İnsanın ruh hali dış koşullardan çok, içine aldıklarıyla şekillenir, insan kendi iç ikliminin sorumluluğunu taşır.
Gökyüzü, içine aldığı her şeyle kendi hava durumunu belirler. Bir damla nem buluta dönüşür, küçük bir esinti fırtınayı çağırır. Göğün genişliğinde hiçbir şey kendiliğinden olmuyor, her hava, görünmeyen bir birikimin sonucudur. Aslında insanın iç dünyası da bundan farklı değildir. Dışarıdan aldığımız her söz, her bakış, her hayal kırıklığı ve her umut, içimizde kendi iklimini kurar.
Bazen bir başkasının söylediği masum bir cümle rüzgar olup içimizi üşütür. Bazen küçücük bir iyilik, güneş ışığı gibi içimizde açar, günümüzü ısıtır. Biriken duygular, farkına varmasak da içimizde kendi hava raporunu hazırlamaktadır. Dışarısı ne kadar berrak olursa olsun, içimizde yağmur varsa ıslanırız, dışarısı ne kadar karanlık olursa olsun, içimizde güneş varsa yolumuzu buluruz.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, hava durumunun dışarıda değiştiğine inanmasıdır. Oysa asıl değişim, içimizde aldıklarımızda saklıdır. Göğün iklimi bulutla, rüzgarla, ışıkla kuruluyorsa, ruhun iklimi de hatıralarla, sözlerle, acılarla ve sevinçlerle şekillenir. Her birimiz kendi iç meteorolojimizin hem tanığı hem de failiyiz.
İçimize neyi kabul ettiğimize dikkat etmeliyiz. Çünkü gökyüzü yanlış bir akımı içeri aldığında fırtınayı yaşamak kaçınılmazdır. İnsan da öyle… Yanlış bir kelimeyi içimize indirgemek, bazen bütün günümüzü, hatta bütün hayatımızı karartabilir. Aynı şekilde küçük bir iyilik, içimizde yıllar sürecek bir baharı başlatabilir.
Sonuçta herkes kendi göğünün altında yaşıyor Dışarıdan bakan biri sadece havayı görür, ama gerçek iklim, insanın içinde saklıdır. Gözle okumak, kulakla dinlemek zihnin ve gönlün meteorolojisindeki insanın en büyük sorumluluğu, iç göğünü tanımayı