Astigmat, miyop, iflah olmaz bir bibliyofil ve öğretmen. İçedönük; yalnızlığı, şiiri, öyküyü, bilimi seviyor. En büyük tutkusu okumak ve yaşamı karalamak.
Sözcükler, yazılar, öyküler, şiirler, romanlar ve duvarlarını kitapların sarmaladığı odalarla kaplı kahve kokulu sinematografik yalnızlıklar vardır bu dünyada. Hiç çalmayan ve artık çalması beklenmeyen telefon. Büyük bir evin çocuksuz, kardeşsiz sessizliğinde kendi kendine konuşmayı huy edinmiş, artık anlaşılmak gibi bir derdi olmayan, sese, ışığa, kalabalıklara duyarlı melankolik, düşsel bir tek çocuk senfonisi. Yalnızlık sözcüklerin dansına dönüştüğünde güzeldir. Yalnızlık naifse güzeldir.
Eski Osmanlı sefahatinin taşkınlıklarını bize hikâye edenler Major Will'in yalısında bir saat geçirmiş olsalardı o ana kadar bütün bildiklerini unuturlardı.
Lakin ne zaman ki, kadın onun bu sıkışlarına gizliden gizliye karşılık vermeye başladı: Necdet’in hiddeti bütün kadınlara yaygın bir tiksinti halini aldı ve onu bir leş gibi silkip attıktan sonra dönülmesi kabil olmayan uzak yerlere kaçmak ihtiyacını duydu. Öyle uzak yerler ki, yalnız kadının değil, insanın ayaklarının izi bile görülmesin. Zira içinde döndüğü bu azgın kasırgayı ona kirli gösteren şey yalnız kadınların kendileri değil, onların erkeklerle temasları sırasındaki tavırları, hareketleri de maymunlukları idi.
27 Mayıs ve 12 Eylül Türkiye'de sınıf mücadelelerinin çok farklı aşamalarına karşılık verir ve çok farklı sorunlara birer cevap olarak ortaya çıkmışlardır. Birincisi, esas olarak, hâkim sınıflar içindeki bir çelişkiyi. çözmeye yöneliktir; ikincisi ise hâkim sınıflarla emekçi sınıflar arasındaki bir çelişkiyi. 1950'li yılların Türkiye'sinde ihmal edilebilir bir siyasal ağırlık taşıyan sermaye/emek çelişkisi, 1970'li yıllara gelindiğinde belirleyici bir rol kazanmıştır,
Emperyalist sermaye karşısındaki konumunun zaafı ve Cumhuriyetin kuruluş döneminde Osmanlı burjuvazisinin öteki etnik öğelerine karşı vermek zorunda kaldığı şiddetli mücadele, bu burjuvaziyi, devletin kadrolarına (bürokrasiye) ölçüsüz biçimde yaslanmak zorunda bırakmıştır. Tâbi sınıflardan duyduğu korku, bir kitlesiz devrimle yetinmesine ve sadece hâkim sınıfların seslerini duyurabilmelerine olanak sağlayan, demokratik olmayan bir devlet biçimini benimsemesine yol açmıştır.