Dicle'nin Yakarışı (Dicle'nin Sesi 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
11762
Gösterim
Adı:
Dicle'nin Yakarışı
Alt başlık:
Dicle'nin Sesi 1
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
327
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732285
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Hawara Dîcleyê - İ
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Dicle
Hawara Dîcleyê
Dicle’nin Yakarışı
Uzun, Dicle’yle birlikte eski zamanlara, kuntlaşmış aşkların, barış içinde yaşayan çeşitli dinlerden kavimlerin diyarına götürüyor bizi. Kürtler, Yezidiler, Süryaniler, Araplar, Yahudiler, Ermeniler Türkler... Ester ve Biro’nun kırılmış, çaresiz aşkları.

Mezopotamya’da, Dicle’nin kıyısında yaşayan Mir Bedirhan’ın, 16 yaşında tahta çıkışından, sürgüne gidişine, oradan da ölümüne kadar geçen zamanları sese tutkun, sözü mekan bilmiş Biro’nun kelimeleriyle ve hafızasıyla aktarıyor. Biro kelime avcısıdır. Ders alınsın diye hep anlatır. Dinleyenler de başkalarına anlatsın diye.

"Siz istediniz ben de anlatacağım. Kandili yakın ve unutulmuşların sesine kulak verin."
327 syf.
·Puan vermedi
Bıro 1870 li yıllarda Cizre’de yaşayan Mir bedirhanın 16 yaşındayken tahta çıkış gününe çocuk olarak tanıklık yapmış bilge bir adamdır. Bilgiye aşık, seslere tutkundur ve sesleri ruhunun derinliklerinde hissetmek ister. Gittiği her yerde Yeni şeyler keşfederek duyduğu her sese yeni bir anlam yükleyerek ruhunun derinliklerinde ki zenginliğe kavuşmaya çalışmaktadır. 

Hiç bir ayrım yapmadan tarihin unutulmuş sayfalarında kalan halkların sesine ortaklık edebileceğiniz mükemmel bir mehmed uzun romanı...
327 syf.
``Mehmed Uzun`un romanları günümüzde yazılan en iyi romanlardır. Edebiyata yeni olanaklar getirmiş,birçok ülkede de bu romanlar çok sevilmiştir.``
Yaşar Kemal


Bıro, 16 yaşındaki Kürt Bey i Bedirhan ' ın tahta çıkışına şahit olmuş, her sese, her bilgi kırıntısına meftun Mezopotamya' nın öksüz ve yetim çocuğu... Bu seslere olan tutkusu onu "dengbej" olmaya iter. Bıro ile birlikte ne kadar zengin bir tarihe sahip olduğunuzu anlayacaksınız. Mezopotamya ' da yıllardır süregelen kardeş kavgalarından, savaştan yorulan, hırpalanan halkın sesi, çığlıdır Bıro.


Çok içten yazılmış, önyargısız olarak okumanızı tavsiye ederim. Hiç bir Türk-Kürt ayrımı yapılmadan anlatılmış. Dili biraz ağır ama içerik ve edebi bakımdan zengin bir kitap.
327 syf.
·2 günde
Dicle Türküsünün Sesi

Mezopotamya’yım ben;
Damarlarım su ve nehir,
Hayatım kavga, mevzum kan,
Dilim edebi, sözüm ebedi.
Her zaman bir şairin, bir vakanüvisin sözünden çok
Gılgamış’ın dudaklarında bir zaman, kadim nehrin kenarında
Nemrud’un zihninde,
Yunus’un ruhunda,
Tufan ülkesinde İbrahim’in yüreğinde.
Açın mukaddes kitapların sayfalarını,
Açın yaşayan ruhların kapısını,
Oralardayım ben,
Orada yankılanıyor sesim.
Dinleyin beni,
Güneşten ve felaketlerden kavrulan toprağın sesini dinleyin.
Tohumum, doğumum, açan tomurcuğum, saadetim,
arzuyum, sevdayım, hepsiyim ben.
Ateşim, yangınım, yıkılışım, nefretim, düşmanlığım, hepsiyim ben.
Bütün köklerimde, yanık toprağın bütün derinliklerinde,
Her şey benimle başlar,
benimle söner her şey.

(sf. 216)


İşte Dicle'nin sesi bu, binlerce yıldır süren üstünlük uğraşlarının ayakta kalan tek şahididir o Dicle...

Mezopotamya'da medeniyetin temellerini atan Sami'lere de şahit oldu onları yıkıp hüküm süren Babil, Ninova, Asur gibi kentleri inşa eden Keldaniler zamanına da şahitlik etti Dicle...

Daha sonra kuzeyden gelerek taş üstünde taş bırakmayan, coğrafyayı bir harabeye çeviren Medler ve Perslerin akıttığı kanı taşıyıp uzaklaştıran yine Dicle...

Sonra Sasanileri, Emevileri, Abbasileri.... Sonra yine her yeri talan eden akıttığı kan kadar mürekkebi de akıtan Moğolları, Hülagü ve süvarilerine şahit olan tek kişi Dicle tek ağıt yakan kişi de Dicle..

Sonra Timur - Tatar hakimiyeti, sonrasında Osmanlı en son olarak Türkiye kaç medeniyet kaç devlet yıkılıp inşa edildi ayakta kalan tek bir şey var Doğa ve Dicle...


Dicle Türkiye'de doğup birçok kola sahip olan ve Irak topraklarına geçip orada Fırat'la Şattüparap'ta birleşerek Basra Körfezine dökülen nehirdir Dicle.

Dicle Cizre ilçesinde Suriye ile 40 km bir sınır hattının koludur aynı zamanda.

Dünyada bilinen adı da Tigris'tir..


Giriş şiirimizi daha anlamlı okuyabilmek adına Dicle'nin kim olduğuna bilmemiz lazımdı..

Mehmed Uzun kitaplarının ilkini okuyorum ben ve romanda bahsi geçen coğrafya olan Cizre memleketinden bir arkadaştan ödünç aldığım kitaplarla kalemiyle tanışmak ayrı bir güzel oldu haliyle..


Mehmed Uzun adını sık duyduğum bir yazardı bu kitabını okumaya başlayınca hakkında yazılan biyografik bir yazıdan şunları öğrendim; uzun zaman (30 yıl) Türkiye dışında İsveç'de yaşayan ve edebi üretkenliğini orada oluşturan Modern Kürt Edebiyatının en büyük temsilcisi. Bir yanı Kurmanç bir yanı Zaza kalabalık bir ailede yetişen bve aile büyüklerinin anlattığı sözlü edebiyat ürünleri ile dağarcığını geliştiren bir yazar bu şimdiki eser için önemli çünkü bu eserde baş kahramanımız bir Dengbej (Ozan) dir.
İncelemeye başlamadan önce şunu belirtmek isterim kitap da siyasi olaylar, Kürtler için öz eleştiriler geçmekte lakin çok aşırı milliyetçi bir çizgi kesinlikle yer almıyor edebi olarak epey tat veren bir eser insanların ön yargılarını sadece özgürlük kirabilir biz neyi okuyacsk kadar özgürüz soralım kendimize ben her kesimden yazarı okuyacak ve her kültürü araştıracak kadar özgür biriyim günümüzde ön yargıların kuşatmasından sıyrılabilen insan sayısı o kadar az ki acınacak bir haldeyiz hep kavga ve gürültü hep kin ve nefret birbirimizden hiçbir farkımız olmamasına rağmen ve burada Selçuk Baran'a yer verip kitaba geçmek istiyorum:

"Bize ne öğretmişlerdi ki.. Yığınla aptallık. Öyle ki, onlara başkaldırmakla bile bir yere varamıyordu insan."

(Bir Solgun Adam, Selçuk Baran)

Kitapta zamanlar arası geçiş sık görülüyor anlatıcı Bıro çocukluk günlerini anlatırken şimdiki haline dönüş yapabilir ve ileriye doğru okuyucunun merakını diri tutacak ipuçları ile ya sevdiği kadının sadece adını verip sabırla bekleyiş içine girmenizi ister ya da alt yapıda bahsettiği gerilimin ne zaman doruk noktasına çıkacağı hakkında bilgi vermeden sizi akışın içinde tutar bu konuda çok başarılı buldum bunu belirtmek isterim.


İkinci olarak Cizre ve etrafını ve 19. Yüzyılı anlatır yazar benim tavsiyem coğrafyaya uzak biriyseniz not alın ya da önünüzde internet varsa hemen açın bakın kalabalık sayılacak derecede uzak olabileceğimiz tarihi olaylar, mekanlar ve şahıslar var ama notlar alıp araştırırsanız ilk yüz sayfadan sonrasında sıkıntı çekmeyeceksiniz ki çok akıcı bir kitap, kuşbakışı bir Mezopotamya kültürler arası bir serüven okunması gereken bir kitap...

İki ciltten oluştuğu için bu incelemeyi de bir hazırlık incelemesi olarak baz alabilirsiniz uzun olacaktır ikinci kitaba inceleme yapar mıyım bilmiyorum lakin yazıyorken kısmak istemiyorum, buraya kadarı da size bir fikir verebilir sonrasını daha ayrıntılı bir içerik merakına düşenler okusunlar lütfen...


Dicle'nin Sesi I


"Siz istediniz ben de anlatacağım. Kandili yakın ve unutulmuş karın sesine kulak verin" Dengbej Biro böyle başlayacak kitaba hikâyeyi kime anlattığını bu ciltte bilemiyoruz ikinci ciltte cevabı gelebilir belki de...

Dengbej Bıro eski zaman insanıdır, işi gücü seslerdir. Bize Mezopotamya coğrafyasının kaderinin yarattığı yankılı sesleri aktaracak..

Kendisi kılıç darbesiyle yüzü yarılan, bir gözü kör, yüreği kırık ve ailesinin tamamını kaybetmiş bir Yezididir...

Unutulmuşların anlatısıdır bize sunacağı kim bu unutulanlar peki?

Biro'ya göre onlar; Yezidiler, Süryaniler, Ermeniler, Nasturiler, Keldaniler ve bunların yanında Cizira Botan, Hakkari, Van, Serhat ülkelerinin ahalisidir..

Bir çoban olan Ape Xelef'in ve yaşıtları olan çocukları Heme, Gulizer'in yanında büyür Bıro..

Kitap da bir önemli kişi daha var o da Mam Sefo'dur asıl adı Stefan Monalgiyon Ermeni asıllı ve Mir'in başdanışmanı seçkin bir kütüphanesi olan yedi sekiz dil bilen alım bir insandır.

Olaylar 1817 yılında bir Newroz gününde başlar o gün Mir Bedirhan abisi Mir Salih'ten tahtı devralacak ve o günün sabahı Mam Sefo Ape Xelef ve çocuklarını kahvaltıya davet eder Bıro da eşlik eder çocuklar yıkatılır onlara temiz elbiseler giydirilir çünkü o gün çok önemli bir bayram günüdür ve herkes en güzel hali ile Mir'in kasrına doğru hareket eder.

Ape Xelef Cizre coğrafyasında ünlü bir çobandır çünkü aynı zamanda Ozan ve doğaçlama Türkü yakma konusunda ustadır da ondan bu meziyetleri kapan Bıro Mir'in geçişi sırasında ve herkesin konuşmayı bıraktığı esnada Dicle üzerine bir dörtlük okumaktadır Mir Bedirhan sesini beğenir ve terbiye edilmesi için onun Medresa Sor'a gönderilmesini emreder..


"Medresa Sor"

Mir'in ataları tarafından 1500'lü yılların başında kurulan Cizre coğrafyasının en büyük medresesidir.
Arap dili, İslam felsefesi, Coğrafya, Astroloji, Edebiyat, Ermenice, Latince, Kürtçe... Öğretimi olmak üzere çok çeşitli bir eğitim ile donanımlı öğrenciler yetiştiren bir medrese Bıro yine sözlü edebiyatın temsilcisi olmak da ısrarcı o yüzden kitapların sesini öğrenmek için bir araç olarak kullanır medreseyi ve oradan mezun olduğu zaman içinde bir boşluk hisseder yeni keşifler yeni sesler duymak yeni medeniyetler tanımak istediğini yakın çevresine açar ve şöyle dillendirir bu isteğini:

"Dicle'nin ardına düşelim ve denize ulaştığı yere kadar onunla birlikte her yeri gezelim. O ülkeleri, oraların dağlarını, insanlarını, hayvanlarını tanıyalım, duymadığımız seslerini duyalım, sularından içelim, yemediğimiz ekmeklerinden yiyelim."

Bu yolculuğun başlaması için en büyük desteği Mam Sefo verecek maddi imkanları ve yanlarına rehberi de kendi bulacaktır. Bu yolculuğa en yakın arkadaşı ve sonuna kadar yanında olacak olan Mam Sefo'nun oğlu Mıgo bir diğer yakın arkadaşı Heme rehber Ape Yakup başta olmak üzere yedi kişi ve rehberin köpeği Gurzo ile ekip sala atlayıp Dicle üzerinde yolculuğa başlar...


Yolculuğun ikinci günü bazı aksilikler anlaşmazlıklar olur ekibin yarısı geri döner rehber onun oğlu ve iki yakın arkadaş olan Bıro ve mıgo yola devam eder...

İlk olarak rehber Ape Yakup'un bildiği bir köyde kavurucu yaz geçene kadar üç dört ay kalırlar bu köyden sonra Van'dan Bağdat'a gitmekte olan bir Ermeni Kervanına katıldılar. Musul ikinci durak yeri, arada Dicle akıyor karşıda Ninova Kenti. . Keldani Kilisesine misafir olur Tanrı misafiri her yerde Tanrı misafiridir din, dil, ırk farkı da olsa...

Musul sokaklarında gezerek tarihi yerlerin seslerini iştirek geçer günleri ve bazı akşamüstleri Arapça, Türkmence,İbranice ve Kürtçe seslerin iç içe yankılandığı mekanlarda nargile dumanlarını havaya savururlardı. Birgün elindeki incirleri satmak için yola koyulan Yezidi bir satıcıyı görürler ve etrafında en az on tane çocuk onu rahatsız ediyordur çünkü Yezidiler şeytanın çocukları olarak adlandırılıyor ve sevilmiyorlardı...

Bıro ve arkadaşı Mıgo bir koşu çocukları uzaklaştırır satıcıya çay içirmek için bir yere otururlar asıl keşif şimdi başlayacaktır çünkü başta söylediğim gibi Bıro bir Yezidi ve bu satıcı onun kanından hakkında hiçbir şey bilmediği atalarından bir parçadır ona sürekli sorular sorar anavatanının olduğu Laleş'i Şengal dağlarını yaklaşmakta olan kutsal Şesıms Bayramını sorar fakat adam var olan baskı ve zulümlerin doğal bir sonucu olarak kaçamak ya da yarım cevaplar verir Bıro'nun hedefi de artık bellidir kutsal bayram gününde atalarının toplanma alanı ve hac yeri olan topraklara gitmektir şimdi yüzyılların sürgünleri Yezidilere de göz atalım...

Yezidiler...

"Yezidilerin hayatları ve tarihleri, her zaman kan, acı, hüzün, korku ve çaresizlikle doluydu. Her zaman yurtlarından, köylerinden kaçmışlardı, her zaman kılıçların gazabından korunmak için dağların yükseltilerine sığınmışlardı." Sf 185

Onlar ibadet şekilleri nedeniyle güneşin, yazılı gelenekleri az olduğu için de sözün çocukları diye anılır. Henüz Türkiye, Irak, Suriye sınırlarının çizilmediği tarihlerden beri bu coğrafyanın yaşayan insanlarıdır...

Her devlet onlara zulüm gösterdi herkes onları inançları yüzünden sürdü yarı göçebe bir hayat ile daima yollarda oldular daima kaçtılar en son 2014 IŞİD sürgününde olduğu gibi sozde İslami savunup sözde Hristiyanlığı savunup sürdüler Yezidileri halbuki onlar kimsenin inancına müdahil olmadı kimseye savaş açmadı onlar hep ata mirası geleneklerine sahip çıkmak istedi asimile olmamak için direndi inancını ve sözlü edebiyatının mirasçısı oldu...

Geleneksel hac yerleri olan Laleş artan saldırıların sonucu sığınma alanları olmuştur bu dünyada bir topluluğun sığınacak tek yeri kutsal ibadet yerleri olsun Şengal dağının 300 km kuzeydoğusunda yer alan Laleş Tapınağı Ezidilerin sığınmak için dünyadaki tek yerleri oldu çünkü insanoğlunun kustuğu kin ve nefret hiçbir coğrafyada sona ermiyor Mehmed Uzun kitabının bir bölümünü Ezidi halkına ayırdı unutulanların sesini duyacaksınız derken en çarpıcı kısım bu oldu benim açımdan..

Bıro kendi topraklarına geldi Şeyh Adi'nin türbesinde kendi halkını gözlemliyor Dengbejlerin yaktıkları türküleri, ağıtları dinliyordu, geleneksel danslarını ve her şeyin merkezine güneşin nasıl alındığını izliyordu, hem güneşin doğuşunda hem batısında Ezidiler yüzleri güneşe dönük şekilde kaviller okuyor sayıları binleri bulan o biçare ve ezik insanlar elleri semaya doğru açık, hep birlikte öyle bir manzara oluşturuyor ki yeryüzünde hiç kimse bu manzara ile karşılaşmazdı Bıro'ya göre...

Bu ziyareti sırasında ona arkadaşlık eden ve ömür boyu kardeş olacakları vaadini birbirlerine verdikleri Keke Zerdeşt ona bir hediye vermiştir Ezidilerin kutsal sembolü Meleke Tawus'un kolyesi...

Yolculuğun bir sonraki durağı Bağdat olacaktur Bıro şöyle diyecek Bağdat için:
"Avrupa'nın bütün yolları Roma'ya çıkar, Doğu'nun bütün yolları da Bağdat'a.."
Şehrazat'ın sesini duyma vakti, Hanefi, Şafii, Şii camilerinin olduğu kent Bağdat Ortodoks ve Katolik kiliselerinin olduğu kent Bağdat, Aşağı Mezopotamya ve bütün yöre Musevilerinin havralarının olduğu kent Bağdat... Fars, Arap, Kürt, Çerkez, Moğol ve Afganlardan oluşan müslüman mahallelerinin olduğu kent Bağdat'ın hoşgörü ve medeniyet seslerini duyduktan sonra geri dönüş zamanı gelmiştirduymak istediği kadar sesi de duydu Cizre'ye doğru yola koyulma zamanı Bıro için....

Döndüğü vakit bıraktığı huzurlu coğrafya yok olmuştur Osmanlı seferleri artmış Mir Bedirhan'dan başka güçlü bir Kürt aşireti olan Sait Bey aşiretini ortadan kaldırmak için süregelen seferlere Osmanlı'nın yanında saf alan Mir'in katılımı ile Sait toprakları işgal edilecek barış coğrafyası yerini kargaşa savaşa bırakmıştır burada Mehmed Uzun Kürt aşiretlerine sert bir eleştiri getirmiştir; kitapta şu cümle öne çıkmaktadır: "Düşmanlık Kürtleri öldürmüş, kıskançlık dağıtmış, dağınıklık canlarını almış."
Yedi sekiz kola ayrılan ve vergi karşılığı özerk yonetim kuran bu aşiretlerin bazılarının Mir Bedirhan gibi Osmanlı safını tutmaları ve birbirlerine saldırmaları eleştirinin odak noktasıdır.

Kitabın başından sevdiği kızdan söz edip bizi meraklandır demiştim ya henüz kızdan bahsetmedik farkındaysanız çünkü sadece adını biliyor Bıro o yüzden henüz ona gelmedik..

Sait aşiretinden sonra şimdi de Hakkari de hem mire hem Osmanlıya vergi verme karşılığında Özerk olan Keldaniler'e gelmişti sıra hatta aralarında Bıro'nun arkadaşı Heme'nin de olduğu radikal bir örgüt yapılanması Keldaniler'e tehditleri savuruyor son zamanlarda aksayan vergi ödemeleri onları hedef tahtasına oturtuyor ve Keldaniler'e doğru da bir işgal hareketi başlıyor bu sıralarda Bıro Cizre'de onunla yolculuğa çıkan Ape Yakup Musul'da alım ve en büyük destekcisi Mem Sefo ondan Hakkari'de işgalin ortasında kalan Ape Yakup'un eşi ve kızlarını kurtarmasını ister hazırlık yapar ve gider yetiştiği zaman savaş meydanını en ince ayrıntılarına kadar anlatacak ve burada karşılaşacak onunla Ester'le...
327 syf.
·Beğendi·10/10
Binbir çiçekli bahçenin kapısını açmıştım...
Kadim topraklarda kadim zamanlar yaşamıştım...
Selam olsun şimdi o bahçede yatan sevgili Mehmet Uzun'a . Mehmed Uzun
327 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Çok içten yazılmış, önyargısız olarak okumanızı tavsiye ederim. Hiç bir Türk-Kürt ayrımı yapılmadan anlatılmış. Dili biraz ağır ama içerik ve edebi bakımdan zengin bir kitap..
Uzun, Dicle'yle birlikte eski zamanlara, kuntlaşmış aşkların, barış içinde yaşayan çeşitli dinlerden kavimlerin diyarına götürüyor bizi. Kürtler, Yezidiler, Süryaniler, Araplar, Yahudiler, Ermeniler Türkler...
Ester ve Biro'nun kırılmış, çaresiz aşkları. Mezopotamya'da, Dicle'nin kıyısında yaşayan Mir Bedirhan'ın, 16 yaşında tahta çıkışından, sürgüne gidişine, oradan da ölümüne kadar geçen zamanları sese tutkun, sözü mekan bilmiş Biro'nun kelimeleriyle ve hafızasıyla aktarıyor. Biro kelime avcısıdır. Ders alınsın diye hep anlatır. Dinleyenler de başkalarına anlatsın diye.
327 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Sessizliğin de bir sesi vardır.... Seslerle hep samimiyizdir. Türküler söyleriz, ağlarız, aşık oluruz seslerle. Ama sessizliğin sesini dinleyen az insan vardır âlemde.
327 syf.
·Beğendi·8/10
bu kitapta geçmişimden bir şeyler öğrenebildiğim için çok memnun kaldım..başta biraz karmaşık geliyor ama sonradan alışıyorsun ..hatta kitabın bittiğini gördüğün anda devamının gelmesini istiyorsun ...eskiden insanların ne zorluklar yaşadıklarını okudukça bugününe şükr ediyorsun eskiden insanların her şeye rağmen mutlu olabildiklerini okudukça da kendine kızıyorsun..okumanızı tavsiye ederim..
327 syf.
·32 günde
Mehmed Uzun'la Nar Çiçekleri isimli bir zamanlar yasaklı denemesiyle tanıştım. Deneme olmasına rağmen kitap bende bir öykü, bir roman okuyormuşçasına oldukça yoğun duygular oluşturdu.

O zaman dedim ki ben bu sürgün, bağrı yanık adamın bütün kitaplarını okumalıyım.

Diclenin Yakarışı ise unutamayacağım kitaplar arasına girdi çoktandır. Dengbej Bıro'yu kim unutabilir bu kitabı okuduktan sonra. Sessizlerin sesi olmak anlattıkça anlatan Dengbej Bıro'yu. Çevresindeki insanları.

Diclenin Yakarışı bir coğrafyanın, kadim bir coğrafyanın dile gelişi. Tarihin bilinçdışına atılmış olayları, kişileri, halkları, isyanları var bu yakarışta. Bir zamanların her türlü milletten, her türlü dilden insanların birbirleriyle iyi bir şekilde geçindiği Cizre'si var bu yakarışta. Bu yakarışın içinde unutulanların sesi var. Mezopotamyanın kanla, savaşla, isyanlarla yazılı bir tarihi var.

Dengbej Bıro karakter olarak özenle seçilmiş. Mezopotamya'nın en talihsiz halklarından olan Ezidi'lerden. Bir katliamdan sağ kurtulduktan sonra Cizre'de bir aile bakıyor, büyütüyor. Çocukluğu Cizira Botan topraklarında şekilleniyor. Sonraları dengbejliğe merak salıyor Bıro. Mir Bedirhan'ın tahta çıktığı zamanları görüyor. Nasturi katliamına tanık oluyor.

Kısacası Mehmed Uzun sizi tarihte hüzünlü bir yolculuğa çıkarıyor.

Ben Mehmed Uzun'u keyf almak için okuyanlardan değilim. Onu yasaklı bir dilin emektar bir yazarı olmasından ötürü okudum, sevdim. Bütün sözcüklerinde hissettim o barıştan, sevgiden, halkların kardeşliğinden, özgürce yaşamaktan yana olan tavrını. Mehmed Uzun okurken sözcükler sadece metinde kalmıyor yüreğinizin bir köşesinden gelip tutuyor sizi, bırakmıyor. Keşke Kürtçe bilsem ve orjinal dilinden okuyabilseydim Uzun'u.
327 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Tarihin unutulmuşları olan Yezidiler, Keldaniler, Yahudiler, Kürtler i anlamak, dinlemek, duymak ve hissetmek isteyenlerin okumasını tavsiye ederim

Din savaşlarını, etnik çatışmaları, başkaldırıları ....

Dicle çoğu zaman kanın, ölümün, acının sesi olacak. Dicle tanık olacak ve bize bir dengbej in diliyle ulaşacak. Unutulmasın diye ötekilerin sesi, derdi, kederi... kendisi olacak.
327 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
**Mehmed Uzun'un iki seri halinde olan bu eseri coğrafya kaderdir sözünü izah eder mahiyette ve aynı zamanda içinde Mezopotamyanın kültürünü coğrafyasını betimlediğini bir tarihi eserdir.


**Diclenin ve Fıratın hikayesini, Mezopotamyanın savaşlara, zülm ve eziyetlere, ölümlere gebe kaderini, unutulmuşların sesini ve türküsünü, dengbêjlerin tarihi ve çoğrafya kokan seslerini, kimsesizlerin, mazlumların ve mazlumlara zülmü reva gören zalimlerin hikayesini öyle bir dile getirmiş ki bu coğrafyayada yaşayıp bunu okuduktan sonra kederlenmemek mümkün değil. Mir Bedirxan'a, Ehmedê Xanî'ye Melayê Cizîrî'ye selam olsun!!



**İYİ OKUMALAR **
Kuşkusuz biliyorum, baskı altındaki çaresiz insan, yanan ağaç kütüğüne benzer, zararı önce kendine verir.
Mehmed Uzun
Sayfa 17 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016
... insan sesleri hissetmeli yüreğini seslere açmalı, düşüncelerini seslerle süslemeli ve sesten yeni sesler üretmeyi bilmeli ki unutulmuşların, duyulmamışların sesi olabilsin.
Mehmed Uzun
Sayfa 31 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016
Ve unutmayın, kılıçların ve tüfeklerin sesi, her yerde her zaman merhamet, adalet ve vicdanın sesini öldürür.
Mehmed Uzun
Sayfa 234 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016
Başaramamış insandan ne bir söz kalır geride, ne de bir tarih. Yenilgiyi zaten anlatmaya gerek yok; yok oluştur. Ölülerin sesi duyulmaz, solukları hissedilmez.
Mehmed Uzun
Sayfa 15 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016
Dalkavuk dengbejlerin sesi neresinden bakarsanız bakın, her zaman şen şakraktır. Ne yangınlar tufanlar, ne felaketler yıkımlar, ne dertler kederler, ne de mağlup olmuş insanların çaresizliği umurlarında değil onların.
Mehmed Uzun
Sayfa 266 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dicle'nin Yakarışı
Alt başlık:
Dicle'nin Sesi 1
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
327
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732285
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Hawara Dîcleyê - İ
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Dicle
Hawara Dîcleyê
Dicle’nin Yakarışı
Uzun, Dicle’yle birlikte eski zamanlara, kuntlaşmış aşkların, barış içinde yaşayan çeşitli dinlerden kavimlerin diyarına götürüyor bizi. Kürtler, Yezidiler, Süryaniler, Araplar, Yahudiler, Ermeniler Türkler... Ester ve Biro’nun kırılmış, çaresiz aşkları.

Mezopotamya’da, Dicle’nin kıyısında yaşayan Mir Bedirhan’ın, 16 yaşında tahta çıkışından, sürgüne gidişine, oradan da ölümüne kadar geçen zamanları sese tutkun, sözü mekan bilmiş Biro’nun kelimeleriyle ve hafızasıyla aktarıyor. Biro kelime avcısıdır. Ders alınsın diye hep anlatır. Dinleyenler de başkalarına anlatsın diye.

"Siz istediniz ben de anlatacağım. Kandili yakın ve unutulmuşların sesine kulak verin."

Kitabı okuyanlar 1.261 okur

  • Doğan Enveroğlu
  • Mehmet uzan
  • gezginokur
  • Besna
  • Ernesto
  • Serkan
  • Bekir ÇAVUŞ
  • Mustafa KIRAN
  • Cemo
  • Tarık Demirhan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.2
14-17 Yaş
%2.7
18-24 Yaş
%23.4
25-34 Yaş
%41.4
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%2.7
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.3
Erkek
%60.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.2 (170)
9
%19.8 (61)
8
%11.7 (36)
7
%3.6 (11)
6
%0.6 (2)
5
%1 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1 (3)

Kitabın sıralamaları