Şermin Yaşar

Şermin Yaşar

Yazar
8.6/10
4.663 Kişi
·
14.342
Okunma
·
1.243
Beğeni
·
28570
Gösterim
Adı:
Şermin Yaşar
Tam adı:
Şermin Çarkacı, Şermin Yaşar Çarkacı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Berlin, Almanya, 1982
Şermin Çarkacı, 2017 yılında medeni durum değişikliği sebebiyle babasının soyadı olan Yaşar soyadını kullanmaya başlamıştır.


Yazarın, Şermin Yaşar ismiyle yayımladığı ilk kitap "Tarihi Hoşça Kal Lokantası"dır.


1982’de Berlin’de doğdum. Şans eseri başlayan bu Avrupai yaşam, bir yıl sonra sona erdi ve kendimi Anadolu’nun küçük bir köyünde buldum. Epey bir süre izledim, dinledim, şaşırdım ve yaşadım. Oralarda fazla konuşmak ayıp, uydurmak yalana eş değer, yaratıcılık ise tuhaflık sayıldığından ben de hikayelerimi anlatmayı kesip yazmaya başladım. Yazmak sürükleyiciydi, bir Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kadar sürüklendim. Tahsili ilerletip yüksek lisansımı tamamladım ve para kazanabilmek gayesiyle dolanırken kendimi bir reklam ajansında reklam yazarı olarak buldum. Yaratıcılık, sabır ve uydurabilme yeteneği gerektiren bu meslekte iyi sıkıyor olmalıydım ki, işler ilerledi. Şimdilerde kerli ferli bir reklam ajansının yaratıcı grup başkanlığını yürütmekteyim. Yaratıcılığı farklı anlamış olmalıyım, iki yıl içerisinde 3 çocuk dünyaya getirerek, profesyonel bir anne oldum. Yazdığım ama basiretsizliğim yüzünden yayınlatmadığım bir çuval hikayeyi dolaba kaldırıp çocuklarla yaşadıklarımı yazmaya başladım. Esasen annelik dediğin şey zaman zaman bir çeşit bilim kurgudan, kurmacadan, zaman zaman hoş bir hikayeden öte bir şey değildi. 33 yaşında 3 çocuk annesi bir iş kadınıydım. Ve nasılsa yazdığım bir kitabı nihayete erdirebildim. ‘Başlarım Şimdi Anneliğe!’ yazarın ilk kitabıdır. 
Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, çorap giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında kabuk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır. Ayakkabıyı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen gene yapışır. Aile yaraları biraz böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder.
İlk kim dedi "bayramlarda el öpmeyin, el öpmek geriliktir, tokalaşın" diye? Ve ilk kim inandı?
İlk kim "aman hastalık bulaşıyor, dikkat çok sarılmayın bayramlarda" dedi ve ilk kim buna itibar etti?
İlk kim "bayramlar tatildir, güneye inelim" dedi, ilk hangi araba yolunu memleketten sahile çevirdi?
İlk hangi evde kalkılmadı bayram namazına, erkenden uyanmadı ev halkı, ilk hangi evde bayramlaşılmadı?
Hangi hain bayramda kapısına gelen çocukları kaçırdı ilk kez? Annelerin gönlüne şüphe, korku tohumları ekti. Onun yüzünden kapılar kapandı ve çalınmaz oldu. Çocuklar bir film geri sarıyormuş gibi anlamsızca uzaklaştılar kapı önlerinden. Şekerler, mendiller, kolonyalar kapının arkasında kaldı.
İlk kim kucak kucak kıyafet, ayakkabı taşıdı eve, bayramlık denen o güzelim heyecanın bir önemi kalmadı. İlk kim yatağımızın başından bayramlıklarımızı, kalbimizden bayram heyecanını alıp kaçtı?
Kim yırtıp attı kartpostalları? İlk SMS'i kim gönderdi? İlk kim "dur yaaa boşuna arıyoruz milleti, yazıverelim facebook’tan olsun bitsin" dedi?
Kenarı işli mendilleri kim kaldırıp yerine kâğıt mendil koydu? Yahu el kadar mendilden, içindeki 5 liradan ne istedin?
Ne istedin sen benim en güzel günlerimden, çocukluğumdan, bayramımdan?
Alan daraldı, daraldı, daraldı, küçücük köylere, beldelere sıkışıp kaldı bayram. Bir avuç insanın yaşatma telaşı var bugün. Kolonyanın, baklavanın, kavurmanın, sarmanın, şekerin, kahvenin belki de son demleri. Kim yaptı bunu?
Modernizm mi? Şehirleşme mi? Bireysel mutluluğun toplumsal mutluluğa tercih edilmesi mi? Her neyse, biri yaptı, biz de alkış tuttuk. Başlı başına bir mutluluk vesilesi olan bayramları el birliğiyle geride bıraktık. Şimdi “nerde o eski bayramlar” demek kolayımıza gidiyor. Bayramlar burada, her yıl iki kez, düzenli olarak geliyor. Kapıyı açmayan biziz... Açalım ve tutalım ellerinden. Çünkü bayramlarda kapımıza gelen çocuklar poşetlerinde ağır yükler taşır. Biz onlara şeker veririz, onlar bize çocukluğumuzu.
yukluge kaldırılmış ipek yorgan arasında bekleyeyim istersen varlığı unutulmuş paltolarin cebinde kilidi kaybolmuş cekmecelerde bekleyeyim. Bin yil acilmayacak kitapların arasında kurutayim mi kendimi?
196 syf.
·5 günde·8/10
Vakalara gittiğimde hastaların yaşam hikayelerini dinleyince çok şükür insanlar neler yaşıyormuş diyerek durumuma şükrediyorum.Benim en duygulandığım olaylardan birisi de hamile bir kadın ve eşini alıp hastaneye götürürken eşinin karısına "Canım bugün inşallah sana kuru pasta alabileceğim"dedi.Gerçekten bunları duyunca hiç bir zaman ulaşılmaz yada bulunmaz gibi olmayan bir şeyin başka insanlar için ne kadar önemli olabileceğini görmüş ve elimdekilerinin değerini anladım.En çok tebessüm ettiğim olayda on iki ayın erkek çocuğunun hipertermi vakasında yaşadım.Hasta daha önce de gittiğim bir hastaydı Efe beni görürmez ben bu doktor abiyle hastaneye gitmek istemiyorum o bana hep derslerimi soruyor sormasın soracaksa gelmem annesi de oğlum gel abin sormaz dedi bende gel sormayacağım dedim Efe'ye söz verdiğim gibi davrandım ama o abi hadi yine matematik soruları sorar mısın ?Annesi de oğlum titriyorsun hani abin sormasın diye söz aldın efe de olsun sorsun o benim bilgiç abim dedi öyle söyleyince dudaklarımın kenarında tebessüm oluştu.O gün Efenin ateşini düşürüp hastaneye teslim ettikten sonra da çocuk hastalarıma davranışlarımı daha etkin ve dikkatli olmam gerektiğini görmüş oldum.

Hastalarımın yaşam hikâyelerinde olduğu gibi hem duygulanıp hem de tebessüm ettiğim tüm duyguların yer aldığı bir kitap.Şermin Yaşar'ın hayata bakış açısı,sosyal sorumluluk projelerinde yer alması, kelimeleri istediği yerde istediği şekilde kullanması ve güzel yüreğiyle okumaya doyamadığım yazarlarımızdandır.Yazarın kelimeleri kullanmaya gücünü kitapta farklı olan iki duyguyu da bir arada kusursuz bir şekilde aktarmasıdır.Kitabın konusuna gelecek olursam on altı yaşındaki genç bir kızın babasız büyümesini ve Müjdat'ın sevdiği insanlara kavuşma mutluluğunu okumaktayız.Ayrıca en çok dikkatimi çeken Nevzat'ın doktor olmak isterken bir konuşma sonrasında ekmek yapmaya başlaması oldu.Bu kitabın tek beğenemediğim yanı yazar sanki bu kitabı yazarken sanat sanat içindir değildir de sanat toplum içindir görüşüne göre yazmış gibi bir hava vermiş olması oldu.
Tavsiye Ederim... :)
196 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Ah Şermin Yaşar...
Nasıl tatlı bir anlatım, nasıl sıcacık hikayeler...
Ne anlatsa dinlerim, ne yazsa okurum heralde.
Daha önce Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu’nu okuyup çok beğenmiştim, şimdi de bu kitabını. İtiraf etmeliyim ki Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu daha iyiydi.
Amaaa sanmayın ki bu okunmaz.
Gelirken Ekmek Al’ ı okurken anlıyorsunuz bu cümlenin yakınlığı, samimiyeti ne kadar perçinlediğini;
Diğer Müjdatlar Gibi’ de sizin de kalbiniz sıkışıyor;
Kız Kim’de kocaman bir şaşkınlık yayılıyor yüzünüze;
Bize Bi’ Çay’da kocaman bir tebessüm; Sıcacık’da tam olarak böğrünüzde kocaman bir taş, okuduğumdan beri durup durup “Ah be Bahri diye üzülüyorum...
Kitap okumayı sevmiyorsanız bile sevdiriverir bu Şermin :)
168 syf.
Şermin Yaşar'ın ve diğer öykü kitapları yazarların eserlerini okumayı seviyorum. ‘Tarihi Hoşça Kal Lokantası’nın ardından ‘Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu' da okumaktan zevk aldım. Kişisel gelişim ya da öykü kitapları okuduktan sonra işte efendim, kişisel gelişimci şunu anlatmak istemiş, ya da Şermin Yaşar'ın 18 öyküsünün yer aldığı kitapta ilk öykünün verdiği duygu bu, bilmem kaçıncı öyküsünde hüzünlenir ya da neşe dolarsınız demekten ziyade bende kalan izleri anlatmayı seviyorum.
Hani demiş ya Şermin Yaşar; ''Hayat ne biriktirir bizim için?''
Sizler için neler biriktirdi ya da eksiltti belki bir gün siz de anlatmak isterseniz okuyacağımdan emin olabilirsiniz.
İşte benim için birikenler, eksilenler;
Tanıştıktan ve hatta doğru ya da yanlış zamanlı dost olduktan sonra dünyamdan çıkarmayı istediğim pek kimse olmadı. Beni ben yapan her şey, beni ben yapan herkes işte bunlardı bana şükretmeyi ve minneti öğreten deneyimlerim diye...Belki mesleki tecrübedir; biraz da olsa anlayabiliyorum kiminle dost olup kimden uzak kalmam gerektiğini. İnsanlarda ne aradığımı, insanların ne aradıklarını biliyorum ne aradığımı, ne arandığını bilince de kimde ne var ne yok hissedebiliyorum çok fazla kaynaşmadan. Belki mesleki tecrübedir diyorum ama yanılgılarım da olmuyor değil tabii. "Kör müydün , gözünün önüne baksaydın" kadar saçma bir laf duymuş olsam da çevremden... Evet kördüm. Hepimiz hata yapmak üzere geliyoruz bu dünyaya. Hatanın görmekle , körlükle bir ilgisi yoktur...
İnsanlar bence temelde iyi ya da kötü değiller. Sadece birbirimizden beklentilerimiz gerçekçi değil. Yanılgılarımın tokat gibi kalbime çarpışı burada işte; insanlara da aşka da gereğinden fazla anlam yüklüyorum. Okuduğum kitaplarda, dinlediğim şarkılarda başkalarından gördüğüm ilişkiler, eminim benim yaşadıklarımdan daha iyi ya da daha kötü değiller.
Herkesin kendince gönül kabı var ve o kabı doldurabilecek insanı bulabildiyse gerçekten samimiyetten bahsedebilir dostluklardan ve aşktan. Sosyal psikolojik araştırmalar sonucunda bile böyle zıt kutupların birbirini çekmesi diye bir şey söz konusu değil yani . İçten içe aradığımız o insanlar, hani bizden çok farklı olup da bize yaşamı sevdirecek ve güveninizi kazanmamızı sağlayacak o iyimser ve umut dolu insanlar var ya, onlar kendileri gibi umut dolu insanların yanındalar.
Öğrendim ki geçmişten kalan kalp kırıklıklarımızı kimse tamir edemez. İnsanlar hep tek başınadır, yalnız doğarlar ve yalnız ölürler; ama bu öyle düşündüğümüz gibi kötü bir şey değil inanın öyle görmek zorunda da değiliz.
Yüreğimizde neyi beslersek, onu büyütürüz, . nefret, güvensizlik, kibir büyütülen yerden sevgi, güven ve alçakgönüllülük çıkmaz. Yüreğinde sevgi, güven ve alçakgönüllülük büyütmüş birisi de nefrete, güvensizliğe ve kibre gitmez. İnsanlardan kazık yiyen ilk kişi değilim; son kişi de olmayacağım. Aşamam korkusu yaşadığım çaresizlik, umutsuzluk, güvensizlik acıları sandığım aslında karakterim ile uzaktan yakından hiç bağı olmayan tanımsız duyguların sıkıntısını yaşayan ilk ve son kişi olmadığım gibi. Bizi üzen her ne varsa silmesi kolay olan bir yerlere not edelim.... Henüz yudumladığım kahvenin tadıyla , tanıdığım tanımadığım tüm beni kıran ve üzen bütün insanları affetmeye karar verdim. Bağışladım onları..Hatta, arkasına bakmadan çekip gidenleri, hiç gelmeyenleri , kendilerine ait dünyanın kapısını aralarken sadece var olmamın yeterli olduğuna ikna edip, itelenip ötelenmenin günler sonrasında gecenin kör bir vakti arayıp ertesi sabaha ise aradığını hatırlamadığına binlece kez emin olduğum kaçma ile davet sebepleri arasında uçurumların olduğunu , tövbelerimden vazgeçip tüm yeminlerimi bozarak inandığım adım atmamın ne yanlış olduğunu tek bir kelimesi ile öğreterek, kendimden nefret etmemi sağlayan duygular ile baş başa bırakan olmasına rağmen kaçışını izah etme ihtiyacı duyarak beni anlamayanları, yanlış anlayanları , yargılayanları ve yadırgayanları.. Tasalarım, endişelerim, iç geçirmelerim, eyvahlarım, özenle biriktirdiğim serzenişlerim birkaç cümleydi yaşadıklarımdan çıkardıklarım artık hükümsüzdür dedim ve hepsini çöpe attım. Mümkünse deneyin; tebdil-i mekân gibi aynen tebdil-i insanda da ferahlık vardır bazen...:)))))
Herkese keyifli okumalar dilerim. https://www.youtube.com/watch?v=GGSw2xVobE8
168 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu Şermin Yaşar’ın okuduğum ilk kitabıdır.18 öyküden oluşmaktadır yaşamın farklı alanlarını konu alarak duygulara dokunan öyküler kaleme almış.Öykülerde ; dostluk aşk ölüm başarı ve hevesler konu edinmiştir.Kitaptaki kahramanlarını farklı farklı duygular içinde görebiliyoruz.Kitapta en beğendiğim bölümü eşine ithafen yazdığı bölümdür.Yazarın dili akıcı ve sade.Hayattan dersler çıkarıp farklı bakış açılarına hakim olmamızı sağlıyor.
En beğendiğim alıntı ;Bazen önünden geçiyor insan yazgısının,bazende elini tutuyor yazgısınında anlamıyor
Okumanızı tavsiye ederim
200 syf.
·10/10
Kulağa çocuk kitabı gibi geliyor farkındayım ama bence her kesime uygun bir kitap bu. Çocukların gözünden yetişkinler ve dikkat edilmesi gereken şeyler 10 madde de toplanmış :) Ve bu özelliği ile küçük prens kitabına benziyor. Yazarımız Şermin Yaşar kendi çocukluğunu anlatıyor kitapta. Bazı sayfalarında güleceksiniz bazı sayfalarında gözleriniz dolacak. Şimdiden iyi okumalar
160 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Yine, öğrencimle kitap etkileşimi sayesinde okuduğum bir kitap.
Farklı bir bakış açısı ile yazayım.
Abartıyor muyuz gerçekten?
Genel anlamda insanlık, özel anlamda ülkem insanı ve enn özelde de ailemiz, sevdiklerimiz, abartıyor muyuz gerçekten ?
Bu sorulara cevap bulacağınız çok güzel ve eğlenceli bir kitap. Lütfen çocuk kitabı gözlüğü ile bakmayınız kitaba. Çıkarılacak oldukça ders var.
Kitap hakkında ilgi uyandırıp burada bırakalım.

İyi okumalar
176 syf.
“Kalbin de kabrin de nakli mümkün ama aşkın nakli olmuyor.” (sayfa-65)

Okuduğumuz şiirler, dinlediğimiz şarkılar, izlediğimiz filmler her geçen an biraz daha fazla incitir bizi. Hayat mutlulukları ne kadar çok tattırıyor sanıyorsak da koynumuzda en çok acılarımızdır taşıdığımız…
Tuhaf bir değeri oluyor acılarımızın, incitmeden besliyor, daha da özenle saklıyoruz. Bilmediğimiz bir çok şey öğrettiğinden mi yoksa unutmaya kıyamadığımız kadar değerli hatıralarla yüklü olduğundan mı bilinmez; aldığımız yaraların, hep kanamasını, onu unutturmamasını isteyecek kadar da çok seviyoruz.
Bazı acıları ise hiç hatırlamamak, yüreğimizden silmek isteriz. Her ne kadar hatırlattıkları tatlı bir sızlamadan ibaret, her seferinde aynı yarayı yeniden kanatsa da unutmayı dener tekrar tekrar dener, nadiren başarırız.
Ona dair ne varsa her şeyi silebiliriz; yüzünü, sesini, yürüyüşünü, kokusunu, bakışlarını, hatta sesini bile. Fakat birlikte dinleyip eşlik ettiğimiz şarkıları asla unutamayız. Hiç uğraşmayın. Ben denedim olmuyor. Birlikte söylediğimiz şarkıları dinleyince o eski acılarım, artık naftalinleyip sandıklara kaldırdım sandığım hatıralar yeniden ayaklanıyor içimde. Eskilerden bir tebessümü hatırlarsınız, kovarsınız anıları kalbiniz kanar. Gözlerinizden damlalar akmayacaktır ,fakat emin olun ki insan en çok içinden ağlar.
Acılara yaralara zaman iyi gelir belki; iyileştirdiğinden değil, sadece alıştırdığından, nefesimiz kadar yakındır artık o acı. Birlikte söyleyip dinlediğimiz tüm şarkılar kadar yakın.
29 öykünün her birinde neler yok ki? Yalnızlığın hüznü, çocukluğun özlemleri, kayıplarımız, sorgulamalarımız.
Hayatı sorgulamaya mola vermek mi istiyorsunuz ? Zihninizi aydınlatmak ve yüreğini dinlendirmek isteyenler için gayet yerinde tercihli bir kitap. https://www.youtube.com/watch?v=-SJ05CIYO_g
Keyifli okumalar.
196 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Şermin Yaşar'ın tatlı diliyle, sıcacık hikayeler okudum.
Öyküler fazlasıyla bizden ve samimi,yazarın dilini çok sevdim.
Elinize aldığınızda bırakamayacağınız bir yandan da bitmesin diye dua edeceğiniz bir kitap. Sizi her öyküde zaman tüneline götüren, kimi kalbinizin derininde bir hüzün hissettiğiniz kimi gülmeden edemediğiniz , kimi zamanda sizi düşündüren muhteşem bir kitap.
On altı yaşında bir genç kızın babasını hiç görmemesi ve yıllar sonra onun eve geliyorken annesinin çok olağan bir şekilde "Gelirken ekmek al." cümlesindeki şaşkınlığı tabiri caizse fevkaledenin fevkindeydim efendim..
Yalnız kitapta favori öyküm "Bize Bi Çay " oldu. Çok romantikti be...
Okuma tarzınız ne olursa olsun bence herkese hitap eden bir kitap mutlaka okunmalı.
harikaydı efendim. Tek kelime ile harika..
İyi okumalar...
200 syf.
·Beğendi·9/10
Öğrencimi okumaya teşvik amaçlı, okuma sözü vererek okuduğum; dili çok güzel ve eğlenceli, sıkılmadan okunabilecek akıcı bir kitap.

Her yaş grubunun okuyabileceği kitapta özellikle belli yaş grubu okurlar, günümüzde yok olmaya yüz tutmuş bakkal ve çırağının yaşadıklarında ve anlatımında çocukluk anılarını bulacaklar.

"Çocukların Gözünden Yetişkinlerin İletişimde Dikkat Etmesi Gereken Hassas Konular" adlı 10 madde lütfen dikkatinizi çeksin

İyi okumalar
176 syf.
·10/10
Kitap kapağında yazdığı gibiydi hayat. Kaybetmek elbette bizim işimizdi. Yıllar geçip giderken hayatımızdan, bir şeyleri de peşinde sürükledi. Neler kaybettik durduk ömrümüzden. Geri döndürmedik hiçbirini...

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve yine adıma imzalıydı. Kitabımızda çok tatlı, naif, yer yer hüzünlü, sizi geçmişe götürecek, çok samimi hikayeler mevcut. Her bir hikayeden kendinizden ve geçmişinizden bir şeylerin tanıdık gelmesi çok mümkün. Okudukça eskileri hatırladım geçmişe gittim. Anılar canlanıverdi gözümde film gibi izledim.

Harbiye teyzemiz vardı mahallemizde. ''Babam harbe gittiği gün doğdum. O yüzden adımı Harbiye koydular'' demişti. Çok yaşlıydı. Belki sadece bana öyle gelirdi. Hep balkonda oturur etrafı seyreder, örgüsünü örerdi. Bende karşı balkondan onu seyrederdim. Seyrettiğimi fark edince gülerdi. Gel tatlı yaptım beraber yiyelim derdi. Balkonda karşılıklı oturur, hiç bilmediğim hikayelerini anlatırken sadece bir tabak getirdiği tatlısını yerdim. Kendisi yemezdi. ''Bana yasak sen hepsini bitir'' derdi. Anlattığı her hikayesinden ''sen sakın büyüyünce böyle yapma'' diyerek her gün bir nasihat verirdi.

Aşağı sarkıttığı sepetini görür görmez yarış ederdik çocuklarla. Genelde büyük kağıt parayla sadece bir ekmek aldırtırdı ve para üstü hep bize kalırdı. Bazen bir ekmek için dört kişi giderdik bakkala. Dört kişi ekmeğin ucundan kenarından tutarak yeni doğmuş bir bebek hassaslığında bırakırdık ekmeği Harbiye teyzenin sepetine. Kalan para 10 çocuğa bile yeterdi.

Ara sıra lüks bir otomobil yanaşırdı binaya. Oğlu valilikte çalışıyormuş. Büyük adammış derlerdi onun için. Halbuki babamdan bile kısaydı neden büyük adam diyorlardı anlamazdım. Bir gece pencereden bakarken yine o lüks otomobil yanaştı. Ardından bir koşuşturmaca başladı. Bende fırladım sokağa. Kapısı kalabalıktı, kimseyi içeri almıyorlardı. Ben küçük olduğum için içeri girdiğimi fark etmediler. Doktorlar Harbiye teyzenin büyük adam olan oğluna "Kaybettik" dedi. Kaybettik. Harbiye teyzeyi o gece kaybetmiştim.

Bir hafta içinde evi boşalttılar. Kamyona yüklediler her şeyini. Türk filmlerinde gördüğüm o değişik telefon bile gidiyordu. Artık balkondan onu seyredemeyecektim. Yaptığı tatlıları, ekmek aldığımda kalan para üstünü ve dinlemekten keyif aldığım hikayelerini kaybetmiştim. Harbiye teyzeyi kaybetmiştim. Yıllar geçmiş unutmuştum bile. Kitabı imzalatıp gönderen hatırlamama vesile olan Cenk'e teşekkür ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şermin Yaşar
Tam adı:
Şermin Çarkacı, Şermin Yaşar Çarkacı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Berlin, Almanya, 1982
Şermin Çarkacı, 2017 yılında medeni durum değişikliği sebebiyle babasının soyadı olan Yaşar soyadını kullanmaya başlamıştır.


Yazarın, Şermin Yaşar ismiyle yayımladığı ilk kitap "Tarihi Hoşça Kal Lokantası"dır.


1982’de Berlin’de doğdum. Şans eseri başlayan bu Avrupai yaşam, bir yıl sonra sona erdi ve kendimi Anadolu’nun küçük bir köyünde buldum. Epey bir süre izledim, dinledim, şaşırdım ve yaşadım. Oralarda fazla konuşmak ayıp, uydurmak yalana eş değer, yaratıcılık ise tuhaflık sayıldığından ben de hikayelerimi anlatmayı kesip yazmaya başladım. Yazmak sürükleyiciydi, bir Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kadar sürüklendim. Tahsili ilerletip yüksek lisansımı tamamladım ve para kazanabilmek gayesiyle dolanırken kendimi bir reklam ajansında reklam yazarı olarak buldum. Yaratıcılık, sabır ve uydurabilme yeteneği gerektiren bu meslekte iyi sıkıyor olmalıydım ki, işler ilerledi. Şimdilerde kerli ferli bir reklam ajansının yaratıcı grup başkanlığını yürütmekteyim. Yaratıcılığı farklı anlamış olmalıyım, iki yıl içerisinde 3 çocuk dünyaya getirerek, profesyonel bir anne oldum. Yazdığım ama basiretsizliğim yüzünden yayınlatmadığım bir çuval hikayeyi dolaba kaldırıp çocuklarla yaşadıklarımı yazmaya başladım. Esasen annelik dediğin şey zaman zaman bir çeşit bilim kurgudan, kurmacadan, zaman zaman hoş bir hikayeden öte bir şey değildi. 33 yaşında 3 çocuk annesi bir iş kadınıydım. Ve nasılsa yazdığım bir kitabı nihayete erdirebildim. ‘Başlarım Şimdi Anneliğe!’ yazarın ilk kitabıdır. 

Yazar istatistikleri

  • 1.243 okur beğendi.
  • 14.342 okur okudu.
  • 353 okur okuyor.
  • 5.150 okur okuyacak.
  • 86 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları