Şermin Yaşar

Şermin Yaşar

Yazar
8.6/10
708 Kişi
·
1.806
Okunma
·
292
Beğeni
·
14.684
Gösterim
Adı:
Şermin Yaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Berlin, Almanya, 1982
Şermin Çarkacı, 2017 yılında medeni durum değişikliği sebebiyle babasının soyadı olan Yaşar soyadını kullanmaya başlamıştır.


Yazarın, Şermin Yaşar ismiyle yayımladığı ilk kitap "Tarihi Hoşça Kal Lokantası"dır.


1982’de Berlin’de doğdum. Şans eseri başlayan bu Avrupai yaşam, bir yıl sonra sona erdi ve kendimi Anadolu’nun küçük bir köyünde buldum. Epey bir süre izledim, dinledim, şaşırdım ve yaşadım. Oralarda fazla konuşmak ayıp, uydurmak yalana eş değer, yaratıcılık ise tuhaflık sayıldığından ben de hikayelerimi anlatmayı kesip yazmaya başladım. Yazmak sürükleyiciydi, bir Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kadar sürüklendim. Tahsili ilerletip yüksek lisansımı tamamladım ve para kazanabilmek gayesiyle dolanırken kendimi bir reklam ajansında reklam yazarı olarak buldum. Yaratıcılık, sabır ve uydurabilme yeteneği gerektiren bu meslekte iyi sıkıyor olmalıydım ki, işler ilerledi. Şimdilerde kerli ferli bir reklam ajansının yaratıcı grup başkanlığını yürütmekteyim. Yaratıcılığı farklı anlamış olmalıyım, iki yıl içerisinde 3 çocuk dünyaya getirerek, profesyonel bir anne oldum. Yazdığım ama basiretsizliğim yüzünden yayınlatmadığım bir çuval hikayeyi dolaba kaldırıp çocuklarla yaşadıklarımı yazmaya başladım. Esasen annelik dediğin şey zaman zaman bir çeşit bilim kurgudan, kurmacadan, zaman zaman hoş bir hikayeden öte bir şey değildi. 33 yaşında 3 çocuk annesi bir iş kadınıydım. Ve nasılsa yazdığım bir kitabı nihayete erdirebildim. ‘Başlarım Şimdi Anneliğe!’ yazarın ilk kitabıdır. 
İlk kim dedi "bayramlarda el öpmeyin, el öpmek geriliktir, tokalaşın" diye? Ve ilk kim inandı?
İlk kim "aman hastalık bulaşıyor, dikkat çok sarılmayın bayramlarda" dedi ve ilk kim buna itibar etti?
İlk kim "bayramlar tatildir, güneye inelim" dedi, ilk hangi araba yolunu memleketten sahile çevirdi?
İlk hangi evde kalkılmadı bayram namazına, erkenden uyanmadı ev halkı, ilk hangi evde bayramlaşılmadı?
Hangi hain bayramda kapısına gelen çocukları kaçırdı ilk kez? Annelerin gönlüne şüphe, korku tohumları ekti. Onun yüzünden kapılar kapandı ve çalınmaz oldu. Çocuklar bir film geri sarıyormuş gibi anlamsızca uzaklaştılar kapı önlerinden. Şekerler, mendiller, kolonyalar kapının arkasında kaldı.
İlk kim kucak kucak kıyafet, ayakkabı taşıdı eve, bayramlık denen o güzelim heyecanın bir önemi kalmadı. İlk kim yatağımızın başından bayramlıklarımızı, kalbimizden bayram heyecanını alıp kaçtı?
Kim yırtıp attı kartpostalları? İlk SMS'i kim gönderdi? İlk kim "dur yaaa boşuna arıyoruz milleti, yazıverelim facebook’tan olsun bitsin" dedi?
Kenarı işli mendilleri kim kaldırıp yerine kâğıt mendil koydu? Yahu el kadar mendilden, içindeki 5 liradan ne istedin?
Ne istedin sen benim en güzel günlerimden, çocukluğumdan, bayramımdan?
Alan daraldı, daraldı, daraldı, küçücük köylere, beldelere sıkışıp kaldı bayram. Bir avuç insanın yaşatma telaşı var bugün. Kolonyanın, baklavanın, kavurmanın, sarmanın, şekerin, kahvenin belki de son demleri. Kim yaptı bunu?
Modernizm mi? Şehirleşme mi? Bireysel mutluluğun toplumsal mutluluğa tercih edilmesi mi? Her neyse, biri yaptı, biz de alkış tuttuk. Başlı başına bir mutluluk vesilesi olan bayramları el birliğiyle geride bıraktık. Şimdi “nerde o eski bayramlar” demek kolayımıza gidiyor. Bayramlar burada, her yıl iki kez, düzenli olarak geliyor. Kapıyı açmayan biziz... Açalım ve tutalım ellerinden. Çünkü bayramlarda kapımıza gelen çocuklar poşetlerinde ağır yükler taşır. Biz onlara şeker veririz, onlar bize çocukluğumuzu.
Böğürtlen lekesini en iyi böğürtlenin yaprağı çıkartır. Dert dermanın yanı başında...
Şermin Yaşar
Sayfa 115 - Elma Yayınevi
... '' Kuşlara özenme, kuşlara özenme, kuşlara özenmeeee'' diye bağırmak istiyorum. Çekip gitmeyi özgürlük sanıyorsunuz, gidenlerin arkasından kahır çekiyorlar, kuşlara özenme demek, birini yolundan çevirmek istiyorum. Öyle ki, bu gelen bir daha yalnız gelmesin...
Allah'ım;ağaçları,taşları,gökyüzünü,kuşları,dünyayı çocukların oyuncağı yap ama hiçbir çocuğu dünyanın oyuncağı yapma.
"Cebimden o kırık gülümsememi çıkartıp, kimsenin görmediği bir elle ağzımın ortasına yapıştırdım. "Olsun" dedim."
.
Olsun...
Çocuklar asla unutmaz, büyüseler de unutmaz...
"Çocuk kalbi affeder ama asla unutmaz!"
Şermin Yaşar
Sayfa 200 - Taze kitap
"Bu yetişkinler böyledir. Sana oyuncak bebek alırlar ama saçını kesemezsin,yüzünü boyamazsın. Araba alırlar, "ben bunun tekerlerini çıkartıp içine çamur dolduracağım" dersen izin vermezler, elinden alırlar.
Onlara göre bebek bebektir, araba arabadır. Bebeğin saçını tarayabilirsin, ama kesemezsin.
Kitap okurken her sayfayı bitirdiğimde kafamı kaldırıp etrafıma bakınırım. Kitaplar güzeldir ama gerçek hayatı da kaçırmamak lazım.
Kitap kapağında yazdığı gibiydi hayat. Kaybetmek elbette bizim işimizdi. Yıllar geçip giderken hayatımızdan, bir şeyleri peşinde sürükledi. Neler kaybettik durduk ömrümüzden. Geri döndürmedik.

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve yine adıma imzalıydı. Kitabımızda çok tatlı, naif, yer yer hüzünlü, sizi geçmişe götürecek, çok samimi hikayeler mevcut. Her bir hikayeden kendinizden ve geçmişinizden bir şeylerin tanıdık gelmesi çok mümkün. Okudukça eskileri hatırladım geçmişe gittim. Anılar canlanıverdi gözümde film gibi izledim.

Harbiye teyzemiz vardı mahallemizde. ''Babam harbe gittiği gün doğdum. O yüzden adımı Harbiye koydular'' demişti. Çok yaşlıydı. Belki sadece bana öyle gelirdi. Hep balkonda oturur etrafı seyreder, örgüsünü örerdi. Bende karşı balkondan onu seyrederdim. Seyrettiğimi fark edince gülerdi. Gel tatlı yaptım beraber yiyelim derdi. Balkonda karşılıklı oturur, hiç bilmediğim hikayelerini anlatırken sadece bir tabak getirdiği tatlısını yerdim. Kendisi yemezdi. ''Bana yasak sen hepsini bitir'' derdi. Anlattığı her hikayesinden ''sen sakın büyüyünce böyle yapma'' diyerek her gün bir nasihat verirdi.

Aşağı sarkıttığı sepetini görür görmez yarış ederdik çocuklarla. Genelde büyük kağıt parayla sadece bir ekmek aldırtırdı ve para üstü hep bize kalırdı. Bazen bir ekmek için dört kişi giderdik bakkala. Dört kişi ekmeğin ucundan kenarından tutarak yeni doğmuş bir bebek hassaslığında bırakırdık ekmeği Harbiye teyzenin sepetine. Kalan para 10 çocuğa bile yeterdi.

Ara sıra lüks bir otomobil yanaşırdı binaya. Oğlu valilikte çalışıyormuş. Büyük adammış derlerdi onun için. Halbuki babamdan bile kısaydı neden büyük adam diyorlardı anlamazdım. Bir gece pencereden bakarken yine o lüks otomobil yanaştı. Ardından bir koşuşturmaca başladı. Bende fırladım sokağa. Kapısı kalabalıktı, kimseyi içeri almıyorlardı. Ben küçük olduğum için içeri girdiğimi fark etmediler. Doktorlar Harbiye teyzenin büyük adam olan oğluna "Kaybettik" dedi. Kaybettik. Harbiye teyzeyi o gece kaybetmiştim.

Bir hafta içinde evi boşalttılar. Kamyona yüklediler her şeyini. Türk filmlerinde gördüğüm o değişik telefon bile gidiyordu. Artık balkondan onu seyredemeyecektim. Bana, kupon biriktirip kitap alabilmem için verdiği gazeteleri kaybetmiştim. Yaptığı tatlılarını ve dinlemekten keyif aldığım hikayelerini kaybetmiştim. Harbiye teyzeyi kaybetmiştim. Unutmuştum bile. Hatırlamama vesile olduğu için Cenk'e teşekkür ederim.
Çocuktuk, büyümeyi dört gözle beklerdik. Büyüyünce mutlu olacaktık çünkü. İstediğimiz her şeyi kimseye sormadan alabilecek, canımız nereye gitmek istiyorsa oraya gidecektik. Ve beklediğimiz an gelmişti. Hem de sandığımızdan daha hızlı bir şekilde.

Mutlu ve özgür bir yetişkin olmayı beklerken hayatın beraberinde getirdiği sorumluluklarla tanıştık. Sırtımıza sorumluluklarımızı alarak yola devam ettik. Yükümüz ağırdı fakat mutluluk için her şeye katlanırdık. Yolumuz bizim gibilerle kesişti bir süre sonra. Yürüdük, yürüdük... Her şey tam da istediğimiz gibi gidiyordu. Fakat hiç beklemediğimiz bir anda mutluluğumuzun bizden uzaklaştığını gördük. Bir de baktık ki bel bağladığımız o duygu, sevdiğimiz insanların ardına takılmış gidiyor. Çocuk olsak küsüp hemen barışırdık ve kimse kimseden gitmezdi. Mutluluk hep bizimle kalırdı. Oysa artık büyümüştük. Büyüklerin dünyasında küsmek yoktu. Büyüklerin dünyasında saklambaç, körebe, yerden yüksek yoktu. Büyüklerin dünyasında yalan, nefret ve ikiyüzlülük var ama mutluluk yoktu. Oysa biz büyüdüğümüzde mutlu olacaktık. Evet tam bir fiyaskoydu bu. Çocuk olmak istedik o an. Zaman aksi yönde işlemeliydi. Olmadı. İçimizdeki çocukla idare edecektik. Onu besleyecek, onunla konuşacak, onunla mutlu olacaktık.

Dedemin Bakkalı; içimdeki çocuğu beslemekle kalmadı, hayatın daha güzel ve insanların daha vicdanlı olduğu zamanlara olan hasretimi de bir nebze olsun azalttı.
Eğlencesi kahkahasıyla, acısı ve tatlısıyla, müthiş bir kitabı daha geride bıraktım.
Kitabı ilk elime alışımda kitaptan aldığım enerji, beni onu okumaya teşvik etti. Üzülmektense çoğu yerde kahkaha attım, güldüm. Benim de istediğim tam da buydu, beni okurken gülümsetecek neşeli bir kitaba ihtiyacım vardı. Her yaştan insana rahatlıkla tavsiye edilecek, gönül rahatlığı ile okunabilecek bir kitap.
Gelelim kitabın konusuna. Müthiş bir yazar olduğunu düşündüğüm Şermin Çarkacı'nın, hâliyle eğlenceli ve müthiş bulduğum çocukluğunu anlatıyor. Her çocukta olduğu gibi, kahramanımızın da harika bir hayal gücü var. Kendisi sadece bir yazar olmasına rağmen çocukların psikolojisinden son derece anlayan, çocuklara önem veren bir kişidir. Karakter açısından kendime rol model olarak örnek aldığım güzel insanlardan biri. Neyse, devam edeyim. Çoğu zaman gerçekten onun yerinde olmak istedim. Sınırsız çikolata, sonsuz abur cubur... (Ama bu sadece bakkal çırağı için geçerli.) :) Kitabı okuduktan sonra ağzım açık ve hüzünle son sayfayı kapattım. Yazar olmasına şaşmamalı. Ticari zekâsı ve hayal gücü, şaşılacak derecede yüksek. Mesela insanları mutlu etmek için "çikolata kapaklarını açıp içlerine 'Afiyet Olsun' yazmak" gerçekten çok güzel bir fikir. Bu beni mutlu etti ancak müşterileri hiç mutlu etmedi belli ki... :) Kitabı şu şekilde bitirdim: Son sayfa kapanmıştı, kitabın kapağını çevirdim ve bir iç geçirdim. Sonra da sanki ben yaşamışım gibi içimden "hey gidi günler" dedim. Neyse benim çok işim var, daha büyüyüp adam olacağım... :)
Dış dünyadaki yapmacık insanların samimiyetsizliğinden kaçıp öykülerindeki karakterlerin samimiyetine sığındığım bir kitap oldu. Samimiyetsizliğin daralttığı bedenim, bazen güldüren bazen üzen öyküleriyle biraz da olsa nefes almak için çevirdi kitabın sayfalarını..
:)

Öykülerden biri..
"Hacanne" diye bildiğimiz,
Hani "Hacanne" denilince ne canlanıyorsa gözünüzde tam da öyle bir kadın..
Kat kat giyinmiş, yaz kış demeden giyindikçe giyinmiş, hatta öyle bir giyinmiş ki sanırsınız elbise dolabını üzerinde taşıyor..
İlk kocasını kaybettikten sonra ikinci bir evlilik yapmasıyla başlayan bu giyinme tarzı belki de bir tepkiydi yaşama, yeni kocasına, insanlara..
Belki de Özdemir Asaf'ın dizelerinde de belirttiği gibiydi Hacanne'nin duyguları:
《Seninle ölmek varken
Onunla yanlış yaşamak》(Özdemir Asaf, Benden Sonra Mutluluk)

Beden üşüse çaresi vardı işte, eyvah ki ruh üşüyorsa..(syf.82)

Yüreklerimizin üşümediği bir gün olması dileğiyle^^
Zekice kaleme alınmış hikayelerden oluşan kitabı gönül rahatlığıyla tüm kitap severlere önerebilirim. Her hikayeyi sindirerek, zaman dilimlerine yayarak ve çay içimi kadar zamanlarda ara vererek okudum. Etkisi günler içinde devam eden hikayeler, sosyal hayatı, insanları, her yaş gurubundan karakteri ve hayatın içinden olayları ile duygulandırdı beni. Kimi zaman kendini depresif ruh halinden uzaklaştırmak isteyen fotoğrafçı, kimi zaman karşı masadaki baba'nın dert ortağı, kimi zaman kırmızı ışıktaki kadın'ı oldum okurken. Ey hayat! neler gösteriyorsun insan evlatlarına dedim kendi içimden, sessizce, sessizliğe sığınarak... Bulaşıcı bir üslup, etkili bir anlatım ve takdire şayan bir eser. Yazarın imzalı kitabı olması kitapla tanışmama ve yazarın kalemini ve üslubunu tanımama vesile oldu. İyi ki de olmuş. Yine okuyacağım, yeniden okuyacağım bir kitap ve güçlü bir kalem.
Bir insan ya yaşayarak bunca duruma ve ruh haline hakim olur ya da yüksek bir empati gücüne sahip olarak...Her iki duruma sahip olup da kağıda yansıtamayan da çoktur malumunuz. Tebrik ediyorum. Saygı duydum kendisine. Geç tanıştık ama doğru zamanda karşıma çıktı eseri ile.
Kitaplarla kalınız ve okuyunuz sevgili dostlarım...
Güzel bir etkinlik kitabı. Hem okuyorsunuz, hem dolduruyorsunuz. Doldururken keyif aldığımı söylemeliyim. İçinizdeki çocuğu ortaya çıkarmak için çok ideal bir kitap. Dedemin bakkalı nı okuduktan sonra, mutlaka bu kitaba da bir göz atın derim. Keyifli okumalar...
Bitirmeyi bekleyemeden inceleme yapma ihtiyacı duyduğum ilk kitapsın sen Tarihi Hoşçakal Lokantası.
Ve siz şermin hanımcığım, sizinle tanışma şerefine erişebildigim için oldukça mutluyum. Aramizdakı ilişki instagram sanallığından çıkkıp maddi olana dönüştü.
Bir şey soracağım kuzum. Siz beni bir yerden tanıyor musunuz? Çunku "Olsun Hırkası"nı tam bana gore örmüşsünüz.
Bir köşede unutulmuşlar, yalnızlığıyla yoğrulmuşlar, kırık gönüller, görmediklerimiz, görmezden geldiklerimiz ... kısaca büyük merakla okuyacağım bir kitap. Yeni aldım ve hemen başlayacağım.
Gerçekten çok hoş ve komik bir kitap olmuş. Kitabı okurken gülümsemem hiç eksik olmadı yüzümden. Yolculuk esnasında okuduğum için kahkaha ile gülemedim ama gülümsemem halen yüzümde.
Konu olarak; Şermin Çarkacı'nın çocukluk dönemindeki yaz tatilinde yaşadıklarını anlatıyor. Evde pek rahat edemeyen küçük Şermin, Bakkalcı Dedesinin yanında çıraklığa başlıyor ve olaylar bundan sonra gelişiyor. Her hareketinde (büyüklere göre yanlış olan) dedesinin "Yavrum kime çektin sen?" diye çıkışması da cabası. Sürekli söylenen, kızan bir dede. Böyle zamanlarda hemen Kahveci Dedesine gidip dert yanıyor. Kahveci Dedesi herşeye boş vermiş bir insan. Kafaya takmayan, dünya yansa umurunda olmayan bir insan.
Bu süreç tam 20 yaz boyunca sürüyor. Okulunu bitiyor ve sonra yazar oluyor. Zamanında sen kime çektin çocuğum diyenler Şermin Çarkacı yazar olunca aynı ben diyorlar.
Kitabı yazım tarzı, olaylara bakış açısı muhteşem bir şekilde kaleme almış Şermin Çarkacı. Büyük, küçük herkesin okumasını tavsiye ederim.
Dedemin Bakkalı kitabının devamı diyebileceğimiz olan bir kitap, önce Dedemin Bakkalı kitabını okuyup sonra da bunu okuyabilirsiniz. Hem etkinlik yapabilecek hem de okurken keyif alınabilecek bir kitap. Şermin Yaşar hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden kalemi kuvvetli bir yazar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şermin Yaşar
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Berlin, Almanya, 1982
Şermin Çarkacı, 2017 yılında medeni durum değişikliği sebebiyle babasının soyadı olan Yaşar soyadını kullanmaya başlamıştır.


Yazarın, Şermin Yaşar ismiyle yayımladığı ilk kitap "Tarihi Hoşça Kal Lokantası"dır.


1982’de Berlin’de doğdum. Şans eseri başlayan bu Avrupai yaşam, bir yıl sonra sona erdi ve kendimi Anadolu’nun küçük bir köyünde buldum. Epey bir süre izledim, dinledim, şaşırdım ve yaşadım. Oralarda fazla konuşmak ayıp, uydurmak yalana eş değer, yaratıcılık ise tuhaflık sayıldığından ben de hikayelerimi anlatmayı kesip yazmaya başladım. Yazmak sürükleyiciydi, bir Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kadar sürüklendim. Tahsili ilerletip yüksek lisansımı tamamladım ve para kazanabilmek gayesiyle dolanırken kendimi bir reklam ajansında reklam yazarı olarak buldum. Yaratıcılık, sabır ve uydurabilme yeteneği gerektiren bu meslekte iyi sıkıyor olmalıydım ki, işler ilerledi. Şimdilerde kerli ferli bir reklam ajansının yaratıcı grup başkanlığını yürütmekteyim. Yaratıcılığı farklı anlamış olmalıyım, iki yıl içerisinde 3 çocuk dünyaya getirerek, profesyonel bir anne oldum. Yazdığım ama basiretsizliğim yüzünden yayınlatmadığım bir çuval hikayeyi dolaba kaldırıp çocuklarla yaşadıklarımı yazmaya başladım. Esasen annelik dediğin şey zaman zaman bir çeşit bilim kurgudan, kurmacadan, zaman zaman hoş bir hikayeden öte bir şey değildi. 33 yaşında 3 çocuk annesi bir iş kadınıydım. Ve nasılsa yazdığım bir kitabı nihayete erdirebildim. ‘Başlarım Şimdi Anneliğe!’ yazarın ilk kitabıdır. 

Yazar istatistikleri

  • 292 okur beğendi.
  • 1.806 okur okudu.
  • 88 okur okuyor.
  • 1.016 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları