"Kaç gündür peşimde dolanıyor memur hanım, istemiyorum seni diyorum anlamıyor. Hayır şikayetçi değilim. Beni rahatsız etmesin, abim, babam duyarsa bu olanları hele de karakola düştüğümü öldürürler beni. Ne yaptın da peşine düştü bu çocuk, hadi oldu olanlar kadın kız başına ne işin var karakollarda sorularına cevabımı dahi beklemeden."
Al ifadeyi, at altmış altıya...
"Sarhoş, ayyaş memur hanım. İçmese çok iyi bir adam, içince kaybediyor kendini, evden atıyor çocuklarla beni. Hayır şikayetçi değilim. Kulağını çekseniz azıcık, içsin ona da razıyım, yok dayak atmaz, sadece evden atar bizi."
Al ifadeyi, at altmış altıya...
Camımı kırdı, arabamın farına çarptı, kaporta yamuldu, tavuğu bahçeme girdi, köpeğimi kovaladı.
Ağız dalaşı ettiydik, o da küfür etti ben de. Bunun yüzünden bir de karakola düştüm. Karakola düşmek eyvah eyvah sanki kötü yollardasın :)
Yok şikayetçi değilim, değiliz.
Al ifadeyi, at altmış altıya...
Eskiden çok çok yıllar önce altmış altı dosyaları vardı, karakollarda.
Şimdiki gibi her olayda savcıyı aramak, talimat almak yok denecek kadar azdı.
Cinayet, tecavüz, gasp, hırsızlıklar olacak da ancak o zaman aranır olaylar bildirilir, talimatlar alınırdı.
O yıllarda savcılar hakikatten savcı, hakimler de Hulusi Kentmen misali babacandı. Ceza vermektense, ders vermeye, örnek ve iyi insan olmaya yönelikti adliye kararları.
Altmış altı dosyası evet her karakolda vardı. Tarafların birbirlerinden şikayetçi olmadığı, kulaklarını çekip, tatlı dille ya da hımmm bak ağzına acı biber sürerim kadar değildi elbet, usulünce hak ettiğine inanılan uygulamalara polisler karar verirdi.
Altmış altı dosyası yani polis tabiriyle altmış altı, vatandaş tabiriyle ise "Allah'a havale ettim, ifademi vereyim ama mahkemeye gitmek istemiyorum benden bulmasın belasını" ajandasıydı.
Koca