Ferah'ın Kapak Resmi

''Sana Bir Ara Aklımda Kalanları Anlatırım''
''hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım''

Alper Gencer

Şak Şak Şak
Nedir 1K? Kalkıp da sitede “Okur musun , yazar mısın? Okuduğunu anlatabilen , popüler olma derdinden ziyade paylaşımların ile bilgilendirici misin sen?” diye sorsam, bir çok üyenin “dalga mı geçiyorsun, tabi ki öyleyim.” diyeceğine adım gibi eminim. Peki, sıra geldi şimdi ikinci soruya: “sitede bulunma amacın nedir, açıklar mısın bana?”
- !?!?!?!?!?!?!?!?!?!?!?!
Uzun bir sessizlik de olabilir , kalıplaşmış bir iki söz, ya da hakikatten edebiyat severlik adına verilen samimi cevaplar. Eğri oturup doğru konuşalım şimdi, kaçımız tam anlamıyla doğru biliyoruz burada bulunmamızın anlamını? Böyle dedim diye sakın yanlış anlamayın beni. Elbette gerçekten bilenler vardır aramızda, saygım sonsuz onlara. Benim sözüm bilmeyen şaş şakçı olan diğer guruba.
Örneğin, önce benim açımdan bakalım olaya. Hani ne demiş büyüklerimiz: “İnsanoğlu, başkalarını eleştirme cesaretini göstermeden önce kendini eleştirmeli.” Ne kadar biliyorum okuyabilmeyi, okuduğunu izah edebilmeyi ? Ya da, ne okuyup ne okumamam gerekliliğini?
Şöyle bir geçmişe dönüş yaparsam ; bir kaç sene öncesine gideyim, ortalıkta oradan bulduğunu okuyan anlamayan anlatamayan (gerçi halen de anlatamıyorum ) kime sorarak tercih yapmam lazım diye etrafını soru yağmuru ile deli eden ben vardım. Hatta çoğu zaman da kendimi tatmin eden bir cevap alamıyordum. Çünkü açıklama beklediğim kişiler de zamanında ne yazık ki bu konuda istedikleri cevabı alamamış kişiler idi.

Ta ki kitap satın almak amacıyla internette gezinirken siteye rastlayana kadar. Sanırım dört yıl kadar önce idi üyelik başlangıcım . O kadar sevinmiştim ki sorularımın tüm cevaplarını buldum diye. Bir ara çok üzüldüğüm için kardeşim, dostum sırdaşım kendimi kendisinde bulduğum Nur-AL tekrar dönmem için ikna edene değin iki sene kadar da siteden uzak kaldım.
Neydi ayrı kalmamın sebebi? Belki o zamanlar şimdiki kadar bariz olmasa da ;

—Gruplaşmalar (İnanç, siyasi, kültür vs.)

—Rekabet derecesinde paylaşımlar

—Her şeyin en iyisini ben bilirim egoları

—Hor görüp alay etme derecesine varan yorumlar

—Popüler olma savaşları

— Aaaa en çok beğeni olan okur o demek ki burada tutunmanın yolu o okurdan geçiyor saçmalıkları
— Şakşakçılık.........
Daha da sayacağım bir çok madde olabilir ama şu an aklıma gelmiyor.
O kadar güçlü kalemi olan yazdıkları ile piyasada yazar olarak adlandırılan kimselerden çok daha da yazar olabilen okurlar var ki sitede. Ama bir türlü fark edilmiyor umursanmıyorlar.
Neden?

Çünkü; onlar hakikatten yazabildikleri için buradalar.
Çünkü ;yüreklere dokunabildikleri için buradalar.
Çünkü; reklam peşinde olmayıp, herhangi bir gruba dahil olmadan kendileri oldukları için buradalar.
Çünkü; din, milliyet bayrak vatan kelimelerini kullanarak ajitasyon yapmaya ihtiyaçları olmadığı için buradalar.

Sitede bu kavramı sömürmeye ve kendi taraflarına çekmek isteyen o kadar çok kendini bilmez kişi var ki…
Hayatımın hiç bir döneminde insanlar arasında ayrım yapmadığım gibi gruplara dahil olma hevesim de olmadı. Kim ne olmak isterse kendisinden sorumludur. Önemli olan kişinin karşısına verdiği zarar fayda mutluluk huzur ya da tedirginlik kadardır ilişki tercihim.

Evet, ayrıldığım dönemde çıkardığım sonuç böyleydi bana hak verir misiniz bilemem. Şimdi de değişen pek bir şey olmadığı gibi , temennim ise;
Lütfen ne olur, gruplaşmalar, sosyal medya hesabı kullanıcı hastalığı beğenilme zafiyeti, takipçi sendromu yaşamak yerine kaliteli sayfa kullanıcısı olalım.

Ferah tekrar paylaştı. Dün 03:04
Fatma Nur, bir alıntı ekledi.
 Dün 03:03 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Kalbim bölündü, iki parça oldu, fakat namussuz kalp, yine yapıştı. Bilmem göründü mü? Kırmızı, sarı, siyah yamalarla yamanmış, binlerce ekli ve yamaları kalın sicimle dikildiği için en büyük fırtınalarda bile yırtılmayan bazı gemi yelkenleri vardır. Benim kalbim de öyle işte! Binlerce delikli, binlerce yamalı, ama korkusuz."

Zorba, Nikos Kazancakis (Sayfa 110 - Zorba)Zorba, Nikos Kazancakis (Sayfa 110 - Zorba)
Ferah tekrar paylaştı. Dün 02:52

Düşüncelerimden devşirme çalıntı dişleriyle ısıran istikrarlı hayat akışı sıkıntısı, her daim soğuk olan bir mecrada çıplak gezmek isteyen benliğimin üzerine kat be kat giydirilen giysilerin ağırlığını veriyor gecenin huzuruna bakıp, hasetinden. Böyle anlarda, bölünüyor yollar; bir kapı çalınıyor içimde yanlışlıkla, o yanlış kapı açılıyor sonra ardına kadar. Ve bakışlar...

Bagajında unutulan piknik tüpü yüzünden avm otoparkına alınmayan aracımı o yağışlı, o soğuk havada dışarıya bıraktığımda, farlarıyla bana attığı bakışın aynından, aynı buruk bakışlar,,, aynı metalik, donuk, buruk bakışlar.. Duvarda asılı duran saat camının ardından, kallavi bir bilek hareketiyle sıyrılıp uzaklaşıyor akrep ve yelkovan, zamanın ötesine geçmemiz için artık sadece saniyeler var,,, buradan uzaklaşmamız için de..

Zira öyle bir labirentin içindeyiz ki biz insanlar, çıkışı dışında her yerini yukardan bakarak gördük, her şeyin farkına vardık, lâkin içeride kalmışlıkta bulduğumuz tek çıkışı yol edindik.. Oysa yol, amaca değil, eyleme hizmet eder. Tıpkı güneşin karmaşaya, ayınsa huzura hizmet edişi gibi mecazlarda..

Şimdilerde ise ayın görüngüsünü izlerken sessizce, içinde bir yerlerinde zihnimin, art planda dönüp duran ses;
https://youtu.be/RmqhOaR9UX8

Ferah tekrar paylaştı. Dün 02:04

Kırık sesler biriktiriyorum, kırık kelimeler;
Bir duaya ruh üfleyecekler.

Ferah tekrar paylaştı. Dün 00:48

Doğum Günün Kutlu Olsun Ferah
<<<<<“Biliyor musun Rafet, hayat kavşaklarla dolu bir demiryolu ağı gibidir. Ne tarafa döneceğini bilemez çoğunlukla insan. Sapmadığın yönü düşünürsün hep. Saptığın yönü fark ettiğinde hazan da bitmiş olur,” dedim.

Bunca süslü lafa gerek var mıydı? Yanımıza sokulan ablasının perçemleri yanaklarını kapatıyordu. Uzun koyu kahverengi saçları yüzünün en güzel yerlerini gizlemiş gibiydi. Kocaman, kahve mi ela mı olduğunu anlayamadığım gözleri bir de. Hüzünlüydü gözleri. Belki de, eniştem yurt dışında bu ara, cümlesi yeni bir kavşağın tabelasıydı. Belki de dönüşü olmayan bir öyküye girmiş, aynı yönde yol alıyorduk. Kim bilir? Kader işte. Durmadım, ablasının hüzünlü gözlerine bakıp devam ettim. “Ya erken ya geç, hiç vaktinde değil ama. Galiba kader en çok karşılaştırma zamanlarında haksızlık yapıyor”

Gözlerindeki hüznün yanına yerleşen sıcaklıkla “Her şeyi kadere yüklemek korkak işidir. Cesaret erdemdir. Merhaba, ben Selma,” dedi. Elinde heyecanın nemi vardı ve soğuktu ve sanki; acil gelen hüzündü.>>>>>

Engeller, Engeller....
Bendis DERYA... أزرق _siyahdem sayfalarında yaptığım yorumlar sebebiyle rahatsız oldukları için beni engellediler. Sadece alıntı ve iletilerde kaynak göstermelerini rica ettiğim için hem de. Yoksa ne bir hakaret ne de farklı bir tavrım olmamasına rağmen. Bu üyelerin kaynak göstermeden paylaştıkları ileti ve alıntıları beğenen yorum yapan popülerlik yarışına destek veren okurlar lütfen beni takibi bıraksınlar. Zira ben tek tek bakıp takipten ayrılacağım, ayrıca açıklama yapma ihtiyacı duymadan. Akşamınız şen olsun:))

Ferah tekrar paylaştı. 16 Şub 14:20

Yüreğimden Sızanlar
Gül bahçesinde her bülbül başka öter
Hüzün çarşısında herkes başka bir kederle tükenir.
Zeynep Sümer

Ferah tekrar paylaştı. 16 Şub 14:03
Gamzeli, bir alıntı ekledi.
16 Şub 13:45

https://youtu.be/UJyj1GVunys

Zaten gelmeyeceğim demişti. Ben, gel demiştim. Gelmem demişti. Bekleyeceğim demiştim. Çok beklersin demişti. Çok bekledim.

Benim Şarkım, Sadık YemniBenim Şarkım, Sadık Yemni
Ferah tekrar paylaştı. 16 Şub 13:37
Ezgi Eroğlu, bir alıntı ekledi.
16 Şub 13:19 · Kitabı okuyor

"Bazı anlamlar, bazı yaşları bekliyor," sanırım.

İkinci Yarısı, Ece Temelkuran (Sayfa 128 - Everest Yayınları)İkinci Yarısı, Ece Temelkuran (Sayfa 128 - Everest Yayınları)
Ferah tekrar paylaştı. 16 Şub 12:17

Anna Karenina okuyorum
"Siz hem konuşmaktan, hem de birlikte susmaktan zevk alınabilecek o sevimli kadınlardan birisiniz." Bu sözler Anna Karenina için söyleniyor. Demek ki o sevimli kadınlardan birisiniz dediğine göre hem konuşmaktan, hem de birlikte susmaktan zevk alınacak kadınlardan epey var, Tolstoy'a göre...

Ferah tekrar paylaştı. 16 Şub 07:16

Bir Yere Gideyim Derken Hiçbir Yere Varamamak....
Neden bu hayatta Jane Austen'in tek derdi evlenmek, aile kurmak, saygın görünmek olan hayatın yüzeysel hevesleri peşinden koşan bir kitap karakteri olarak doğmadım da, Vedat Türkali'nin kendiyle beraber tanımadıkları da dahil olmak üzere, bir çok insanı düşünen onlar için endişelenen, onlar kadar bir çaba harcayamasa da içinden o insanların acısını paylaşan, sonu hep muallakta kalan, öldü mü kaldı mı mutlu mu mutsuz mu bilinmeyen, hayatına baktığınızda oh be diyemeyeceğimiz bir kitap karakteri olarak kaldım şu hayatta. Toz pembe bir kitap kapağı arasında payına huzurlu uykular yazılmış bir roman kahramanı.. Neden değilim ?

Uzun saçlı kadınlara farklı anlamlar yükleyip, saçlarımın omuzlarıma değmesine izin vermiyorum nicedir. Doğuya giderken Batı Cephesi'ni okuyorum. Batı Cephesini naif bir kuzeyliden hediye alıyorum. İnsanlar ölsün istemiyorum. Hayır asla. Hele çocuklar.. Bunu düşünmek bile istemiyorum. Ama bazen bazı insanların ölmeyi hak ettiğine inanıyorum. Böyle zamanlar da kendime inanamıyorum. Günaydın Vietnam filmindeki spiker kadar sıkışmış hissediyorum. O yüzlerce askere moral olmaya çalışıyordu. Ben bir beni idare edemiyorum. Ben, bir beni.. Bir mi ben ?

Leyla ile mecnun dizisindeki bir sahne geliyor gözlerimin önüne. Bir tabelada şu an burdasınız gibi bir şey yazıyor. Ben de şimdi öyle hissediyorum doğduğum topraklarda. Kendimi her şeye yakın ve her şeye uzak hissedişimi anlayamıyorum. Ne yabancısıyım buraların, ne tam aitim. Her yere olduğum mesafedeyim. (Bu her yerden hariç Sivas.) Bu evler bu insanlar hep benimleymiş gibi. Hiç bir misafirlikte misafir hissetmiyorum kendimi burda. Bir ev hariç :D Hem çok tanıdık, hem çok yabancı bu yerde, içimdeki boşluklar biraz daha oyuluyor sanki. Ah ben bu kafayı geldiğim yerde bırakamadım ki :D O oyuyor işte benim içimi..

Elimi uzatsam her şeye yetişecek gibiyim burda. Buradakilerin kendilerini garip bir kadere tutsak hissettikleri yerde ben buruk bir özgürlük hissi duyuyorum. Burukluğu neden çözemiyorum. Kendimi bulmayı, tamamlamayı ya da bu suyu durultmayı planlamamış olsam da, bu kadar bulanacağını da ummuyordum. Artık önümü göremiyorum. Her geçen gün elimden tutacak birine daha çok ihtiyaç duyarken, bir yandan da körlere ve sağırlara has kimseye güvenmez bir inatla tek başıma yürümek istiyorum. Yeni kalktım sayılır düştüğüm yerden. Bazen yeniden düşmek istiyorum. Bazense düşmeden, düşürülmeden naif, narin bir başlangıç yapmak istiyorum. En azından başı diyorum.. En azından başlangıcı incitmesin insanı hayatın. Hayır bu çok şey değil bunu görüyorum.

Okuyorum. Çoğunlukla savaşı. İnsanın kendiyle, insanın insanla, çıkarın bir diğer çıkarla savaşını. İnsanın kendiyle savaşına alıştım bir yerde kendi içimde ama diğer bütün savaşları reddetiyorum. Hayatı ve ilişkileri savaş gibi gören insanları anlıyorum bazen ama böyle yaşayan ve seni de buna zorlayan insanları istemiyorum. Bu çok yoruyor. Hep kusur arayan gözleri istemiyorum. Hatta bundan nefret ediyorum.

Bu yolculuğumu ben, bir yere gideyim derken hiçbir yere varamadığım nokta ilan ediyorum. Evet ben şimdi buradayım. Yani hiçbir yerde. Burası benim için her yer ve hiçbir yer. Karışık konuştuğumu düşünmeyin. İçindeki karışıklığın en sade şekilde anlatılmış hali bu. İçimde biri bahar temizliği yapmaya karar vermişte, sonra diğerleri onu lafa tuttuğu için her şey olduğu gibi darma dağın kalmış gibi.

Son olarak günlerdir sigara içmiyorum. İlk gün içemiyordum sonrasında unuttum gitti sigarayı bu hengamede. Aklıma bir söz geliyor tam burda. Pavese söyledi sanıyorum. Dönüp bakınca Svevo'nun olduğunu görüyorum. Dönüp bakmasaydım keşke diyorum. Dönüp bakmamalı bazı şeylere bir kez daha anlıyorum. Neyse ilk hevesini yitirmiş bir şekilde bu sözün kime ait olduğunu bulduktan sonra benimmiş gibi tekrarlıyorum içimden. Tam bir hafta kalacağım ve döndüğümde tıpkı Svevo gibi " bir haftadır sigara içmiyorum, kendimi bambaşka biri gibi duyuyorum. Ve bu bambaşka insan sigara içmek istiyor" diyeceğim kendime. Ve ve ve mümkünse Ege Denizine karşı içeceğim ilk sigaramı, o gemi gelmiş mi diye bakacağım tabi bu şarkı çalarken;

https://youtu.be/qjDVqG9sBD4
Yağmurun yağmasını dileyeceğim bir de eğer ellerimin arkasını ıslatmayacağına söz verirse..

Nenemin duası...
Nenem uyuyamadığımda ,başım ağrıdığında ya da çok üzüldüğümü gördüğünde dualar okurdu hep . Verilmiş sadakalarımızı hatırlar, mutlu olurdu sonra da. Mahallemizde dul bir teyzemiz vardı, Leman teyze; nenemin okuyarak başımdan çevirdiği ekmek ve tuzu ona götürürdüm. O da bana her seferinde bisküvi arasına sıkıştırılmış lokum verirdi. Yıllar geçti ama lokumun tadını hiç unutamadım.
Nenem bütün bu olan biten kötü şeylerin ardından en az yedi kere Ayetel Kürsi okur, onlarca kez üflerdi. Hatta duvardan atlamaya çalışırken düştüm de bir keresinde; dizlerim kan içindeydi. Annem yaramı silip temizlerken- ki seneler sonra bile halen annem temizler yaralarımı, ninem ise okuyarak üflemekle meşgul olmuştu.
Cenazesi olan evlerde ellerine Yasin dağıtılan kadınlar sırayla duaları takip ederlerdi. 7 'si, 40' ı 52' sinde evlerde bir sürü Yasin kitapları olurdu.

8- 9 yaşlarındaydım. Evimizin tam karşısındaki camide verilen Kur'an kursuna gidiyordum. Kur’an'a geçmek için tüm çocukların yarıştığı, önce arap harflerini sırayla okunuşlarını ve kurallarını öğrenerek.. Nenem mutlu olsun diye tüm çocuklardan önce geçmiştim. Cenaze evlerinde kadınlara dağıtılan Yasinlerden birini ben de aldım da tüm Yasin takip edenlerin, maşallah ,aferin bakışları altında sessizce okudum.

Nenem ile birlikte gittiğim kaç evde bir ölü uzanırken şişmesin diye üzerine bıçak makas konduğu çenesinin bağlandığı yatağın başında gözyaşları içinde duaların okunduğuna , dileklerin kabul görüleceğine inanılan Salat-ı terficiyelere 4444 defa okunmasına , Mevlidlere, ve Yasinlere kaç kere tanıklık ettim.

Annem yaralarımı sarıyor evet ama nenem yaşadığım kötü şeylerden sonra geçmesi için dua okumak için yok fakat biliyorum ki ruhuna okuduğum Fatihalar onun ardından ona iyi geliyor.

Ferah tekrar paylaştı. 15 Şub 23:28

Teşekkürü Borç Bilirim..
Özlem inanılmaz bir duygu. Biri söylemişti. Söylediklerini ilk seferde hiç bir zaman anlayamadığım ve bu anlaşılmazlığına hayran olduğum biri. Demişti ki " özleyip hayalini kurduklarım, bir süredir kullandığım uyuşturucu. " Benim içinde tatlı bir yolculuk, bazen bölündüğünde gerçek zamanımı reddediyorum. "Zaman debisi değişmez bir su mu ? Ve mutlak mı bunun bir yerinde boğulmak?"
Bir kedim vardı. Kedi demekten bile imtina ederim (evlattı). Bundan önce bir kerede karakolda imtina etmiştim bazı şeylerden bu hayatımın ikinci imtinası. Neyse.. Kızım gibiydi. Korkarım ilerde çocuklarımı onu sevdiğim kadar sevemem diye. Sen ne güzel, ne narin, ne meraklı, ne nev-i şahsına münhasır bir varlıktın. Seni özlememek mümkün mü ..
Sivas'ta Class sinemasının altında Dünyayı Kurtaran Kitapevi diye bir yer vardı. Bir kitapçıya verilebilecek en güzel isim. Ne güzel bir iddia.. Çok güzel bulduğum bir kadın vardı orda. Sohbetini özlerim hala. Keşke şehirlerde bankalardan çok kitapçı olsa. Bu noktada Zarif bir şairi hatırlarım " Halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur" der. Gönül isterdi ki böyle olmasın. Yinede dünyanın daha güzel bir yer olacağından tam emin değilim. Şahsımda özelleştirerek anlatayım. Çok kitap okudum. Ama okuduğum kitaplardaki karakterlere ihanet edecek büyüklükte hatalar yaptım. Oysa öyle güzel kitaplar okumuş, öyle güzel türkülere eşlik etmiş birinin bunu yapmaması gerekirdi. Nasıl ki Oğuz Atay okuyan birinin faşist olmamasını bekliyoruz. Yanılıyoruz. Bu bizim hüsn-ü kuruntumuz. Ben faşistliğini gizlemeyecek kadar cüretkar birinin, Behçet Aysan çok iyi şair şiirlerini severim dediğini bilirim. Sevebilirsin elbette, bende severim. Ama ne acı, daha fazla şiir yazabilirdi, o karanlık zihniyet tarafından ateşe verilmeseydi. Diyeceğim o ki, toplumsal olarakta, kişisel olarakta, birbirimizin ve kendi kendimizin yarasıyız. Bilmiyorum kimden bağışlanma dilemeliyiz ?
Bağışlanmaktan bahsetmişken ve hazır bu kadar uzatmışken Zarifoğlunun Acz şiirini hatırlatmak isterim. O ne narin bir bağışlanma isteği. Ama ben bağışlanmamı dilemem artık. Hatta iyi ki bağışlamamışsın beni. Yoksa ben bunca kitabın bunca, türkünün bana gösteremediği hatalarımı nasıl görürdüm.? Nasıl tanışırdım benimle ? Teşekkürü bir borç bilirim sana. Beni bağışlamadığın için.


https://youtu.be/U_sdNTrLgKA - şiiri sevenler için dursun yinede burada.

Sadık yar...
''İnsan diyorum; toprağa ayağının değeceği, bahçesinde memleket türküleri söyleyeceği, oturup bir ağaç altına semaverden çay içeceği ve gece yıldızları seyredip, sabah kuş sesleriyle uyanabileceği bir yerde yaşlanmalı. Soğuk betonların ve taş yürekli insanların arasında değil.. ''
Uğur Gökbulut
https://www.youtube.com/watch?v=-AuTDKjfdyc