Ferah'ın Kapak Resmi

Senden öğrendim. ..
Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki nasılsın diye? Sabahlar geceler günler anlamını yitirdi, tarihler de yok artık. Seni sevmenin, seni sevmekten başka bir şey olduğunu bilen de yok. Kasım da bitiyor, kar da yağınca kapanır tüm yollar. Senin kalbin kış olsa da bana benim içim sana hep ilkbahar. Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki nasılsın diye? . Ben en çok senden sensizliginden öğrendim ki her gece gölgeme sarılıp ağlamayi, yaşlanamayan bir ayrılık da koydun aramıza, bazıları keder diye unuturken kelimelerini ben hatıra diye saklıyorum hecelerini.. Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki de nasılsın diye? Yok'lugun yaramı iyileştirmiyor mühür gibi taşıyorum içimde sensizligi. .Elime kağıdı kalemi alıp sende yazıyorum kendimi; hüzünlü gözlerimi özleyen kalbimi .Sonra usulca sana okuyorum yazdığım sendeki sesimi ben sevmedim ki kalbim sevdi seni. .. Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki nasılsın diye? Öyle yalnizim ki; yolunu kaybetmiş o yaşlı martı ve eskilerden kalma şu şarkı da olmasa inan unuturdum kim olduğumu da adımı da. .Şimdi sen merak ediyorsundur ya belki nasılsın diye? Benim aşkım senin kalbinin senin yüreğinin senin dileğinin insiyatifinde ...Seni her düşündüğümde kalbimde temize çekiliyor aşk ,pencereden giren bir hayat gibi kurdum seni nefesime seni bir alıp hiç vermiyorum, seni seviyorum ... https://youtu.be/aQMF8oiVDkA

Ferah tekrar paylaştı. 7 saat önce

Gönül Yanılsaması Göz Yanılsamasına Benzemez
Burda sis var. Hava, romatizmalı biri için ağır. Burada sis var göz gözü görmüyor, içimde dingin bir hüzün, açıklı bir kabulleniş, ahlar vahlar tühler.. Ben bu ahları bir ahlat ağacından ödünç aldım der bir kadın şiirinde. Ve Ahlat Bitlis'in ilçesidir. Bir de şiirde bahsedilen ahlat ağacı, meğer dağlar da kendi kendine yetişen sert ve küçük bir armut çeşidiymiş. Deli armut derler buralarda. Nasılda kontrolümüz altına alamadığımız ya da istediğimiz gibi olmayan şeyleri yaftalamayı severiz..
Şahit oldum daha önce bir kadın, bir kadını şiirden soğutmuştu. (Hemde Sivas gibi şiire çok ihtiyaç duyduğum bir yerde.. ) Sisin büyülü bir güzelliği ve ölçülebilir mi bilmem ama ağırlığı var. Çocukken mahalleden geçerken peşinden koştuğumuz sinek arabası gibi. O kokulu ve bizce büyülü dumanın içinde kaybolmayı sevişimiz.. Kafamın içinde tonlarca ağırlıkta düşünceler. Ruhumda kendimi kabullenemememin huzursuzluğu. İçimde oturmayan bir şeyler var. Bir şeyler askıda kalmış. Bazı anlamlar, kavramlar. Ben de yolunda gitmeyen bir şey var. Ben birinin çıraklık eseri miymişim ne ..? Biri sanki acemiliğini bende atmış.

Dışarı da kar demek isterdim. Dışarı da kar.. Black filmindeki gibi kar yağsa ve ben gözlerimi kapatıp parmak uçlarımla hissetmeye çalışsam karı.. Ama hayır dışarı da sis var. Burda sis, Ankara'da kar var. Ne diyordu bir zamanlar tüm şiirlerini ezbere bildiğim bir şair ;
"Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
Buz tutardı resmî yalanlar.." Ama kendisininde kabul ettiği gibi, kimse Ahmet Arif kadar sevemez Ankara'yı ve onun kadar güzel yazamaz.. Şu da bir gerçek ki dolup taştık resmî ve gayri resmi yalanlarla.. Ne yazmıştı Barış Bıçakçı Sinek Isırıklarının Müellifi kitabında ? Ankara'da toplu konutlarda cezaevi aracından indirilen yanmış kadınların söylediklerini.. İşte onlar inandığımız bütün yalanları ve korkularımızı bir kaç kelimeyle yüzümüze vurmuşlardı. Onların içinden çıkıp geldikleri yangını kim söndürebildi ? Şunu da unutma, bu günün korkakları dünün cesurlarıdır. Ve korkaklığın sınırı, cesaretin taklidi yoktur..


İçerimde ne var ? Topuklarına basa basa giden biri ? Parmak uçlarına basa basa gelen biri ? Hayır içim de ne gelen var ne giden.. İçerim de çoğunlukla uğultu var. İçimdeki kırk kişinin bana verdiği yetkiye dayanarak çok gürültülüyüm bu aralar. İlk defa kırkı da aynı fikir de sebepsiz mutlular. Mutluluk çoğunlukla çok sesli bir uğultu sanırım.

Kendimle baş başa verip düşündümde bu sabah.. O bedenin, kabuğun içinde sana yüklediğim anlam neymiş ? Kabuk kırıldı, perde yırtıldı. Bilmem kaçıncı kez bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Sonra benim içimde tuhaf bir hastalık gibi çoğalan bir duygu.. Mutluluk mu desem heyecan mı huzursuzluk mu ? Bunların hepsini bir arada hissettiren bir tuhaflık işte. Uyusam kesin geçecek diyorum. Uysam hiç geçmiyor.. Çoğalarak yok oluşunu izliyorum içimde. Sonra tekrar çoğalışını ve tekrar yok oluşunu. Bu mu acaba to be or not to be ? Bütün yabancı dillerde kötüyüm. -de leri nerde ayrı yazacağımı bir türlü tutturamıyorum. Duracağım yeri hiç tutturamadığım gibi.

Şimdi tam karşımda çamaşır telinin üzerinde, bir karış mesafeyle duran iki mandalı kuş zannedip izliyorum bir akşam üzeri. Beynimin bana oynadığı bir oyun olmalı. (Ya da benim hayat diye yaşadığım bir yanılsamalar bütünü. Ve sevmek birini, elbet bir göz yanılsaması değil. Gönül yanılsamasıdır. Zira göz yanılsamaları çabuk fark edilir.. )Mandal olduklarını anlayana kadar onları düşünmeye devam ediyorum. Neden birbirlerine yaklaşmadıklarını düşünüyorum. Belki diyorum, uçarken biri diğerinin dengesini bozmuştur. Bu yüzden küsmüşlerdir. Bizde öyle değil miyiz ? Yaşarken dengemizi bozanlara küsmez miyiz ? Kuşlarda küsüyor mudur ? Ya da mandallar ? Ama insanlar küsüyor. Mimozalar küser. Kediler de küser şahit oldum. Ve ben bir insanın küsmesine üzüldüğümden daha çok, bir kedinin küsmesine üzülmüştüm..


İçindeki uğultuyu durdursun diye;
https://youtu.be/MJ1I9Wc9g0c

Dünden önce gelen yarın. ..
Otele adım attığınız anda ister istemez bir müşteri olarak kraliçe gibi ağırlama bekliyorsunuz sanki hayatta tüm beklentilerine karşılık bulmuşcasina. Lobide kayıt sırasını beklerken bekletilmenin özrü bile dilenmez iken hayattan özür dilerseniz bir anda. Çoğu şeyi hak etmezken ne kadar çok hayal kurduğunuz gelir aklınıza. Sizinle olmasa da yanınızda olmasını hayal ettiğiniz , tüm dünyayı dinlerken sizi duymayan , bütün seslere kapalı kulaklarınızin sadece onun kalp atışlarına açık olduğunu bildiğiniz sevgiliden de Özür dilerseniz. Senden Özür dilerim dersiniz '" hiç bir şey yokken o kadar çok hayal kuruyordum ki bilemedim yarının dünden önce geleceğini aklına ise hiç gelmeyeceğimi " ... Kayıt işleminiz bitince kolunuza takılan mavi bir bant ile her şeyin dahil olduğu bilinir konaklama mekanınızda, sınırsızdır hizmet de ikramlar da...Vaktiniz boldur artık öykünüzde sevdiğiniz ile uzun uzun cümleler kurmaya. .. her şeyin sınırsız olduğu bir mekanda Illegal duygularınızla. ..Bir kaç gün kalacağım bu yerde duramıyorum, bir başka yer bulmaliyim kendime. Adı konmamis bir şehrin ücra bir köşesinde yanımda sevdiğimin özlemini kokusunu alıp gitmeliyim kolumda sınırsızlik bantı olmadan yarım bırakılmış bir kadeh rakinin kederinde hayatımdan af dilemeliyim. Hayal olacaklarını bildiğim halde durduramiyorum ya kendimi önce sevdiğimden sonra zavallı duygularımdan çaresiz kalbimden en son ise hiç gerçek olmayacak hayallerimden onlarca yüzlerce binlerce milyonlarca kez Özür diliyorum. https://youtu.be/1fvXj1Q33uQ

Bugün günlerden o gün...
Vicdanınıza sımsıkı sarılın her daim. Sizi terk etmesine müsaade etmeyin. İçinizde fark etmeseniz de halen yaşayan çocuğu uyutmayın, onun hep dürüst , neşeli bakan gözlerle ayakta durmasını sağlayın. Üzmeyin ağlatmayın, Sizi siz yapandır yüreğinizin sözlüğüdür o...
Top oynayan, ip atlayan çocukları mı gördünüz ? Bir an da olsa çocuk olun oynayın onlarla, ip atlayın...Titreyen aç kalan bir kediyi köpeği besleyin. Sevmekten korkmayın. Kalbinize kilit vurmadan tebessüm edin insanlara minik bir çocuğun tüm masumiyetiyle. Gözünüze , gönlünüze perde indirmeyin. Aynalara bakmaktan çekinmeyin.Sevdiklerinizin yanı sıra, sizi sevmeyenleri de sevmeyi deneyin..
Anlayanlara selam olsun o vakit...
https://www.youtube.com/watch?v=A91DkYYeZDQ

Ferah tekrar paylaştı. 15 Kas 23:38
Halil K., Gölgesizler'i inceledi.
15 Kas 13:17 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Buram buram bir kolonya kokusu alacaksınız birazdan bu incelemeden. Tıraş köpüğünün o pamuksu yumuşaklığını hissedeceksiniz belki. Makas şakırtıları, sabun kokuları duyacaksınız belki de. Bir yoklar fısıltısıdır bu inceleme...

Evet, yine matruşka gibi bir eserle daha karşımızda Toptaş amcamız. Beynim allak bullak, ne düşüneceğimi şaşırdım şuanda. Ne okudum ben ya? Oradan oraya, oradan oraya sürüklendim durdum, çoğu zaman ne olduğunu anlamadım, çözemedim. Bir olay anlatılırken, başka bir olayın içinde, onu anlatırken diğer olayın içinde buluyordum kendimi. Bu adamın kitaplarını okurken beynim yanıyor, yanık kokusu size de geliyor değil mi?

Bu anlatı türünde romanlara, öykülere o kadar alıştım ki, ayda bir doz almadan yapamıyorum. Her ay bir tane okumam gerektiğini hissediyorum, okudukça insan alışıyor, o tadı alınca ayrılamaz oluyor sanırım. Eskiden hiç böyle olmazdı, sıkardı. Sıkmıyor artık, sarıyor tüm ruhumu; tamamıyla...

Kitap gerçekten çok acayip, kitabın tamamı "gölgesiz" sanki. Birden bire kimsenin anlamadığı (tabii benim de) kaybolmalar, hiç beklemediğiniz anlarda, beklenmeyen ve anlaşılmayan şekilde dönüşler, ölümler, hem de çok garip, sır dolu ölümler. Ve bir köy... Unutulmuş, kaybolmuş, toz olmuş bir köy... Peki bu kitap? Yoksa bu kitap da gerçekte yok mu? Ben onu yoksa hiç okumadım da, oturduğum yerde zamanın içinden hayaller silsilesi ile geçip de, şu ana mı döndüm..? Kafam çok karışık...

Önceki bir kaç kitabında olduğu gibi bu kitabında da kar ile bir sıkıntımız vardı, lakin, Hasan Amca'nın bu kar ile sıkıntısı nedir, beşinci kitabını okumama rağmen hala çözebilmiş değilim tabii ki.
Açıkçası ben bulamadım, e bari siz cevap verin arkadaşlar;
"Kaar nedeen yağaar kaarrr?" (Kalkıp meteoroloji muhabiri gibi yorum yapanı engellerim peşin peşin söyleyeyim :):) )
Yanmış yüreklerimize bir ferahlık için belki, kim bilir.
Keyifli okumalar dostlar...

İç yanması diye bir şey var....
Bazen öyle anlar gelir ki kendini bir yerlere atıp ağlamaya, sustuklarını haykırmaya çalışırsın. Haykırırsın sonuna kadar, kendi sesimi duymayayım diye. Ne kadar çabalasan da etrafında sadece yalnızlığının sığınağını saran o hüzünden örülü duvarlarla baş başa kaldığını görürsün. Konuşmak istersin, konuşamazsın duvarlar cevap vermez ki sana duvarlar anlamaz ki seni. İçin acır. Hem öyle bir yanar ki canın , sen bile sana acıyan olursun. Susarsın hiç bir şey yokmuş gibi , sevdan özlemin geçmiş gibi gülümsersin herkese her şeye. İnandılar sana zannedersin. Bilmez anlamazsın ki gözlerinden yansıyan hüzünlere , aman dilediğin yardım beklediğin o tükenmek bilmez sızına rağmen sadece tebessüm ederler. Bağışlıyorum dersin, eskisi gibi olabilmek istersin; ama bağışlamanın ne olduğunu , bağışlasan da nasıl unutman gerektiğini , Sevmek istediğinde korkunu nasıl yeneceğini, söylenemeyen onlarca hasret, sarılma özleminin aranıza duvar oluşturmadan nasıl besleneceğini bilemezsin. Gitmesini söyledim derken aslında gitme kal dediğini hissedemezsin. Gidemediğin ve kalamadığın gibi. Ne konuşabilir, ne susabilir, ne anlayabilir ne de anlatabilirsin.
Anlatamadığım gibi...
https://www.youtube.com/watch?v=idAi7ieqPx4

Kapalı Bir Kutudur Gönlümüz Ancak Sevgiyle Açılan...
İLGİLİSİNE/ SİL BAŞTAN...
Belirlediğim prensipler zamana ve konuma göre değişiklik arz etmemeli. Ben muhatabımın sözünü senet bilirim. Çünkü karşımdakini katışıksız, menfaatsiz, beklentisiz , kendim gibi yüreğimden severim.
İnandığımdandır, güvendiğimdendir sevgim.
Düşündüğüm, hissettiğim her şeyin arkasındayım.
Duygu tacirliği yapmadım yapmam da...
Sevdim mi avaz avaz severim. Sevdiğim sussa bile , sessizliğinin arkasındaki hakikati de sezer;
İstenmediğimi anlar, sevdamı yüklenip sessizce gitmeyi de bilirim...

https://www.youtube.com/watch?v=t2odxslvwho

Ferah tekrar paylaştı. 15 Kas 01:29
Sümeyye, bir alıntı ekledi.
15 Kas 01:11 · Kitabı okuyor

Biz bu ülkede 18 yaşında yaşlanmaya başlıyoruz, 30'larda ölüyoruz, 70 yaşında gömülüyoruz.

Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 42)Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 42)

Tutar mısın şu yalnızlığımın kenarından, birlikte hafifçe kaldıralım...
Rahat rahat oturduğumuz evlerimizde bilgisayardan , ya da aklımızı alan akıllı telefonlarımızdan yazmak ne kolay değil mi? Herkesin içinde nefret duygusu. Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyor, yeniden,yine yine izah ediyorum olmuyor. Ah bu kelimeler neden bana yetmiyor? Azıcık sevgi dolduralım yüreklerimize. Artık şu sığamadığımız bizi kucaklayan koca dünyaya sığalım istiyorum. Umutlarımı öldürüyorlar.
İnsanlar birbirinden sadece tanışırken "memnun". Dost olduğunu, arkadaş olduğunu sanırsın ve hani hissettirirsin ya onsuz olmayacağını elin ayağın gibi ona muhtaç..İşte ondan sonra kendini nimetten sayar onlar; herkes gibi öleceğini unutarak. Sonra da insanın ömrünü yer bunlar adını da deli koyar.. Tanırsın artık insanları, tamam dersin,
40 yılda bir gelir iyisi, ama sen artık delisindir.
Hiç olmazsa yaşarken , içimizdeki huzurun ölmesine izin vermeyen dostluklara merhaba diyelim.. Hani geriye baktığımız ''ahh''landığımız ve 'keşke'lendiğimiz zamanlar vardır..
Dürüst olalım bu liste de bayağı kabarıktır
Ama öyle bir 'iyi ki'lerimiz de vardır ;
işte o tüm olumsuzlukları tolere eder!
İyi ki anneyim..
İyi ki hayatımda benden,benliğimden canlılar var..
İyi ki dostluklarımız var..
Bazı insanlara rastlama şansı verir hayat çoğalırsınız
İyi ki var, varız deriz.
İnsan olmak , ne büyük bir onur. Yaradılışımızın farkına varıp , özümüzü hissetmek için ; ne dinlere , ne eğitime , ne paraya , ne de empatiye ihtiyacımız yok. İçimize dönüp niye var olduğumuzu hatırlamak yeterli değil mi ki? Kızdığımız şeyler belki de kendimizde olmayanlardır. Varlığımızdan gurur duyduğumuz sabahlara günaydın diyebilelim.. Yazarak hiçbir şeyi değiştiremiyor olsak da , en azından içten bir şekilde okunduğunda kim bilir belki birilerinin temiz kalbine değer , dua olur , gerçek olur. Derin acılarımızın sona erdiği , huzuru hem kendi içimizde, hem de etrafımızdakilere hissettirip hissedeceğimiz barış dolu bir dünya olur.
Sevmeyi bilene muhabbet biter mi?Yürek meselesi, bitmez. Ne derlerse desinler, kök sağlam olursa.Ben güzel şeyler düşledikçe güzel olan herşey yavaş sindire sindire yoluma çıkıp bana katılıyor.
Sadece yol alıyorum..
Bazen, bazı insanlar yanımızda olmasalar da ne kadar önemli olduklarını bilmiyorlar, varlıklarının bize ne kadar iyi geldiğini, bir merhabalarının bize her şeyi unutturup içimizi ısıttığını...
Hayatımızda olmasalar ne kadar eksik olurduk , farkında değiller...Olsun, Sevdiğimiz insanlara kızdığımızda onlardan sevgimizi geri çekme lüksümüz olmuyor olmamalı da...Sevgimizin yüceliği hoşgörüden ve anlamaktan geçiyor.Beklentilerimi karşılayan bir hayatım yok evet...Dinlemeye karar verdim kendimi; hayatımdaki fazlalıklardan. Beni yoran düşüncelerden isteklerden anılardan insanlardan. Beni yoran bağlardan dayatmalardan kurtulmak istiyorum . Kendime ve çocuklarıma bir yaşam borçluyum. Huzurlu ve mutlu bir hayat...
Ömer Hayyam ne güzel ifade etmiş; '' "Hayat kısa insanoğlu. Kesildikçe biten otlar gibi yeşermeyeceksin bir daha."
Özet bu ; her nefesin kıymetini bilip , güzel anlamlar katacağımız bir ömür olsun hepimize.
... Nefes alabiliyor olmanın şükrüyle...
https://www.youtube.com/watch?v=gRjsXfD6ivo

Ferah, bir alıntı ekledi.
 14 Kas 22:01

Sevmekle, memnun etmek aynı şey mi ki?
'' Bazen ayakkabınızı bağlamak için eğilir, sonra ya bağlar ya bağlamazsınız; ya aniden doğrulur, ya doğrulmazsınız. Her seçim en azından iki olasılık dünyası doğurur, yani içindeki hareketi yaptığınız veya yapmadığınız iki dünya; ya da büyük olasılıkla, çok daha fazla sayıda dünya doğar, içinde hareketi çabucak yaptığınız ve yavaşça yaptığınız, yapmayıp tereddütte düştüğünüz, tereddütte düşüp hiddetlendiğiniz, tereddütte düşüp hapşırdığınız vesaire dünyalar..''

Dişi Adam, Joanna Russ (Sayfa 12 - Ayrıntı Yayınları)Dişi Adam, Joanna Russ (Sayfa 12 - Ayrıntı Yayınları)