmuştur. / Padişaha bu sebeplerden ötürü "Gavur Padişah" adını veren dinci kesimler olmuştur. Eğer 2. Mahmud dönemin koşulları gereği fes değil, şapka getirmiş olsaydı günümüzün ileri akıllıları Atatürk'e sataşamayacaklardı. Atatürk 21 Kasım 1930'da Amasya ziyaretinde Müftü ve Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi ile görüşür. Sarıklı bir din adamıydı. Sanırım bu hocayı asmayı unuttular (!) Kamil Efendi (Yetkin) Amasya'da Milli mücadele ruhunu ateşleyen meşhur kişilerdendir. Vefatına kadar (1941) Amasya İl Müftüsü olarak görev yapmıştır. Başı açık gezmek yasak değil, halk eğer bir başlık takacaksa bu şapka olacaktır. Ki Atatürk'ün onlarca fotoğrafında yanındaki kişilerin başarının açık olduğu görülür. Sarık veyahut bugünkü anlamda imam takkesi sadece din adamlarına özgü bir kullanıma açılmıştır. Bunun sebebi de yurt içindeki emperyalist iş birlikçilerin din kisvesi altına girmesi ve bir keşmekeş ortamın oluşmasını engellemektir. Hangi diktatör halkına bir devrimi gerçekleştirmeden önce bu devrimi açıklayacak mahiyette nutuk atmıştır? (Şapka Nutku, İnebolu, 27 Ağustos 1925)

    Konu ile ilgili konuşanlar bu nutuk dahil hiçbir araştırma ve okuma yapmadan, sadece ağızdan dolma laflarla konuşanlardır. Yeni kurulmuş, sistemi oturmamış, isyanların olduğu, menemen gibi olayların olduğu bir ülkede, yönetici kişi çıkıp yumuşak tavırlarla mı konuşacaktı? Şimdi gidin silahlarınızı bırakın, yoksa üzülürüm mü diyecekti?
    Eğer hakiki anlamda diktatör olmak isteseydi, neden en yakın arkadaşlarıyla Cumhuriyet'in ilan edilmesi hususunda fikir ayrılığına düşsün?

    İskilipli Atıf hoca şapka kanununa karşı yazdığı risaleden dolayı yargılandı evet, lakin bu davadan beraat etmiştir. İslam Teali Cemiyetinin yayınladığı bildiride: "Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır.
    Hiç de zararlı bir topluluk değildir./ Hilafet İngilizlerin kontrolünde olmadıkça bir işe yaramaz". ifadesi sebebiyle daha sonra açılan dava ile İskilipli Atıf ve Mustafa Sabri yargılanıp idam edildi. / Elbette ki kurunun yanında yaş da yandı. Buna kimsenin itirazı olamaz. Bunlar da anlaşılabilir durumlardır. Son kısımlarda vereceğim İstiklal Mahmeleri belgeselini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.Konuya ilgi duyanların izlemesini tavsiye ettiğim 24 dakikalık belgesel. İstiklal Mahkemelerinin haklılığı ve buna rağmen suçsuz infaz edildiği çok sonra anlaşılan bir kimsenin hazin hikayesi.

    https://youtu.be/caN_em-ZhXA

    Atatürk putlaştırıldı mı? -Bir kısım tarafından evet, Celal Şengör'ün dediği gibi "her cahil toplum yapar bunu." İnsanlar yalnızca anlamadıkları şeyleri putlaştırırlar..

    Anlamak, beğenmenin başlangıcıdır.
    B. Spinoza


    Basit insanlar, genellikle kendilerinin anlama yetenekleri üstüne çıkan her şeyi kınarlar.

    De La Rochefaucauld

    Mustafa Kemal Atatürk diktatör müdür?
    - Bir yönüyle evet, bir yönüyle hayır.

    Atatürk son derece rasyonalist ve pragmatist bir liderdi. Yaptığı devrimler dünya ihtilaller tarihinde ifade ettiğimiz gibi en az kanlı devrimdir. Zaman zaman bu sıfata yaklaşmış olsa da, bu normaldir. Devrim dediğimiz olay sürekli gülücükler saçarak olmaz. Celal Şengör'ün dediği gibi "dahi diktatör" denebilir. İngilizce'de ilerlemeci, aydınlanmacı despot, sert kişilere "Benevolent Dictator" denir. Ellerindeki gücü kendi menfi çıkarları için değil, halkının iyiliği ve ilerlemesi için kullanan kişilere böyle denir. / Hitler, Mussolini, Franco gibi kişiler kendi hırslarına yenilmiş, rasyonelliği bırakmış kişilerdir. Örnek verecek olursak Berline 2-3 bomba düşünce, Hitler çıldırmış, binlerce uçakla Londra'yı bombalamak istemiş ve yine o binlerce uçak düşürülmüştür ve kendi sonunu hazırlamıştır. Buna rağmen hâlâ orayı bombalayın, burayı vurun diyen bir karakterdi.

    Özet olarak;
    Tarih bilimini ve onun diyalektiğini anlamadan yapılan konuşmalar, varılan yargılar tamamen cehalet ürünüdür ve içi boş konuşmalardır. Gerici zihniyet aynı bakış açısıyla çok sevdikleri (!) halife ve padişahlarına da gavur diyeceklerdir. Tabiki iki yüzlü olmazlarsa..
  • ''Sultanlık korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir.''
  • ''Ufku görmek yetmez, ufkun ötesini de görmek gerekir.''
  • ''Ahmaklar! Memleketi, Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını sağlamak için bütün bu vatan ve tarih boyunca devam edip gelen Türk bağımsızlığını feda ediyorlar.'' (1919)
  • 1870 paris kuşatmasında, şehirde oturanlara bir milyon ileti ulaştırılmıştı elli güvercinle. mikro fotoğraf tekniği ilk kez bu ölçekte kullanılmıştı. mektupların hepsi yüzlercesi bir ya da iki gram ağırlığında bir filme sığacak kadar küçültülmüştü. güvercinler gidecekleri yere vardıklarında, filmler büyütülüyor, kopya edilip dağıtılıyordu. tarihte değişik şeylerin bir araya gelmesi ne garip - kolodyum filmiyle posta güvercinleri!