Tarihi Hoşça Kal Lokantası

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.770
Gösterim
Adı:
Tarihi Hoşça Kal Lokantası
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050946314
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Kaybetmek bizim işimizdir.

Ayrıldıktan sonra, geçmiş zaman âşıkları gibi seni kalbime gömdüm Muazzez.

Altında yatır olan araziden farkı yok şimdi.

Yeni bir aşk inşa edemiyoruz; tam başlayacak oluyoruz, senin yattığın yere denk geliyor, dozerler çalışmıyor, kepçeler kırılıyor, gelen korkup kaçıyor.

Gelirsen diye terliklerini kapının ağzına bıraktım, iki senedir ayaklarını bekliyorlar. Ayna yüzünü, bardak dudağını, ellerim saçlarını, pencere gözlerini bekliyor.

Fakat hakkını teslim edeyim; çok muhterem zatmışsın Muazzez. Hani tabelanı yaptırıp göğsüme assam, desem ki, “Burada bir muhterem zat yatıyor” seni bekleyen kollarıma çaput bağlarlar, gözyaşlarıma dilek taşları atarlar...

Sana tahsis ettik yürek denilen arsayı; koy in cin top oynasın; koy anılar cirit atsın. Anladım, sensiz bana bu dünya dar...



Yeşilçam filmlerindekileri andıran, kalbimize dokunan karakterler... Bir köşede unutulmuşlar, yalnızlığıyla yoğrulmuşlar, kırık gönüller, bir yerlerde sessiz sedasız yaşayanlar, görmediklerimiz, görmezden geldiklerimiz... Dedemin Bakkalı, Ev Yapımı Sihirli Değnek, Oyuncu Anne, Çok Hayal Kuran Çocuk kitaplarının yazarı Şermin Yaşar’dan “kaybetmek bizim işimizdir” diyen insanların öyküleri... Bir solukta, derin iç çekişlerle okuyalım, başımızı kaldırıp onlara bakalım diye...
“Kalbin de kabrin de nakli mümkün ama aşkın nakli olmuyor.” (sayfa-65)

Okuduğumuz şiirler, dinlediğimiz şarkılar, izlediğimiz filmler her geçen an biraz daha fazla incitir bizi. Hayat mutlulukları ne kadar çok tattırıyor sanıyorsak da koynumuzda en çok acılarımızdır taşıdığımız…
Tuhaf bir değeri oluyor acılarımızın, incitmeden besliyor, daha da özenle saklıyoruz. Bilmediğimiz bir çok şey öğrettiğinden mi yoksa unutmaya kıyamadığımız kadar değerli hatıralarla yüklü olduğundan mı bilinmez; aldığımız yaraların, hep kanamasını, onu unutturmamasını isteyecek kadar da çok seviyoruz.
Bazı acıları ise hiç hatırlamamak, yüreğimizden silmek isteriz. Her ne kadar hatırlattıkları tatlı bir sızlamadan ibaret, her seferinde aynı yarayı yeniden kanatsa da unutmayı dener tekrar tekrar dener, nadiren başarırız.
Ona dair ne varsa her şeyi silebiliriz; yüzünü, sesini, yürüyüşünü, kokusunu, bakışlarını, hatta sesini bile. Fakat birlikte dinleyip eşlik ettiğimiz şarkıları asla unutamayız. Hiç uğraşmayın. Ben denedim olmuyor. Birlikte söylediğimiz şarkıları dinleyince o eski acılarım, artık naftalinleyip sandıklara kaldırdım sandığım hatıralar yeniden ayaklanıyor içimde. Eskilerden bir tebessümü hatırlarsınız, kovarsınız anıları kalbiniz kanar. Gözlerinizden damlalar akmayacaktır ,fakat emin olun ki insan en çok içinden ağlar.
Acılara yaralara zaman iyi gelir belki; iyileştirdiğinden değil, sadece alıştırdığından, nefesimiz kadar yakındır artık o acı. Birlikte söyleyip dinlediğimiz tüm şarkılar kadar yakın.
29 öykünün her birinde neler yok ki? Yalnızlığın hüznü, çocukluğun özlemleri, kayıplarımız, sorgulamalarımız.
Hayatı sorgulamaya mola vermek mi istiyorsunuz ? Zihninizi aydınlatmak ve yüreğini dinlendirmek isteyenler için gayet yerinde tercihli bir kitap. https://www.youtube.com/watch?v=-SJ05CIYO_g
Keyifli okumalar.
Kitap kapağında yazdığı gibiydi hayat. Kaybetmek elbette bizim işimizdi. Yıllar geçip giderken hayatımızdan, bir şeyleri peşinde sürükledi. Neler kaybettik durduk ömrümüzden. Geri döndürmedik.

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve yine adıma imzalıydı. Kitabımızda çok tatlı, naif, yer yer hüzünlü, sizi geçmişe götürecek, çok samimi hikayeler mevcut. Her bir hikayeden kendinizden ve geçmişinizden bir şeylerin tanıdık gelmesi çok mümkün. Okudukça eskileri hatırladım geçmişe gittim. Anılar canlanıverdi gözümde film gibi izledim.

Harbiye teyzemiz vardı mahallemizde. ''Babam harbe gittiği gün doğdum. O yüzden adımı Harbiye koydular'' demişti. Çok yaşlıydı. Belki sadece bana öyle gelirdi. Hep balkonda oturur etrafı seyreder, örgüsünü örerdi. Bende karşı balkondan onu seyrederdim. Seyrettiğimi fark edince gülerdi. Gel tatlı yaptım beraber yiyelim derdi. Balkonda karşılıklı oturur, hiç bilmediğim hikayelerini anlatırken sadece bir tabak getirdiği tatlısını yerdim. Kendisi yemezdi. ''Bana yasak sen hepsini bitir'' derdi. Anlattığı her hikayesinden ''sen sakın büyüyünce böyle yapma'' diyerek her gün bir nasihat verirdi.

Aşağı sarkıttığı sepetini görür görmez yarış ederdik çocuklarla. Genelde büyük kağıt parayla sadece bir ekmek aldırtırdı ve para üstü hep bize kalırdı. Bazen bir ekmek için dört kişi giderdik bakkala. Dört kişi ekmeğin ucundan kenarından tutarak yeni doğmuş bir bebek hassaslığında bırakırdık ekmeği Harbiye teyzenin sepetine. Kalan para 10 çocuğa bile yeterdi.

Ara sıra lüks bir otomobil yanaşırdı binaya. Oğlu valilikte çalışıyormuş. Büyük adammış derlerdi onun için. Halbuki babamdan bile kısaydı neden büyük adam diyorlardı anlamazdım. Bir gece pencereden bakarken yine o lüks otomobil yanaştı. Ardından bir koşuşturmaca başladı. Bende fırladım sokağa. Kapısı kalabalıktı, kimseyi içeri almıyorlardı. Ben küçük olduğum için içeri girdiğimi fark etmediler. Doktorlar Harbiye teyzenin büyük adam olan oğluna "Kaybettik" dedi. Kaybettik. Harbiye teyzeyi o gece kaybetmiştim.

Bir hafta içinde evi boşalttılar. Kamyona yüklediler her şeyini. Türk filmlerinde gördüğüm o değişik telefon bile gidiyordu. Artık balkondan onu seyredemeyecektim. Bana, kupon biriktirip kitap alabilmem için verdiği gazeteleri kaybetmiştim. Yaptığı tatlılarını ve dinlemekten keyif aldığım hikayelerini kaybetmiştim. Harbiye teyzeyi kaybetmiştim. Unutmuştum bile. Hatırlamama vesile olduğu için Cenk'e teşekkür ederim.
Dış dünyadaki yapmacık insanların samimiyetsizliğinden kaçıp öykülerindeki karakterlerin samimiyetine sığındığım bir kitap oldu. Samimiyetsizliğin daralttığı bedenim, bazen güldüren bazen üzen öyküleriyle biraz da olsa nefes almak için çevirdi kitabın sayfalarını..
:)

Öykülerden biri..
"Hacanne" diye bildiğimiz,
Hani "Hacanne" denilince ne canlanıyorsa gözünüzde tam da öyle bir kadın..
Kat kat giyinmiş, yaz kış demeden giyindikçe giyinmiş, hatta öyle bir giyinmiş ki sanırsınız elbise dolabını üzerinde taşıyor..
İlk kocasını kaybettikten sonra ikinci bir evlilik yapmasıyla başlayan bu giyinme tarzı belki de bir tepkiydi yaşama, yeni kocasına, insanlara..
Belki de Özdemir Asaf'ın dizelerinde de belirttiği gibiydi Hacanne'nin duyguları:
《Seninle ölmek varken
Onunla yanlış yaşamak》(Özdemir Asaf, Benden Sonra Mutluluk)

Beden üşüse çaresi vardı işte, eyvah ki ruh üşüyorsa..(syf.82)

Yüreklerimizin üşümediği bir gün olması dileğiyle^^
Zekice kaleme alınmış hikayelerden oluşan kitabı gönül rahatlığıyla tüm kitap severlere önerebilirim. Her hikayeyi sindirerek, zaman dilimlerine yayarak ve çay içimi kadar zamanlarda ara vererek okudum. Etkisi günler içinde devam eden hikayeler, sosyal hayatı, insanları, her yaş gurubundan karakteri ve hayatın içinden olayları ile duygulandırdı beni. Kimi zaman kendini depresif ruh halinden uzaklaştırmak isteyen fotoğrafçı, kimi zaman karşı masadaki baba'nın dert ortağı, kimi zaman kırmızı ışıktaki kadın'ı oldum okurken. Ey hayat! neler gösteriyorsun insan evlatlarına dedim kendi içimden, sessizce, sessizliğe sığınarak... Bulaşıcı bir üslup, etkili bir anlatım ve takdire şayan bir eser. Yazarın imzalı kitabı olması kitapla tanışmama ve yazarın kalemini ve üslubunu tanımama vesile oldu. İyi ki de olmuş. Yine okuyacağım, yeniden okuyacağım bir kitap ve güçlü bir kalem.
Bir insan ya yaşayarak bunca duruma ve ruh haline hakim olur ya da yüksek bir empati gücüne sahip olarak...Her iki duruma sahip olup da kağıda yansıtamayan da çoktur malumunuz. Tebrik ediyorum. Saygı duydum kendisine. Geç tanıştık ama doğru zamanda karşıma çıktı eseri ile.
Kitaplarla kalınız ve okuyunuz sevgili dostlarım...
Bitirmeyi bekleyemeden inceleme yapma ihtiyacı duyduğum ilk kitapsın sen Tarihi Hoşçakal Lokantası.
Ve siz şermin hanımcığım, sizinle tanışma şerefine erişebildigim için oldukça mutluyum. Aramizdakı ilişki instagram sanallığından çıkkıp maddi olana dönüştü.
Bir şey soracağım kuzum. Siz beni bir yerden tanıyor musunuz? Çunku "Olsun Hırkası"nı tam bana gore örmüşsünüz.
Bir köşede unutulmuşlar, yalnızlığıyla yoğrulmuşlar, kırık gönüller, görmediklerimiz, görmezden geldiklerimiz ... kısaca büyük merakla okuyacağım bir kitap. Yeni aldım ve hemen başlayacağım.
Şermin Yaşar’ın okuduğum ilk kitabıydı Tarihi Hoşça Kal Lokantası. Ve evet herkes gibi ben de bu kadına bayılıyorum.Hemen hemen bütün bölümlerinde kendimden çok şey buldum. Şermin Yaşar’ı tanıyanlar ne kadar samimi ve doğal bir kadın olduğunu bilir. Kitaplarınında kalbinin yansıması olduğunu düşünürsek pek şaşırılacak bir başarı değil.Hikayeler arasından elbette kayırdıklarım oldu. İnsanoğlu iste her yer de bir ayrımcılık yapmasak rahat edemiyoruz. Vallahi Soluk Taşı’nı okurken zavallı babacığım geldi aklıma (Annem duymasa iyi olur.) Kusura Bakma Dağları’nda ise zavallı kendim. Cıva ve Bekleme Salonu hikayelerinde çok duygulandım. Anahtar ve Şılafgut! da ise epey güldüm.

Sıcacık hikayelere konuk olmak istiyorsanız bu kitabın sayfaları okunmak icin sizleri bekliyor. Buyrun bir sandalyede siz çekin...
Çok samimi dil ve içten hikayeler.. Yüreğinin güzelliği kalemine yansımış güzel yazar. Gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. Özellikle " Şılafgut, Bekleme Salonu , Tarihi Hoşça Kal Lokantası, Soluk Taşı , Onuncu Yıl, Kestane Karası " isimli hikayeler çok hoşuma gitti. Mustafa 'nın helvayı yeme istediği ve ustasının isminin nereden geldiğini öğrenme çabası gibi merak dolu günler düşsün inşaallah nasibimize
Nelere .niye .niçin hoşçakal demişsin bir düşün.İyi düşün...


Sonra bu kitabı oku.

Sana iyi gelecek,bana geldiği gibi...
Ve sen Şermin hanım böyle güzel yazmalara hep devam et.Mürekkebin hiç bitmesin...
Öğretmenler gününde bir öğrencimin hediye ettiği ve "annem olsa bu kadar severdim " diye bir not yazdığı , yazılan not kadar biraz hüzünlü biraz mutluluk veren bir kitap.

Her insan içinde, dışardan bakanların bilmediği nice anılar, yaşanmışlıklar ve yasanamamisliklar taşır, kimi zaman bunlari taşımak ağır gelir... bu agir gelis omuzlarına , gülüşüne, çay icisine, bakışlarına, sessizliğine yansır insanın... sakin bir çay bahçesi ya da salaş bir mekanda oturduğumuzda ağır gelislerimizle hesaplaşırken bizim gibi olanları tanır gözlerimiz, bilir insan kendi gibi hüzünlü olanı...derin kayıplar iz bırakır insanın ruhunda saklayamazsın basit bir tebessümün altında...

Kısa kısa hikayelerin bulunduğu kitap bir çırpıda okunabilir bir kitap, sıcacık demek
isterdim ama bana çok hüzünlü geldi, bazı öyküler eğlenceli olsa da çoğunluğu hüzün ve kaybediş dolu...

Hele içinde bulunan " bekleme salonu" ve " onuncu yıl " öyküleri beni derinden sarstı. Bence kitaba adını veren öyküden çok daha iyi öyküler fakat isim itibariyle daha çekici bir isim olduğu için "Tarihi hoşçakal lokantası " seçilmiş bence.

Saygılar, keyifli okumalar.
İçerisinde farklı konuların aynı hissiyatı verdiği hikayeler yer alıyor. Hepsi enfes, hepsini bir solukta okumak istiyorsunuz. Yazarın içtenliği samimiyeti kalemine yansımış. 'Aaa ben de böyle hissediyorum' 'Ben de böyle yapıyorum hayatta' diyerek heyecanla sayfaları çeviriyorsunuz. Tesadüfen elime geçen ama mutlaka okunması gerektiğini düşündüğüm bir eser. İyi ki rastlamışım.
Şermin Yaşar'ın okuduğum ilk kitabıydı. Kapak ve kitabın ismi çok basit izlenimi verdi okuyup geçeyim dedim ve derken kendimi birbirinden güzel hikayelerin içinde buldum. Açık ara okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. İki günde bitirmek üzücü geldi bile diyebilirim. Oldukça açık anlatımı ve akıcı cümleleriyle bir solukta okunabilecek bir kitap. Hikayelerde ki kahramanlar hayatın içinden hergun görüp yanından geçtiğimiz kişiler sanki. Yazar farkedilmeyen çok ince ayrıntılara dokunmayı bilmiş. Şiddetle tavsiye ederim, keyifli okumalar.
... '' Kuşlara özenme, kuşlara özenme, kuşlara özenmeeee'' diye bağırmak istiyorum. Çekip gitmeyi özgürlük sanıyorsunuz, gidenlerin arkasından kahır çekiyorlar, kuşlara özenme demek, birini yolundan çevirmek istiyorum. Öyle ki, bu gelen bir daha yalnız gelmesin...
"Cebimden o kırık gülümsememi çıkartıp, kimsenin görmediği bir elle ağzımın ortasına yapıştırdım. "Olsun" dedim."
.
Olsun...
Kitap okurken her sayfayı bitirdiğimde kafamı kaldırıp etrafıma bakınırım. Kitaplar güzeldir ama gerçek hayatı da kaçırmamak lazım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tarihi Hoşça Kal Lokantası
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050946314
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Kaybetmek bizim işimizdir.

Ayrıldıktan sonra, geçmiş zaman âşıkları gibi seni kalbime gömdüm Muazzez.

Altında yatır olan araziden farkı yok şimdi.

Yeni bir aşk inşa edemiyoruz; tam başlayacak oluyoruz, senin yattığın yere denk geliyor, dozerler çalışmıyor, kepçeler kırılıyor, gelen korkup kaçıyor.

Gelirsen diye terliklerini kapının ağzına bıraktım, iki senedir ayaklarını bekliyorlar. Ayna yüzünü, bardak dudağını, ellerim saçlarını, pencere gözlerini bekliyor.

Fakat hakkını teslim edeyim; çok muhterem zatmışsın Muazzez. Hani tabelanı yaptırıp göğsüme assam, desem ki, “Burada bir muhterem zat yatıyor” seni bekleyen kollarıma çaput bağlarlar, gözyaşlarıma dilek taşları atarlar...

Sana tahsis ettik yürek denilen arsayı; koy in cin top oynasın; koy anılar cirit atsın. Anladım, sensiz bana bu dünya dar...



Yeşilçam filmlerindekileri andıran, kalbimize dokunan karakterler... Bir köşede unutulmuşlar, yalnızlığıyla yoğrulmuşlar, kırık gönüller, bir yerlerde sessiz sedasız yaşayanlar, görmediklerimiz, görmezden geldiklerimiz... Dedemin Bakkalı, Ev Yapımı Sihirli Değnek, Oyuncu Anne, Çok Hayal Kuran Çocuk kitaplarının yazarı Şermin Yaşar’dan “kaybetmek bizim işimizdir” diyen insanların öyküleri... Bir solukta, derin iç çekişlerle okuyalım, başımızı kaldırıp onlara bakalım diye...

Kitabı okuyanlar 470 okur

  • Gökay Göktaş
  • Gökçe Köseoğlu
  • Cemile Çelik
  • Duygu Keklik
  • Deniz Eyüpler
  • Yeliz Korkmaz
  • Nurgül Yanak
  • Mayt
  • Eda Cesur
  • Hülya Kandemir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.4
14-17 Yaş
%2.5
18-24 Yaş
%14.8
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%33.3
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%84.9
Erkek
%15.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.4 (54)
9
%25.4 (50)
8
%28.9 (57)
7
%11.2 (22)
6
%4.1 (8)
5
%2 (4)
4
%0
3
%0.5 (1)
2
%0
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları