Adı:
Sen
Baskı tarihi:
Nisan 2011
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732100
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tu
Çeviri:
Selim Temo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Sen
Tu
İnsanın dünya üzerinde "yalnız" kaldığı anlar vardır. Böylesi anlarda, içini dökebileceği tek varlık bazen sadece yolu oraya düşmüş bir böcektir. Yalnızlığın ve dışlanmışlığın acısı, sıradan bir böcek de olsa bir dinleyici bulduğunda hafifler mi?

"Sen", acılı, trajik bir yaşamdan, Doğu'nun renkleriyle bezenmiş pastoral bir manzara... Aynı insanın dününü ve bugününü iki farklı üslupla anlatan Uzun, bu ilk romanında insanın zor şartlar altında verdiği yaşam mücadelesini, dayanma gücünün sınırlarını ve Doğu insanının hayata bakış açısını bu manzaranın çerçevesi içine yerleştiriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
215 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Ahh Gülendam, ne güzel hayallerin vardı gelecekle ilgili. Haydar'la bir yuva düşlemiştin. Her ne kadar Haydar, "Ben devrimci oldum" dese de sen hayallerinden vazgeçmedin. Haydar da hayallerinden vazgeçmedi, her ne kadar abisi "Lan oğlum biz çalgıcıyız, çalgıcıdan komünist olur mu, devrimci olur mu?" dese bile. Ama hayat istediğimiz gibi gitmiyor. Ahh Gülendam "cuntanın gelişi olur da gidişi olmaz inşallah" dediğin bedduanın bile bir tebessümü vardı. Nereden bilecektin cuntayı karşılayacak olan ENTERNASYONAL MARŞI'nın Haydar'ın ölümüne, babanın işkence çekmesine sebep olacağını. Ortalığın savaş alanına çevrilmesine sebep olan enternasyonal marşının yıllar sonra TRT'de yayınlanacağını nerden bilecektin.

Memed Uzun' u Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık kitabı ile tanıdım. O, bir aşk romanıydı. Okurken hüzünlendiren bir aşk. Ama bu kitap çok farklı. Bize yıllarca üstü örtülen gerçekleri gösteriyor. Kitapta okuduğum bir kelime (CUNTA) beni Beynelmilel filmine götürdü. Okurken nasıl bir inceleme yazacağımı bile düşünmezken, BEYNELMİLEL filmiyle başlamak istedim.

Beynelmilel, sonunda ağlasak da bizi yer yer güldüren bir filmdi. Kitapta gülünecek bir cümleye rastlamadım maalesef. Kahramanımızın odasında bulunan bir şiir ve kitapla başlayan hapishane ve işkence günleri. Sadece kendi dilinde yazılan bir şiir için izi silinmeyecek acılar. Yıllarca yok sayılmış bir halkın içinden sadece birinin hikayesi. Bir de binlercesi var bunu yaşayanların. Okurken çekilen işkencelere yüreğim dayanmadı. Neyseki son bölümlerde yer verilmişti. Yoksa kitabı yarım bırakırdım.

"Sarayın uzunluğu altı adım, genişlik dört adımdı." Kahramanımız da bu hücrede volta atmaya çalışıyor ayakta durabilmek için. Yemek için getirilenler "bir tabak yeşil su, bir parça ekmek ve küçük bir kase suydu. Nasıl 24 saat yetecekti?" s. 189. Ölme, işkence çeke çeke öl diyorlar. İşkencenin de her türlüsünü yapıyorlar.

Diyeceksiniz ki okuduğun altı üstü bir kitaptı. Ne var bu kadar etkilenecek? Haklı olabilirsiniz. Sadece bir kurgu olsa belki bu kadar etkilenmezdim. Ama değildi. Yazılanlar hep yaşandı. İşkencede hastalanan, ölen, kaybolan insanlar hep oldu. 12 Eylül darbesini hiç unutmadık. Binlerce masum insanlara yaşattıklarını hiç unutmadık. Asla da unutmayacağız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi yüreğinizin yanmasını istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi kapağını kapattığınızda gözyaşlarına boğulmak istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, benim gibi okuduklarınızın size de ULUCANLAR'daki o küçücük hücreleri anımsatmasını istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, MAMAK ASKERİ CEZAEVİ'nde öldürülenleri anımsamak istemiyorsanız.

Bence bu kitabı okumayın, genç yaşında işkenceden ölmüş ALİ İSMAİL KORKMAZLARI unutmak istiyorsanız.

Okuduklarım bana acı verdi. Ee o zaman ne diye okudum? Öğrenmek için okudum. Siz okumayın, boş verin. Öğrenip ne yapacaksınız. Sadece canınız yanacak.

Tıpkı Beynelmilel filminde Enternasyonal Marşının yıllar sonra TRT'de yayınlanması gibi, kahramanın işkenceye maruz kaldığı o şiir ve o kitaplar da raflarda yerini aldı. Ama İşkencede ölen canlar geri gelmedi.

Yüreğiniz dayanıyorsa okuyun. Yine de siz bilirsiniz.

Yazarımız Mehmed Uzun'a değinmeden bitirmek istemiyorum incelememi. Yazar kendisini “Kürdüm, Türkiyeliyim, İsveçliyim, İskandinavım, evrenselim. Hem kutsal iki nehrin, Dicle ve Fırat’ın arasındaki çok kapalı bir bölgenin yerlisiyim, hem de dünya vatandaşıyım. Çünkü dünyanın kültürleri, ülkeleri ve dilleri boyunca yolculuk ediyorum.” diye tanıtıyor. Daha güzel bir tanıtım olamaz. Bunun üstüne diyecek bir söz bulamadım. Yazılarını kendi anadilinde yazmış hep, sonradan Türkçe'ye çevrilmiş. Aslını asla inkar etmemiş.

İŞKENCEDE ÖLEN YÜZLERCE KİŞİYE
SAYGI İLE
215 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Mehmed Uzun'un ilk romanı benim de yazarın ilk okuduğum kitabı oldu. Siteden bir arkadaş bu kitabı önermemişti, ama kitap evinde Sen'i bulduğum için, tereddüt etmeden aldım.

Kitapla ilgili okuduğum yorumlarda genelde ilk romanı olmasının da etkisiyle yazarın şu anda çok sevilmesinin sebebi olan üslûbunun burada çok da belirgin olmadığı söyleniyor; ancak ben şu haliyle bile oldukça güzel ve sade olduğunu düşünüyorum. Hiç de yeni yazmaya başlamış birisinin değil, yazmaya alışık, eli rahat bir yazarın kalemi bu, ve oldukça güzel.

Kitabı okurken beni rahatsız eden yerler oldu ve rahatsız olmaktan rahatsız oldum. 80 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi'nde tutuklu bulunan insanların yaşadığı zulümler üzerinden kürt mücadelesi veya hareketi hakkında bir çok şey söylüyor kitap. Kitapta düşmanlar denen insanlar askerler veya polisler değil, aslında Türkler gibi geldi bana. Bu anlamda önyargılı okuduğum yerler oldu. Buna rağmen eser ilerledikçe ve amca'nın da anlatıma dahil edilmesiyle, hikâyeye dahil edilme biçimi çok iyi olmasa da Kürtlerle ilgili verilen bilgiler ve eserin derdini bu yumuşak, edebi dille anlatışı etkilenmemeyi imkânsız kılıyor, Türk olarak değil, haksızlığa zulme uğramış insanları ve bir halkın hikâyelerinden bir tanesini okuyan bir insan olduğumuzu düşünerek sanki daha rahat bir bakış açısı yakalayabiliyoruz. Elbette artık benim, sizin, başkalarının ne düşündüğü veya neyi neleri talep ettiğinin çok ötelerine taşınmış durumlar söz konusu. Ancak buraya sınırlarını ve tarzını bizim belirlediğimiz biçimlerde, isimlerde, kimliklerde ait olmayı istemeyen, ve anlaşılan bu itiraz ve ait olmama hissi ülkenin kuruluşuna, belki daha öncelerine dayanan insanların ne şekillerde susturulduğu, işkence yapmanın bir devletin geleneklerinden olup olmadığı, bir ülkenin veya devlet geleneğinin emir veya yasaklarına uymayarak kendisi ve kendi doğası ve özü olmayı istemek gibi gerçekler kitabın başından sonuna dek önümüze konuyor ve aslında şaşırtmıyor tabi, çünkü meşrulaştırmak, oyalamak, göz boyamak yerine yazar Kürtler açısından günlük hayatlarının bir parçası olan şiddeti anlatırken, kendi adıma konuşarak söylersem kimlik sorunu yaşamamış, bu anlamda ezilmemiş ve ayrı bir dil yurdunda yaşayan- amca'nın söylediği gibi, kendilerinin en çok darbe aldıkları yer - bizim gibi insanlara uzaklarda yaşanan bir ızdırap hissi veren herşeyi şu ânımızın, şimdimizin bir parçası yapıyor... Bizim, oradan olmayanların bilmesi, kabul etmesinin dışında kendi yolunu yürüyen bir itirazın söz konusu olduğu, biz istemesek ve kabul etmesek de kendi kendisi olmaya yürüyen bir itiraz ve red olduğu açıkça görülüyor eserde yaşanan herşeyin, zulmün; zira kitaptaki politik kişiler, Amca olsun, hoca olsun ve anlatıcımız olsun, bu durumu, yani bir başkası ve o başkasının ismi değil sadece Kürt olma durumunu çok çok güzel ortaya koyuyor. Politik anlamlarda bilgim eksik olduğu için doğru tespitler yapamam, söyleyemem muhakkak, ama edebiyat anlamında bu derdi dile getirmesi, bu derdi taşıyanları hikâyeleştirmesi, bu kültürü hikâyeye yedirişi anlamında eserin oldukça iyi bir eser olduğunu, dilin ve üslûbun kimbilir ne kıvama, kıvamlara ulaştığını görmek için yazarın öteki kitaplarını da okumak istediğimi söylemem gerek. Kürt edebiyatı için Mehmed Uzun'un önemini hepimiz biliyoruz. Okumayı düşünenlere gönül rahatlığıyla öneriyorum Sen'i.
215 syf.
·8/10
Anısı güzel insana, Reşit' e...
Bu kitabın incelemesini sana mektup yazarcasına yapmak istedim ama normal mektuptan farklı olarak zarfa konup pullanmayacak ve görülmüştür mührü basılmayacak...

Bunca yıldır cezaevlerindeki işkencelerle ilgili kitap okumadım, film izlemedim, haber detaylarına bakmadım... Hep kaçtım insan onuruna yakışmayan, kainat yıkılıyormuş da insanlık altında kalıyormuşcasına ağır gelen bu suçu-"işkenceyi" tanımaktan... Ama konusunu bilseydim muhtemelen okumayacağım "Sen" romanı da cezaevlerindeki zulmü anlatıyor. Malesef seni de anlatıyor, seni hatırlatıyor. Ve senin gibi binlercesinin yüzkarası alınyazısını tarihe not düşüyor. Mehmed Uzun' un değeri artıyor gözümde, bu karanlığa ışık tutma cesaretine sahip olduğu için.

Viran Diyarbakır' ın "en büyük derdi özgürlük ve kendisi olarak yaşamaktır"
diyor yazar. 1980 darbesinden sonra Diyarbakır Askeri Cezaevi' nde yaşanananlar da anlatılıyor. "Kendi olmak neden suç?" diye sormadan edemiyor insan. Veya özgürlüğü elinden alınmış olmak yeterli değil mi ki bir de zulüm üstüne zulüm ekleniyor?

"Sen" diye hitap edilen kişinin adı geçmiyor kitapta. Bu yüzden bu kitabın kahramanı sensin ve senin gibi birçok mahkumdur.

Yıl 2019 olmuş ama seni de hücreye atmışlar dört duvarın kasveti yetmezmiş gibi daha da daraltmışlar o duvarları. Sen de kitaptaki kişi gibi suçunu bilmiyorsun. Hukuken yasal olan ama muhalif olunduğu için suç sayılan çifte standartlı..... Velhasıl "Hayvan Çiftliği" ni aratmayan güzel ülkemizde mahkumsun. Boyun eğmeyen kişiliğinden bir şey eksiltmemişsin. Tutuklanmadan önce bu kitabı okumuş olsaydın belki işine yarardı, belki de okuduğun halde yarayamamıştır bilemiyorum. Kemikleri korumak çok önemliymiş. Kemik ve eklemleri çok seviyor kitaptaki işkenceciler. Olacak iş mi senin yaptığın da burnundaki kemik yoğunluğunu bilmezmişsin gibi o uzun burnunu koruyamamışsın :) ama canını sıkma çıktığında estetik yaptırırız. Dalga geçmiyorum burnun da en az senin kadar değerli ama misilleme yapmak için bu fırsatı kaçıramazdım... :)

Romanı okudukça kahramanın yerine seni koydum ister istemez; neler yaptığını, ne yediğini, ne düşündüğünü, volta atarken tesbih sallayıp sallamadığını bile merak ettim...

Seninle ilgili yazacaksam Kürtçe olmasını isterdin biliyorum. "Tek Türkçe mektup yazdığım sensin Kürtçe öğrensen iyi olur" demiştin bana. Ama bunu rüyaları ve duaları bile Türkçe olan birine söylemiştin... Gelinen bu durumun nedeni açık degil mi? Bu kitabın ve yazıya dökülmeyen birçok yaşanmışlığın gösterdiği nedenler.

Yazdıkça yazabilirim ama bitirsem iyi olacak. Sana ve tüm siyasi rehinelere özgür ve aydınlık bir gelecek diliyorum.

Her şey iyi olsun...
215 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Siz hiç yalnız kaldınız mı? Şöyle etrafı dört duvarla çevrili bir hücrede yalnızlık. Tek etkileşiminiz sizi dayakla cennete ulaştıracağını söyleyip, konuşturmaya ama kendi duymak istediği cümleleri almak için konuşturmaya çalışan görevliler olan bir yalnızlık! Yaşamak için, umudu kaybetmemek için yapılacak bir şey var. Hani eskiler masallara başlarken yaptıkları girizgahta hatun böceğinden bahsederler ya, işte kahramanımızın en zor anındaki yoldaşı bu böcekçik olur. Hem kendisini yaşatmakta hem de hikayesini yaşatmakta ona yaşam kaynağı olur.
80 askeri darbesi sonrası Diyarbakır cezaevine düşen kahramanımızın hikayesini iki farklı bakış açısıyla anlatan Mehmed Uzun' un 'Sen' kitabı, yazarın ilk romanı olması, otobiyografik özellikleri anımsatması ve diğer romanlarına hazırlık adına güzel bir başlangıç olmasıyla önemli bir yere sahiptir, en azından benim için. Ayrıca yaşanılanları okudukça üslubu sayesinde yüreğimizde hissettiren eşsiz bir eser.
Yaşam mücadelesinin ne boyuta varacağını görmek için mutlaka okuyun.
215 syf.
·3 günde·Beğendi
İlk şu alıntıyla başlamak istiyorum..
Umut yaşamalı, kızgın güneşin altındaki süsenler gibi solmamalıydı. Her koşulda, her yerde ve her durumda asılolan umutlu olmaktı...


SEN yani orjinal ismi olan (TU) Mehmed Uzun"un İlk Yazdığı Bu Roman ve Biyografisidir.1980li Yıllarda yazdığı ilk eser.

İşkence sonrası atıldığı hücrede ninesinin masallarındaki böcek, hatun böceği çıkagelir. En kötü koşullarda bir tek onunla konuşabilir. Tek dinleyicisi odur. En çok acının olduğu anda çıkagelir geçmişte hikâyesini dinledikleri. En korktuğu anlardan birinde, karakolda, yaşlı kadının şarkısını işitmeye çalışır, çıkarabildiği tek tük kelimelerden bildiği bir ağıtı anımsamak ister. Annesinin öğütleri ya da stranlar gibi hapishanenin dışındaki dünyaya ait hatıralarını içeriye sokmak ister. Bu anlamda, Mehmet Uzun’un hapishanedeki direnişi işkence üzerinden değil kolektif bir hafıza ve egemenin yazdığı Tarih’in dışındaki, bu hafızadan beslenen tarihler üzerine kurduğunu söyleyebiliriz. Bu insanları birine bağlayan zeminin ne olduğu üzerine bir tartışmadır aynı zamanda. Sen’de bu bağ, ortak işkence deneyimi üzerinden kurulmaz. Bu anlamda Kürtler arasındaki bağ hapishaneden ve işkenceye uğrayan bedenin fiziksel deneyiminden değil özellikle sözlü kültürle ve dengbêjlikle taşınmış olan geçmiş üzerine kuruludur. Karakoldaki kadının varlığı da buna işaret eder.
mutlak okuyun güzel bir kitap
Mehmed Uzun okumak için çok sebep var iyi okumalar..
Biraz daha iyi anlaşılabilmek için incelememi bir kaç yerden destek aldım..
215 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Zulüm bizden ise ben bizden değilim... İnsanların dili,dini,ırkı veyahut düşüncesi sebebi ile zulme uğramasına her zaman karşı oldum. Nasıl ki bir elin parmakları bir değildir ve eğer siz bunları bir olması için zorlarsanız birçok parmağınızın kırılmasına neden olursunuz öyle de eğer zorla birşeyleri insanlara kabul ettirmeye çalışır iseniz aynı sonucu elde edersiniz.
Sen adlı eserde Diyarbakır Cezaevinde çokça duyduğumuz zulüm hikâyelerinden birine şahit oluyoruz. Bu tür eserleri okur iken bazı acı gerçekler ile yüzleşmek içimde derin yaralar bırakıyor. Kendimi suçlu hissediyor ve dahi yara alan,zulme uğrayan insanın acılarını yürekten hissediyorum. Onların yaralarını sarmak istiyorum ve çaresiz olmak daha da yüreğime dokunuyor. İlaçların acı olsa bile tedavi ettiği gibi bu eserlerde bu sayede bana insan olmayı biraz daha fazla öğretiyor.Okudukça ağlıyor, ağladıkça anlıyorum.
Ne kadar bilgi sahibi olur iseniz olun söyledikleriniz karşıdakinin anlayabileceği kadardır. Bu düşünce sadece bizlerin okuması yeterli değil. Lütfen hepimiz insanlara kitap okuması için mücadele edelim. Çünkü ancak bu şekilde kendimizi anlatabilecek ve onların anlayabilmesini sağlayabileceğiz.
Sizlere bu eseri ve tüm eserleri tavsiye ederim...
215 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
İnsanın dünya üzerinde "yalnız" kaldığı anlar vardır... Böylesi anlarda, içini dökebileceği tek varlık bazen sadece yolu oraya düşmüş bir böcektir
Yalnızlığın ve dışlanmışlığın acısı, sıradan bir böcek de olsa bir dinleyici bulduğunda hafifler mi?

"Sen", acılı trajik bir yaşamdan, Doğunun renkleriyle bezenmiş pastoral bir manzara...
234 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bawer bikin ez nizanim ji ku dere dest pê bikim.. pirtûk xilas lê di nava min da hê ji xilas nebûye.
Ev pirtûka di salan 1985 de, ji destê Mehmed Uzun hatî nivîsandin pirtûka ke gelekî xemgîne.
Gava mirov vê pirtûkê dixwinê, ji xwandine zêdetir wê jiyana di nav de bijî.
Zimanê wê pirr xweşe, ji zûve pirtûke kurdî ha lo xweş min nediti bûn yanê ji aliyê zimên vê ti meraq e wê ne be. Ye ku kurdî hinekî zanî be ez bawerim ku wê bi karibin bi kurdî bixwînin.
Em werin mijara wê...
Mijara wê di mene dile însanî de... Tu di nava pirtûkê de yî. Tu ledane di xwe, tu zilme dibine, tu di mine di zindana de... Piştî weke tişta tu ye ku hê ji hez jiyanê dikî. Ew mirove ku, salen wî di nav neheqî û zilme de çu yî tu yî. Ji ber vê yekê nivîskar navê pirtûkê kiriye "Tu"
Bi her alîya wê, rastiyê jiyanê tenê gotin. Ji ber vê yekê ez dixwazim ye ku hê ev pirtûk ne xwandî bila bixwinê. Jê poşman nabin. Hûn vê kenc zanibin.
Bi xatirê we tev de.
215 syf.
·3 günde·10/10
Mehmed Uzun'unun dilinden kendi isminin hikayesi:

"İsimlere ilişkin yasalara göre hem biro 'türk örf ve adetlerine' uygun değil hem de direj kürtçe olduğu için yasak. bu nedenle resmi kurumlar tarafından biro tamamıyla atılıyor, direj de türkçesiyle "uzun" haline getiriliyor. bir hafızanın yok oluşu çoğu zaman böylesine dikkat çekmeyen küçük değişikliklerle gerçekleşiyor işte "

Romanın kahramanın adı yok.. önemli de değil..

Diyarbakır cezaevi, işkenceler, dili ve kendi tutsak bir halk..

Ve ömrünü, popüler olmak yerine kendi dilinde eserler yazmaya adamış bir yazar... kendi dilinde yazmayı cezaevinde Ape Musa'dan öğrenmiş.. Zannımca bu ilk romanı biraz da biyografik aslında..

Bir kaç günde , belki de bir kaç saattte okuyacağınız bir yaşam hikayesi.. Gelin görün ki bu hayatı yaşamak zorunda bırakılanlar için o günler, o saatler neydi ? Nasildi? Nasil yasandi? Nasil dayanildi?
215 syf.
·Puan vermedi
Mehmet Uzun' un ilk yazdığı romanıdır.
Kürtçe yazılıp Türkçe'ye çevrilmiş bize ulaşmış.
Konu Diyarbakır Cezaevinde daha doğrusu işkencehanesinde geçer.
Yıl 1984, cunta zamanlarıdir. Ordu yönetime el koymuş bütün memleket buzdolandaymışçasina sessiz soğuk ve yavaştir...
Fakat diyarbakir cezaevinde Kürtçe sıtranlar, ağıtlar, masallar, işkence çığlıkları, cop ve elektrik sesleri birbirine karışır. Öyle bir yer düşününkü köpek Co' nun daha çok saygi gördüğü, burada "Allah" benim diyen bir komutanin hüküm sürdüğü küfürlerin aşağılanmalarin kol gezdiği insanlik onurunun rafa kaldırıldığı bir yerdir.

Kitap hücresinde işkencede bitap düşüp zorlukla nefes alan baş karakterin aniden başında gezmeye başlayan bir böcek ile konuşmasıyla başlayıp diğer taraftan evinde annesinin dizinin dibinde Kurandan ayetler, eskilerden masallar sıtranlar dinlerken nasıl zindana düştüğünün hikayesiyle devam eder. Kitapta ana karakter dışında emektar naçar bir anne, zindanda yaşlı ve yorgun ama dimdik bir amca, kisa boylu sarışın tıknaz bir sosyolog gibi bir kaç karakter bulunur. Bunlardan zindanda amca diye bilinen kişinin Ape Musa, sarışın sosyolog olarak bahsettiği ve Kürt tarihi ve sosyolojisi üzerine araştırma yapan kişinin İsmail Beşikçi olduğuna zerre şüphe yoktur.. bu minvalde ana karakterinde ayni dönemlerde olmasada Diyarbakır zindaninda hapis yatmış Mehmet Uzun olduğuda düşünülebilir. Yani aslinda biraz kurgu biraz otobiyografik bir hava taşır.
Kitapta Kürt sorununun temelleri kisa kisa notlarla ele alınıp, Kürt coğrafyası üzerindeki sömürgeleştirme ve asimilasyon politikalari derinlemesine olmasada edebi bir dille net şekilde ortaya konulmuş. Herkes bilirki Kürt sorunu vardir ve Diyarbakır Zindani bu sorunu ayyuka net sekilde çıkartan en önemli yerlerden biridir. Diyarbakir Zindanini bilmeyen anlamayan, Kürt sorununu, Kürt sorununu anlamayan ise Türkiye sosyolojisini ve tarihini eksik anlar yada anlayamaz...
Bu bakimdan Mehmet Uzun'un bu kitabinin sadece Kürt okucuyucusu tarafından değil herkes tarafından muhakkak okunmasi gerektigi kanaatindeyim.
İyi ki vardin, yaşadın, yazdin Mehmet Uzun.
215 syf.
·Puan vermedi
Okuyan,irdeleyen,sorgulayan bir insan neden bir kitabın yazarına veya şairine sırf kültüründen,ırkından, ideolojisinden ötürü önyargıyla yaklaşsın ki? Eğer bu gibi durumlar içerinde ise bir okur, onun okurluğundan, kitaplardaki hakikati arayışından şüphe edilmez mi? Sadece kendi ırkından birinin yazdığı kitaplarla yetinen ve kendi ülke sınırlarının dışına okumak yoluyla da olsa çıkamayan bir okurun dünya görüşü,ufku,olaylara bakış açısı ne ölçüde geniş ve yerinde olabilir ki?
Evet Mehmed Uzun... Aşkın,sevginin ve sürgün'ün yazarı... Kürt şair,yazar ve düşünür. Eserlerini çoğunlukla kendi dilinde kaleme almıştır. İsteyenler ve merak edenler için hepsinin çevirisi mevcuttur...
Gelgelelim Sen'e,asıl ismiyle "Tu" kitabına;
<Karanlık bir hücrede bir genç adam. Soğuk beton üzerinde işkence edilmiş,hücre hücre kanıyor sonra bir hatun böceği geçiyor gözünün önünden... Başka kimse yok, zaman yok, ışık yok, sadece o böcek var bir de hücre hücre kanayan bedeni.. O böceğe anlattıklarıyla öğreniyorsunuz hikâyesini. Mehmed Uzun'un kalemi,mürekkebi fırat'ın suyuna batırılmış gibi coşkuyla akar. Okurken hissedeceksiniz en kalbi duygularla...>
Doğruyu söylemeyen, sözünü tutmayan ve emanete hıyanet eden kişi, namaz kılsa, zekatını verse, Hac ve Umre vazifelerini yerine getirse dahi münafık olmaktan kurtulamaz.
Mehmed Uzun
Sayfa 25

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sen
Baskı tarihi:
Nisan 2011
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732100
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tu
Çeviri:
Selim Temo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Sen
Tu
İnsanın dünya üzerinde "yalnız" kaldığı anlar vardır. Böylesi anlarda, içini dökebileceği tek varlık bazen sadece yolu oraya düşmüş bir böcektir. Yalnızlığın ve dışlanmışlığın acısı, sıradan bir böcek de olsa bir dinleyici bulduğunda hafifler mi?

"Sen", acılı, trajik bir yaşamdan, Doğu'nun renkleriyle bezenmiş pastoral bir manzara... Aynı insanın dününü ve bugününü iki farklı üslupla anlatan Uzun, bu ilk romanında insanın zor şartlar altında verdiği yaşam mücadelesini, dayanma gücünün sınırlarını ve Doğu insanının hayata bakış açısını bu manzaranın çerçevesi içine yerleştiriyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.592 okur

  • Yunus Matyar
  • Bruskuo
  • Adnan DEMİRDAĞ
  • İmdat yırgan
  • Muhtesim Yiğit
  • Ahmet timur
  • Res
  • Abdulkadir Erörs
  • Viyana Alper
  • Endezerya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%32.6
25-34 Yaş
%41.6
35-44 Yaş
%10.1
45-54 Yaş
%3.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.9
Erkek
%52.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%54.4 (196)
9
%16.7 (60)
8
%11.4 (41)
7
%5 (18)
6
%3.3 (12)
5
%2.2 (8)
4
%0.6 (2)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.8 (3)

Kitabın sıralamaları