İlber Ortaylı

İlber Ortaylı

Yazar
8.4/10
2.753 Kişi
·
7.640
Okunma
·
2.101
Beğeni
·
20.567
Gösterim
Adı:
İlber Ortaylı
Unvan:
Türk Tarih Profesörü
Doğum:
Bregenz, Avusturya, 21 Mayıs 1947
İlber Ortaylı (d. 21 Mayıs 1947, Bregenz, Avusturya), Türk tarih profesörü.

Avusturya'daki bir göçmen kampında 1947 senesinde doğdu. Kırım Tatarı kökenlidir. Stalin'in politikaları neticesinde anavatanlarından ayrılmak zorunda kalan ailesiyle birlikte 2 yașında Türkiye'ye göç etti. İlk ve orta öğrenimini Ankara'da tamamladı. 1965 yılında Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun oldu.

Akademik kariyeri
1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni ve Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin tarih bölümünü bitirdi. Viyana Üniversitesi Slavistik ve Orientalistik Bölümü'nde öğrenim gördü. Yüksek lisans çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Prof. Dr. Halil İnalcık ile yaptı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde "Tanzimat Sonrası Mahallî İdareler" adlı tezi ile 1974 yılında doktor, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfûzu" adlı çalışmasıyla 1979'da doçent oldu. 1982 yılında devletin akademik politikalarına tepki olarak görevinden istifa etti. Bu dönemde Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, buralarda seminerler ve konferanslar verdi. 1989'da Türkiye'ye dönerek profesör oldu ve 1989-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. ile 19. yüzyıllar arası Osmanlı tarihi ve Rus tarihi ile ilgili makaleleri yayınlandı. 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi'ne, iki yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak geçti. Şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Türk Hukuk Tarihi derslerini vermektedir. Galatasaray Üniversitesi Senato üyesidir. Ayrıca İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı Kapadokya Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyeti üyesidir.

2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi başkanı oldu. 7 yıl bu görevde kalan İlber Ortaylı 2012 yılında yaş haddinden emekli oldu ve görevi Ayasofya Müzesi başkanı Haluk Dursun'a devretti.

Ortaylı, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi yönetim kurulu üyesi ile Avrupa İranoloji Cemiyeti ve Avusturya-Türk Bilimler Forumu üyesidir. Tarih Vakfı ve Afet İnan ailesinin işbirliğiyle iki yılda bir verilen Afet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü'nün 2004 yılındaki sahipleri Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın da içinde bulunduğu jüri tarafından belirlenmiştir. 2009 yılında İzmir Kitap Fuarı'na katılmıştır. Milli Saraylar Daire Başkanlığı'nın Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlediği Vefatının 150. Yılında I. Abdülmecit ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu'nda açılış ve kapanış oturumlarına katılmıştır.

Ortaylı; Türkçe; ileri seviyede Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Rusça; orta seviyede Arapça, Farsça, Latince, İbranice, Sırpça ve Yunanca bilmektedir.

Özel yaşamı
1981 yılında Mersin eski Senatörü Dr. Talip Özdolay'ın kızı Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evlilikten Tuna adında bir kızı oldu. Daha sonra 1999 yılında eşinden boşandı. Ortaylı, bilgisayar ve internet kullanmayı sevmemektedir. Herhangi bir sosyal medya sitesinde adına açılmış hesapların hiçbiri kendisinin değildir. İlber Ortaylı'nın ayrıca çocukluğundan beri büyük bir tutku ve özenle biriktirdiği minyatür otomobillerden oluşan büyük bir koleksiyonu vardır.

Televizyon Programları ve Yazıları
2004 yılında TRT 2'de başlayıp TRT Türk'te haftasonları yayınlanan "İlber Ortaylı ile" adlı belgeseli sunmuştur. NTV'de "İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri" adında bir program yapmıştır. Günümüzde Bloomberg HT kanalında "İlber Ortaylı ile Zaman Kaybolmaz" adlı bir program hazırlamaktadır. 2000 yılından beri Pazar günleri Milliyet gazetesinde, aylık Atlas Tarih ve üç aylık Doğu Batı dergilerinde makaleler yazmaktadır. Bir dönem yayınlanan Popüler Tarih ve Tarih ve Toplum dergilerinde ve Habertürk gazetesinin Habertürk Tarih ekinde de makaleleri yayınlanmıştır. Halen Doğu Batı ve NTV Tarih dergilerinin danışma kurulu üyesidir.

Aldığı Ödüller
Prof. Dr. İlber Ortaylı, "Osmanlı Tarihinde Aile" isimli eserinin yanı sıra, tarih alanında 1970'li yılların başlarından itibaren yaptığı çalışmaları, yayınladığı makaleler ve kitapları, tarih biliminin yaygınlaştırılması çabaları, tarihi her yaştan Türk insanına sevdirme konusundaki faaliyetleri, yurtdışındaki bilimsel etkinlikleri ve Türk tarihçiliğinin uluslararası alanda önemli bir ismi olması da göz önüne alınarak tarih dalında 2001 Aydın Doğan Ödülü'ne değer bulundu. 2006 yılında İtalya'da Lazio bölge yönetiminin başlattığı ve her yıl devam etmesi öngörülen Akdeniz Festivali'nde, toplumsal ve kültürel tarih alanındaki "Avrupa ile Akdeniz arasında Lazio" ödülünün Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya verilmesi uygun görülmüştür. 2007 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzasıyla Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan kişilere verilen Puşkin Ödülü'ne Türkiye'den Ortaylı layık görülmüştür.
''Sizden farklı düşünen insanların savlarını da dinleyin. Yalnız dikkat edin, cümlenin içerisinde "düşünen" ibaresi var. Bu ayrımı iyi yapın.''
''Büyük adam olabilmek için okumak, öğrenmek lazımdır.''

Ali Rıza Efendi'den oğlu Mustafa Kemal'e
İlber Ortaylı
Sayfa 39 - Kronik Yayınları
Bir çocuk ölür, "ama o sağcı" derler
Bir çocuk ölür, "ama o solcu" derler
Bir çocuk ölür, "ama o asker" derler
Çocuklar ölmesin artık yeter!
Türkiye dünya savaşına çok hazırlıksız girmesine rağmen , iyi eğitim görmüş, Arabistan çöllerinden Balkan dağlarına kadar her yerde coğrafyayı çatışarak öğrenmiş, Balkan ve Trablusgrab savaşlarının trajik tecrübelerinden olgunlaşarak çıkmış bir genç subaylar sınıfı bu dünya savaşını umulmayacak kadar başarılı bir şekilde götürmüştür.
Bu toplumda Atatürk'ü zihinlerden silmeye çalışmak bir lükstür, lüzumsuz çabadır. Yanlış tanıtmaya çalışmak da, amatör tarihçilerin işi olsa bile, gülünçtür. Onun için girişilecek en önemli iş Nutuk'u, Atatürk'ün söylev ve demeçlerini derleyip okumaktır.
İlber Ortaylı
Sayfa 321 - Kronik Kitap - 1. Baskı
Son zamanlarda 'tarihçi' adı altında ortaya çıkıp Atatürk'e, onun aile fertlerine, Türkiye'nin kurucu kadrosuna ve daha pek çok manevi değerimize olmadık iftira ve hakaretler savuran bir grup şarlatanın, çeşitli basın ve medya kanallarında bir tarım böceği gibi, bir kımıl gibi her geçen gün çoğalması karşısında, İlber Ortaylı gibi değerli bir tarihçinin Atatürk hakkında bir kitap kaleme alması, açıkçası beklediğim ve çok da şaşırmadığım bir durumdu.

İnternette, İlber Ortaylı'nın bu kitabı bazı ticari kaygılarla yazdığını ileri süren yorumlara da rastladım. Ben kitabı okurken kesinlikle bir ticari kaygı izine rastlamadım açıkçası. Kaldı ki, kitap yazılırken böyle maddi bir kaygı da güdülmüş olabilir. Eğer böyle bir durum varsa ve ülkenin yetiştirdiği en değerli tarihçilerinden biri olan İlber Ortaylı'nın 70 küsür yaşında böyle kaygıları varsa, bu onun değil bizim, yani Türk toplunun ayıbıdır diyerek giriş faslını kapatıyorum...

Kitap genel olarak Atatürk hakkında bildiğimiz, yanlış bildiğimiz ya da hiç bilmediğimiz pek çok detayı içinde barındırıyor. Ortaylı, tarihe ve tarih yazımına bir popüler kültür öğesi ya da bir siyasi yaranma aracı olarak değil, tamamıyla bir bilim olarak bakıyor. Eserini kaleme alırken tarih biliminin gerektirdiği tüm kaideleri tek tek uygulamış. Bunu yaparken de ayrıca sınıfta ders verir gibi öğretici bir üslupla tarih okumanın ve tarih yazmanın inceliklerini okur ile paylaşmış. Günümüzde tarih adı altında nasıl çizgiden çıkıldığını, bir şekilde ele geçirilen ve resmi olmayan belgeler ya da şahsi anılar üzerinden birilerinin bu işi nasıl sulandırdığını o naif çizgisini bozmadan kendi üslubunca anlatıyor ve dikkatimizi bu yöne çekiyor.

Kitapta sadece belge ve bulgulara dayanan tarihi gerçekler bulunmuyor. Ortaylı, kendi birikimi ve karşılıklı okuma tekniği ile bazı tarihi gerçekleri yorumlarıyla zenginleştiriyor. Ancak neyin bilgiye/bulguya dayandığını, neyin kendi yorumu olduğunu kullandığı dil sayesinde rahatlıkla ayırt edebiliyorsunuz.

Dil demişken, kitabın çok akıcı bir dili olduğunu da belirtmem gerekiyor. Zaten Ortaylı bu kitabı torununa ve onun arkadaşlarına ithaf ediyor. Yani genç kuşağa... Çünkü bu bilgi kirliliği içinde en fazla tehdidin genç kuşaklar üzerinde olduğunu düşünüyor ki ben de kendisine sonuna kadar katılıyorum. Eğer genç okurlar, Atatürk üzerine detaylı bir okuma yapmak istiyorsa, kapsayıcılığı ve gerçekçiliği açısından bu kitapla başlamalarını tavsiye ederim.

----------------------------

Kitap, 8 ana bölüm altında Atatürk'ün hayatını ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesini inceliyor. Atatürk'ün çocukluğu ve gençliği, askeri eğitimi, 1. Dünya Savaşı süreci, Milli Mücadele dönemi, Cumhuriyet'e giden yol, inkılaplar dönemi ve genel açıdan dünya perspektifinde Atatürk'ü ele alan bölümler mevcut. Kitabın merkezinde Atatürk olsa da, kitap boyunca daha başka pek çok tarihi şahsiyetin de hayatlarına ilişkin önemli bilgiler öğreniyoruz.

Bugüne kadar biraz okul bilgisiyle, biraz da okuduğum kitaplar aracılığıyla kafamda yer eden Atatürk ve kuruluş dönemine ek olarak bu kitap vasıtasıyla kazandığım birkaç yeni bilgiyi de paylaşmak isterim;

* Örneğin Atatürk'ün Selanik'te doğmuş olması tarih derslerinde tek cümlede söyleyip detayına inmediğimiz bir konudur. Oysa ki Selanik'in o dönemdeki kozmopolit yapısı, ticaret, ulaşım, sanat ve kültür gibi alanlarda dünyanın öne çıkan kentlerinin başında geliyor olması, Atatürk'ün hayatının şekillenmesinde, eğitiminde, meslek seçiminde ve daha pek çok konuda önemli bir role sahip. Eğer Atatürk Selanik'te değil de Anadolu'nun başka bir kasabasında veya köyünde doğmuş olsa idi, tarih büyük ihtimalle çok farklı yazılıyor olacaktı.

* Bunun dışında yine birkaç cümle ile geçiştirdiğimiz bir Trablusgarp direnişi vardır. Tarih derslerinde bu savaş, Osmanlı'nın Kuzey Afrika'da kaybettiği son toprak parçası ile ilişkilendirilir. Oysa ki Atatürk'ün gönüllü olarak katıldığı Trablusgarp direnişi, onun askerlik hayatında bir kilometre taşıdır. Orada elde ettiği askerlik deneyimi, hayatının sonraki dönemlerinde gireceği pek çok savaş açısından bakıldığında adeta bir okul görevi görmüştür.

* Aynı şekilde Askeri Ateşe olarak atandığı Sofya'da geçirdiği yaklaşık bir yıllık süre de, Atatürk'ün ileride kuracağı Türkiye Cumhuriyeti'nde sosyal hayatın nasıl olacağının şekillendiği önemli bir dönem olarak karşımıza çıkmakta.

Buna benzer çok sayıda örnek yazabilirim ama bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. Tabii herkes kendi okuduklarından kendine has yeni kazanımlar elde edecektir mutlaka...

---------------------------

Sonuç itibariyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabını herkese tavsiye ediyorum. Her kitaplığın böyle bir kitabı hak ettiğini düşünüyorum. Bu sitenin okurlarını tenzih ederek söylüyorum, ülkede genel olarak tarih okumaları, özellikle Atatürk ve Kuruluş dönemine ilişkin okumalar çok geri planda kalmış durumda. Pek çok insan ortaokul lise yıllarında öğrendikleriyle hayatına devam ediyor. Daha kötüsü, her zamanki hazırcılığı ile tarihi, televizyonda seyrettiği reyting kaygılı popüler tarih programlarından öğrenmeye çalışıyor. Hatta daha da dip bir grup var ki, bu gruba girenler, Muhteşem Yüzyıl, Vatanım Sensin, Payitaht Abdülhamit gibi diziler seyredip, orada öğrendikleriyle başkalarına tarih satmaya kalkışıyorlar.

Oysa ki tarih bilimi bizim için, bugünü anlamamız, en azından, neden Suriye sınırında 30-40 km'lik güvenli bir hat açmak için koca bir orduyu seferber ettiğimiz gibi sorulara yanıt bulabilmemiz için önümüze açılan en yakın ve en güvenli köprü konumunda bulunuyor.

Ancak köprüyü geçerken bize kimin rehberlik ettiğini çok iyi bilmemiz ve sadece güvenebileceğimiz kişiler vasıtsıyla bu köprüyü geçmemiz gerekiyor. Öteki türlü, köprüyle birlikte yerin dibine göçme ihtimalimiz çok yüksek.

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Üniversiteye ilk girdiğim seneydi. Öğrenciler arasında kulaktan kulağa bir fısıltı yayılıyordu. Derse İlber Ortaylı gelecek, derse İlber Ortaylı gelecek... İyi ama kimdi bu İlber Ortaylı? Bu yaşıma kadar ismini neden hiç duymamıştım. Utandım. Kimseye söyleyemedim; ama İlber Ortaylı'nın dersine girerken İlber Ortaylı'yı tanımıyordum. Ah şimdi olsa nasıl koşa koşa girerim dersine bir bilseniz...

Neyse, İlber Hoca, senede bir kere üniversiteye ders vermeye gelip binlerce öğrenci karşısında konferans şeklinde ders anlatır. Dersimize ilk girdiği gün tam iki saat boyunca "mühendis" kelimesinin "engineer" kelimesinden çok daha kapsamlı ve kullanışlı olduğunu anlattı. Bambaşka bir tarzı var tabii. Sadece "mühendis" kelimesi üzerinden oldukça detaylı bir ders vermişti...

İlber Hoca tarafından Mustafa Kemal Atatürk anlatımını okumak veya dinlemek, her ikisini de seven okurlar veya dinleyiciler için kuşkusuz bulunmaz bir nimet. Bu kitabı da elime aldığımda benzer hisler içerisine girdim ve her kelimesini dikkatle okudum. Uzun bir zaman diliminde sindire sindire okudum. Aslında tarihi hiç sevmem. Tarihin tarihte bırakılması gerektiğini düşünenlerdenim. Zira geçmişe takılı kalan hiçbir millet geleceğe umutla adım atamaz. Geçmişte kalan kişi Atatürk de olsa Fatih Sultan Mehmet de olsa artık onların ötesine geçip modern dünyaya ayak uydurmak gerekir diye düşünüyorum.

Kitap birçok okurun beklentisini karşılamamış. Benim beklentimi karşıladı. Çünkü büyük bir beklenti içerisine girmeden okudum. Nasıl bir beklenti olabilir ki zaten? Atatürk'ü de tarihi de az çok hepimiz biliyoruz. İlber Ortaylı'nın vereceği bilgilerle bizi şaşırtmasını beklemek yazara haksızlık olur.

Her şeyden önce günümüz şartlarında böyle bir kitaba ihtiyaç var mıydı? Vardı. Siyasi propagandalar sonucu itibarsızlaştırılmaya çalışılan Atatürk ile ilgili böyle bir kitabın böyle bir dönemde basılması takdire şayandır, kabul edelim. İlber Hoca da görsel veya yazılı basın organlarında çıkan türlü iddialar ve ithamlara tek tek cevap vermeye çalışmış kitabın içerisinde. Bana sorarsanız bu şekilde cevap verme gayretine girişmesine hiç gerek yoktu hocanın. Zira günlük iddialara cevap verilerek kitabın içerisinde yer alan konuların evrensellik arz etmesi engellenmiş. Mesela bu kitabı 10 sene sonra okuyacak olan okurlar, neden İlber Ortaylı şimdi bu konudan bahsetti ki diye kendilerine soracaklardır. Bunlara gerek yoktu; fakat dediğim gibi türlü iddialara ve ağır ithamlara böylesine nitelikli bir dille cevap vermek de karşı çıkamayacağım bir durum.

Atatürk ve din konusu ülkemizde sürekli tartışma konusu yapılan bir konu. Hiçbir zaman da bitecek gibi durmuyor. İlber Ortaylı'nın bu konuda: "Bireyin dindarlık derecesi tespit edilemez. Yalnız şurası açıktır ki Atatürk dine karşı olacak, pozitivizm uygulayacak diye beklemek gülünç olurdu. Tutun ki daha muhafazakar biri olsaydı; zannediyor muyuz ki her yerde tekkeler besleyecek, her gün bir yerde cami yaptıracaktı? Bu her iki halde söz konusu değildi." diyerek bana göre kapıyı kapatmıştır.

Kitapta hoşuma giden bir başka durum ise, İlber Ortaylı'nın sırf Atatürk'ü övmek için Osmanlı'yı ve Osmanlı padişahlarını yerme gafletine düşmemiş olmasıydı. İncelememi İlber Ortaylı'nın bu konudaki en beğendiğim paragrafı ile sonlandırıyorum. Gerçekten bu paragrafı anlarsak ve geçmişimizle hesaplaşma derdine düşmezsek aydınlık bir geleceğe adım atabililriz:

"Osmanlı İmparatorluğu da Türklerin imparatorluğudur, bu cumhuriyet de Türklerin cumhuriyetidir. Onu kuran monarkları, başbuğları, mareşalleri unutmayız, biz unutsak bile zaten başkaları menfi veya müspet olarak bu tarihî şahsiyetleri kurcalar. Bu cumhuriyeti kuran kumandanları da unutamayız.Bu vakayı kabul etmek insanın hem tarih yorumunu rahatlatır hem de politikasının ne olacağını daha iyi gösterir."
Bilgilerinizi hedef tahtası olarak düşünün ve bu kitabın bir ok olduğunu hayal edin. İlber Ortaylı hoca her ok atışında hedefi tam 12’den vurmuş! İlber hoca bu kitapta bize eğitim yıllarında üstü kapalı sürekli hikaye gibi anlatılan tarihi olayları betimleyerek açarak anlatmış , belgelerle ve açık anlaşılır tasniflerle. Kitap Osmanlı’nın son yıllarıyla başlıyor günün Osmanlısını anlatıyor içindeki hainleri I. Dünya Savaşı sonrası kendini başka ülkerin eline teslim etmeye çalışanları sert bir yumruk gibi yüzümüze vuruyor. Sonra Atatürk’ün nasıl Atatürk olduğunu anlatmaya başlıyor. Atatürk’ün nasıl zorluklarla ülkeyi bağımsız bir hâle getirdiğini. Kitapta sadece Atatürk yok tâbi Atatürk ve onun silah arkadaşları kıymetli komutanlara yer verilmiş. Savaş sonrası ülkenin nasıl ayaklandığını bilim ve eğitimle nasıl yükseldiğini inkilapları anlatmış , inkilapların nedenini ne gibi yararını olduğunu herşeyi belgelerle ortaya koyarak anlatmış. Sevgili İlber Hoca bazı yerlerede değinmiş. Günümüzde kendini tarihci sanan at gözlüklerini çıkartmadan bir ideoloji ve bir zümreyi arkasına alarak yalan yanlış tarih yazan kişileride eleştirmiş ve çıkarttıkları boş tarih bilgilerini belgelerle çürütmüştür. Kitabı benim okumam 6 gün sürdü. Sürekli geri geldim altını çizdim not alarak okudum. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü tanımak ve onu anlamak isteyen herkese tavsiye ederim.

Bu kitabı bizlere yazan sevgili İlber Ortaylı hocaya teşekkür ediyorum.

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.

M.Kemal ATATÜRK.
Ey büyük Atatürk

Açtığın yolda gösterdiğin hedefe hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim dedim ve belki de uzun süredir tuttuğum, unutmadığım tek andım oldu.

Bu kitabı bana hediye eden büyük yürekli güzel insandan tekrar özür diliyorum. Kendisini azıcık terslemiştim. Bir daha terslememem için bana kitap hediye etti. Gerçi bomba düzenekli bir kitap gönderip benden intikam alacağını söylemişti ama hala hayattayım.
(Artık ne zaman kitap lazım olursa kendisini tersleyeceğim. Elime büyük bir koz vermiş oldu.)
İsmini vermemi kesinlikle istemiyor utanıyormuş. Öğrencilere çok faydalı olan, Atatürk sevgisiyle dopdolu, saygıdeğer öğretmendir kendisi.

Konuya gelirsek ne söylesem eksik kalacaktır onun için.
Ah benim gök gözlü yiğidim. Senin yüceliğinin, senin devrimciliğinin bir kitaba sığmayacağını biliyordum.

Ben daha çok Atatürk'ün kişiliğine dair bilinmeyen bir şeyler bekliyordum. Belki bir iki şey öğrendim mesela Konyalı olduğu söylentileri evet ama kendisiyle alakalı çok daha detaylı bir kitap bekliyordum.

Haksızlık etmek de istemiyorum açıkçası. Kitaba hiç bir lafım yok. Dört dörtlük bir kitap olduğunu söylememe hiç gerek yok. İlber Ortaylı çok sevdiğim saygı duyduğum bir tarihçi. Savaşları mükemmel bir şekilde anlatmış. O an o atmosfere girip bir daha asla çıkmak istemiyorsunuz. Ancak beklentimi karşılamadı.

Atatürk'ü bilmeyenler, öğrenmek isteyenler, bu sitede çok fazlaca bulunan ve sırf Atatürk sevgim yüzünden beni engelleyen cahil Atatürk düşmanlarına kapak gibi harika bir kitap olmuş. Fotoğraflarla desteklenmiş ki 235'teki fotoğrafı ilk kez gördüm. Dipnotlardaki kaynaklarla, akıcılığıyla, İlber Ortaylının kendine has yorumlarıyla, her daim gündemden düşmeyen bazı yalan yanlış bilgilerin neden yanlış olduğunu ve doğrularını açıklayarak, bazı bilinmeyen kelimeler dışında her yaştan okuyucu için doyurucu bir kitap çıkmış ortaya.
Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın bir Atatürk kitabı hazırladığını duyduğum zaman çok heyecanlanmıştım. Çok büyük iki isim vardı ortada, birisi Atatürk, diğeri ise İlber Ortaylı. Nitekim kitabın üzerinde çalışıldı ve Ocak 2018’de vitrinlerdeki yerini aldı.

Hoca, kitaba büyük önem vermiş, bu belli. Çünkü daha önceki pek çok kitabında yaptığı bir şeyi yapmamış. Kitaba akıcılık sağlasa da tenkit edilen bir yöntemi vardı hocanın. Kitapları söyleşi, soru-cevap tarzında oluyordu. Ancak bu defa öyle olmamış. İlber Hoca metinleri yazmış, okumuş, daha önce yazdıklarını gözden geçirmiş. Yani ciddi bir zamanını bu kitap için harcamış. Dip notların olduğu, geniş bir kaynakçanın bulunduğu bir eser çıkmış ortaya. Üstelik hacim olarak kalın bir eser. Tabii sadece hacim değil içerik olarak da oldukça doyurucu.

İlber Ortaylı’nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı sağlam bir referans eser olmuş. Sadece Atatürk’ü değil, onun etrafındaki kişileri, hadiseleri, mekanları, gelişmeleri de anlatıyor. Hoca’nın mukayeseli ve coğrafyalı tarih anlayışı bu kitabına da sirayet etmiş durumda.

Doğrusunu isterseniz, bence tam zamanında; doğru kişinin, doğru kişiyi yazdığı bir kitap olmuş Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Bu kitapta bendenizin de küçük bazı katkıları olmadı değil; çok önemli midir bilmiyorum ama bundan dolayı da büyük bir gurur ve mutluluk yaşıyorum.

Zaten epeyce alıntı yaptığım için sözü daha fazla uzatmak istemiyorum; okuyunuz, okutunuz efendim…
Bugüne kadar okuduğum, Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılan en kapsamlı eserdi diyerek başlamak istiyorum incelememe.
İlber Ortaylı bazı kesimler tarafından çok sevilmeyen (çünkü kendisi hep doğruları söyler) değerli ve önemli bir tarihçidir. Yeri ayrıdır, düşünceleri ve açıklamalarıyla her seferinde aydınlatıcı bilgiler verir.

Atatürk hakkında yazmasını beklediğim, onun yazdıklarını okumak için can attığım kadar varmış. Kendisi de kitap tanıtımında "Atatürk'ü yazmak için 70 yaşına kadar beklediğini" belirtmiş ve tüm birikimini bu kitapla okuyucuya sunmuştur. El yazısı ile aldığı notları yavaş yavaş bir araya getirip, Atatürk hakkında böylesine değerli bir esere imzasını atmıştır.

Samimi, birçok yerde rastlamadığım, belgelere dayalı, hem nesnel hem de öznel yorumlardan oluşan harika bir kitap okudum. Geleceğe, yeni Atatürk nesillerine ve bizlere her açıdan rehber olacağına inanıyorum.

Sekiz bölümden oluşan eserde, hem bildiğimiz tarihi hem de bildiklerimizin iç yüzünü bizlere sunuyor Ortaylı. Ayrıca çok tartışılan, bazı 'tarihçiler' ve 'gazeteciler' tarafından doğruluğu kanıtlamadan sunulan bilgileri de yaptığı açıklamalarla çürütüyor. Birçok sayfada da yazdıklarını kitap isimleri ile destekliyor.

İlkokul sıralarında başlayan ve büyüdükçe okuduğumuz kitaplarla pekişen bilgilerin, daha ayrıntılı anlatımını bulacaksınız bu güzel eserde. (Örneğin Atatürk'ün doğum tarihi, soy ağacı, İttihatçılar ile arasındakiler, Çanakkale'de Mustafa Kemal ve daha birçok bilgi...)

Birinci dünya savaşı, kurtuluş mücadelesi, cumhuriyet ilanı ve sonrasında küllerinden doğan bir milletin "Lideri", "Önderi", "Kemal Paşası", "Başkomutanı", "Gazisi" olmanın ne denli zor olduğunu bir kez daha gördüm okurken. Bu zor görevi canı pahasına devralan, vatan ve millet sevgisi ile dolu Atatürk'ü böyle bir kitaptan okumalı insanlar dedim her sayfada...

Bildiklerimin üzerine yepyeni şeyler ekledim, tarafsız ve gerçekten okunmayı sonuna kadar hak eden bir kitapla karşılaştım. Günümüzde yazılan, nispeten çok okunan ama bir kaynağa dayanmaktan çok öznel ve yanlış görüşlere sahip kitaplara inat; tamamı büyük bir birikimle ve özenle oluşturulmuş bu eserin gereken değeri görmesini dilerim... Tavsiyedir, kıymetli bir kaynaktır...
> İncelememi kaleme aldığım bu günün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız ve güzel bir tesadüf olmasının vermiş olduğu keyifle başladım incelememe. Evet, gene geldik bir kitabımızın sonuna ve biz gerçek okurlar için sondan sonra olan en güzel kısmına. Güzel kısmına diyorum çünkü her okur okuduğu kitaba dair düşünce ve görüşlerini katarak iyi bir inceleme yapmak ister diye düşünüyor ve bunu her daim fikren destekliyorum.

> Evet, bugün size güzel bir inceleme yapmak isterdim doğrusu, ama gel gelelim doğruları yazmadan da edemeyeceğim. Bu size burada, kitap hakkında kötü bir inceleme çıkaracağım anlamına da gelmesin lütfen çünkü benim incelemelerimi bilen çoğu arkadaşlarım, her ne kadar kritik etsem de, iyi bir şey çıkaracağımı biliyorlar diye düşünüyorum. Kritikte yapsanız da, iyi bir kritik yapınız arkadaşlar!

> Elimde şu anda, kendisini çok severek takip ettiğim Türk tarihçi, akademisyen, yazar ve hatta Türk Tarih Kurumu şeref üyesi olan Sn. İlber Ortaylı’nın, Ocak 2018 tarihli birinci baskı “ATATÜRK” eseri duruyor. Çok büyük bir heves ile almıştım ve okumuştum oysa ben bu eseri. Sanırım burada bir hataya düştüğümü, bu sabah Murat Ç ‘nin yine bu kitaba dair şu #26989983 incelemesini okuduktan sonra daha iyi anladım diyebilirim. İncelemede ne diyordu Murat: “Kitabın iki markası vardır; ATATÜRK ve İlber Ortaylı. O yüzden çok satanlar listesinde olması çok doğaldır.” Bu sözüne kesinlikle katılıyor ve kendisini de bir okur olarak doğruluyorum.

> ATATÜRK’ü size bir okur olarak anlatmaya çalışsam, ne bildiklerim, ne okuduklarım ne de burada sayfalar yeter kendisi hakkında. Zaten bu değil midir, bizi böylesi güzel tasarımlı bir kapakta kitaba çeken??? Evet, kaçınılmaz bir gerçektir ki “Ulu Önder” ‘in ta kendisidir, İlber Hocamızın bu kitabını alıp okumamıza en büyük etken. Ama olmadı be İlber Hocam!!! Beni bu sefer hayal kırıklığına uğrattım resmen. Gerçekten ilk 100 bilemediniz 150 sayfa Atatürk’ü okuyorsunuz ve sonrasında birden o dönemin ufak tefek tarihi alıntıları, anekdotları ve karakterleri ile bulu veriyorsunuz kendinizi. Hocam, biz zaten bunları bir okur olarak biliyoruz ve birçoğumuzda bu tarihi yaşanmışlıkları hatim etti zaten. Ben bir tarihçi olarak sizden daha üst seviyede, daha bir ciddi monografi beklerken, inanın bir nevi biyografi olan bu kitabınız beni şahsen hayal kırıklığına uğrattı.

> Kitabınızı okurken, anlattığınız dönemlerin örtüşen hadiselerini, Sn. Turgut Özakman ‘dan okumuş olduğum Şu Çılgın Türkler - Diriliş - Cumhuriyet Türk Mucizesi ve Cumhuriyet Türk Mucizesi - 2. Kitap muhteşem üçlemesi eserlerinde hissederek, yeri geldiğinde de gözyaşlarımı bastırarak okudum be Hocam!!! Daha nice eserler var, belki bir monografi ve biyografi olarak değilse de, kendisini ciddi anlamda ele alan, o mücadele sürecinin öncesini ve sonrasında yaşananları detaylıca anlatan. Bunları ufaktan listeleyecek olursam: Falih Rıfkı Atay - Çankaya: Atatürk Devri Hatıraları, Şevket Süreyya Aydemir - Tek Adam, şu an okumakta olduğum Andrew Mango - Atatürk - Modern Türkiye'nin Kurucusu Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Atatürk, Hıfzı Topuz – Gazi ve Fikriye, Klaus Kreiser – Atatürk, Emre Kongar – Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk, Usta romancı Yılmaz Gürbüz'ün kaleminden 5 cilt olan Mustafa Kemal'in Romanı, Lord Kinross – Atatürk, Norman Itzkowitz , Vamık D. Volkan – Ölümsüz Atatürk, Toktamış Ateş – Benim Atatürk Kitabım, Atilla İlhan – Hangi Atatürk, Taha Akyol – Ama Hangi Atatürk ve İlknur Güntürkün Kalıpçı’dan – Her Yönüyle İnsan Atatürk adlı eserlerdir.

> İlber Hocam, bu eserler Atatürk’ün kendisi hakkında gerçekten daha geniş ve daha doyurucu bilgiler içermektedir. Ve bu güzide yazarlar konuyu da olması gerektiği gibi kaleme almışlardır. Sizin de şahsen bir Atatürk kitabım olsun hevesi ile bu kitabı kaleme almış olma ihtimalinizi bir okur olarak düşünmek bile istemiyorum. Kitabın sonlarına doğru belki bir umut diye gayretimden ödün vermeden hızlı ve emin bir şekilde okumaya devam ettim, ama karşıma (benim açımdan) güzel bir son bile çıkmadı. Evet, Atatürk’ün elbette fani olduğunu ve öleceğini biliyordum, ama bunu birkaç satıra sığdırdığınıza inanmadım bile. Bakın burada inceleme ve kritiğime, Ulu Önder’in şu sözleri ile devam etmek istiyorum:

“Sonradan uydurma bir eser meydana getirilerek ertesi gün pişman olmaktansa, hiçbir eser meydana getirmemek, beceriksizliğin itiraf etmek daha iyidir.” (1931)

> Evet, biraz ağır olduğunun farkındayım, ama ben de Murat kardeşim gibi sizin bu hatanızdan döneceğiniz ümidimi hala kaybetmiş değilim. En azından, bir telafi olarak ileride bir roman niteliğinde eser ile kendinizi belki okurlarınıza karşı affettirebilirsiniz düşüncesindeyim. Siz ki, ne kadar tarihi bir bilgi ile donatılmış kişilik olarak, bu kendi eserinizi bir başkası yazmışçasına elinize alıp baktığınızda, bunu kim böyle kaleme almış arkadaş derdiniz buna eminim.

> Bunların dışında Kitaba gelecek olursak: kitap, içeriğinde Mustafa Kemal Atatürk hakkında bugüne kadar bizlere öğretilen ve bildiğimiz birçok şeyin aslında yanlış olduğu detayını da biz okurlara gayet yerinde ve olması gerektiği gibi anlatıyor. İlber Hocam, Ulu Önder’i burada ele alırken, gayet akıcı bir üslupta biz okurlara aktarmış ve birçok kaynak sunmayı da ihmal etmemiş. Kendisiyle oturup bir arkadaş ortamındaymış gibi bu konuları konuşmayı çok isterim, ama onun beni, kendi üslubu ile “Hadi oradan cahil sende!” diyerek tersleyeceğine de eminim. :)) İlber Hocam gene karşı tezde bulunacak cahillere hazırlıklı gelmiş ve kitapta konu olan birçok yaşanmışlık, anekdot ve tarihi hadiselere kaynak sunarak ışık tutmuş, kendi engin bilgi ve birikimini de biz okurlarından esirgememiştir. Burada benim deyimimle, gene bir “Son cahil bükücü” ile karşı karşıyayız. Gayet akıcı ve zengin bir Türkçe ile biz okurların rahatlıkla okuyabileceği türden bir eser olduğunu da ifade etmeden geçemeyeceğim. Baskı hatasından kaynaklı (şahsen gördüğüm) bir yer olmuştur ve Kronik Kitap’a da bu hassasiyetlerinden ötürü çok teşekkür ederim. Bizim yaşımız oldu kırk ve deyim yerindeyse yolu yarıladık. Okuduk, okuduk ve elimizden geldiği kadarınca ilgi duyduğumuz konularda, özellikle de ülkemiz tarihi ve Atatürk hakkında aydınlanmaya çalıştık. İşte tam burada, Hocam güzel bir düşünce ile bu eseri biz yetişkinlere değil, gelecek Türk gençliğine armağan etmiş diyebilirim. Kendisi yaşamakta olduğumuz bu 21. yy.da özellikle bilinçli yürütülen çirkin kampanyalar, tahrifatlar ve dijital (sanal) ortamda yer alan bilgi kirliliğinin gençlerimiz üzerinde yürütülmekte olan sinsi ve kindar bir oyun düşünüyor ki ve ben bu konuda da kendisini şahsen çok doğru buluyorum. Daha dün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız da bile bunu bir kitap platformunda canlı canlı yaşamadık mı? Karşı düşünce resmen kinini, öfkesini ve tarihe olan düşüncelerini biz kendisini seven, anan ve paylaşanlara kusmadılar mı? Edebiyat ve hümanizm adı altında bizleri “ırkçılık ve faşizm” ile suçlamadılar mı? Evet, bunların hepsini tarihte olduğu gibi bugünde görüyoruz ve daha göreceğiz de. Siz genç arkadaşlarım, şayet benim bu incelememi bu noktaya kadar okuma zahmeti gösterdiyseniz, Ulu Önder Atatürk üzerine kolay okunabilir bir kaynak arayışı içindeyseniz, o zaman geçmişe biraz olsun ışık tutmak, aydınlanmak açısından konuya bu kitapla başlamanızda fayda var diyebilirim. Yukarıda bahsettiğim diğer kitapları da ilerleyen zaman dilimlerinde ele almanız daha faydalı olacaktır.

> Ne demişti Atatürk siz gençler için? “Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.”

> Ya biz bireyler için ne demişti? “Tarih bir milletin neler başarabilme gücünde olduğunu gösteren en doğru bir kılavuzdur.”

> Bir de bunu eklemeden edemeyeceğim:

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Son olarak:
Yukarıda da kaleme aldığım üzere, güzide tarihçi yazarımız Sn. İlber Ortaylı, ilk defa kaleme aldığı bir biyografi eserini biz okurlarına sundu. Bu şerefi de, hepimizin bildiği Türkiye Cumhuriyetinin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hitaben kaleme aldı. Kendi tarihi birikim ve kaynak araştırması ile bize Atatürk hakkında bir okunası eser daha kazandırdı. Ben şahsen kritiğimi dile getirsem de, böylesi bir eserin kişisel kütüphanemde olmasından memnunum ve ileride de oğluma bırakacağım tarihi bir kültürel zenginlik olarak görüyorum. Evet, çok zorlamayacak ve kolay algılanabilecek bir kitap olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk eserini siz değerli arkadaşlarıma ve okurlara tavsiye edebilirim. Sizler de benim gibi, kişisel kütüphanenizde bu eser için bir yer ayırınız. İnsanlarımız, Devlet-i 'Aliyye Osmanlıyı ve Atatürk’ü popüler ana medya dizilerinden ve ne oldukları belli olmayan fason tarihçilerden takip ediyorlar. Sonra yanlış bilgi ve çarpıtılmış tarihi gerçekler ile gerek gündelik hayatlarında, gerek sosyal mecralarda konulara müdahil oluyorlar ve bir gün konuya ehli vaki birisine de denk gelince kısadan hisse kaçıyorlar ya da yanlışı yüksek tonda doğruymuşçasına savunuyorlar. Tarihimizi, Osmanlıyı, Atatürk’ü detaylıca ve olması gerektiği gibi okuyup ele alalım. Çünkü: “Büyük devletler kuran atalarımız, büyük ve geniş kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuşlardır. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve cihana bildirmek bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” der Atatürk. Evet, bir kitap incelememizin daha sonuna geldik. Herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
Öncelikle ne böyle bir eseri inceleyebilecek düzeyde tarih bilgisine sahibim ne de inceleyebilirim, haddim değil. Bu yüzden biraz duygusal anlamda bir yazı olabilir.

Bir incelemeden daha hepinize merhabalar efendim. Çıktığında tam da zamanında çok gerekli olan bir eser diye başladığım bu başyapıt, saygıdeğer İlber hocayı da televizyondaki tarih - tartışma programlarından tanıyorum. Çok severim kendisini de. Şu an kulaktan dolma bilgilerle öğrenmek yerine bu eseri okuyarak gerçekten öğrenmek gerektiğini düşünüyorum.

Kitap ya da başyapıt; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını, 18 ve 19. Yüzyılı tüm gerçekleriyle anlatıyor. İlber hocanın da bu kitaba büyük uğraşlar verdiğini görüyoruz. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatındaki tüm gerçekleri, yanlış bilinen birçok bilgiyi kendisinin doğru yorumlarıyla veriyor. Şu an gündemdeki Atatürk hakkında bilinen, o dönem hakkında doğru bilinen yanlış gerçekleri teker teker üstünde durmak kaydıyla yazıyor.

Bu kitabı kimler okumalı?
Mustafa Kemal Atatürk'ü ve o dönemleri tüm gerçekleriyle merak edenler, lise öğrencileri, Atatürk hakkında bilip bilmeden atıp tutanlar ve bu ülkenin bir ferdi olduğunu iddia eden, kabul eden herkes kesinlikle ama kesinlikle Nutuk'ta dahil olmak şartıyla okumalı.

Ve sen atıp tutan yobaz kardeşim.
Sana da değinmekten geçemedim. Bu ülkede yaşayıp, bu ülkenin ulu önderini ve onu sevenlere karşı bir saygı göstermiyorsan burada yaşamaya hakkın olduğunu pek düşünmüyorum. Bir de diyorsunuz Atatürk din düşmanı falan filan: Ki bu kitabı ve Nutuk'u okumayacaksın ama bir alıntılara baksan iyi edersin...

Bu incelemeden pek tarafsız bir şeyler alamazsınız. Kusura kalmayın o yüzden Necip G. hocamın incelemesine yönlendirmek zorundayım.

Bir incelemenin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bazı konular için kusura kalmayın yoksa içimde kalacaktı. Keyifli okumalar.
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır" –Mustafa Kemal ATATÜRK

Yapacağım inceleme uzun olmakla beraber, gereksiz süsleme ve abartıdan uzak olacaktır. Yani olması gerektiği gibi yorum yapacağım bir inceleme olacak. Yazar’dan çok yazar olmamak kaydı ile.

Önemli bir hususu en son yerine başta belirteyim, kitabı büyük hayranlıkla okuyup inceleme yapan insanların, en büyük yanılgısı Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili az kitap okumuş olmaları, Atatürk hakkında az bilgiye sahip olmalarıdır. Başka türlü her şeyin harika olduğunu düşünmeleri ve düşündürtmeleri imkansız olurdu. Özellikle daha geniş anlatımlı kitapları okumuş kişiler, anlatılanların detaysız olduğunu ilk andan itibaren anlayacaktır. Kitabın iki markası vardır; ATATÜRK ve İlber Ortaylı. O yüzden çok satanlar listesinde olması çok doğaldır. Bunu kötü niyetli bir yorum olarak görmeyin. İlber Hoca çok güzel yazmış, ama neyi ne kadar yazmış, önemli olan husus bu. Yani en iyi Atatürk kitabımız İlber Hoca’nın Atatürk kitabı(mıdır?) En Entelektüel Atatürk kitabımız olduğu kesindir. Lakin; Lord Kinross'un Atatürk'ünü okuyan mı, bu kitabı okuyan mı Atatürk'ü ve Milli Mücadele yıllarını ve Cumhuriyeti daha iyi anlar?

İlber Hoca’ya hayranlığım üst seviyededir ve neredeyse 4-5 yıldır sürekli söylediğim bir şey vardır; İlber Hoca bir Atatürk kitabı yazsa da, bilgiye, tarihe doysak, bize harika bir eser bıraksa da gelecek için önemli bir kaynak olsa demişliğim çoktur ve bunun akabinde yıllar sonra İlber Hoca’nın kitabının çıkmasıyla birlikte, hızlıca kitabı aldım ve okumaya başladım.

Öncelikle kitabı okurken notlar almaya başlamamla birlikte, okumuş olduğum birçok eser ile kitabı karşılaştırdım. Yani inceleme yazmaya o anlarda başladım. Kitabın 150. Sayfasında durup ne okuduğumu sordum kendime? İlber Ortaylı’nın Atatürk’ünü okuyordum.

İlber Ortaylı’yı biraz takip ediyor, programlarını izliyorsanız, ki ben izlerim ve Televizyonu nadir kullandığım birkaç konudan biridir. Olmadı Geçmiş programlarını internet üzerinden izlerim. Şimdi kitap bize neyi vaat ediyor, okurken bize ne veriyor?

Kitap derinlemesine bir ATATÜRK sunmuyor. İlber Hoca’nın yazım dili, aynı şekil de konuşma dili. Yani kitabın akıcılığını sağlayan şey aslında İlber Hoca’nın konuşma dili ile yazılmış olması. Bu birçok biyografide kullanılan bir yöntemdir. Okuyucu sıkmaz.

Kitabı okurken her şey çok hızlı gerçekleşiyor. Mustafa Kemal’inde çok kullandığı bir sözcüktür, “oldu bitti” ye getirilmiş gibi bir hızla akıyor kitap. Özellikle kurtuluş mücadelesi ve Cumhuriyetin kuruluş evresini detaylı olarak bilmiyorsanız, yine bilmiyor olacaksınız. Bildiğiniz zaman bu eser, daha anlamlı olur. Çünkü İlber Hoca bildiğimizi düşünmüş olacak ki böyle bir tercih yapmış. Örnekler verecek olursak;
Milli Mücadele yılları çok hızlı geçilmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkması ile başlayan bu mücadele, daha detaylı anlatılmalıydı. Dediğim gibi, hiç Atatürk kitabı dahi okumamış insanlar İlber Hoca yazdığı için alıp okuyorlar, şimdi her şeyi bildiklerini sanmalarına sebep olacak bir fikre kapılmışlar. Bu okuyucular için yanılsama olacaktır.

Çerkez Ethem olayını detaylandırmalıydı. Çerkez Ethem hain mi değil mi sorusuna kendi üslubu ile cevap vermiş Hoca. Yalnız; düzenli ordu kurulmaya çalışırken, ve zaman çok önemliyken, hiçbir şekilde üzerine vazife olmadığı halde, kendi çetesi ile birlikte cephe savaşı yapmış ve yenilmiştir. Kurucu meclise kafa tutmuş, sonraki evrede zaten Yunan birliklerine katılmıştır. Bu olayı açıklayarak anlatmalıydı hoca.
Özellikle Yunan ordusunun Ankara sınırına gelmeden önce durdurulması, yani; Sakarya Meydan Muharebesi basit bir şekilde geçiştirilecek bir unsur mudur? “Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.” demiştir Mustafa Kemal. Bu söz bile açıklanmak için sayfalar isterken, ilber hoca kolayca geçmiştir bu bölümü. Sonrasında Kurtuluş savaşına gidilmiş, İzmir Yunan işgalinden kurtulmuştur.

Mesela, Vahdettin’in kaçışı ve Abdülmecit Efendi’nin TBMM tarafından seçilmesi. Burada ayrıntılar olması lazım. Çünkü maalesef insanımız çok okumuyor. Kendi Cumhuriyetini tanımıyor, Kurucusunu bilmiyor. İlber Hoca gibi sempatik bir dehanın bunu fırsata çevirmesini isterdim.

İlk meclisin kuruluşu, yaşananlar, içerideki muhalefet, Mustafa Kemal'e Başkomutanlık nasıl verildi? Neler yaşandı? Kaç aylık bu görevi üstlendi. Daha sonra kaç defa uzatıldı, sonra tekrar nasıl alınmak istendi, en sonunda da süresiz nasıl Başkomutan oldu? Cevapsız ve detaysız. Olur mu böyle İlber Hoca?

Yani anlatmak istediğim, detaysız bir kitap. Tarihi olayları anlatmak yerine, İlber Hoca birçok yerde başka kaynaklar göstermiştir. Biz o kaynakları değil, Hoca’nın bilgilerini isterdik. İlber Hoca’nın şikayet ettiği, yani Tarihçilerin tarihi yanlış anlattığı durumuna Hoca cevap verebileceği bir kitapta, Öğrencilere ders verir gibi kısa tutmuş, hikayesel bir yöntem işlemiş.

Kısacası; kitap bize, bildiğimiz, ya da bilmediğimiz konuları detaylandırmadan, normal bir okurun sıkılmadan okumasını sağlayacak şekilde tertip edilip, sunulmuştur. Kitabın bir artısı olarak Cumhuriyet dönemi sonrası için, ilber hoca’nın bilgi birikimi dahilinde, yaşanan gelişimler ve yenilikler üzerine yaptığı yorumlardır. Bunlarda ayrıca bilgi edineceğiniz kısım vardır. Ki, sanki sırf buraları yazmak istermişcesine yazmış ilber Hoca. Çünkü konuşmayı ve en çok anlatmayı sevdiği kısımlardır. Balkanlar, Avrupa Devletleri 1800 ve 1900’lü yılları çok sever Hoca. O yüzden her türlü detayı anlatmış. Ama birçoğu, normal bir okuyucunun aklında kalmayacak maalesef.

İlber Ortaylı’nın, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, detaylı bir anlatım olmadan, Atatürk’ü bir çok yönü ile anlatmaya çalışmıştır. Bunda ne kadar başarılı olduğu, okuyucunun takdiridir. Yaptığım ya da bir başkasının yapmış olduğu yorumlar kitabı iyi ya da kötü yapmaz. Bir kitap yazmak, emek harcamak kolay değildir. Ve bir de Atatürk’ü anlatıyorsanız, bu hiç kolay değildir.

İlber Hoca’ya bizlere sunduğu eser için, içtenlikle teşekkürlerimi ve saygımı sunuyorum. Ellerine sağlık Hocam. Tek isteğim, daha iyisini yapabileceğini bilerek, bu kitabı ikinci bir safhaya taşıyabileceğindir. Türkiye Cumhuriyeti siz ve sizin gibi değerli insanların fikirlerine ve araştırmalarına, yazmalarına ve bilgilendirmelerine ihtiyaç duyar. Bu devletin kapıları siz ve sizin gibi güçlü kişilere daha rahat açılır. Sizler arşivlere daha kolay ulaşırsınız. Önümüzdeki yıllarda yeni bir beklenti içinde olacağım Hocam.

Kitabı tek referans olarak almayıp, farklı Atatürk kitapları da okuyunuz. Sakın ola ki, bu kitap bana yeter demeyin. Unutmayalım ki, bildiğimiz tek şey hiçbir şey bilmediğimizdir.

Kitabı tabi ki tavsiye eder, herkese iyi okumalar dilerim.
İlber Ortaylı'nın bilgisi ve yorumlarıyla Türkiye'nin yakın tarihini öğrenmek açısından referans olabilecek bir eser. İsmail Küçükkaya'yı es geçmemek lazım. İlber Hoca, bir başlıktan diğerine çok farklı yerlerden eklemeler, örnekler vererek konuyu bağlamayı seven bir tarihçimiz olduğu için söyleyişiyi yapanın gidişatı, konu bütünlüğünü iyi ayarlaması lazım. İsmail Küçükkaya da bu işi layıkıyla yapmış. "Peki neden?" dediğim her yerde araya girip, şunu da bir açıklığa kavuşturalım diyerek başlıkları derinleştirmeyi başarmış.

Tarih bilgimize katkı sağlaması nedeniyle okumak için tarih meraklılarına önerilebilecek nitelikte bir kitap. Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
İlber Ortaylı
Unvan:
Türk Tarih Profesörü
Doğum:
Bregenz, Avusturya, 21 Mayıs 1947
İlber Ortaylı (d. 21 Mayıs 1947, Bregenz, Avusturya), Türk tarih profesörü.

Avusturya'daki bir göçmen kampında 1947 senesinde doğdu. Kırım Tatarı kökenlidir. Stalin'in politikaları neticesinde anavatanlarından ayrılmak zorunda kalan ailesiyle birlikte 2 yașında Türkiye'ye göç etti. İlk ve orta öğrenimini Ankara'da tamamladı. 1965 yılında Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun oldu.

Akademik kariyeri
1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni ve Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin tarih bölümünü bitirdi. Viyana Üniversitesi Slavistik ve Orientalistik Bölümü'nde öğrenim gördü. Yüksek lisans çalışmasını Chicago Üniversitesi'nde Prof. Dr. Halil İnalcık ile yaptı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde "Tanzimat Sonrası Mahallî İdareler" adlı tezi ile 1974 yılında doktor, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfûzu" adlı çalışmasıyla 1979'da doçent oldu. 1982 yılında devletin akademik politikalarına tepki olarak görevinden istifa etti. Bu dönemde Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, buralarda seminerler ve konferanslar verdi. 1989'da Türkiye'ye dönerek profesör oldu ve 1989-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. ile 19. yüzyıllar arası Osmanlı tarihi ve Rus tarihi ile ilgili makaleleri yayınlandı. 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi'ne, iki yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak geçti. Şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Türk Hukuk Tarihi derslerini vermektedir. Galatasaray Üniversitesi Senato üyesidir. Ayrıca İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı Kapadokya Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyeti üyesidir.

2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi başkanı oldu. 7 yıl bu görevde kalan İlber Ortaylı 2012 yılında yaş haddinden emekli oldu ve görevi Ayasofya Müzesi başkanı Haluk Dursun'a devretti.

Ortaylı, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi yönetim kurulu üyesi ile Avrupa İranoloji Cemiyeti ve Avusturya-Türk Bilimler Forumu üyesidir. Tarih Vakfı ve Afet İnan ailesinin işbirliğiyle iki yılda bir verilen Afet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü'nün 2004 yılındaki sahipleri Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın da içinde bulunduğu jüri tarafından belirlenmiştir. 2009 yılında İzmir Kitap Fuarı'na katılmıştır. Milli Saraylar Daire Başkanlığı'nın Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlediği Vefatının 150. Yılında I. Abdülmecit ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu'nda açılış ve kapanış oturumlarına katılmıştır.

Ortaylı; Türkçe; ileri seviyede Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Rusça; orta seviyede Arapça, Farsça, Latince, İbranice, Sırpça ve Yunanca bilmektedir.

Özel yaşamı
1981 yılında Mersin eski Senatörü Dr. Talip Özdolay'ın kızı Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evlilikten Tuna adında bir kızı oldu. Daha sonra 1999 yılında eşinden boşandı. Ortaylı, bilgisayar ve internet kullanmayı sevmemektedir. Herhangi bir sosyal medya sitesinde adına açılmış hesapların hiçbiri kendisinin değildir. İlber Ortaylı'nın ayrıca çocukluğundan beri büyük bir tutku ve özenle biriktirdiği minyatür otomobillerden oluşan büyük bir koleksiyonu vardır.

Televizyon Programları ve Yazıları
2004 yılında TRT 2'de başlayıp TRT Türk'te haftasonları yayınlanan "İlber Ortaylı ile" adlı belgeseli sunmuştur. NTV'de "İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri" adında bir program yapmıştır. Günümüzde Bloomberg HT kanalında "İlber Ortaylı ile Zaman Kaybolmaz" adlı bir program hazırlamaktadır. 2000 yılından beri Pazar günleri Milliyet gazetesinde, aylık Atlas Tarih ve üç aylık Doğu Batı dergilerinde makaleler yazmaktadır. Bir dönem yayınlanan Popüler Tarih ve Tarih ve Toplum dergilerinde ve Habertürk gazetesinin Habertürk Tarih ekinde de makaleleri yayınlanmıştır. Halen Doğu Batı ve NTV Tarih dergilerinin danışma kurulu üyesidir.

Aldığı Ödüller
Prof. Dr. İlber Ortaylı, "Osmanlı Tarihinde Aile" isimli eserinin yanı sıra, tarih alanında 1970'li yılların başlarından itibaren yaptığı çalışmaları, yayınladığı makaleler ve kitapları, tarih biliminin yaygınlaştırılması çabaları, tarihi her yaştan Türk insanına sevdirme konusundaki faaliyetleri, yurtdışındaki bilimsel etkinlikleri ve Türk tarihçiliğinin uluslararası alanda önemli bir ismi olması da göz önüne alınarak tarih dalında 2001 Aydın Doğan Ödülü'ne değer bulundu. 2006 yılında İtalya'da Lazio bölge yönetiminin başlattığı ve her yıl devam etmesi öngörülen Akdeniz Festivali'nde, toplumsal ve kültürel tarih alanındaki "Avrupa ile Akdeniz arasında Lazio" ödülünün Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya verilmesi uygun görülmüştür. 2007 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzasıyla Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan kişilere verilen Puşkin Ödülü'ne Türkiye'den Ortaylı layık görülmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 2.101 okur beğendi.
  • 7.640 okur okudu.
  • 590 okur okuyor.
  • 7.805 okur okuyacak.
  • 211 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları