1000Kitap Logosu
Dokunmadan

Dokunmadan

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

320 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 9 sa. 4 dk.
Adı
Dokunmadan
Basım
Türkçe · Türkiye · Hep Kitap · Mart 2017 · Karton kapak · 9786051920429
Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek... Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. Dokunmadan, kahramanın hayatı sorguladığı, değişimi yaşadığı ve belki de aşka rastladığı sürükleyici bir yolculuğa davet ediyor okuru.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 86.3
Erkek
% 13.7
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

Kapak Kızı
Okuyacaklarıma Ekle
Osman
Okuyacaklarıma Ekle
Yeşil Peri Gecesi
Okuyacaklarıma Ekle
Aziz Bey Hadisesi
Okuyacaklarıma Ekle
Suzan Defter
Okuyacaklarıma Ekle
Sarıyaz
Okuyacaklarıma Ekle
Asılacak Kadın
Okuyacaklarıma Ekle
Nohut Oda
Okuyacaklarıma Ekle
Koleksiyoncu
Okuyacaklarıma Ekle
Dünya Ağrısı
Okuyacaklarıma Ekle
Günler Aylar Yıllar
Okuyacaklarıma Ekle
Büyücü
Okuyacaklarıma Ekle
8.6
10 üzerinden
1.310 Puan · 277 İnceleme
320 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı. Siz geniş zamanlar umuyordunuz Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. Yılların telâşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi. Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı, Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı.... Evet, erteledik...Önce çocuklarımızın başını okşamayı, onlara vakit ayırmayı, sevgimizi sonuna kadar göstermeyi, erteledik.. Sevgisiz, mutsuz, ruhsuz, hayali arkadaşlar ile konuşan onlarla paylaşan, herkese boş gözlerle bakan duygusuz çocuklar yetiştirmeye başladık. Annemizi, babamızı, eşimizi, dostumuzu erteledik...Önce bayramdaaan bayrama ziyaret sonra onlarda bitti yılda bir görsek yeter, dedik. Merhabalarımızı, günaydınlarımızı, nasılsınlarımızı erteledik... Ahhhh ! Nasıl da çok nasıl da bitmeyen işlerimiz vardı. Telâşların koşturmacanın içinde bi' baktık ki hayatımızı erteledik.. Şu her şeye yetişme telâşı içinde ne çok şeyi kaçırdık. Kendimizi ve sevdiklerimizi nasıl da yarım bıraktık. Hayat kelimesinin sözlük anlamını değiştirdik. Artık " Hayat = Keşke daha önce yapsaydım, gitseydim, sevseydim, söyleseydim..." bizim için. Gidenin ardından hep bi' bitmeyen pişmanlık... " İnsan kendini sevmeyi bilmeyince, başkalarınca sevilebileceğine de ihtimal veremiyor işte. " dedi Adalet. Mutluluğun anahtarı dediğim kelimeyi ne güzel yorumladı. " Kendini sev, özüne değer ver."derim hep çünkü insan kendini sevince kimseden bir beklentisi olmuyor ve beklenti yoksa mutsuzluk size uğramıyor. Sürekli bir anlam arayışı içindeydi Adalet. Onunla birlikte mutlu oldum onunla mutsuz. Kurgunun içinde bir yerlere sıkıştırdım kendimi hikâyeye dahil oldum sardım sarmaladım Adaleti, ben yanındayım ben seni seviyorum,dedim. O görmedi ama ben ona DOKUNDUM. Bütün sayfaların altını çizmek istedim. Bütün satırlarda tanıdık bir his, tanıdık bir yüz, tanıdık bir ses tuttu yüreğimden... Sonra o kadar yoğun o kadar anlamlı mesajlar vardı ki " Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. " diyen bir toplum olduk... Olmayın ! dedi yazar. Her türlü pisliğe şahit olup (taciz, şiddet, her türlü ahlaksızlık haksızlık) ben görmedim duymadımcı, suya sabuna "DOKUNMADAN" yaşayanlardan, susanlardan, korkanlardan, ezilenlerden, bilmiyorumculardan olmayın, diye bas bas bağırdı Nermin Yıldırım. Velhasıl demem o ki ; Birilerinin hayatına dokunun, duygularına dokunun, varlığına dokunun, hayatı ertelemeden anın tadını çıkara çıkara hissederek yaşayın.. Çünkü yaşayabileceğimiz başka bir hayat yok... Ve bu satırları çerçeveleyip kalbime astım; " Mucizelerin bile inanacak birine ihtiyacı yok mu? "
Dokunmadan
8.6/10 · 3.189 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Selam herkese, Masumiyetinizi kaybettiğiniz, işlediğiniz ilk suçu hatırlıyor musunuz? Ben de düşündüm bunu. Aklıma bir sürü anı geldi, ben doğuştan azılı bir suçluymuşum meğer :) Daha benim hatırlamadığım yaşlarda, misafirliğe gittiğimizde evdeki beğendiğim tespihleri alıp annemin çantasına atarmışım. Kendimi savunmak için demiyorum ama bence masum ve tatlı bir hareket :) O zaman kimse her beğendiğim şeye bu kadar kolay ulaşamayacağımı söylememiş tabi. Çocuk aklı basit çalışır: Beğendiysen senindir. Bakkaldan annem için sakız aşırmalarımı da saymıyorum çünkü haklı sebeplerim var. Birincisi sakızlar alabileceğim hizaya konmuştu ve kimse onları parayla almam gerektiğini söylememişti, bedava sanıyordum :) İkincisi kendim için değil annemi mutlu etmek için yaptığım bir eylem olduğu için bence özünde hala masumiyeti barındırıyordu. İlerleyen zamanlarda arkadaşlarıma bir şeyler ısmarlamak için evden para aşırmalarım da yine bu masumiyeti ve iyi niyeti barındırıyordu. Bu yaşlardaki çocuklar yaptıklarının hırsızlık olduğunu bilmezler sadece dürtüsel hareket ederler. Ben de hep birilerini memnun etmeye çalışan küçük bir kız çocuğuy(d)um. Masumiyetimi kaybedip ilk işlediğim suçu düşününce, aklıma 5 yaşlarındayken hayal meyal hatırladığım bu anı geldi: Mahalleden kim olduğunu bile hatırlamadığım bir arkadaşımla duvara yaslı duran demir kepenklere tırmanma oyunu oynuyoruz. Arkadaşım tırmanırken birden kepenkle birlikte geri düşüyor ve kepengin altında kalıyor. Tabi avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor ve annelerimiz cama çıkıyor. Çocuğunu o halde gören annesi bana bağırıyor "Koş yardım et!" diye. Ama ben koşmuyorum. Yardım etmiyorum. O anki çocuk aklımla ne düşünerek böyle yaptım bilmiyorum ama gidip de o kepengi kaldırmamıştım. Arkadaşımı kıskanıyor muydum, bir hareketine mi kızmıştım, korkmuş muydum bilmiyorum ama bu benim bilerek yaptığım ve kendimi suçlu hissettiğim ilk anımdı. Hala her hatırladığımda hissettiğim bu suçluluk duygusunu sonraki zamanlarda da sıkça yaşadım ve "Neden o anda gerekeni yapmadım?" diye kendimi suçladığım zamanlar çok oldu, hala oluyor. İtiraf etmeliyim ki başlarken kitabın beni bu kadar etkileyeceğini düşünmemiştim. Hatta kitabın sonuna, Sadi Seber'in mektup kısmına gelene kadar da bana vasat bir romantik komedi/dram filmi tadı vermişti. Yazarın kullandığı edebi dil oldukça akıcıydı evet ama halk ağzından, yer yer argodan oluştuğu için ve bazı yerlerde kamyon arkası denebilecek kıvamda özlü sözler barındırdığı için bana göre kitabı basitleştirmişti. Ancak kitabı, konusu ve karakterlerin ruh halleriyle bir bütün olarak ele alınca bu üsluba alıştım ama yine de bana hitap ettiğini düşünmüyorum. 1 puanı da oradan kırdım :) Bir kitap bende yoğun duygular hissettirirse inceleme yazmaya kalkışıyorum. Bu yüzden kitabın içeriğinden değil bana hissettirdiklerinden bahsetmek daha doğru olur. Hani bazı kitapları okuduktan sonra içinize bir şeyler oturur ya, kitabı bitirdikten sonra benim de içime bir yumru oturdu. Başka bir zaman okusam bu kadar etkilemeyecekti belki ama umuda, güzel bir şeylere tutunma ihtiyacı hissettiğim bu günlerde, bu kitap beni taa yukarılara çıkarıp aşağı bırakmış gibi hissettim. Bıktık yav bir değişiklik olsun, tamam hadi her şey güzel olacak derken bir anda duvara toslamış gibi hissettim. Bir çocuğun anne-babasından göremediği sevgi eksikliğinin; yetişkinlikte karakterine zararlar verdiğini, çekingenlik, içe kapanıklık, suçluluk, güvensizlik, bağlanma korkusu vs. gibi bütün hayatını etkileyen psikolojik sorunlara yol açtığını güzel bir şekilde yansıtmış yazar. Ölümcül bir hastalıktan kurtulup hayata yeni bir sayfa açmak isteyen Adalet'in, çocukluğunda işlediği ilk suçu hatırlayıp bundan pişmanlık duyması ve bu suçu telafi etmek için yollara düşmesini konu alan, yer yer toplumsal sorunlara da dokunan bir romandı. Ben kitaplarda genellikle arka planda kalmış ve çoğunlukla erkek karakterlerle daha fazla empati kuruyorum. Her hikâyede de mutlaka bir yanan oluyor :) Bu hikâyede yanan da Sadi Seber oldu. Bütün içtenliğimle üzüldüm ona ve kitabın sonunda da bu karakterin geçiştirildiğini düşündüm bilmem diğer okuyucu arkadaşlar nasıl düşünür? Duygusal bir ponçik olmak isteyenler için güzel kitap, sürükleyici, çabuk okunuyor. Okuyacaklara iyi okumalar dilerim, geri kalan yarışmacı arkadaşlara da başarılar dilerim. Hoşçakalın
Dokunmadan
8.6/10 · 3.189 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
6 günde
·
4/10 puan
Kitaba yapılan yorumlardan çok etkilenmiştim doğrusu. O hevesle okumaya başladım fakat bir türlü sarmadı hep zorla okudum, bitsin diye okudum da okudum ; fakat sonu güzeldi. Son 50 sayfasını beğendim diyebilirim . Belki de yorumlardan etkilenerek çok büyük beklenti içine girdim bilmiyorum. Başkahramanımız Adalet. Onun hastalığından sonra kafasına takıldığı, içi içini gediği ; çocukken kalbini kırdığı Mahsun’u bulmak istemesiyle hikaye başlıyor ve uzun bir yolculuğa çıkıyor Adalet. O yolculukta olan olay dizilerini bize aktarıyor . Bir de Hülya’mız var tabi :) Kitabın dili pek benim hoşuma gitmedi, çok vasat geldi. Size keyifli okumalar diliyorum .
Dokunmadan
8.6/10 · 3.189 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
15 günde
·
9/10 puan
Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım.
• Kitabı az önce bitirdim ve şuan çok şaşkınım. O kadar şaşkın ve heyecanlıyım ki duygularımı direkt sizlere aktarmak istiyorum. Kitap beni çok şaşırttı. Sağ gösterip sürekli sol vurdu ve bu durum ilgi çekici gelmeye başladı. En azından benim için. Kitaba başlarken heyecanlıydım çünkü bu kitabı yanlış hatırlamıyorsam 7 veya 8. Sınıfta okumaya çalışmıştım ve ilk beş sayfasından sonra devam edememiştim çünkü dili ağır gelmişti. Daha sonra tekrar okumaya hiç çalışmamıştım. Aradan o kadar zaman geçtikten sonra ablamın da tavsiyesi üzerine tekrar bir okuyayım dedim. Açık olmak gerekirse kitabı okumaya başlarken fazla bir albenisi yoktu. Hoşuma gitmedi diyemem ama çok sürükleyici de değildi. Okuduğum zaman devamı geliyordu fakat bırakıp tekrar başlayacağım zaman pek okuyasım gelmiyordu. Belki de bu yüzden bu kadar uzun süre oyaladım kendimi. Ama şuan fark ediyorum ki kitabın asıl kısmı zaten ortalarıymış. Kitap sürekli düşündürten, insani duyguları ve sorumluluklarımızı sorgulatan güzel bir kitap. Karakterle birlikte yeni şeyleri bende keşfediyordum ve açıkçası baş kahraman gibi bilmediğim yaraları ortaya çıkartıp aynı zamanda iyileştiriyordum. Kitabın en can alıcı noktası ise sonuydu. Okurken hayretler içinde kaldım. Bir yandan mutlu olurken diğer yandan üzüldüm. Bu karmaşık duyguları aynı anda bana yaşatan bu kitabı ben gerçekten beğendim. Bunlar benim naçizane fikirlerim tabi ama sizler de bu kitaba bir şans verebilirsiniz diye düşünüyorum. “Dünya dedim, kuyuysa bile, ille de düşecek değiliz ya.” •
Dokunmadan
8.6/10 · 3.189 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
15 günde
·
Puan vermedi
İsmine tezat ruhunuza dokunacak bir kitap… Yazar sanki kelimeleri dans ettiriyor. Bu kadar sıradan konuları nasıl böyle derin ve etkileyici anlatabildiğini gözlemlemek gerçekten çok şaşırtıcı. Tarzına bayıldım doğrusu. Keyifle okuyun…
Dokunmadan
8.6/10 · 3.189 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.