1000Kitap Logosu
İyi Aile Yoktur
İyi Aile Yoktur
İyi Aile Yoktur

İyi Aile Yoktur

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.4
916 Kişi
2.615
Okunma
919
Beğeni
17,6bin
Gösterim
288 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 8 sa. 10 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İthaki Yayınları · 21 Eylül 2018 · Karton kapak · 9786053758488
İyi aile yoktur. Ya da paradoks şu ki iyi aile, "İyi aile yoktur" düsturuyla hareket edebilen ailedir. İnsanlar çocuk sahibi olduğunda farkında olmadan kendi çocukluğuna dair hisleri yaşar. Çocuğumuzla ilişkimiz, anne-babamızla ilişkimizin devamıdır. Çocuğumuzla doğru bağ kurma, kendi çocukluğumuzu ve içimizdeki çocuğu tamir etmekle olur. Her insanın içinde anne, baba, çocuk vardır ve güçlü psikoloji aslında, içimizdeki çocuğun güçlü olduğu, saygı gördüğü psikolojidir. İyi Aile Yoktur sadece anne-babalar değil, çocukluk geçirmiş ve kendisini daha iyi anlamak isteyen her yaşta insan için yazıldı. Bu kitabın sunduğu farklı bakış açısıyla, neden acı çektiğimiz, sevilmeyi neden isteyip sevgiyi kaybettiğimizde neden üzüldüğümüz, işlerimizi neden ertelediğimiz gibi kendimize dair birçok şeyin altındaki nedeni yepyeni bir gözle, şaşkınlıkla keşfedeceksiniz. İngiltere’de Essex Üniversitesi’nde Psikanaliz yüksek lisansı yapan, Avrupa ve Amerika’da psikoloji alanında konferanslarda tebliğler sunan ve çocukluk atölyeleriyle ebeveynlerle buluşan Nihan Kaya, yıllarca süren çalışmalarını bu kitapta derliyor.
4 mağazanın 4 ürününün ortalama fiyatı: ₺21,39
8.4
10 üzerinden
916 Puan · 252 İnceleme
Sibel
İyi Aile Yoktur'u inceledi.
300 syf.
·
23 günde
·
9/10 puan
"Çocukluk cehennemdir."
Bir kitaba koyulabilecek iddialı bir isim: “İyi aile yoktur.” Okuyunca, kitabın ismine hak veriyorsunuz. Sadece ebeveynlerin değil, herkesin okuması gereken bir kitap. Bir çocuğa en büyük yaraları en yakınındakiler açsa bile hepimiz bir şekilde çocuklarla muhatap oluyoruz ve minicik bir davranışımız o çocuklarda büyük etkiler yaratabiliyor. Bundan da önce kendi çocukluğumuzu ve travmalarımızı irdelemek adına da oldukça doyurucu bir kitap. Kitabın büyük çoğunluğunda Alice Miller’in alıntılarına yer verilmiş ve son bölümlerde tekrarlara düşülmüş ama bu durum beni hiç rahatsız etmedi çünkü edebi kaygılar gütmeden kitaptan almak istediğim bilgiler beni ziyadesiyle tatmin etti. Kitabı okumaya başladıktan birkaç gün sonra anne olan bir iki arkadaşımla kitabı paylaşıp, okumaları için öneride bulundum. Aradan iki hafta geçti ve okumaya başlayıp başlamadıklarını sorduğumda aldığım yanıtlar beni üzdü. Hepsinin yapacak bir işi, gezilecek yerleri, çocukları ve farklı farklı meşguliyetleri ve yoğunlukları vardı ama çocukları ile ilişkilerine faydalı olabilecek bir kitabı okumaya vakitleri yoktu. Onları asla yargılamıyorum ama anne ve baba olmanın bu kadar hafife alınmasına da üzülüyorum. Bir çok ebeveyn çocukları kendisi için yapıyor. Kendi içgüdülerini tatmin etmek, yalnız kalmamak ve hatta ne yazık ki yıkılmaya yüz tutmuş bir aileyi kurtarmak için bile çocuk isteyen insanlar çok fazla. Benden yaşça büyük çevremden kiminle konuşsam iki dakika geçmeden söylenen şeyler üç aşağı beş yukarı aynı: “Evlen, çocuğun olsun, yaşlandığında yanında kim olacak?” Sadece yalnız kalmamak için dünyaya getirilen bir çocuk, bencillik değil de nedir? “(...) İlginç bir tezat vardır ki "Çocuksuz olmaz!" diye ısrar eden bu insanlar çocuğun ruhundan en az anlayanlardır, bir çocuk doğduğu zaman ona en çok zarar verenlerdir.” Benden yedi sene sonra doğan kardeşim, “Çocuklar büyüdü, çocuk sevmek istiyorum.” cümlesi ile dünyaya gelmiş. Bu kitabı o zaman okumuş olsaydım, babama şu cümleleri okumak isterdim: “Çocuk, bir oyuncak ya da kedi yavrusu değildir; potansiyellerini geliştirmesi için büyük miktarda sevgi, ilgi, bakım isteyen bir ihtiyaçlar yumağıdır. Buna hazır olmayan insanlar, çocuk yapmamalıdır.” Ben de tam o yaşlarda “Anne, babam bizi sevmiyor mu?” diye sorguluyordum ve annemden aldığım yanıt hep aynıydı: “Baban sizi içten seviyor.” Hiçbir zaman anlayamadım nasıl içten seviliyor. Kız çocuklarının babası ile ilişkisinden hep olumlu bahsedilir ama ben onu da hiç bilemedim. Hala bu yaşımda bazen bundan şikayet ettiğimde, “Hala mı?” deniliyor, “Evet, hala” diyorum. Leon Bloy’un dediği gibi: "Acı, geçer; ama acı çekmiş olduğumuz gerçeği, hep bizimle kalır." Çocuklukta hissedilen eksikliklerin yerini hiçbir şey doldurmuyor. “Çocukken sevildiğini hisseden kişi, dünyada hiç kimse onu sevmese de bundan yaralanmaz ve artık yetişkin olarak kimsenin sevgisine, onayına ihtiyacı olmadığını bilir.” Kitaba göre ise, çocukluktaki travmaların atlatılmasının yolu “affetmekten” geçiyor. Çoğu terapist de aynı şeyi söyler ama kitapta değinilen “affetme” konusu biraz farklı işleniyor. Kitaba göre; bir yetişkin “affettim” dediğinde bu içselleştirilmiş bir “affetme” olmuyor. Gerçek bir affetme, suçladığımız insanların hatasını kabul etmesi ile oluyor. Yazar, ebeveynlerin “Biz ne yapalım, bizim de anne babamız şöyleydi” gibi söylemlerini ise asla kabul etmiyor. Ebeveynlerin bu tutumları genellikle samimi olmayıp hatalarını örtbas etmeye yönelik oluyor. Kitapta bir çok konu ayrıntılı olarak ele alınmış ve örneklerle desteklenmiş. Bunların hepsini tek tek açarak bir özet çıkaracak değilim ama etkilendiğim birkaç kısma alıntılarla birlikte değineceğim. Her canlıda olduğu gibi bir çocuğun sevgiye ihtiyacı var. Bir bebeğin farkındalıklarının gelişmediğini sandığımız o dönemde bile bu sevgiye ihtiyaç duyuyorlar. Kitapta örnek verilmiş şu acı deneye bakar mısınız: “1944 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde 20 yeni doğmuş bebek, sadece fizyolojik ihtiyaçlarının karşılandığı bir deneye tabi tutuldular. Teslim edildikleri bakıcılar deney talimatlarınca bu bebeklere sadece onları doyurmak, yıkamak ve bezlerini değiştirmek için yaklaşacak ve bunlar dışında hiçbir şey yapmayacaklardı. Bakıcılara bu işleri yaparken dahi mecbur kalmadıkları müddetçe bebeklere hiç bakmamaları ve dokunmamaları, onlarla asla iletişim kurmamaları söylendi. Bebeklere duygudan arındırılmış makineler gibi yaklaşıldığı halde tüm fiziksel ihtiyaçlarına azami kertede özen gösterildi. Ayrıca, ortam hep steril tutuldu. Dört ay sonra, bebeklerin yarıdan fazlası çoktan ölmüştü.” Bir çocuk her koşulda anne babasını seviyor, eğer bir sevgi kıyaslaması yapılacaksa yazara göre asıl çocuk anne babasına salt bir sevgi ile bağlı. Annesinden dayak yiyip yine annesine sığınan çocukları düşünün. Her türlü şiddeti sineye çekip, “annemdir, babamdır” diyen evlatları… Yazara göre anne ve babalık yıkılması gereken bir tabu. Bize öğretilen her şeye ama her şeye rağmen anne babamıza saygı duymamız ve onları sevmemizdir. Bu tabu, ilahi dinlerle de desteklenerek yıkılamaz bir hale getirilmiştir. Örneğin on emirden biri olan şu cümle gibi: “Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RAB‘bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.” Veya “anne babaya öf bile demeyin” hadisi gibi. Anne ve baba kendi yaşamında eksik kalanları çocuklarının tamamlamasını bekliyorlar. Mesela doktor olmak isteyip, olamayan bir anne çocuğunun doktor olmasını isteyebilir. Bunu anneye sorduğumuzda, çocuğun iyiliği için olduğunu söyler. Yine yazara göre ebeveynin çocuğu için istemesi gereken şey onun iyiliği değil, mutluluğudur. “İnsanın kendisi olmasına izin ve imkân barındırmayan aidiyetler gerçek aidiyetler değildir, sömürüdür. "İyi eş", "iyi evlat", "iyi anne/baba", "iyi vatandaş" tanımı altında bize öğretilenler, "iyi eş", "iyi evlat", "iyi anne/baba", "iyi vatandaş" olduğunu zannederken kendisini içten içe mutsuz ettiğini bilmediği çıkmaza sokan, bunun bedelini başta kendi çocukları olmak üzere etrafındaki herkese ödettiğinin farkında olmayan bireyler meydana getirir.” Yazara göre doğan her çocuk aslında sağlıklıdır. Davranış ve tutumlarımızla onları biz hasta ederiz. Onların hayal güçlerini, her şeyi sorgulamalarını tabularımızla biz öldürürüz. “Hep söylediğim gibi, problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır. Çocuğu "problemli" diye işaret ederek psikoterapiste getiren yahut gönderen kim ise problemin kaynağı da başta o, sonra, hiç sorgulamadan ona inanan kişilerdir.” Benim anladığım ve konunun özü olan şey şu ki: Bir yetişkin bireye nasıl davranıyorsak, nasıl saygı duyuyor isek ve nasıl onun duygularını anlıyorsak bir çocuğa da öyle davranmalıyız. Ona ayrı sofra açmamak, aynı masada yemek yemek, onu dinlemek, onun hislerini anlamaya çalışmak bizden bir şey eksiltmez ama ona kendini değerli hissettirir ve sağlıklı iletişim yoluyla sağlam bağlar kurulur. Yakın bir zamanda eve gelen misafirin beş yaşlarında bir erkek çocuğu vardı. Tam olarak bahsettiğim yaklaşımı ona gösterdim ve davranışlarından bunun hoşuna gittiği anlaşılıyordu. Babaannesi birden çocuğu şikayet etmeye başladı ve hala biberon kullandığını söyledi. Yanına oturup, biberon kullandığı için dişlerinin daha çabuk çürüyebileceğini anlattım. Bunu çok ciddiye alıp biberonu bırakacağını hiç düşünmemiştim ama sonra öğrendim ki babaannesi ısrar etmesine rağmen bir daha biberon kullanmamış. Ailesinin baskıcı tutumu işe yaramadı ama ben onu ciddiye aldığım için o da beni ciddiye almıştı. “Senin karşında çocuk yok.” diye dilimize yerleşmiş bu basit söylemin bile aslında çocuğa bir hakaret olduğu ifade ediliyor. Bu kitap gerçekleri bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Nihan Kaya şu açıklamalarla kitabına son vermiş: “Bir çığlık olan bu kitap, dilsizleştirilmiş, ağzı bantla kapatılmış çocuğun yardım çığlığı; duyulmak için çırpınan, başka derdi olmayan bir çığlık; anne babalara bağıran bir çığlık değil, ya da onları hizaya getirme mercii değil. Eğer bir çocuğun neden ve nasıl dilsizleştirildiğini okura bir parça olsun duyurabiliyorsam, çocuğu anlatabilmek konusunda içimdeki şu çocuk dilsizliğini de aşabilmişim demektir.” Ben de şu alıntı ile incelememi sonlandırıyorum: “Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Onlar kendi yolunu izleyen hayatın oğulları ve kızları.” Onlar bizden çok şey beklemiyor, sevilmek ve anlaşılmak dışında. Herkesin şiddetle okumasını öneririm. Ayrıca alıntıları ile dikkatimi cezbedip bu kitabı okumama vesile olan Sıfır Virgül Beş'e çok teşekkür ediyor bu güzel incelemesini de buraya bırakıyorum: #131742634
İyi Aile Yoktur
8.4/10
· 2.615 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
15
146
Sıfır Virgül Beş
İyi Aile Yoktur'u inceledi.
300 syf.
·
11 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Tabuları Yıkmak
Herkese merhaba. Kurgu dışına nadiren çıkabilen ve bu tarz kitapları diğerlerinden daha yavaş ve daha zor okuyabilen biriyim. Ancak okuduğum son dört kitaptan üçü bu şekilde oldu ve ben bunlar arasında en etkileyici, en sarsıcı bulduğum -belki de ben bu tarz kitaplara alışık olmadığım için bana üst düzey geliyor- üslup olarak da en beğendiğim; hepsinden ziyade kendime ve çevreme en yakın bulduğum kitabı incelemek, daha doğrusu tanıtmak istiyorum. Detaylara girmeden önce ebeveyn, öğretmen olan/olacak olan herkesin, bilhassa da psikoloji/psikiyatri alanlarında ilerleyecek olan; bundan ziyade kendisini ya da çevresindekileri -çocuğunu, öğrencisini, anne babasını- sorunlu bulan herkesin okuması gerektiğini düşünüyor, okumanızı tavsiye ediyorum. Kitap; dört ana bölüm, bir mektup, kitap tavsiyeleri ve dipnotlar bölümünden oluşuyor. Yazar Nihan Kaya, geçmişinde Alice Miller eserleri üzerinde çalışmalar yapmış ve kitabında da Alice Miller’dan, Thom Hartmann’dan ve Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından bol bol alıntılar yaparak tespitlerini güçlendirmiş. Hemen bütün bölümlerde üzerinde en fazla durulan iddia ve söylem; ebeveynlerin, çocukları için yapmak zorunda olduklarını yapmasının onları iyi yapmayacağı, anne-babanın bilerek ya da bilmeyerek çocuğa yaptığı kötülüklerin/sınırlandırmaların/istismarların hiçbir gerekçeyle (özellikle de “senin iyiliğin için yaptık” ifadesiyle) kabul edilemeyeceği, iyilik kisvesine gizlenemeyeceğidir. Ayrıca annelik-babalık görevlerinin kutsallaştırılmasının; çocuğu en fazla istismar eden, onun hakkını en fazla yok eden, onu en fazla yaralayan unsurların kökeninde yattığı somut örneklerle gösterilmeye çalışılmış. İlk bölümde çocuğu tanımanın, sevmenin ve ona gereken ilgiyi göstermenin, maddi ihtiyaçları gidermekten daha önemli olduğu üzerinde durmuş Nihan Kaya. Bu bölümde “Saygı, fedakârlık, öz güven, çocuğu birey olarak kabul etme, anne babaların hatalı olup olmaması, depresyon nedenleri” gibi konularda çok yerinde olan ulusal ve evrensel tespitler yapıldığını düşünüyorum. Bölümde en çok dikkat çeken şeylerden biri çocukların ilgi ve sevgi ihtiyacına yönelik yapılan bir deneydi. Merak edenler için: #130917333 Eğitimin ortaya çıkış nedenleri üzerinde başlayan ikinci bölümde okul ve öğretmen figürleri, müfredat gibi kavramların çocukların yeteneklerini, meraklarını, bireysel farklılıklarını ve devrimci ruhu yok edip öğrencileri itaatkâr birer köle haline getirme amacı bizlere aktarılmış. Bunun yanında anne-babanın her zaman suçsuz, çocuğun her zaman suçlu görüldüğü anlayışının çocuk istismarlarını artırdığı savında bulunulmuş; toplumun da anne-babayı yüceleştirerek çocukta “kendini her zaman haksız görme” hissi yarattığı farklı örneklerle ortaya konulmuş. Üçüncü bölümdeki en önemli noktalar “sen bizim elimizde büyüdün, altını ben temizledim, saçımı süpürge ettim” gibi ifadelerle çocuklar üzerinde hak sahibi olmanın yanlışları, çocukların yanında bir şeyleri konuşmak/konuşmamak gibi kararların önemi, çocukları “kurban” etmemizin onların hayatındaki etkisiydi. Çocukların öfkelerini, küskünlüklerini engellemenin çocuğa vereceği zararlar örneklerle detaylandırılmış. Dördüncü bölümde günah keçilerinin hep çocuklar görülmesi, suçsuz olsalar bile çocukların her zaman birilerini “affetmeye” zorlanmaları, “içine atma”nın sorunlara etkisi; toplumun, hukuki mercilerin, psikologların dahi suçluyu masumlaştırma ya da anne-babayı her daim kusursuz bulma çabaları gibi konular üzerinde durulmuş. Buradaki en önemli noktalardan biri ise “gösterilmesi gereken kişiye gösterilmeyen öfkenin topluma yöneltileceği” iddiasıdır ki Adolf Hitler örneği bu anlamda son derece çarpıcıydı. (Alice Miller, toplama kamplarında bulunan biri olarak Hitler’i daha doğru tanıyabilen birisi, bu nedenle bu örneğin dikkat çekici olduğunu düşünüyorum.) Ayrıca kitlenin gözünde çocuğun ve ailenin yeri, çocukların değersizleştirilmesi gibi farkında olmadan ya da “yüce” bir amaç uğruna bilerek yapılan yanlışlar değerlendirilmiş. Kitaba yönelik olumlu ve olumsuz çok fazla eleştiri var; değinilen konuların her zaman güncelliğini koruyacak olması, çocuğu öne çıkarması yönleriyle olumlu bakılırken üslûbunun sertliği, Alice Miller’dan çok fazla alıntı yapılması, aynı konular etrafında çok fazla dolaşılması ise olumsuz değerlendirilmiş. Üslûbun sert bulunması alışık olduğumuz ve esiri olduğumuz düşünceleri yıkma çabası nedeniyle düşünülmüş olabilir. Kaldı ki bu çabasında aşağılayıcı, küçük düşürücü bir dil kullandığını düşünmüyorum. Konunun toplumsal bir eksiklik olan “çocuğu önemsemek” olması ve ne yazık ki bu alanda insanlığın geri kalmış olması, yazarın kendi sesini bir “çığlık” ile duyurmasını gerekli kılmış. Ve çığlıklar bazı kişileri rahatsız edebilir, bu da normaldir. Ayrıca metinde “sen” dili yerine “ben” dilini tercih ederek suçlayıcı yerine onarıcı bir dil kullanmayı tercih etmiş yazarımız. Kitaba dair şahsi görüşüme değinecek olursam, zaman zaman kendime ve çevremdeki kişilere yönelik üzüldüğüm, şaşırdığım, kızdığım tespitler bulmak, bunların altında yatan sebepleri anlayabilmek, toplumsal sorunların nasıl olup da tek bir birey kaynaklı olabileceğini görebilmek açısından verimli bir kitap oldu benim için. Geçmişe dönüp baktığımda annemin bize karşı disiplinli, babamın ise çok rahat davrandığını görür; çevremdeki arkadaşların başarılarına bakıp “keşke babam çok otoriter olsaydı, daha iyi yerlere gelirdim.” dediğim olmuştur. Bunu hala diyenlerin de olduğuna eminim. Disiplini dışarıdan beklemenin sağlıksızlığını zamanla öğreniyor insan. Annem, babam, teyzem, eniştem, öğretmenim, dedem vs. benden daha deneyimli, ne derlerse doğrudur anlayışının sağlıksızlığını da zamanla, yaşayarak öğreniyoruz. Kitap, bana bunları ve daha fazlasını anlattı, eminim sizlere de anlatacağı bir şeyler vardır. Keyifli bir sohbet esnasında kitabı belirlediğimiz, okuma konusunda beni teşvik eden ve kendisini epeyce yavaşlatmama rağmen bana eşlik eden; bununla birlikte bu incelemeyi derleyip toplamamda, eksik gördüğüm noktaları görmemde destek sunan The Misanthrope’a çok teşekkür ediyorum. İncelemeyi Nihan Kaya’nın kendi kitabı için yazmış olduğu şu sözlerle bitirmek istiyorum: “Bir çığlık olan bu kitap, dilsizleştirilmiş, ağzı bantla kapatılmış çocuğun yardım çığlığı; duyulmak için çırpınan, başka derdi olmayan bir çığlık; anne-babalara bağıran bir çığlık değil ya da onları hizaya getirme mercii değil.” (s. 208) Keyifli okumalar!
İyi Aile Yoktur
8.4/10
· 2.615 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
16
163
Demet Elmas
İyi Aile Yoktur'u inceledi.
300 syf.
İyi Aile Masalı
İyi aile yoktur ya da paradoks şu ki iyi aile, "İyi aile yoktur" düsturuyla hareket edebilen ailedir. Pek çok psikoloji kitabında, insanların psikoterapi seansına gittiklerinde, konu ailelerine gelince "mutlu ve iyi bir ailem vardı ve çocukluğum da mutlu geçti." dediklerini okumuşumdur. Geçmişte de insanların çocukluklarından ilk bahsettiklerinde, mutlu bir çocukluk geçirdiklerini söylediklerine şahit olmuş, sonradan, zamanla işin aslı ortaya çıkmıştır. Birey ailenin, aile toplumun temelidir. Bir toplum hasta ise aile nasıl hasta olmasın değil mi? Ya da nasıl iyi olabilir böyle bir toplumsal atmosferde aileler? İnsanlar çocukluklarında yaşamlarını sürdürebilmek için kendilerini ikna ettikleri, aslında mutlu olmayan ama dışarıya karşı, topluma karşı çizilen "mutlu aile tablosu"na kendilerini öyle inandırmışlardır ki, yetişkin olduklarında dahi bu illüzyondan kurtulmaları, terapi süreçlerinin işleyişi güçleşir. Dolayısıyla, böyle bir nostalji yaratıp buna sarılmak, topyekun insanların yaşamlarını güçleştirmektedir. Çünkü içeride hiçbir şekilde kişininin kendisinin de görmediği, dinlemediği, yok saymış olduğu bir hikaye tekerrür etmektedir. Hem içsel dünyada hem dışsal olarak olmaktadır bu. Bu sebepten insanın kendi hikayesini inkar etmeyi bırakıp bir an önce kabul etmesi ve kaybettiği çocukluğunun yasını tutması gerekmektedir. Kitap genel kapsamıyla bu konuları ele alıyor. Kitaptan bir kaç alıntı ile konu daha iyi anlaşılacaktır: "Çocuğun sadece olumlu duygularını kabul edip olumsuz duygularını yasaklamak, onda ömür boyu farkında olmadığı problemler olarak devam eder." "Çocuğun hislerini hiçe saymayı o kadar kanıksamış haldeyiz ki. Çocuk da hisleriyle bağ kuramadan, gerçek hislerinin ne olduğunu bile bilemeden, onları bastırmayı ve yok saymayı öğrenerek büyüyor." "Çünkü çocuğa büyüklerin haklı olduğunu, anneyi üzmenin çok kötü bir şey olduğunu, bir büyükten değil ama çocuktan geldiği takdirde anneyi üzebilecek herhangi bir davranışın sebebi ne olursa olsun suç olduğunu, zaten o sebeple bakmamayı, nedenlerini düşünmemeyi, kendisini savunmamayı öğretmiştik." Hiçbir şeye hakkı olmadığını öğrenen bir çocuk nasıl bir yetişkin olacaktır? Pek çok şeye boyun eğen, kendini sürekli bastırdığı için tanıyamayan bir yetişkin. "Halbuki zayıf olan, korunmaya ihtiyacı olan, anne değil çocuktur. Annenin çektiği hiçbir eziyet çocuğa herhangi türde bir zarar vermesini meşru, mazur kılmaz, hafifletici neden sayılamaz." "Yaşımız ne kadar küçükse o kadar kırılgan, savunmasız, kalıcı yaralar almaya açığızdır; ve yaşımız küçüldükçe, yaşanan şeyi de artan bir şiddette duyarız." "Anne-babanın çocuğa verdiği zararı örtbas edebilmek için anne-babalık kurumsallaştırılmış ve kutsallaştırılmıştır. Aynı şey, kuşkusuz, para karşılığı yapılan herhangi bir işten farksız olan öğretmenlik için de geçerli." "Çocukluk bir cehennemdir." Neyse ki Nihan Kaya "Yeryüzünde kırgın bir çocuk kalmayana dek yazacağım." diyor kitaba başlarken. Çocukluk cehennemdir ve çocuğun dramını toplum o denli kanıksamıştır ki bu drama bu suça hemen hemen herkes ortak olur. Çocuk topluma kurban edilir. Kitabın bölüm başlıkları şu şekilde: Çocukluk bir cehennemdir Modern eğitimin tarihçesi, Doğumhaneler, anne ve bebeğin değil, doktorların iyiliği içindir Sevgi kendini sevdirme projesi midir? şeklinde konular ele alınmış. Kitapta kültürün çocuğu topluma nasıl kurban ettiği detaylarıyla anlatılıyor. Ebeveynler ve ebeveyn olmayan yetişkinler... herkese hitap eden bir kitap. Hem çocukluk yaralarımızı sarmak için hem de çocuklara mümkün mertebe yeni yaralar açmamak için... Hiçbir çocuk bu dramı yaşamayı haketmiyor, bu sebepten bence bu kitabı herkes okumalı. Keyifli keşifler dilerim.
İyi Aile Yoktur
8.4/10
· 2.615 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
48