Giriş Yap

Şermin Yaşar

Yazar
8.7
12bin Kişi
Tam adı
Şermin Çarkacı, Şermin Yaşar Çarkacı
Unvan
Türk Yazar
Doğum
Berlin, Almanya, 1982
Yaşamı
1982’de Berlin’de doğdu. Şans eseri başlayan bu Avrupai yaşam, bir yıl sonra sona erdi ve kendimi Anadolu’nun küçük bir köyünde buldum. Epey bir süre izledim, dinledim, şaşırdım ve yaşadım. Oralarda fazla konuşmak ayıp, uydurmak yalana eş değer, yaratıcılık ise tuhaflık sayıldığından ben de hikayelerimi anlatmayı kesip yazmaya başladım. Yazmak sürükleyiciydi, bir Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kadar sürüklendim. Tahsili ilerletip yüksek lisansımı tamamladım ve para kazanabilmek gayesiyle dolanırken kendimi bir reklam ajansında reklam yazarı olarak buldum. Yaratıcılık, sabır ve uydurabilme yeteneği gerektiren bu meslekte iyi sıkıyor olmalıydım ki, işler ilerledi. Şimdilerde kerli ferli bir reklam ajansının yaratıcı grup başkanlığını yürütmekteyim. Yaratıcılığı farklı anlamış olmalıyım, iki yıl içerisinde 3 çocuk dünyaya getirerek, profesyonel bir anne oldum. Yazdığım ama basiretsizliğim yüzünden yayınlatmadığım bir çuval hikayeyi dolaba kaldırıp çocuklarla yaşadıklarımı yazmaya başladım. Esasen annelik dediğin şey zaman zaman bir çeşit bilim kurgudan, kurmacadan, zaman zaman hoş bir hikayeden öte bir şey değildi. 33 yaşında 3 çocuk annesi bir iş kadınıydım. Başlarım Şimdi Anneliğe, Tarihi Hoşça Kal Lokantası, Dedemin Bakkalı gibi kitapları ile tanınmıştır. 2021 yılında Deli Tarla kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı'na layık görüldü. Yazar, 2017'den önce kitaplarında "Şermin Çarkacı" adını kullanmıştır.

İncelemeler

Tümünü Gör
168 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu/Duygusalların ulaşamayacağı yerlerde okuyunuz!
Bazı kitaplar vardır, ismiyle çekerler seni önce sonra istesen de kıskaçlarından kurtulamazsın. Şermin Yaşar, Ne çok sevdim kalemini. Geçtiğimiz yıl Çocuk Edebiyatı Kulübümüzün söyleşisinde tanıdım kendisini. O tanıyış bu tanıyış, hayran kaldım kalemine. Dedemin Bakkalı, Tarihi Hoşça Kal Lokantası derken bu kitapta buluştuk. Kitap da kitap ama, kallavi... Ara ara okuyayım dedim, yine kısa zamanda bitti. Farklı hikayeler yer alıyor eserde. Hepsi bir roman olacak derinlikte. Karakter betimlemeleri oldukça başarılı. Sanki gerçek hayatta hatta benim hayatımda varmışlar gibi. Eser bana geçmişimle ilgili o kadar çok anıyı hatırlattı ki... Karakterler yerine benzer karakterleri koydum okurken. Daha çok acım birikti. Hepimiz birer koleksiyoncu değil miyiz aslında? Kaybettiğimiz ne çok insanın hatırasını biriktirdik içimizde. Bir gün biz de kaybolup gideceğiz, ne koleksiyon ne koleksiyoncu kalacak geriye. Ölüm Ayrılık Yalnızlık Anne sevgisi eksikliği Baba sevgisine hasretlik Yoksulluk Vefa, vefasızlık. Darmadağın oluyorsunuz okurken. Öyle güzel anlatıyor ki "yoksunluk" duygusunu. En derinden hissediyorsunuz. Kahramanla annesiz kalıyor, kahramanla sevdiğinizi kaybediyorsunuz. Acıtıyor okurken. Bir taraftan da elinizden bırakamıyor, acınıza aşık oluyorsunuz. Hem dert hem antidepresan, hem yara hem yara bandı. Bitiyor, bittiğinde boşlukta hissediyorsunuz. Eserin başında bir türküden alıntı yapmış: "Sırlarımı söyledim dağlara dumanlara Ben yazarken ağladım, okurken de sen ağla." Gözyaşım dökülmedi ama ağlamadı kalbim dersem yalan olur. Bazen sayfalarca yazarsın ama üç beş sayfalık şu hikayelerin vermek istediğini veremezsin. Bilmem hikaye okumayı sever misiniz ama sevilmeyecek gibi değil bu hikayeler. Hani olsa da günlerce okusam dedim. O halde ne diye diğer kitaplarını da okumuyorum? En kısa sürede yazarın başka eserlerinin de incelenmesinde buluşmak dileğiyle! Kalbimi bıraktığım bir alıntıyla son vereyim incelememe: "Büyümeden yaşlandım resmen." (s. 113) Sahiden de öyle değil mi? İçimizdeki çocuğu öldürdüler, ölüp de genç olmadı, yaşlandı bildiğiniz. Hayatta kalmak için hayatta kalıyor, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiriyoruz. Belki bir gün bir koleksiyonda bile yer almadan kayıp gideceğiz dünya yokuşundan... Yine çok uzattım. Okuyun derim, buna değecek bir eser. Ve buraya kadar okuduysanız eğer, paylaşın, başkaları da okusun. Hatta toplanıp hep birlikte okuyalım yazarın eserlerini. Keyifle... Tabi böyle bir şey mümkünse!
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu
8.6/10 · 6,7bin okunma
·
15 yorumun tümünü gör
Reklam
196 syf.
·
23 günde
·
9/10 puan
Olmayacak Şeyle­rin Hayalini Kurma Federasyonu olsa, başkanı ben olurdum!
Derin yaralar açtı hayat bir çoğumuzda. Hangimiz inkar edebiliriz bunu? Çoğumuzun kalbinin kan pompalamaya dahi mecali kalmadı. Yaralıyız. Kimimiz yardan, kimimiz anne babadan, kimimiz bir başka yerinden... Ortak noktamız, bilfiil yaralıyız. İşte elinizdeki bu kitap yaralarınıza hitap ediyor. "Benim yaram başka!" demeyin okumadan önce. Eminim hemen hepiniz kendinizden bir parça bulabilirsiniz bu kitapta. "Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, ço­rap giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında ka­buk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır. Ayakkabı­yı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen yine yapışır. Aile yara­ları biraz böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder." (s. 136) Farklı hikayelerin bir araya gelmesinden oluşuyor eser. Öyle hikayeler ki her biri bir roman olacak nitelikte. Hatta sinema ile ilgilensem çoğundan güzel projeler çıkacağına eminim. Ağlatan, gülümseten, eskiyi anımsatan, yeniye dair düşünmenize yol açan hikayeler var içinde. Çoğunun başkahramanı siz oluyorsunuz okurken. İstemsizce çocukluğunuza, yaşınız biraz ilerlemişse gençliğinize gidiyor -çoğumuz Şermin Yaşar'ın da dediği gibi yaşamadan yaşlandık resmen!- o günleri bir daha yaşıyorsunuz. “Onu öldürecek olan şeyin yaşlanmak olduğunu zannediyor” dedi, “Oysa in­sanı yavaş yavaş öldüren şey yanlış bir evliliktir.” (s. 145) Bir taraftan da "kısmet" diyorsunuz okurken. Kısmetten öte yol yok! (s. 111) Oktay Kaynarca'yı sever misiniz? Hani diyordu ya, sıkma canını, ölümden öte köy mü var be, diye... Tam olarak öyle aslında. Kısmetten öte yol, ölümden öte köy yok. En kötüsü de bunu bile bile dert etmek her şeyi. İnce ruhumuz güçlü duramıyor dünyanın hoyratlığına karşı. Sevgi, özlem, çocukluk, ölüm, anne - baba eksikliği, kimsesizlik, kalabalıklar arasında yalnızlık, yanlış seçimler, yitip giden hayatlar eserde kendine yer ediniyor. Muazzez diye başlayan satırlar delik deşik etti yüreğimi. Başkahramandan çok "Ah Muazzez!" dedim okurken. İnsan böylesi bir sevdaya nasıl kayıtsız kalır? "Sahi Muazzez, sensizliğin yüz öl­çümü ne?" (s. 49) "İhtisas alanım oldun Muazzez. Dosya dosya dizdim seni hayatımın raflarına." (s. 49) "Ben seni terk edilmiş evlerin posta kutusunda bekledim." (s. 51) Hiç aklımda yokken bir Zoom toplantısı ile tanıştım yazarla. Hiç aklımda yokken bir kitabına başlamış oldum. Ondan sonra gerisi geldi. Ve hangi kitabını okuduysam terapi gibiydi. Eserden beklentiniz yok önemli. Hafif hüzünlü biriyseniz, hele ki geçmişe dair yaralarınız varsa ziyadesiyle içine çekebilir sizi. Böyle bir eser neden bu kadar çok elimde kaldı? Vallahi kitabın suçu yok! Bir sınav bitiyor başka bir sınavda buluyorum kendimi. Hayatımın sonuna kadar devam edecek okumak ve öğrenmek ile olan maceram. Kendi adıma oldukça başarılı buldum. Son kitabını okumayı da sabırsızlıkla bekliyorum. Sözü fazla uzatmadan yazarın bir sözüyle son vereyim incelememe: "Kısmetten öte yol yok, çok istersin olmaz ama hiç istemediğin sırada oluvereceği tutar." (s. 111) Hayallerinizin hayatınız olması dileğiyle. Esen kalın!
·
9 yorumun tümünü gör
200 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Çocuk kitabı bunu mu okuyorsun diyenler oldu :) Bu kitap, bir çocuk kitabı evet ama yetişkinlere yazılmış. Ebeveyn olanlar mutlaka okumalı. Çünkü çocukların dilini anlatıyor. Yaptıklarının hemen üzerinde gözlem süzgeci mevcut. Senden, çevresinden, yakınlarından veya arkadaşlarından edindiği deneyimlerin bir negatifi. Negatife karanlık odada önem vererek bakarsan ne demek istediklerini anlamlandırabilirsin. Bu önemi vermezsen göreceğin tek şey siyah beyaz bir şerittir. Kesinlikle yatırım tavsiyesidir.
Dedemin Bakkalı
9.0/10 · 6,6bin okunma
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42